Bayezîd-i Bistami (r.a.) (Hak Dostlarından Hikmetler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
166
Gösterim
Adı:
Bayezîd-i Bistami (r.a.)
Alt başlık:
Hak Dostlarından Hikmetler
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944838078
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Erkam Yayınları
ÖNSÖZ


Biz âciz kullarını lûtf u keremiyle yoktan var eden, varlıklar içinde insan, insanlar içinde de ümmet-i Muhammed’den kılan; İslâm, îman ve Kur’ân nîmetleriyle şereflendiren Allah Teâlâ’ya sonsuz hamd ü senâlar olsun!
Bu dünyada istikâmet rehberimiz, kıyâmette ise şefâat melceimiz, Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya, O’nun mübârek ehl-i beytine ve ashâbına sonsuz salât ü selâmlar olsun!..
Ebedî saâdet yolunda ilâhî hakîkatleri öğrenip hayatımıza tatbik edebilmek için, vahyin tebliğâtına ve peygamberlerin rehberliğine tâbî olmamız zarurîdir. Peygamberlerin fiilen ve zâhiren mevcut olmadığı zamanlarda ise onların mânevî terbiye vazifesini istîdat ve iktidarları nisbetinde devam ettiren Hak dostlarının irşâdına gönül vermek îcâb eder.
Zira Hak dostları, Hazret-i Peygamber’i ve as­hâ­bını görme şerefine nâil olamayanlar için örnek alınacak zirve şahsiyetlerdir. Onların, rahmet lisânıyla gönülleri ihyâ eden irşad ve nasihatleri, esâsen nebevî menbâdan süzülüp gelen rûhâniyet şebnemleri mâhiyetindedir.
Nitekim bir hadîs-i şerîfte:
“Âlimler, peygamberlerin vârisleridir.” buyrulmuştur. (Ebû Dâvûd, İlim, 1)
Burada kastedilen âlimler ise, ilmini irfâna, yani mârifetullâha bir basamak yapabilmiş olan ârif kullardır. Zira onlar;
“…Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (ge­­re­­ğince) korkar…” (Fâtır, 28) âyet-i kerîmesi muk­te­zâ­sınca, Allah korkusuyla yürekleri titreyen, Hakk’a yakınlığın gönül hassâsiyeti içinde bir “takvâ” hayatı yaşayan, müttakî kullardır. Yani Kur’ân ve Sünnet’te “âlim” sayılan zâtlar, Allâh’ı bilen, O’nu kalpte tanıyan ve O’nu sevip sevdiren kul­lardır. Bütün bu vasıflar ise Hak dostlarını târif et­mek­tedir.
Nitekim Hak dostları;
Dînin zâhir ve bâtınını lâyıkıyla mezcederek şahsiyetlerine nakşetmiş; takvâ yolunda kalben merhaleler katederek davranış mükemmelliğine ve “peygamber vârisliği” şerefine nâil olmuş; idraklerinin ihâtasını her iki cihan ufkuna genişleterek îman lezzetine ve duygu derinliğine kavuşmuş; bütün gayretleri, insanlığı kötü hâl ve davranışlardan, nefs ve şeytanın tuzaklarından kurtararak fazîlet zirvelerine ulaştırmak olan, örnek şahsiyetlerdir.
Bu yüzden o gönül sultanları, -istifâde etmesini bilenler için- büyük bir rahmet vesîlesidirler.
Nitekim Süfyân bin Uyeyne Hazretleri ve nice büyük âlim:
“Sâlihlerin zikredildiği meclislere rahmet iner.” buyurmuşlardır.
Zira Hak dostları anıldığı zaman onların hayatlarındaki ibretli kıssalar ve hikmetli hâtıralar, gönülleri ihyâ eder. O örnek hâllere karşı rağbet artar, ruhlar bu ulvî hâllere meyleder. Bu şekilde bir rahmet, bereket ve sekînet tecellîsi meydana gelir.
Allâh’ın velî kulları esmâ-i ilâhiyye tecellîlerine kâmil mânâda mazhar olup, cemâlî sıfatları ahlâka inkılâb ettirdiklerinden, etrafındakilere dâimâ Allâh’ı hatırlatırlar. Nitekim ashâb-ı kirâm:
“–Allâh’ın velî kulları kimlerdir?” diye sorduklarında, Allah Rasûlü r Efendimiz:
“–(Allâh’ın velî kulları) yüzlerine bakıldığında Allah Teâlâ’yı hatırlatan kimselerdir.” buyurmuştur. (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 78; İbn-i Mâce, Zühd, 4)
Hak dostlarının gönül âlemleri, nefsin hevâ ve heveslerini bertaraf etmek sûretiyle Hakk’a tes­lîmiyette âdeta bir ney hâline gelmiştir. Bu sebeple onlardan duyulan bütün sadâlar, ilâhî nefhanın fey­zin­den birer akis mesâbesindedir. Nitekim ârif zâtlar;
“Sen çıkınca aradan, kalır seni Yaratan.” buyurmuşlardır.
Yani bir kul, nefsinin hevâ, heves ve ihtiraslarını bertaraf edip rûhânî istîdatlarını inkişâf ettirdiği zaman, Hakk’a râm olur, ilâhî ahlâk ile ahlâk­la­nır, Cenâb-ı Hakk’ın dostu olur. Bu hâl, âdeta Sa­kar­ya’nın Karadeniz’e döküldükten sonra artık Sakar­ya­lı­ğının kalmaması gibidir. Zira o, artık Ka­ra­deniz’de kaybolmuştur.
Böyle kâmil mü’minlerin görüşleri, duyuşları, düşünüşleri ve ifadeleri, hep ilâhî nûrun cereyânı hâlindedir. Yine onlar, sadece Cenâb-ı Hakk’ın murâdına muvâfık hâl ve davranışlar sergiler, her şeye Rahmânî bir nazarla bakarlar.
Tasavvufî tâbiriyle “fenâfillâh”a ererek Hakk’ın dostluğuna nâil olan bu mü’minlere dâir, hadîs-i kudsîde şöyle buyrulur:
“…Kulum, Bana en çok kendisine emrettiğim farzları îfâ ederek yaklaşır. Farzlara ilâveten işlediği nâfile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder; nihayet Ben onu severim. Kulumu sevince de Ben, âdeta onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Ben’den ne isterse mutlaka veririm, Bana sığınırsa onu korurum.” (Buhârî, Rikàk, 38)
Hak dostları, tıpkı nûrunu Güneş’ten alan Ay gibi, ilâhî ve nebevî ahlâkın güzelliklerini yansıtan berrak bir ayna mevkiindedirler. Bunun içindir ki, onların hâl ve tavırlarını kalbî bir rikkat ve muhabbetle seyredenler, onların âleminde İslâm ahlâk ve irfânının en müstesnâ tecellîlerini müşâhede ederler. Dolayısıyla Hak dostlarının irşad ve nasihatlerinden hisseler almak, hepimiz için büyük bir mânevî kazanç vesîlesidir.
Muhterem okuyucularımız!
Uzunca bir süredir Altınoluk Dergimizde bâzı Hak dostlarının hikmetli sözlerinin şerh ve îzâhı sadedinde yazılarımız yayınlanıyor. Bu yazılar belli bir hacme ulaştığında, kitap hâlinde siz okuyucularımıza takdim ediliyor. Ancak gelen talepler üzerine, bu yazılarımızı her bir Hak dostu için ayrı bir kitapçık şeklinde yayınlamamızın daha faydalı olacağı kanaati hâsıl oldu.
Biz de bu maksatla Altınoluk yazılarımızın başına, o Hak dostunun hayatıyla ilgili bir girizgâh da eklemek sûretiyle, ilk olarak elinizdeki kitapçığı hazırlamış bulunuyoruz. İnşâallah bu serîde, gönül dergâhlarına misafir olduğumuz diğer Hak dostlarıyla ilgili yazılarımızı da müstakil kitapçıklar hâlinde, siz kıymetli okuyucularımızın istifâdesine takdim etmeyi arzuluyoruz.
Rabbimiz, velî kullarının gönül ikliminden gö­nül­lerimize hisseler nasîb eylesin. Sevdiklerinin sevgisini yüreklerimizden eksik etmesin. Cüm­lemizi, sevdiklerinin irşâdı istikâmetinde yaşatsın ve sevdikleriyle haşreylesin.
Âmîn!..
143 syf.
·10/10 puan
Büyükler her zaman bize örnek olmuslardir. Okuyup hisseler cikarabilmek gerek. Osman hocamızın anlatımı okurken hisse de çıkartan, yanında hisseyi de sunan bir anlatım. Üsve isteyen bu tarz kitapları okumalı:)
143 syf.
·3 günde·9/10 puan
Altınoluk dergisinde yayınlanan Hak Dostlarına ait hikmetli sözlerin şerh ve izahlarına ait yazılar, başına hayatlarıyla ilgili bir girizgahla kitap haline getirilmiş.
Bu kitapçık da da Evliyaullah'ın büyüklerinden Silsile-i Şerif'te de zikredilen Beyazid-i Bistami (Hz.) hakkında derlenmiş.
Kaynaklarda "Hak dostları anıldığı zaman onların hayatları ve hatıraları gönülleri ihya eder. O örnek hallere karşı rağbet artar, ruhler bu hallere meyleder. Bir rahmet, bereket ve
sekinet meydana gelir." denmektedir. "O'nlara ait kitapları okumak O'nların sohbetlerinde bulunmak gibidir." de demişlerdir.
Hak dostlarındaki Resulullah (SAV) Efendimize tam ittiba, nefsle mücadele, noktasındaki kararlılık ve teslimiyet özellikleri burada da mevcut.
Ne kadar okusak da anlayabilmemiz -yaşamamız diyemiyorum- zor olan yaşamlar bunlar. O'nların sözlerinin içindeki esrar ve samimiyet bizim üstümüzde eğreti gibi kalıyor. Söylesek ağzımıza bile uymuyor. Nasıl yaptık da bu hale geldik? O zamanlarda kıymet verilenler şimdilerde yok hükmünde. Sadece edep bahsini bile yaşamak için ömrümüz kifayetsiz sanki. Söylenen hikmetli sözler yaşanmazsa söylenemez hükmündeyken, bu nasıl iştir biz neyiz
o zaman? diye düşünmekten bi-hal oluyorum.
Beyazıd-i Bestami Hz. leri "Nefsimi ilahi vuslata yolculuk yapmaya davet ettim.Bu zor yolculuk hususunda nefsim direndi ve bana zorluk çıkardı. Ben de onu bırakıp (nefsin süfli arzularını bertaraf edip) Cenab-ı Hakk'ın huzuruna yalnız başıma yöneldim!" diyerek hayatını özetlemiş.
Ömür sermayesi az çok belli olan insanoğlu tercihleriyle bu sermayeyi akıllıca kullanma ve bereketlendirme noktasında ne yapıyorsa karşısına da o çıkacak. Bir kısmı dünyada ve asıl önemli olan kısmı ahirette. O zaman dua vakti deyip acizliğimizi dillendirmekten başka çaremiz kalmıyor gibi; Rabbim şu andan itibaren ecel vaktimiz gelinceye kadar, ömrümüzün geriye kalan kısmını, ömrümüzün en hayırlı, bereketli ve rızana uygun halleriyle hallenecek amelleri tercih etmeyi bizlere nasip eyle! ve Ey kalplerimizi halden hale çeviren -Mukallibel Kulub olan- ALLAH'ım bizlerin kalbini islam üzere sabit kıl! AMİN, AMİN, AMİN...
Allâh'ım! Sen beni benden daha iyi bilirsin. Ben de kendimi onlardan daha iyi bilirim. Allah'ım! Beni onların zannettiğinden daha hâyırlı eyle! Onların bilmediği hatâlarımı affeyle!
İnsânların arasına karışıp onların ezâlarına (sıkıntılarına) katlanan bir müslüman, onlara karışmayıp ezâlarına (sıkıntılarına) katlanmayandan daha hâyırlıdır.
Şu 10 şey, her mü'minin vazîfesidir:

1. Farzları edâ, nâfilelere gayret.
2. Harâmlardan ve şüphelilerden kaçınmak.
3. Allâh (cc) için tevâzû göstermek.
4. Dîn kardeşlerine bâr olmayıp yâr olmak. (Yani dîn kardeşlerine yük olmayıp bilâkis onların yüklerini hafifletmek.)
5. İyi-kötü, herkese karşı dürüst davranmak, nasîhat etmek. (Güzel bir İslâm karâkteri sergilemek.)
6. Allâh Teâlâ'dan kendisi ve ümmet-i Muhammed için mağfiret talep etmek.
7. Her husûsta Allâh Teâlâ'nın rızâsını istemek. ( Cenâb-ı Hak'tan, niyetlerimizi de amellerimizi de rızâsıyla te'lif etmesini niyâz etmek.)
8. Öfkeyi, kibri ve haddi aşmayı terk etmek.
9. Tartışma ve kabalığı bırakıp nâzik ve zarîf bir mü'min olmak.
10. Kendi kendine; "Ölüme hazırlan!" diye nasîhat etmek.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bayezîd-i Bistami (r.a.)
Alt başlık:
Hak Dostlarından Hikmetler
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944838078
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Erkam Yayınları
ÖNSÖZ


Biz âciz kullarını lûtf u keremiyle yoktan var eden, varlıklar içinde insan, insanlar içinde de ümmet-i Muhammed’den kılan; İslâm, îman ve Kur’ân nîmetleriyle şereflendiren Allah Teâlâ’ya sonsuz hamd ü senâlar olsun!
Bu dünyada istikâmet rehberimiz, kıyâmette ise şefâat melceimiz, Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya, O’nun mübârek ehl-i beytine ve ashâbına sonsuz salât ü selâmlar olsun!..
Ebedî saâdet yolunda ilâhî hakîkatleri öğrenip hayatımıza tatbik edebilmek için, vahyin tebliğâtına ve peygamberlerin rehberliğine tâbî olmamız zarurîdir. Peygamberlerin fiilen ve zâhiren mevcut olmadığı zamanlarda ise onların mânevî terbiye vazifesini istîdat ve iktidarları nisbetinde devam ettiren Hak dostlarının irşâdına gönül vermek îcâb eder.
Zira Hak dostları, Hazret-i Peygamber’i ve as­hâ­bını görme şerefine nâil olamayanlar için örnek alınacak zirve şahsiyetlerdir. Onların, rahmet lisânıyla gönülleri ihyâ eden irşad ve nasihatleri, esâsen nebevî menbâdan süzülüp gelen rûhâniyet şebnemleri mâhiyetindedir.
Nitekim bir hadîs-i şerîfte:
“Âlimler, peygamberlerin vârisleridir.” buyrulmuştur. (Ebû Dâvûd, İlim, 1)
Burada kastedilen âlimler ise, ilmini irfâna, yani mârifetullâha bir basamak yapabilmiş olan ârif kullardır. Zira onlar;
“…Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (ge­­re­­ğince) korkar…” (Fâtır, 28) âyet-i kerîmesi muk­te­zâ­sınca, Allah korkusuyla yürekleri titreyen, Hakk’a yakınlığın gönül hassâsiyeti içinde bir “takvâ” hayatı yaşayan, müttakî kullardır. Yani Kur’ân ve Sünnet’te “âlim” sayılan zâtlar, Allâh’ı bilen, O’nu kalpte tanıyan ve O’nu sevip sevdiren kul­lardır. Bütün bu vasıflar ise Hak dostlarını târif et­mek­tedir.
Nitekim Hak dostları;
Dînin zâhir ve bâtınını lâyıkıyla mezcederek şahsiyetlerine nakşetmiş; takvâ yolunda kalben merhaleler katederek davranış mükemmelliğine ve “peygamber vârisliği” şerefine nâil olmuş; idraklerinin ihâtasını her iki cihan ufkuna genişleterek îman lezzetine ve duygu derinliğine kavuşmuş; bütün gayretleri, insanlığı kötü hâl ve davranışlardan, nefs ve şeytanın tuzaklarından kurtararak fazîlet zirvelerine ulaştırmak olan, örnek şahsiyetlerdir.
Bu yüzden o gönül sultanları, -istifâde etmesini bilenler için- büyük bir rahmet vesîlesidirler.
Nitekim Süfyân bin Uyeyne Hazretleri ve nice büyük âlim:
“Sâlihlerin zikredildiği meclislere rahmet iner.” buyurmuşlardır.
Zira Hak dostları anıldığı zaman onların hayatlarındaki ibretli kıssalar ve hikmetli hâtıralar, gönülleri ihyâ eder. O örnek hâllere karşı rağbet artar, ruhlar bu ulvî hâllere meyleder. Bu şekilde bir rahmet, bereket ve sekînet tecellîsi meydana gelir.
Allâh’ın velî kulları esmâ-i ilâhiyye tecellîlerine kâmil mânâda mazhar olup, cemâlî sıfatları ahlâka inkılâb ettirdiklerinden, etrafındakilere dâimâ Allâh’ı hatırlatırlar. Nitekim ashâb-ı kirâm:
“–Allâh’ın velî kulları kimlerdir?” diye sorduklarında, Allah Rasûlü r Efendimiz:
“–(Allâh’ın velî kulları) yüzlerine bakıldığında Allah Teâlâ’yı hatırlatan kimselerdir.” buyurmuştur. (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 78; İbn-i Mâce, Zühd, 4)
Hak dostlarının gönül âlemleri, nefsin hevâ ve heveslerini bertaraf etmek sûretiyle Hakk’a tes­lîmiyette âdeta bir ney hâline gelmiştir. Bu sebeple onlardan duyulan bütün sadâlar, ilâhî nefhanın fey­zin­den birer akis mesâbesindedir. Nitekim ârif zâtlar;
“Sen çıkınca aradan, kalır seni Yaratan.” buyurmuşlardır.
Yani bir kul, nefsinin hevâ, heves ve ihtiraslarını bertaraf edip rûhânî istîdatlarını inkişâf ettirdiği zaman, Hakk’a râm olur, ilâhî ahlâk ile ahlâk­la­nır, Cenâb-ı Hakk’ın dostu olur. Bu hâl, âdeta Sa­kar­ya’nın Karadeniz’e döküldükten sonra artık Sakar­ya­lı­ğının kalmaması gibidir. Zira o, artık Ka­ra­deniz’de kaybolmuştur.
Böyle kâmil mü’minlerin görüşleri, duyuşları, düşünüşleri ve ifadeleri, hep ilâhî nûrun cereyânı hâlindedir. Yine onlar, sadece Cenâb-ı Hakk’ın murâdına muvâfık hâl ve davranışlar sergiler, her şeye Rahmânî bir nazarla bakarlar.
Tasavvufî tâbiriyle “fenâfillâh”a ererek Hakk’ın dostluğuna nâil olan bu mü’minlere dâir, hadîs-i kudsîde şöyle buyrulur:
“…Kulum, Bana en çok kendisine emrettiğim farzları îfâ ederek yaklaşır. Farzlara ilâveten işlediği nâfile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder; nihayet Ben onu severim. Kulumu sevince de Ben, âdeta onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Ben’den ne isterse mutlaka veririm, Bana sığınırsa onu korurum.” (Buhârî, Rikàk, 38)
Hak dostları, tıpkı nûrunu Güneş’ten alan Ay gibi, ilâhî ve nebevî ahlâkın güzelliklerini yansıtan berrak bir ayna mevkiindedirler. Bunun içindir ki, onların hâl ve tavırlarını kalbî bir rikkat ve muhabbetle seyredenler, onların âleminde İslâm ahlâk ve irfânının en müstesnâ tecellîlerini müşâhede ederler. Dolayısıyla Hak dostlarının irşad ve nasihatlerinden hisseler almak, hepimiz için büyük bir mânevî kazanç vesîlesidir.
Muhterem okuyucularımız!
Uzunca bir süredir Altınoluk Dergimizde bâzı Hak dostlarının hikmetli sözlerinin şerh ve îzâhı sadedinde yazılarımız yayınlanıyor. Bu yazılar belli bir hacme ulaştığında, kitap hâlinde siz okuyucularımıza takdim ediliyor. Ancak gelen talepler üzerine, bu yazılarımızı her bir Hak dostu için ayrı bir kitapçık şeklinde yayınlamamızın daha faydalı olacağı kanaati hâsıl oldu.
Biz de bu maksatla Altınoluk yazılarımızın başına, o Hak dostunun hayatıyla ilgili bir girizgâh da eklemek sûretiyle, ilk olarak elinizdeki kitapçığı hazırlamış bulunuyoruz. İnşâallah bu serîde, gönül dergâhlarına misafir olduğumuz diğer Hak dostlarıyla ilgili yazılarımızı da müstakil kitapçıklar hâlinde, siz kıymetli okuyucularımızın istifâdesine takdim etmeyi arzuluyoruz.
Rabbimiz, velî kullarının gönül ikliminden gö­nül­lerimize hisseler nasîb eylesin. Sevdiklerinin sevgisini yüreklerimizden eksik etmesin. Cüm­lemizi, sevdiklerinin irşâdı istikâmetinde yaşatsın ve sevdikleriyle haşreylesin.
Âmîn!..

Kitabı okuyanlar 34 okur

  • Ayşenur
  • hilâl
  • Münzevi Hilâl
  • Fatih Sağlam
  • Elif Ercan
  • Dilcan tırmık
  • Nur
  • Beyzanur Baysal
  • Mehmet Zâhid Eser ﷽
  • Simsan can

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%84.6 (11)
9
%15.4 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0