Baştan Çıkarıcının Günlüğü

·
Okunma
·
Beğeni
·
14,7bin
Gösterim
Adı:
Baştan Çıkarıcının Günlüğü
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053608899
Orijinal adı:
Forforerens Dagbog
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kierkegaard, Baştan Çıkarıcının Günlüğü'nde insanlık tarihi kadar eski olan baştan çıkarma "uğraşı"nı yeniden gözden geçirmeye teşvik ediyor bizi. Bununla bağlantılı olarak da öpüşme, genç kızlık, nişanlılık, evlilik vs. gibi "bildik" konulara ironik yorumlar getiriyor. Kierkegaard'a göre hayatın üç aşaması vardır: Estetik, etik ve dinsel aşama. Bunlardan ilki olan estetik aşamada her şey zevkin çevresinde toplanır. Ya/Ya Da'nın bir bölümünü oluşturan ancak bağımsız bir bütünlüğe de sahip olan Baştan Çıkarıcının Günlüğü işte bu estetik aşamaya dair...

Kierkegaard, Regine Olsen adında on yedi yaşında bir kızla nişanlanır, bir sene sonra da kitapta da ipuçlarını bulabileceğiniz sebeplerden nişanı bozar ve Berlin'e kaçıp Ya/Ya Da'yı bitirir. Bazı temel otobiyografik özellikler yüzünden Kierkegaard'ı "baştan çıkarıcı" Johannes'le özdeşleştirenler olsa da günlük, kurmaca ağırlıklıdır. Aslında, kitapta ne sıradan bir baştan çıkarıcı söz konusu ne de alışıldık bir günlük: Johannes, kendini etik, estetik ve erotik içerimleri olan bir aşk bilgeliğiyle donatmış sıra dışı bir baştan çıkarıcı; bir estet, bir "erotist." Ayrıca özgürlük düşkünü biri. Hem kendisinin özgür olması gerekiyor, hem de baştan çıkardıklarının. Günlüğe gelince; her ne kadar bazı tarihler göze çarpıyorsa da okurun en az hissedeceği şey günlük formu olacak; en çok hissedeceği ise ironik gözlemlerle bezenmiş sıkı bir roman tadı.
168 syf.
·26 günde·Beğendi·10/10 puan
Yaklaşık 7 yıldır resmini avatar olarak kullandığım Soren, seni saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Kendisinin bir hayranıyım ve bu kitabı son satırına kadar inceleyerek okudum. Nazım Hikmet'in Piraye için yazdığı mektupları kendi açımdan değerlendirmiş ve en iyi mektup örnekleri olarak düşünmüştüm. Bu kitabı okuyunca fikrim değişti. Kıyaslama yapmıyorum ama sevgili Soren hakkını teslim ediyorum.

Sen en iyisisin.

Sevgili arkadaşlar, bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Okuyun ve gerçek aşkı, edebiyatı görün... Daha önce neden okumadığınız için pişman olacağınıza eminim.
168 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
"Ya Werther olmalı ya hiç!"

Albert Camus, "Sisifos Söyleni" kitabında böyle yazıyor. Bu kitabı okuduktan sonra ben -ve muhtemelen birçok kişi- şöyle deriz:

"Ya Johannes olmalı ya hiç!"

Kierkegaard, iki ciltlik 'dünyanın en uzun aşk mektubu' diyebileceğimiz "Ya/Ya da" adlı eserini 1843'te yazıyor. (Regine'den ayrıldıktan iki yıl sonra) "Baştan Çıkarıcının Günlüğü" de "Ya/Ya da"nın ilk bölümü ve daha sonra ayrı olarak basılıyor. Daha ilginç olanı ise "Korku ve Titreme" ve "Tekerrür" isimli eserlerin de yine 1843'te yayımlanmış olması. Özellikle "Tekerrür"e baktığımızda, yazarın daha karanlık, kafası daha karışık olduğunu görüyoruz; o nedenle "Baştan Çıkarıcının Günlüğü"nün daha erken kurgulanmış olduğunu ve hazır hale getirilmiş olmasa bile, özellikle notların önceki yıllarda kayda alındığını söylemek mümkün.

Kitabın içeriğine geçelim... Søren, kitapta Johannes adını kullanıyor ve sevgilisi Regine için de 'Cordelia' ismini seçmiş. Bu eserin, büyük oranda otobiyografik olduğunu söylemek mümkün olsa dahi, ne kadarının gerçekleri ifade ettiğini bilemeyiz. Çok az da olsa Regine adına konuştuğu yerler var ki, kitabın tamamı tek taraflı olduğu için ve Regine'in cevapları da olmadığı için bazen gerçekçi olmaması mümkün. Diğer taraftan, üstadın içeriğe sonradan eklemeler yapmış olması da mümkün.

Kierkegaard'ın sıradan bir 'baştan çıkarma' kurgulaması beklenemezdi. Zaten kitabın tamamında da bu hissediliyor. Şu iki cümleye göz atalım:

"Ama öyle farklı bir yanı vardı ki bu onun genellikle kullanılan anlamda bir baştan çıkarıcı olmasına engeldi: Çok tinseldi. Mesela herhangi bir şeyi şehvetle arzuladı diyelim, bu bir selâm da olabilirdi, hiçbir şekilde karşı taraftan daha fazlasını almak istemezdi, o selâm onun için o kişinin en güzel tarafıydı. Tinsel yanıyla her genç kızı baştan çıkaracağından emindi, ama ona kelimenin tam anlamıyla sahip olmayı istemezdi."

""sözcüğün tam anlamıyla özgürlüğün armağanı olmayan bir şeyi kabul etmek adetim değildir. Bırakalım bu yöntemleri sıradan baştan çıkarıcılar kullansınlar. Ama ne elde edecekler? Bir kızı girmek istemediği şeyleri gözünün önünden silecek kadar kuşatamayan, hatta bir kıza her adımın kendinden geldiğini düşündürecek kadar edebiyat yapmayı bilmeyen kişi, su katılmamış bir acemidir ve daima da bir acemi kalır; onun keyfine hiç gıpta etmem."

Sıradan baştan çıkarıcı olmak konusunda, Kierkegaard'ın çok da sorunlu olmadığını biliyoruz ama bunun kendi kişiliğine uygun olmadığını biliyor. Burada bilinçli olmanın önemini de vurguluyor, onun istediğinin ne olduğunu anlamak için iki cümleyi daha paylaşalım:

"Ona tensel anlamda sahip olmak beni hiç ilgilendirmiyor, ben onun hazzına sanatsal bir biçimde varmanın peşindeyim."

"Sırf sahip olmak küçük bir şey ve böylesi aşıkların kullandıkları vesileler de genellikle kâfi derecede sefil... Fakat içinde kayıtsız şartsız teslimiyete yer olmayan aşk nasıl haz verir ki, yani tek taraflı olarak?"

"Sahip olmak" sıklıkla hazzın esas ölçütü olarak görülüyor ama Søren böyle bir şeye kesinlikle karşı, 'nişanlı olmak' ile ilgili yazdıkları da bunu ortaya döküyor zaten. Søren, bu denli karşı olduğu 'nişanlı olmak' kavramına, sadece "onun hazzına sanatsal bir biçimde varmak" için yanaşıyor.

"kayıtsız şartsız teslim olmak", ona göre özgürlükten vazgeçmek anlamına gelmiyor. Aşkın da, başka herhangi bir hazzın da ancak 'özgürlük' ile var olacağını düşünüyor, bu yüzden genç kızın da 'onun genç kıza sahip olmayı arzuladığı' fikrinden uzaklaşması gerekiyor, işte o zaman genç kız da özgür bir ruh olacak ve Søren de o zaman "hazzı sanatsal bir biçimde yakalamış" olacak.

Søren'in yaşadığı yüzyılda genellikle kadını aşağı gören, özellikle çok sevdiğimiz Alman filozofların kadını hor goren, hatta kadına nefretle yaklaşan düşüncelere sahip olduğunu görüyoruz. Danimarkalı 'estet'imiz ise tam tersine kadını yüceltir, Regine'i ise başının çok üstüne koyar:

"Ne seçtiğimi iyi biliyorum; o kadar büyük ki onu bölüşmeye cennet bile yanaşmaz; bu kız benim olsaydı cennette geriye ne kalırdı?"

Hannay'ın da belirttiği üzere, "Regine'e önce aşık olması, sonra da terk edilmenin acısını yaşaması gerekiyordu." Yukarıda da belirttiğimiz üzere, nişan veya evlilik, bunlar onun düşünce hayatına aykırı kurumlardı. Özellikle, Regine'e karşı öyle yaklaşamazdı -açıkçası öyle davransa, bizi de kendisinden mahrum bırakmış olurdu- Doğasına uygun olarak davrandı ve sonunda da çok yüksek bir noktaya ulaştı:

"Manevî erotizm ve dünyevi erotizm birbirinden farklı şeyler. Ben şimdiye kadar Cordelia'da daha ziyade manevi olanını geliştirmeye çalıştım."

İşte ulaşmaya çabaladığı ve bir şekilde ulaştığı nokta, bu oluyor. İlişkisinin dünyevi olmadığını baştan itibaren biliyordu ve ona uygun davranarak da manevî erotizmi tattı.

Erotizm derken, elbette ki bizim anladığımız anlamda kullanmadığını da not edelim. Bugün kullandığımız anlamda 'arzu' veya 'tutku' bunu karşılamaya daha yakın.

Son olarak da, kitapla ilgili olarak şu bilgiyi not edeyim:

"günlükte kronolojik bir tarih sırası olmadığı gibi, bildiğimiz türden bir hikâye anlatımı da yoktur, dilek kipiyle yazılmıştır, bildirme kipiyle değil."
168 syf.
"Bir kızın ruhuna düş gibi süzülüp girmek bir sanattır, çıkmak ise bir başyapıt."

Estet( güzeli en yüce değer sayan, sanatsal beğenisi çok gelişmiş kimse)Johannes,özgür,hedonist ve toplum kurallarını ince ince eleştiren bir karakter.

Yalnız,hedonistliği bedensel değil tinsel.İroniğe bakın ki, o tam bir entelektüel bir hedonist.

Zıtlıkların vücut bulduğu Johannes karakteriyle Kierkegaard,bazı temel yaşam hikayesini bu eserle farklı bir biçimde okuyucuya sunmuş.

Kierkegaard'a göre hayatın üç aşaması vardır: Estetik, etik ve dinsel aşama.
Bunlardan ilki olan estetik aşamada her şey zevkin çevresinde toplanır. Ya/Ya da adlı eserinin bir bölümünü oluşturan ancak bağımsız bir bütünlüğe de sahip olan "Baştan Çıkarıcının Günlüğü" işte bu estetik aşamaya dair...

Eserde hem günlük tadı; hem de ironik gözlemlerle bezenmiş zorlu bir roman tadı hissediliyor.

Eser de Johannes karakteri gibi zıtlıklardan oluştu benim için.
Hem zor,hem kapılıp merakla okudum.
Hem sevdim,hem sevmedim.
Aşkı, hem hoş duygularla duyumsadım,hem koca bir yalan ve yanılsama olduğunu teyit ettim.
Her şeye rağmen Kiergaard okumanın ayrıcalığını ve keyfini de yaşadım.

Aşkın tamamen estetik, özgür ve tinsel zevki için bir gün mutlaka okuyun.

"Sonlu ve geçici olan her şey unutulur,kalan yalnızca ebedi olandır."
177 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Bu kitabın üstüne bir kaç kitap daha okudum ve inceleme yapma cesaretini ancak kendimde buldum.
Adından da anlaşılacağı üzere, genç kızları baştan çıkarma ustası olan bir delikanlının günlüğü bu kitap.
Hikaye çok iyi, anlatım çok iyi, yazma tekniği zaten tartışılamaz. Narsistik bir sosyopatın duygularını, dürtülerini, amaçlarını, hareketleri altındaki gizli niyetlerini o kadar açık seçik anlatmış ki Kierkegaard, bazen "acaba bunu öğrenmesem daha mı iyiydi?" dedirtti bana.
Aslında böyle insanları tanırız, görürüz, biliriz ama bu kadar sadistçe bir kötülüğün iç yüzünü görmek, beni bir miktar tiksindirdi.
Johannes (baştan çıkarıcı), Cordelia adlı genç kızımıza aşık olduğunu iddia ediyor. Onu baştan çıkarıp kendine aşık edene kadar, kendi sapkın tarzında çeşit çeşit senaryolarla kızı manipüle ediyor. Sonra yine aynı tarz senaryolarla kızın ondan ayrılmasını sağlıyor. Neyse daha fazla anlatmayayım. Şöyle söyleyeyim; Johannes'in sadistçe bir zevk alarak oynadığı oyun, bir örümceğin sabırla ördüğü mükemmel ağına benzetilebilir. Zira Johannes de avının ağına düşmesini bekleyen bir örümcekten farksız. Halbuki dışardan bakıldığında son derece sevimli ve normal bir erkek portresi çiziyor. Hatta biraz fazla aşık.. Sanırım beni en çok sinirlendiren bu oldu. İnsanoğlu bu kadar iyi rol yapamamalı bence. Bu hiç adil değil. İyi niyetli ve sevgiye inanan insanlara haksızlık bu.
Zevkle okunacak akıcı bir kitap. Beni rahatsız eden tek şey bir sadistin beyninin içinde olmaktı. Zira o derece gerçekçi bir anlatım var.
Genç kızlara tavsiyemdir. Okuyun..
Erkekler okumasın. Kötü örnek, örnek oluyor sonra..
168 syf.
·3 günde·9/10 puan
*16.04.2019
Baharları ilk ve son diye ayırırsak - ki bu ikimizin yaptığı en iyi şeydi – tam tamına yirmi sekiz bahar geçti. Kabaca bir hesap yapıyorum kendimle de ne çok şey kaybetmişim. Öncelikle zamanı, sonra anı ve dahasını… Yalnızım şimdi, aslında yalnızlıkta denmez buna. İnsanın sürekli düşünmesi yalnızlıktan sayılır mı? –Bilmiyorum. Cevap veremeseler de bazen pencereyle, çoğu zaman masa ve sandalyeyle konuşuyorum. Dedim ya yalnızım şimdi, kendimle…

Ad ve soyadını okuyup telaffuz edemediğim, bazen çok güzel sözleriyle karşılaştığım yazarı bu kitabıyla tanıma şansım oldu. Genelde isminin “Koenigsegg” spor arabalarla karıştırdığım bir yazar. Kendisi Danimarkalı ve 18. Yüzyılda yaşamış. Felsefe ve türevlerinde eğitim görmüş, o dallar üzerine kitaplar yazmış. Eserinden anladığım kadarıyla Antik Yunan ve Roma’ya hâkim, mitoloji sever. Hegel etkilendiği kişilerin başında gelir. Bazen alaylı, bazen ise başkaca yazarları öven, alkışlayan bir hali var. Kırk iki yaşında hayata gözlerini yummuştur.

“Başkalarına yollarını şaşırtan eninde sonunda kendi yolunu şaşırır...” (Alıntı #43812936 )

Gelelim Ya/Ya da adlı eserinden bir bölüm olan “Baştan Çıkarıcının Günlüğü ’ne.” Kâh roman, kâh anı ya da günlük diyebileceğimiz aslında değişik yazım tarzı arayan filozofumuz akademik bir kitap yazacağına kurgulu bir felsefi eser ortaya koymuş. Yukarıda “*” ile belirttiğim tarzda bir günlük metni ve bu metni felsefi düşüncelerle, bazı savlara dayandırarak şiirsel bir tınıyla anlatmış. Hatta bu anlatım tarzı benim çok ama çok hoşuma gitti. Herkesin anlayabileceği bir ilerleyiş tarzı olmuş. Birine “empati yap,” diyeceğine “birisi senin annana, bacına aynısını yapsa… Hoşuna gider mi?” tarzında bir sunum yapmış. Aslında iki cümlede aynı, ancak söyleniş ve algılanış tarzları herkese hitap edecek türden değildir. Bu durum benden bir alkış almayı hak etti.

İçerik olarak farklı bir felsefi yaklaşım. Ben ilk defa kadın ve erkeğin arasındaki ilişkiye bu kadar girebilen bir filozof gördüm. Okuduklarım daha soyut, daha uzaktan bir bakış ile kadın ve erkeğin iletişimlerini, ilişkilerini açıklıyordu. Bu eser biraz “kullanma kılavuzu” tanında olmuş desek yanılmış olmayız. Tabi bu kadın erkek iletişimini 21. Yüzyıl insanında denememek gerekiyor. Şimdiki ilişkiler o zamana göre daha bir ucuz, kalitesiz ve emeksiz. Elbet istisnalar vardır ki onlar aile denen toplumun en küçük yapı taşının gözbebekleridir. Hepsini kurumu ayaklar altına bırakmadıkları için tebrik ediyorum. Bunların dışında sevgililik durumu, nişanlılık durumu ve aşk hakkında sayısız felsefi görüş edinmenizi sağlayacak bir kitaptır.

“...o kadar nişanlısı olmayan var ki etrafta, ama bir sevgilileri var ve bir sürü de nişanlı var bir sevgilileri olmayan...” (Alıntı #43815473 )

Kitabım İş Bankası Kültür Yayınlarından, 5. Basım. Önsöz falan hiçbir şey yok, direk konuya dalıyorsunuz. Çevirisi gayet başarılı, ancak basım yılı 2019 olduğundan ve benim gibi kitabı eğip, büküp öyle okuyorsanız “gırç, gırç” denen iç gıdıklayıcı sesi duymanız çok mümkündür. Yaprak kalitesi gerçekten tam bir fiyasko.

“...çünkü kadın erkeğin rüyasıdır.” (Alıntı #43884184 )

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesi. Benim için farklı bir deneyim ve yazım tarzıydı. Oldukça fazla hoşuma gitti. Eğer sizlerde farklı, değişik ve erotizmin tavana vurduğu – şaka libidondunuz yerinden oynamayacak - bir kitap arıyorsanız, bu kitap tam size göre.

Sevgi ile kalın.
168 syf.
Baştan çıkarma; büyülemeye eş değerdir. Soren Kierkegaard'da bu basit eş anlam üzerinden tuttuğu günlüğünden yaratmıştır Johannes'i ve Cordelia'yı.

Kitap, Johannes'in Cordelia'yı özgürleştirme projesidir. Çünkü günlük işin içine giriyorsa tasarlanmış, ölçülüp biçilmiş bir film senaryosu gibi akışı oluşturulmuştur. ve tabii ki böylesine asil bir iyiliği ancak ve ancak Johannes gibi kadının ve aşkın doğasındaki gizli patikaları bilen bir estetik aşığı, özgürlük bağımlısı yapabilirdi.

Okurken Kierkegaard'ın bize her iki karakter üzerinden seslendiğini fark edeceksiniz. Bir yandan Johannes'i tarafsız bir izlenimle aktarırken diğer taraftan duygu, tepki ve hareketleriyle onun aslında biz olduğu algısını oluşturmuş olacak. Ökse otu nasıl ki hedefteki kuşları sarmalaması yüzünden avcılar tarafından kullanılır işte her iki karakterin okuyucu üzerinde uygulandığı yöntem de tam olarak budur. Gerçekten okunabilecek en iyi kitaplardan biri diyebilirim. Duygu sarmalının psikolojik tahlilleri, felsefi uçurumların eşiğinde yürümek ve ironik bir şekilde vicdanın hesabını yaşamak.

Gerçek tutkuya dair muazzam bir eğri çiziyor bize Kierkegaard. Yaşanılanların ruhunuzda bırakacağı etkiler sonrası artık aynı düşüneceğinizi hiç sanmıyorum.
184 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Merhabalar arkadaşlar ;

Baştan çıkarıcının günlüğü kitabına yazarın anılarını not aldığı aşk üzerine felsefi bir eser
de diyebiliriz.

Yazarın kitapta bazı iddialar ortaya sürerek kaleme aldığı eser, felsefe tarzı bir kitaba göre herkesin rahatlıkla anlayabileceği bir dilde yazılmış. Okuyucuyu yoracak dolambaçlı cümleler yerine gayet sade anlaşılır cümleler kullanılmış. Bu da benim çok hoşuma gitti. :))

Kitap içeriğinde ise yazar kendini estedik bir baştan çıkarıcı olarak göstermekte olsada (ne yalan söyleyim ilk okumaya başladığımda çapkın bir zamparanın hovardalıklarını okuyacağımı sanmıştım :-D) okudukça, kadın - erkek ilişkilerinin karmaşık konularını ele aldığını görüyoruz aslında.

Kitap bir aşk hikayesi gibi gözüküyor olsada aslında yazarın kendi iç dünyasında yaşadığı hazları, duyguları ve iddiaları daha çok ön plana çıkaran bir kitap olduğunu düşünüyorum. Okumaya değer bir eser keyifli okumalar. :))
160 syf.
İnsanların çoğu iddiasından vurulur. İmtihan olur. Hayat, biz saf bir şekilde onu kabul etmişken, bizim için tuzaklar kurabilecek kadar acımasızdır.

Bu tuzaklar, kendinizle dalga geçirecek kadar ironiktir bazen.Bazen de bir uçurumun kenarında hissettiren kaygı kavramı kadar korkunç.

Soren'in de bir kaygısı vardır; aşk. Kaygısıyla imtihan olur. Ama Nietzsche'nin dediği gibi, uçuruma aşık olanın kanatları olmalıydı. Ne yazık ki, soren'in kanatları yoktu. Uçurumdan aşağı yuvarlanmaktan başka seçenek bırakmamıştı hayat ona.

Kadını yarı tanrı olarak gören Soren, 17 yaşında Regine Olsen adlı bir kızla tanışır ve ondan çok etkilenir. Fakat geleceğe yönelik kaygıları sebebiyle kıza olan sevgisini gizler. Derken sonra hoşlandığını belirtir ardından kızla nişanlanır.
Evet,Regine’den hoşlanır, ancak hayat dolu bu kızı kendi hüznü ve melankolisine boğmak istemediği için de, 13 aylık nişanlılıktan sonra ondan ayrılır ve Berlin’e gider.

Aşk adamı delirtir.. dert adamı soyletir.. sayende oldum dertli.. Berlin'deyim...
Evet, Søren'e bu şarkı sözleri çok güzel gider, diyor ve devam ediyorum... ((:

Berlin'de yepyeni bir hayat agucunu açmış bekliyordur Søren i. Orada birçok konferansa katılır. Kendisi için dönüm noktası olan bu dönem yazar için çok verimli bir dönem olur. Peş peşe farklı takma adlarla birçok eser yayımlar. 

Aşkın gözü kör olsun.. Teologu Filozof yapiyomus.
Ayrılmış olsa da, nişanlısına derinden bir sevgi besleyen Søren, düşünce dairesinde yeni bir ivme kazanır. Kendini felsefeye verir. Ve felsefeye bir Baba doğar bu dönemde.1843’te bu aşk stresini yenmek için Victor Eremita takma adıyla Ya/Ya Da (Either/Or) adlı kitabını yazar. Belki de kitabın ismi kendisinden daha önemlidir. Zira daha sonra, bu kitabın başlığı Varoluşçuluk’un sloganı olur ve buna uygun bir biçimde de Kierkegaard, Varoluşçuluk’un Babası olarak nitelendirilir. 

“Ya/ya da… Bu kelimeler üzerimde her zaman derin bir etki yapmıştır ve hala da yapmaktalar, özellikle onları mutlak bir şekilde ve herhangi bir belirli nesneye atıfta bulunmaksızın kullandığımda, çünkü onların bu kullanımı en korkunç karşıtlıklardan birini hayata geçirme olanağını verir. Onlar beni sihirli bir büyü gibi etkiler ve ruhum son derece ciddileşir, hatta bazen neredeyse hırpalanır.” 

Kierkegaard'in aşka ve kadına bakış açısı normalin üzerinde absürt görünüm verirken, O nişanlısına yani eski nişanlısı, daimi aşkı olan Regine'a olan duygularını şöyle dile getirir:  “Üzerimdeki etkisini, salt erotik anlamda bir yere tam oturtamıyorum. Doğru, adeta taparcasına bana boyun eğmesi, kendisini sevmem için bana yalvarması beni o kadar etkiledi ki, her şeyi bunun için riske atacaktım, ama onun beni etkilediği kadar benim her zaman kendimden kaçırmak istemem onu ne kadar sevdiğimin kanıtı, gerçi bunun erotizmle gerçekte hiç ilgisi yok.”

Aşkın varoluş sancıları içerisinde dile getirilen bu cümlelerden saf duru bir aşk çıkarımı yapmak şöyle dursun, biz bir de Regine'a bakalım. Yarı yolda bırakılmış Regine'a..

Evet, yarım kalmış aşk hikayesi, Søren'i halk dilinde deli dediğimiz bir Filozof yapmisken, Regine'a yi hasta eder . Maalesef nişanlılığın bitişinden sonra hastalanan Regine, iki yıl sonra evlenir. Eşi Schlegel’in vali olarak tayin edildiği West Indies’e gitmeden hemen önce Kierkegaard ile son kez bir sokak ortasında kısa bir an için bile olsa karşılaşır ve bu birbirlerini son görüşleri olur. Kierkegaard’ın Regine’ye olan aşkı hiç bitmez, kitaplarının çoğunu onun için yazar ve tüm mal varlığını da ona bırakır.

Kendi paradoksunu kendi yaratmış bir kişilik olmak, ağır bedel istiyormuş. Bu bedelin yükünü kaldıramayan ruh, kendini olmadık bir boşlukta buluveriyormus. Öncesi ile sonrası arasındaki uçurumun engebesinde kayboluyormus.


Yaşadığı dramatik aşk olmasaydı, belki bugün bu kitap da olmicakti. Bazı musibetler, yanında armağanlarla gelir. İyi ki aşık olmuşsun sevgili Søren, yoksa senin gibi garip birini tanimicaktik. Seviliyorsunn..okunuyorsun.. okundukça seviliyo, sevildikce okunuyorsun.. minnetle...

Not: kimya için simya neyse, bu kitap için bu yazdıklarım odur.. ((:

Keyifli okumalar
168 syf.
·5 günde·10/10 puan
Bu əsərə kitab demək günah olar. Tanrısal bir şeydir. İnanılmaz və möhteşem!!! Hər kəs oxumalı məncə. Eşqin, insanın, tanrıların ən məhrəm hisslərini ifadə etməyi bacarıb müəllif.. şedevrdir bir sözlə.. ️
168 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Seviyorum dediğiniz şey üzerine, belki bu kitaptan sonra daha çok düşünebilirsiniz. Adım adım analizlerle dolu bir yaklaşım. You dizisiyle bağdaştırdığım bir kitap oldu. Önce diziyi izleyip sonra kitabı okuyabilirsiniz, ya da önce kitabı okuyup sonra diziye bir göz atabilirsiniz. İkinci ihtimal bence daha iyi :) bir ihtimal daha Erich Fromm, sahip olmak ya da olmak, kitabı, eğer bir şeye sahip olma gözüyle bakıyorsanız, sahip olduğunuzu düşündüğünüz andan itibaren o şey aslında sizin istediğiniz şey olmaktan çıkar. Başlangıç ve son arasında kıvrımlı bir nehir yatağı, ah şimdi uyumak, bence de dinlendirici olur. Kişiye bir şeyler katacağını düşündüğüm bir kitap daha.. Keyifli okumalar.
Başkaları gündüz erdemli olur, gece ise günah işler; bense gündüzleri riyakâr, geceleri ise saf arzuyumdur. Keşke görseydi beni, keşke ruhumun içine bakabilseydi. Keşke!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Baştan Çıkarıcının Günlüğü
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053608899
Orijinal adı:
Forforerens Dagbog
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kierkegaard, Baştan Çıkarıcının Günlüğü'nde insanlık tarihi kadar eski olan baştan çıkarma "uğraşı"nı yeniden gözden geçirmeye teşvik ediyor bizi. Bununla bağlantılı olarak da öpüşme, genç kızlık, nişanlılık, evlilik vs. gibi "bildik" konulara ironik yorumlar getiriyor. Kierkegaard'a göre hayatın üç aşaması vardır: Estetik, etik ve dinsel aşama. Bunlardan ilki olan estetik aşamada her şey zevkin çevresinde toplanır. Ya/Ya Da'nın bir bölümünü oluşturan ancak bağımsız bir bütünlüğe de sahip olan Baştan Çıkarıcının Günlüğü işte bu estetik aşamaya dair...

Kierkegaard, Regine Olsen adında on yedi yaşında bir kızla nişanlanır, bir sene sonra da kitapta da ipuçlarını bulabileceğiniz sebeplerden nişanı bozar ve Berlin'e kaçıp Ya/Ya Da'yı bitirir. Bazı temel otobiyografik özellikler yüzünden Kierkegaard'ı "baştan çıkarıcı" Johannes'le özdeşleştirenler olsa da günlük, kurmaca ağırlıklıdır. Aslında, kitapta ne sıradan bir baştan çıkarıcı söz konusu ne de alışıldık bir günlük: Johannes, kendini etik, estetik ve erotik içerimleri olan bir aşk bilgeliğiyle donatmış sıra dışı bir baştan çıkarıcı; bir estet, bir "erotist." Ayrıca özgürlük düşkünü biri. Hem kendisinin özgür olması gerekiyor, hem de baştan çıkardıklarının. Günlüğe gelince; her ne kadar bazı tarihler göze çarpıyorsa da okurun en az hissedeceği şey günlük formu olacak; en çok hissedeceği ise ironik gözlemlerle bezenmiş sıkı bir roman tadı.

Kitabı okuyanlar 853 okur

  • önder erol
  • sehle ilter
  • Banu yelken
  • e
  • By_pippo
  • Esin Karga
  • Safa Gümüş
  • Feyza
  • Melis F. Tanner
  • Bahar Azra Kolaç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%1.4
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%29.6
25-34 Yaş
%43.7
35-44 Yaş
%18.3
45-54 Yaş
%4.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50.9
Erkek
%49.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.8 (48)
9
%12.9 (33)
8
%16.1 (41)
7
%13.3 (34)
6
%8.6 (22)
5
%3.1 (8)
4
%1.6 (4)
3
%1.6 (4)
2
%0.8 (2)
1
%1.2 (3)

Kitabın sıralamaları