Batınilerin Belini Kıran Deliller / Te'vilin Temel İlkeleri (Kıtab-ı Kavasimu'l-Batıniyye / El-Kanunü'l-Külli Fi't-Te'vil)

·
Okunma
·
Beğeni
·
187
Gösterim
Adı:
Batınilerin Belini Kıran Deliller / Te'vilin Temel İlkeleri
Alt başlık:
Kıtab-ı Kavasimu'l-Batıniyye / El-Kanunü'l-Külli Fi't-Te'vil
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
116
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059268691
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyüyenay Yayınları
Nasların zâhiri manalarını kabul etmeyen, gerçek anlamları ancak Allah ile ilişki kurabilen “mâsum imam”ın bilebileceği temel görüşünü savunan aşırı fırkaların adeta ortak adı haline gelen Bâtınîyye mezhebi, IX. yüzyıldan başlayarak Horasan’dan Batı’ya doğru İslâm âleminin çeşitli yerlerinde itikadi iğfaller ve siyasi isyanlar, kanlı ihtilaller çıkarmış bozguncu bir hareket olarak günümüze kadar uç vermiştir. Büyük Selçuklu Devleti’ni kökten sarsmaya çalışan bu fikrin en önemli figürlerinden Hasan Sabbah’ın ortaya çıkışı Bâtınîyye’nin hiç te hafife alınmayacak bir hareket olduğunu göstermiştir. Hasan Sabbah sadece başarılı bir teşkilatçı, etrafındakileri etkisi altına alan bir şahsiyet olmasının yanında etkili bir propaganda yöntemini bulmuş bir kişidir. Karşısındakileri hemen susturan delilleri bir araya getirmiş, kolay anlaşılır ve ezberlenir bir kıyas metodu da geliştirerek “el-Fusûlu’l-Erbaa” adını verdiği bir risale de kaleme almıştır. Batınî görüşlere karşı en etkili fikri mücadeleyi veren âlimlerden ve düşünürlerden biri de Gazâlî’dir. İşte onun Bâtınîlerin Belini Kıran Deliller isimli bu eseri Hasan Sabbah’ın kitabına ve onun şahsında tüm bâtınî görüşlere verilmiş kesin bir cevap niteliğindedir.

Bu kitabı meydana getiren ikinci eser de yine Gazâlî’ye ait. Te’vilin Temel İlkeleri akla layık olduğu değeri veren, düşünmenin ve mantığı kullanmanın yolunu açan bir eser. Son yüzyılımızda edebiyat ve düşünce eserlerini kavramada, anlamada ve yorumlamada etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkan “hermeneutik” Gazâlî gibi bir öncü düşünürün kaleminden neredeyse yaklaşık 1000 yıl öncesinden bir ilkörnek eser olarak okuyucularımızla buluşmaktadır.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
"el-Gazali, vezir Nizamu'l-milk'ün huzurunda yapılan bir münakaşada, mecliste bulunan başka alimlere üstün geldiği için onun tarafından Bağdat'taki Nizamiye Medresesi'ne müderris tayin edilmiş ve 484/1091'de orada derslerine başlamıştı (burada, Hasan-ı Sabbah'ın Alamut'u zapt ederek, orayı dini-siyasi propagandasına üs yapmasının 483/1090 yılında olduğunu hatırlamatmak yerinde olacaktır)."
"el-Gazali, vezir Nizamu'l-milk'ün huzurunda yapılan bir münakaşada, mecliste bulunan başka alimlere üstün geldiği için onun tarafından Bağdat'taki Nizamiye Medresesi'ne müderris tayin edilmiş ve 484/1091'de orada derslerine başlamıştı (burada, Hasan-ı Sabbah'ın Alamut'u zapt ederek, orayı dini-siyasi propagandasına üs yapmasının 483/1090 yılında olduğunu hatırlatmak yerinde olacaktır)."
Tûs'a dönerken soyguncular tarafından yolları kesilen ve her şeyleri alınan Gazâlî, eşkıyaların reisinden hiç olmazsa ders notlarının kendisine iadesini ister; Cürcan'a sırf o notlardaki bilgileri edinmek için gittiğini söyler. Eşkiya reisi, bu bilgileri hâfızasına yerleştirmek yerine kağıtlarda bıraktığı için onunla alay eder ve notları iade eder. Bu hadiseyi Allah'ın bir ikazı sayan Gazâlî, üç yıl içinde notların tamamını ezberler.
Yarasanın gözüne güneşin ışığı zarar verdiği gibi halkın bazılarına da bazı hakikatlerin zararlı olacağı gözden uzak tutulmamalıdır.

Nitekim küfür, zina ve diğer günahların Allah'ın kaza, irade ve arzusuyla gerçekleşmiş olduğu bir hakikat ise de bunu duyan bir kavime -Mu'tezile- bu hakikat zararlı olmuştur. Çünkü bunlar bu hakikatten Allahu Teâlâ hakkında kötülüğün icra edilmesine müsaade etmiş olması ve eğlenceye sevkettiği gibi vesvese verene duçar olmuşlardır. Bu yüzden kaderi nefz etmişlerdir. İbn er-Ravendî ve bazı kimseler de bundan dolayı İlhat (tanrıtanımazlık) vadisine sapmışlardır.
Bunlar, görüşlerini yalnız nakle hasretmiş olan birinci zümrede yer alan kişilerin karşısında yer almışlar ve tamamen bunlara zıt olarak nakli ihmal ederek sadece akla önem vermişlerdir.

Şer'î nasların kendi akıllarına uygun olanlarını kabul ile akıllarına uygun gelmeyenleri -avam derecesine inmek mecburiyetine dayanarak- peygamberlerin tasvir ve temsil etmiş olduklarını söylemişlerdir. Kendi akıllarına uygun olmayan nasları bu şekilde halleden bu zümre sahipleri akıllarına verdikleri ehemmiyet sebebiyle maslahat (önemli iş/mesele) namına peygamberlere yalan söz isnat edip iftirada bulunduklarından iman dairesinden dışarı çıkmışlardır. Çünkü peygamberlere yalancılık iftirasında bulunan kimselerin kâfir olacakları hususunda din âlimleri arasında hiçbir ihtilaf yoktur.

Görüşlerini yalnız nakle ayırmış olan birinci zümre sahipleri bahis ve te'vilin tehlikeli vadisine girmeyi göze alamayarak cehalet sahasında selamette kalmayı tercih etmişlerdir. Bunların seçmiş oldukları meslek cehaletin bir ifadesiyse de ikinci zümre sahipleri gibi peygamberlerin maslahat namına yalan söylemiş olduklarını kabul etmekten her halde daha evladır.
Gazâlî elbette "azil kabul etmez bir hâkim" diye nitelendirdiği akla layık olan değeri vermekle beraber nakli de ihmal etmez ve edemezdi.
Ruhun hakikati bilinmedikçe insanın kendisini bilmesi mümkün değildir. Kendisini bilmeyen kimsenin de Rabb'ini bilmesini tasavvur bile etme imkânı yoktur.
Hâl lisanından kâl ile tabir olma meselesi vardır. Anlayışı kısa olan kimseler zâhir üzerinde dururlar ve bu hâl dilini hakikaten kâl dili olmak üzere kabul ederler. Hakikatleri görebilenlerse bundaki nükteyi derhal anlarlar.
Bazı hakikatler vardır ki insan onları evvela icmalen (ayrıntıya girmeden, özetle) öğrenir; sonra da delil ve tecrübeyle, zevk ve tahkikle bilir ki bu husustaki bilgisi onun kâlî değil hâli olur. Bu iki biliş arasında kabuk ile iç ve zâhir ile bâtın arasında olduğu gibi bir tefavüt (fark) vardır.

Mesela ya uzaktan ya da karanlık içinde insan gözünün önünde bir karaltı seçer. Bu seçiş bir tür bilgidir. O karaltı yaklaşacak olursa veya karanlık yok olacak olursa önceki gördüğünün zıttı olmamakla beraber bu sefer evvelkinden başka bir şey; öncekinin tam ve kâmili olan bir şey görür. İlim, iman ve tasdik de böyledir. Hastalığı bilen bir adamın bu bilgisiyle gerçekten hasta olduktan sonraki bilgisi arasında fark vardır. Daha doğrusu insanın her şeyde birbiriyle farklı ve birbirinden tam ve kâmil olan üç idrak derecesi vardır ki, bunlarda o şeyin gerçekleşmesinden önce, gerçekleşme esnasında ve gerçekleşmesinden sonra vücudunu tasdiktir. Din ilimleri de böyle aralarında zıddiyet ve tenakuz bulunmamakla beraber birbirinden daha tam ve daha kâmil derecelerde bulunurlar ve bunlardan zevk ve tahakkuk derecesi ile bu derecenin aşağısında bulunan derecelere nazaran; zâhire nazaran bâtın gibi; kabuğa nazaran iç gibi kabul edilir.
Hasan sabbaha göre Alemde hem doğru hem de yanlış vardır ; doğrunun alemeti bir olmaktır. (vahde), yanlışın alameti ise çok olmaktır (kesre)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Batınilerin Belini Kıran Deliller / Te'vilin Temel İlkeleri
Alt başlık:
Kıtab-ı Kavasimu'l-Batıniyye / El-Kanunü'l-Külli Fi't-Te'vil
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
116
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059268691
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyüyenay Yayınları
Nasların zâhiri manalarını kabul etmeyen, gerçek anlamları ancak Allah ile ilişki kurabilen “mâsum imam”ın bilebileceği temel görüşünü savunan aşırı fırkaların adeta ortak adı haline gelen Bâtınîyye mezhebi, IX. yüzyıldan başlayarak Horasan’dan Batı’ya doğru İslâm âleminin çeşitli yerlerinde itikadi iğfaller ve siyasi isyanlar, kanlı ihtilaller çıkarmış bozguncu bir hareket olarak günümüze kadar uç vermiştir. Büyük Selçuklu Devleti’ni kökten sarsmaya çalışan bu fikrin en önemli figürlerinden Hasan Sabbah’ın ortaya çıkışı Bâtınîyye’nin hiç te hafife alınmayacak bir hareket olduğunu göstermiştir. Hasan Sabbah sadece başarılı bir teşkilatçı, etrafındakileri etkisi altına alan bir şahsiyet olmasının yanında etkili bir propaganda yöntemini bulmuş bir kişidir. Karşısındakileri hemen susturan delilleri bir araya getirmiş, kolay anlaşılır ve ezberlenir bir kıyas metodu da geliştirerek “el-Fusûlu’l-Erbaa” adını verdiği bir risale de kaleme almıştır. Batınî görüşlere karşı en etkili fikri mücadeleyi veren âlimlerden ve düşünürlerden biri de Gazâlî’dir. İşte onun Bâtınîlerin Belini Kıran Deliller isimli bu eseri Hasan Sabbah’ın kitabına ve onun şahsında tüm bâtınî görüşlere verilmiş kesin bir cevap niteliğindedir.

Bu kitabı meydana getiren ikinci eser de yine Gazâlî’ye ait. Te’vilin Temel İlkeleri akla layık olduğu değeri veren, düşünmenin ve mantığı kullanmanın yolunu açan bir eser. Son yüzyılımızda edebiyat ve düşünce eserlerini kavramada, anlamada ve yorumlamada etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkan “hermeneutik” Gazâlî gibi bir öncü düşünürün kaleminden neredeyse yaklaşık 1000 yıl öncesinden bir ilkörnek eser olarak okuyucularımızla buluşmaktadır.

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • Ensar Kurt
  • Sükût Mühendisi
  • Meryem kılıç
  • Sergen Özen
  • Yasin B.
  • İbrahim DAL
  • M҉îz҉g҉în҉e҉_İs҉l҉âm҉

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0