Bazen Hayat

6,8/10  (9 Oy) · 
27 okunma  · 
4 beğeni  · 
629 gösterim
Bir birbirlerine, bir önlerine bakıyorlardı, kimse konuşmaya başlamıyordu. İnanır mısınız, kalbim güm güm atıyordu. Benim de. Yakınlarda bir otel var, gidelim mi, dedi adam, yok artık, dedim, adam hızlı çıktı. Kadın utangaç, önüne baktı, hafifçe başını salladı. Artık utanacak ne kaldıysa. Duraksadı, Yanlış anlamayın, kocamı seviyorum, dedi, artık yanlış anlaşılacak ne kaldıysa. Merak etmeyin, ben de karımı seviyorum, dedi adam. Kesin evli değildi, eminim değildi. Kadın, evet, evliydi ama adam değildi. Sonradan musallat olmasın diye evli olduğunu söyledi, kalıbımı basarım.

Bazen Hayat, öykücülüğümüzün en genç kuşağının dikkat çekici yazarlarından Sine Ergün'ün ikinci kitabı. Ergün, kısa, yalın öyküler yazıyor. Bu öyküler, hayatın sıradan görünen yüzüne eğiliyor. Ama insanın içini kemiren, bir kez farkına varıldıktan sonra unutulamayan ayrıntılar yakalıyor orada...
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2012
  • Sayfa Sayısı:
    92
  • ISBN:
    9789750714597
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:

Anlatıcı, ilk öyküsü kitabın. Kahramanlardan kimliğii belli olanın ismi Semih. Yazar Notos yayıncılıkta bir zaman editörlük etmiş. Notos’un sahibi Semih Gümüş ya, ondan olmalı diye şeytan fısıldıyor. Garip bir karmaşa var öyküde. Başa dönüp tekrar okuyunca çözülüyor düğüm. Çift anlatıcı var. Oldukça zekice. İçim ısınıyor daha ilk öyküden. Kalkıp kendime bir kadeh G.Afrika-Şiraz dolduruyorum. Gel keyfim gel.

Bir yazar arkadaşımla konuştum öğle üzeri. O da bir yazar arkadaşıyla konuşmuş. Sine Ergün 2017 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü'nü kazandı, açtım onu tebrik ettim, demiş benim yazar arkadaşımın yazar arkadaşı.

1K’da biri Sine Ergün hakkında bir eleştiri paylaşmıştı. O yazı aklıma geldi. Saçma sapan, yazmayla alakası olmayan bir Türkçe öğretmeninin (Türkçe öğretmenlerini tenzih ederim) dilbilgisi kuralı anlatması kıvamında bir şeydi. İç konuşmayı, yazarın yazma bilgisinin olmadığına yoruyordu. Öykülerde kullanılmayan konuşma tırnakları kafasını karıştırmış gibiydi.

Her şey şaibeli bu memlekette anasını satim. Sine Ergün’den ilk kez 2013 yılında Sait Faik ödülünü alınca haberim olmuştu. Bir türlü kitaplarından bir tanesini bile okuyamamıştım. Ama niye yalan söyleyeyim, Notos’da editör olmasının bu ödüle uzanmak için çok etkisinin olacağını düşünmüyor değildim. Semih Gümüş istedikten sonra…

Sonra AB Edebiyat ödülü. Üstelik seçici kurul silme Türk. Yine dağılmıyor şüphe. Bol telefon trafiğinden sonra S.Faik ödülü almış kitabını ele geçiriyorum. Bir e-kitap. Anlatıcı öyküsü dahil tam 28 adet öykü var. Öykülerinde “Ne ki” kalıbını kullanması garibime gidiyor. Bu kalıp için çok genç. Bu kalıbı en çok Semih Gümüş kullanır. Yazarın bir ara patronuydu. Normal.

Göndermeler var öykülerinde. Yazarlara, olaylara. Bazıları açıktan bazılarını eğer iyi bir okursanız yakalıyorsunuz. Konusu ne mi? Öykülerin konusu mu sorulurmuş canım! Ne olacak ki, kadınlar, erkekler, ilişkileri onların; hayat işte. Bazıları küçücük. Küçürek öykü tadında. Öyle zaten. Her öykü bittiğinde içimde bukle bukle bir şeyler açıyor. Kah hüzün oluyor kah gülümseme kah şaşkınlık. Ama mutlu oluyorum nihayetinde. Seviyorum yazarı. Adama boşuna ödül vermezler diye düşünüyorum. Belki bir kere olur. Yanılgıyla, torpille iyi yazar yaratılmaz. Nihai kararı okur verir. Zeitgeist’in yaptırdığı hataları da zaman ortadan kaldırır. Türk öyküsü Sine Ergün’süz değerlendirilemez artık. Onsuz da olur elbette ama eksik kalır.