Baştan Çıkarıcının Günlüğü

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.639
Gösterim
Adı:
Baştan Çıkarıcının Günlüğü
Baskı tarihi:
28 Mart 2013
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391441
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Baştan Çıkarıcının Günlüğü
Baştan Çıkarıcının Günlüğü
Kierkegaard, Baştan Çıkarıcının Günlüğü'nde insanlık tarihi kadar eski olan baştan çıkarma "uğraşı"nı yeniden gözden geçirmeye teşvik ediyor bizi. Bununla bağlantılı olarak da öpüşme, genç kızlık, nişanlılık, evlilik vs. gibi "bildik" konulara ironik yorumlar getiriyor. Kierkegaard'a göre hayatın üç aşaması vardır: Estetik, etik ve dinsel aşama. Bunlardan ilki olan estetik aşamada her şey zevkin çevresinde toplanır. Ya/Ya Da'nın bir bölümünü oluşturan ancak bağımsız bir bütünlüğe de sahip olan Baştan Çıkarıcının Günlüğü işte bu estetik aşamaya dair...
Kierkegaard, Regine Olsen adında on yedi yaşında bir kızla nişanlanır, bir sene sonra da kitapta da ipuçlarını bulabileceğiniz sebeplerden nişanı bozar ve Berlin'e kaçıp Ya/Ya Da'yı bitirir. Bazı temel otobiyografik özellikler yüzünden Kierkegaard'ı "baştan çıkarıcı" Johannes'le özdeşleştirenler olsa da günlük, kurmaca ağırlıklıdır. Aslında, kitapta ne sıradan bir baştan çıkarıcı söz konusu ne de alışıldık bir günlük: Johannes, kendini etik, estetik ve erotik içerimleri olan bir aşk bilgeliğiyle donatmış sıra dışı bir baştan çıkarıcı; bir estet, bir "erotist." Ayrıca özgürlük düşkünü biri. Hem kendisinin özgür olması gerekiyor, hem de baştan çıkardıklarının. Günlüğe gelince; her ne kadar bazı tarihler göze çarpıyorsa da okurun en az hissedeceği şey günlük formu olacak; en çok hissedeceği ise ironik gözlemlerle bezenmiş sıkı bir roman tadı.

Özgürlükçü bir erotist estetin baştan çıkarma üzerine klasikleşmiş gözlemleri...
168 syf.
Yazarı, Ya/Ya Da şiiriyle tanıdım. O şiirden sonra bu adamın her kitabını okumalıyım dedim. Soren Kierkegaard, Baştan Çıkarıcının Günlüğü ' nde kendisine özgürlükçü erotist diyen Johannes isimli bir baştan çıkarıcının, hoşlandığı Cordela isimli genç bir kızla yaşadığı ilişkiyi gayet akıcı ve edebi bir dille romanlaştırmış.

Felsefeci, düşünür Soren' in her kitabı gibi bu da her ne kadar genel toplum tarafından marjinalize edilmeye çalışılsa bile aşkın doğasını, gerçekliğini en iyi anlatan eserlerden biri oldu benim için. Çoğu insan için bu kitap kadınlara ağır bir eleştiri ve ironilerden ibaret gelse de tam tersi olduğunu düşünüyorum. Aşkın özgürlük ve estetik olduğunu anlatıyor. Estetiğin özgürlük arayışını, en kadim ve olağanüstü olan hali aşkla kimlikleştiriyor. Aşkın en güzel ve samimi halinin özgürlük olduğunu, etik olan olgularınsa aşkı sığlaştırdığını düşünüyor. Mesela bir kız ve erkek sevgili olarak dışarı çıkınca eleştiren gözlerin, sözlerin hedefi oluyor. Ama nişanlı bir çift olarak çıktıklarında bu gayet etik görünüyor. Etik olanın estetiği, özgürlüğü öldürdüğünü, aşkı basitleştirdiğini anlatıyor. Soren Kierkegaard, tam da beklediğim gibi iyi bir yazar ve düşünür. Farklı bir kitap ve önyargısız okumanızı tavsiye ederim.
168 syf.
·Beğendi·10/10
Yaklaşık 7 yıldır resmini avatar olarak kullandığım Soren, seni saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Kendisinin bir hayranıyım ve bu kitabı son satırına kadar inceleyerek okudum. Nazım Hikmet'in Piraye için yazdığı mektupları kendi açımdan değerlendirmiş ve en iyi mektup örnekleri olarak düşünmüştüm. Bu kitabı okuyunca fikrim değişti. Kıyaslama yapmıyorum ama sevgili Soren hakkını teslim ediyorum.

Sen en iyisisin.

Sevgili arkadaşlar, bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Okuyun ve gerçek aşkı, edebiyatı görün... Daha önce neden okumadığınız için pişman olacağınıza eminim.
168 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
"Ya Werther olmalı ya hiç!"

Albert Camus, "Sisifos Söyleni" kitabında böyle yazıyor. Bu kitabı okuduktan sonra ben -ve muhtemelen birçok kişi- şöyle deriz:

"Ya Johannes olmalı ya hiç!"

Kierkegaard, iki ciltlik 'dünyanın en uzun aşk mektubu' diyebileceğimiz "Ya/Ya da" adlı eserini 1843'te yazıyor. (Regine'den ayrıldıktan iki yıl sonra) "Baştan Çıkarıcının Günlüğü" de "Ya/Ya da"nın ilk bölümü ve daha sonra ayrı olarak basılıyor. Daha ilginç olanı ise "Korku ve Titreme" ve "Tekerrür" isimli eserlerin de yine 1843'te yayımlanmış olması. Özellikle "Tekerrür"e baktığımızda, yazarın daha karanlık, kafası daha karışık olduğunu görüyoruz; o nedenle "Baştan Çıkarıcının Günlüğü"nün daha erken kurgulanmış olduğunu ve hazır hale getirilmiş olmasa bile, özellikle notların önceki yıllarda kayda alındığını söylemek mümkün.

Kitabın içeriğine geçelim... Søren, kitapta Johannes adını kullanıyor ve sevgilisi Regine için de 'Cordelia' ismini seçmiş. Bu eserin, büyük oranda otobiyografik olduğunu söylemek mümkün olsa dahi, ne kadarının gerçekleri ifade ettiğini bilemeyiz. Çok az da olsa Regine adına konuştuğu yerler var ki, kitabın tamamı tek taraflı olduğu için ve Regine'in cevapları da olmadığı için bazen gerçekçi olmaması mümkün. Diğer taraftan, üstadın içeriğe sonradan eklemeler yapmış olması da mümkün.

Kierkegaard'ın sıradan bir 'baştan çıkarma' kurgulaması beklenemezdi. Zaten kitabın tamamında da bu hissediliyor. Şu iki cümleye göz atalım:

"Ama öyle farklı bir yanı vardı ki bu onun genellikle kullanılan anlamda bir baştan çıkarıcı olmasına engeldi: Çok tinseldi. Mesela herhangi bir şeyi şehvetle arzuladı diyelim, bu bir selâm da olabilirdi, hiçbir şekilde karşı taraftan daha fazlasını almak istemezdi, o selâm onun için o kişinin en güzel tarafıydı. Tinsel yanıyla her genç kızı baştan çıkaracağından emindi, ama ona kelimenin tam anlamıyla sahip olmayı istemezdi."

""sözcüğün tam anlamıyla özgürlüğün armağanı olmayan bir şeyi kabul etmek adetim değildir. Bırakalım bu yöntemleri sıradan baştan çıkarıcılar kullansınlar. Ama ne elde edecekler? Bir kızı girmek istemediği şeyleri gözünün önünden silecek kadar kuşatamayan, hatta bir kıza her adımın kendinden geldiğini düşündürecek kadar edebiyat yapmayı bilmeyen kişi, su katılmamış bir acemidir ve daima da bir acemi kalır; onun keyfine hiç gıpta etmem."

Sıradan baştan çıkarıcı olmak konusunda, Kierkegaard'ın çok da sorunlu olmadığını biliyoruz ama bunun kendi kişiliğine uygun olmadığını biliyor. Burada bilinçli olmanın önemini de vurguluyor, onun istediğinin ne olduğunu anlamak için iki cümleyi daha paylaşalım:

"Ona tensel anlamda sahip olmak beni hiç ilgilendirmiyor, ben onun hazzına sanatsal bir biçimde varmanın peşindeyim."

"Sırf sahip olmak küçük bir şey ve böylesi aşıkların kullandıkları vesileler de genellikle kâfi derecede sefil... Fakat içinde kayıtsız şartsız teslimiyete yer olmayan aşk nasıl haz verir ki, yani tek taraflı olarak?"

"Sahip olmak" sıklıkla hazzın esas ölçütü olarak görülüyor ama Søren böyle bir şeye kesinlikle karşı, 'nişanlı olmak' ile ilgili yazdıkları da bunu ortaya döküyor zaten. Søren, bu denli karşı olduğu 'nişanlı olmak' kavramına, sadece "onun hazzına sanatsal bir biçimde varmak" için yanaşıyor.

"kayıtsız şartsız teslim olmak", ona göre özgürlükten vazgeçmek anlamına gelmiyor. Aşkın da, başka herhangi bir hazzın da ancak 'özgürlük' ile var olacağını düşünüyor, bu yüzden genç kızın da 'onun genç kıza sahip olmayı arzuladığı' fikrinden uzaklaşması gerekiyor, işte o zaman genç kız da özgür bir ruh olacak ve Søren de o zaman "hazzı sanatsal bir biçimde yakalamış" olacak.

Søren'in yaşadığı yüzyılda genellikle kadını aşağı gören, özellikle çok sevdiğimiz Alman filozofların kadını hor goren, hatta kadına nefretle yaklaşan düşüncelere sahip olduğunu görüyoruz. Danimarkalı 'estet'imiz ise tam tersine kadını yüceltir, Regine'i ise başının çok üstüne koyar:

"Ne seçtiğimi iyi biliyorum; o kadar büyük ki onu bölüşmeye cennet bile yanaşmaz; bu kız benim olsaydı cennette geriye ne kalırdı?"

Hannay'ın da belirttiği üzere, "Regine'e önce aşık olması, sonra da terk edilmenin acısını yaşaması gerekiyordu." Yukarıda da belirttiğimiz üzere, nişan veya evlilik, bunlar onun düşünce hayatına aykırı kurumlardı. Özellikle, Regine'e karşı öyle yaklaşamazdı -açıkçası öyle davransa, bizi de kendisinden mahrum bırakmış olurdu- Doğasına uygun olarak davrandı ve sonunda da çok yüksek bir noktaya ulaştı:

"Manevî erotizm ve dünyevi erotizm birbirinden farklı şeyler. Ben şimdiye kadar Cordelia'da daha ziyade manevi olanını geliştirmeye çalıştım."

İşte ulaşmaya çabaladığı ve bir şekilde ulaştığı nokta, bu oluyor. İlişkisinin dünyevi olmadığını baştan itibaren biliyordu ve ona uygun davranarak da manevî erotizmi tattı.

Erotizm derken, elbette ki bizim anladığımız anlamda kullanmadığını da not edelim. Bugün kullandığımız anlamda 'arzu' veya 'tutku' bunu karşılamaya daha yakın.

Son olarak da, kitapla ilgili olarak şu bilgiyi not edeyim:

"günlükte kronolojik bir tarih sırası olmadığı gibi, bildiğimiz türden bir hikâye anlatımı da yoktur, dilek kipiyle yazılmıştır, bildirme kipiyle değil."
168 syf.
·5 günde
"Bir kızın ruhuna düş gibi süzülüp girmek bir sanattır, çıkmak ise bir başyapıt."

Estet( güzeli en yüce değer sayan, sanatsal beğenisi çok gelişmiş kimse)Johannes,özgür,hedonist ve toplum kurallarını ince ince eleştiren bir karakter.

Yalnız,hedonistliği bedensel değil tinsel.İroniğe bakın ki, o tam bir entelektüel bir hedonist.

Zıtlıkların vücut bulduğu Johannes karakteriyle Kierkegaard,bazı temel yaşam hikayesini bu eserle farklı bir biçimde okuyucuya sunmuş.

Kierkegaard'a göre hayatın üç aşaması vardır: Estetik, etik ve dinsel aşama.
Bunlardan ilki olan estetik aşamada her şey zevkin çevresinde toplanır. Ya/Ya da adlı eserinin bir bölümünü oluşturan ancak bağımsız bir bütünlüğe de sahip olan "Baştan Çıkarıcının Günlüğü" işte bu estetik aşamaya dair...

Eserde hem günlük tadı; hem de ironik gözlemlerle bezenmiş zorlu bir roman tadı hissediliyor.

Eser de Johannes karakteri gibi zıtlıklardan oluştu benim için.
Hem zor,hem kapılıp merakla okudum.
Hem sevdim,hem sevmedim.
Aşkı, hem hoş duygularla duyumsadım,hem koca bir yalan ve yanılsama olduğunu teyit ettim.
Her şeye rağmen Kiergaard okumanın ayrıcalığını ve keyfini de yaşadım.

Aşkın tamamen estetik, özgür ve tinsel zevki için bir gün mutlaka okuyun.

"Sonlu ve geçici olan her şey unutulur,kalan yalnızca ebedi olandır."
168 syf.
“Her seçim bir kaybediştir”

Johannes'in, bir rastlantı sonucu karşılaştığı ve tanıdığı genç, masum bir kız olan Codelia'yı yavaş yavaş ve ufak, ayrıntılı adımlarla baştan çıkarma çabasını anlatan kurgusal bir günlük.

Kıza gerçekten aşıktır Johannes ama arzuladığı salt Cordelia değil onun uyandırdığı his, aşk, o aşkın erotik gücüdür. Bu amaçla adım adım biçimlendirir Cordelia'yı. Onu olgunlaştırmaya, kadınlığını uyandırmaya çabalar. Gerçekliğe hiç bir ilgi duymaz, sadece hazzın peşinden koşar. O hazzı, kaynağını, tadını en güzel şekilde alabileği olgunluğa ulaştırmak için çabalar. Günler, aylarca, usanmadan..

Ve olgunlaştırır da. İstediği, arzuladığı, o başını döndüren hazzın kaynağı haline getirerek. Ve o tadı ele geçirir, alır. Cordelia'nın her şeyini alır ve onu terk eder.

Düşündüren, zaman zaman hayranlık uyandıran bölümlere sahip bir eser. Aynı zamanda narsist, egoist, tabularla hiçbir bağı olmayan, doyumu uğruna yıkımdan kaçınmayan, rahatsız edici bir karakteri barındıran eser.

'Evet, artık bitti ve onu artık asla görmek istemiyorum. Bir kız her şeyini verdiği anda zayıftır, her şeyini yitirmiştir, çünkü erkekte olumsuz bir unsur olan masumiyet kadının tüm değeridir. Artık direniş tümüyle olanaksızdır ve sevmek ancak bu varken güzeldir; bir kere yok oldu mu, aşk bir zayıflık ve alışkanlıktan öte gidemez. Onunla olan ilişkimin anımsatılmasını istemiyorum; o güzel kokusunu yitirdi ve bir kızın, vefasız sevgilisinin acısıyla günebakana dönüştüğü günler geride kaldı.''
160 syf.
·4 günde·10/10
harika! nasıl bu kadar az okunduğunu anlayamadığım, birçok kitaba bedel bir eser. Döneminin olaylarına göndermeler, Hegel'e karşı çıkışları, berrak, cesurca ve bir felsefeciden beklenmeyecek kadar açık bir anlatım -kesinlikle muğlak değil-. Ertelenmeden okunması gerekli :)
168 syf.
·Beğendi·10/10
Kitapla ilgili araştırmalar yaptığımda yazarın tıpkı anlattığı gibi bir nişanlılik geçirdiği ve nisani bozduğunu dolayısıyla kitabın biraz otobiyografik özellikler taşıdığını gördüm. Aşk,bağlılık,nişan ve evlilik kurumları üzerine yapılan bir deneyin felsefi anlatımı olarak yorumlanabilir.
168 syf.
·24 günde·Beğendi·10/10
Sören KIERKEGAARD – Baştan Çıkarıcının Günlüğü
Şiirsel bir günlük okudum. Derinden ve felsefik şekilde sarstı.
Kierkegaard filozof bir yazardır. Bu nedenle belki de, okuması ve zaman zaman anlaması zor bir eser oldu benim için. Eski zaman düşünürlerine aşinalığınız yoksa eser ciddi ciddi zorluyor. Zaman zaman, ilkçağ düşünürlerini incelemek adına esere zoraki molalar verdim.
Okuduğum bu eser sıradan bir günlük tarzı değil. Estetikle sevginin, nefretle aşkın buluşması gibi bir ruh hali veriyor okuyucuya bence. Heyecan dolu bir ilişki lanse ediliyor okuyucuya. Toplumun tabularına karşı en dik duruşu sergiliyor. Kısaca aykırı bir süreç. Aykırı bir eser ve bana göre muhteşem bir anlatım.
Mutsuzluk ile beslenen bir adamın, aşkı, yakarışı ve toplumsal direnişi bu kitap.
‘’Bir kızın ruhuna düş gibi süzülüp girmek bir sanattır, çıkmak ise bir başyapıt.’’
‘’Baştan Çıkarıcının Günlüğü’’ eseri yeraltı edebiyatının kesinlikle baş tacıdır ve en üst sıralarındadır.
Biraz nefes almak ve nefes vermek adına okunmasını tavsiye ederim.
Benim için günlük demek, yani öyle sarsıcı, vurucu ve derinden, Nazım ile Piraye demektir. Bir de şimdi Johannes ile Cordelia…
Herkese derin bir aşk kokulu okumalar dilerim edebiyat sever güzel insanlar.
160 syf.
boş kitap değildir, ödül almış kitapdır. özellikle kızlar okusun.

''bir kızın ruhuna düş gibi süzülüp girmek bir sanattır, çıkmak ise bir başyapıt.''
168 syf.
·5 günde·4/10
4 puanı kitabın başındaki Cordelia'nın mektuplarındaki hüzün, aşk ve umutsuzluk için veriyorum. Kitaptaki Johannes'in kafasını kırmak geliyor içimden. Egoist, narsisist, bencil, her şeyi bildiğini sanan megalomanyağın teki. Kitap dil olarak sadeydi. Ve filozofun düşüncelerini günlük şeklinde herhangi bir olay örgüsü içinde vermesi de hoşuma gitti fakat kesinlikle -yazar ironi mi yaptı onu da bilmiyorum- benim aşk, sevgi, sadakat hakkındaki bakış açıma uymayan düşünceler söz konusu.
168 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Bir kadının nasıl olması gerektiği üzerindeki tasarıları belki de tartışılır ama mektuplarından , bir kadını nasıl en içten duygularla sevmeyi dille getirdiği muhteşem bir anlatımla biz okurlara sergilemiş adeta. Bazen çok uç noktalarda gezinmesi, bazen de aşkı bu kadar yüceltip yere göğe sığdıramasa da, anlattıklarını en samimi duygularıyla yazdığına şüphe yoktur. Roman kahramanın başından geçen olaylarla onun yaşadığı olaylar aslinda aynıdır. Aralarında bir bağlantı vardır belki de kendi ismini kullanmak istemediği için ondan ayrılan nişanlısına duygularını ku kitap aracılığıyla dile getirmek istemiştir. Rahatlıkla okunabilecek kitaplardan, okumak isteyene...
168 syf.
Ön yargısız okumaniz gereken bir kitap... Ara ara bakarim kitapligimdan cikarip... Sozlerin estetikligi ve düşlerin en kuytu köşesinden bulunmuş gibi gelir kelimeler. Farkli bir okuma ve erkeklerin kadinlar üzerindeki estetik değerini cesurca okumak isteyenler icin bulunmaz bir nimet. Felsefi tadi ise apayri diyebilirim.
Başkaları gündüz erdemli olur, gece ise günah işler; bense gündüzleri riyakâr, geceleri ise saf arzuyumdur. Keşke görseydi beni, keşke ruhumun içine bakabilseydi. Keşke!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Baştan Çıkarıcının Günlüğü
Baskı tarihi:
28 Mart 2013
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391441
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Baştan Çıkarıcının Günlüğü
Baştan Çıkarıcının Günlüğü
Kierkegaard, Baştan Çıkarıcının Günlüğü'nde insanlık tarihi kadar eski olan baştan çıkarma "uğraşı"nı yeniden gözden geçirmeye teşvik ediyor bizi. Bununla bağlantılı olarak da öpüşme, genç kızlık, nişanlılık, evlilik vs. gibi "bildik" konulara ironik yorumlar getiriyor. Kierkegaard'a göre hayatın üç aşaması vardır: Estetik, etik ve dinsel aşama. Bunlardan ilki olan estetik aşamada her şey zevkin çevresinde toplanır. Ya/Ya Da'nın bir bölümünü oluşturan ancak bağımsız bir bütünlüğe de sahip olan Baştan Çıkarıcının Günlüğü işte bu estetik aşamaya dair...
Kierkegaard, Regine Olsen adında on yedi yaşında bir kızla nişanlanır, bir sene sonra da kitapta da ipuçlarını bulabileceğiniz sebeplerden nişanı bozar ve Berlin'e kaçıp Ya/Ya Da'yı bitirir. Bazı temel otobiyografik özellikler yüzünden Kierkegaard'ı "baştan çıkarıcı" Johannes'le özdeşleştirenler olsa da günlük, kurmaca ağırlıklıdır. Aslında, kitapta ne sıradan bir baştan çıkarıcı söz konusu ne de alışıldık bir günlük: Johannes, kendini etik, estetik ve erotik içerimleri olan bir aşk bilgeliğiyle donatmış sıra dışı bir baştan çıkarıcı; bir estet, bir "erotist." Ayrıca özgürlük düşkünü biri. Hem kendisinin özgür olması gerekiyor, hem de baştan çıkardıklarının. Günlüğe gelince; her ne kadar bazı tarihler göze çarpıyorsa da okurun en az hissedeceği şey günlük formu olacak; en çok hissedeceği ise ironik gözlemlerle bezenmiş sıkı bir roman tadı.

Özgürlükçü bir erotist estetin baştan çıkarma üzerine klasikleşmiş gözlemleri...

Kitabı okuyanlar 211 okur

  • Şerife Karakaya
  • güngör tokgöz
  • Münzevi
  • Şeyma
  • Melis Söylemez
  • Altay
  • Nausicaä
  • Haticezz
  • Ersin Esen
  • Semper Fi

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%4.6 (4)
7
%6.9 (6)
6
%0
5
%1.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0