Bella'nın Ölümü

7,7/10  (3 Oy) · 
10 okunma  · 
1 beğeni  · 
459 gösterim
Türk edebiyatının büyük ustalarının çevirdiği Simenon romanlarından oluşan dizinin üçüncü kitabı 1952 tarihli La mort de Belle, Türkçeye Bilge Karasu tarafından Bella’nın Ölümü adıyla 1981 yılında kazandırıldı.

Simenon’un Amerika yıllarında kaleme aldığı roman, yazarın sürekli olarak işlediği orta sınıf yaşam biçimi izleğini bu kez Amerikan orta sınıfına kaydırarak ele alır. Orta sınıfa mensup birinin, masumiyetini ispat etmek için ortaya koyduğu performansa odaklanan roman, giderek bir simgeye dönüşen Bella’nın ölümüyle birlikte, orta sınıfa özgü ahlak yapısının nasıl çürümeye yüz tuttuğunu, ilişkilerin nasıl bir yabancılaşmayla çerçevelendiğini, sınıfsal bileşenlerin nasıl da kolayca eriyebileceğini büyük bir ustalıkla dile getirir.

Nabokov anlatılarının tekinsizliğini, kara roman özelliklerini, Hitchcock filmlerinin gerilimini barındıran Bella’nın Ölümü’nün kahramanı Spencer, durumunu başkalarının gözünden görmeye, kendine onların baktığı yerden bakmaya başladıkça, neyle suçlandığını bilmeden düştüğü mahkemede kendini savunmak zorunda kalan Joseph K.’ya benzemeye başlar, ötekilerin bakışı altında kendi imgesinin farklılaşmaya başladığını hisseder, masumiyetini kanıtlama çabası, yavaş yavaş varoluşsal bir sorgulamaya dönüşür.

Eserlerinde Türkçenin olanaklarını genişleten, yeni sözcükler bulup çıkartmayı seven Bilge Karasu’nun bu tavrını sürdürerek çevirdiği roman, yazarın belli başlı izleklerini, kendi yapıtında sıkça karşımıza çıkan görme biçimlerini ve bunların bireyin iradesiyle olan ilişkisini de yansıtmaktadır. Bella’nın ölümünün merkezi bir imgeye dönüşmesi, Spencer’ın cinayetle sahneye çıkan yaşamı ve neredeyse anlatının sıfır noktası gibi alınabilecek olay sonrasında görme ve görülmeyi, zihnindeki düşünceler aracılığıyla bir çağrışım mekânına dönüştürmesi, Karasu’nun metinlerini, özellikle de Gece ve Kılavuz’u anımsatır.

(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2016
  • Sayfa Sayısı:
    190
  • ISBN:
    9786051850801
  • Orijinal Adı:
    La Mort De Belle
  • Çeviri:
    Bilge Karasu
  • Yayınevi:
    Everest Yayınları
  • Kitabın Türü:
Eyüp Tatar 
 22 Haz 00:16 · Kitabı okudu

Bir polisiye roman yazarı düşünün; size sadece ipuçları sunmakla, cinayete dair bilgiler vermekle, olayın gerçekleşme şeklini anlatmakla kalmayıp, cinayet duygusunu, katilin ruh dünyasını, suçlanan kişilerin psikolojik dünyalarının en karanlık köşelerini, hem katilin hem de maktulün fiziksel ve ruhsal travmalarını, geçmişlerini, şimdilerini, olay sonrası duygularını, kısacası olayın yaşandığı anın tüm katmanlarını, öncesi ve sonrasıyla sorgulatarak sunmuş olsun. İşte Georges Simenon böyle bir yazar.

Sherlock hikayelerinde, odaklanılan kişi dehasıyla, kıvrak zekasıyla nam salan dedektif Sherlock'tur; Agatha Christie romanlarında Hercule Poirot'yu görürüz, gri hücrelere dikkat çekerken. Beri yandan Dupin öyküleri'nde Poe, olay yerini incelemeye bile ihtiyaç duymadan, sadece mantığıyla, kalının gücüyle olayları çözen bir kahramanı anlatır. Oysa Simenon, katili, olağanüstü veya sıradışı cinayetler işleyen, zeki, yakalanması için en az kendisi kadar zeki bir kahramana ihtiyaç duyan biri olarak sunmaz. O katil, içimizden biri. En az bizim kadar heyecanları olan, hayalleri olan, umutları, endişeleri, görüşleri olan biri. Orta sınıfa odaklanır yazar. Öldürülen de biziz, öldüren de.

Katil, türlü zeka oyunları sergileyen, kanıtların bulunmamasını sağlayan, alabildiğine kurnaz biri olarak değil, her an yakalanma tehlikesinde olan, silik, silik olduğu için de görünmez olan, psikolojik travmaları olan, kusan, iğrenen, pişmanlık duyan, zevk alan biri şeklinde sunulur. Romanları, sadece cinai roman da sayılmaz yazarımızın. İliklerine kadar psikolojik, dibine kadar gerilim barındıran, karamsar, kötümser, marazi ve tekinsiz atmosferlerin romanıdır bunlar aynı zamanda.

Kitabın konusuna gelelim. Spencer Ashby, öğretmen, kırk yaşlarında, evli. Karısının lise arkadaşı, kızını Ashby'lere yollar. Bir sabah kız odasında ölü bulunur. O sırada evde olup, atölyesinde çalıştıktan sonra erkenden uyuyan Spencer'ın başına patlar olay. Herkes şüphelenmektedir ondan. Açıktan kimse bunu demese de, bakışlardan anlar bunu. Okula gelmemesi önerilir yönetim tarafından. Eşi bile kuşkulanır ondan. Tüm roman boyunca bizler de Spencer'ın zihninden olaylara tanıklık ederiz.

Çeviri, Bilge Karasu'ya ait. Türkçeyi en iyi kullanan, en iyi Türk yazarlarından birine.. Bu bile okumak için sık bir nedendir.

Everest, Simenon romanlarını edebiyatımızdaki önemli isimlerin çevirileriyle sunuyor: 'Ustaların Türkçelesiyle' alt başlığıyla... Mesela Simenon'un Yaşamak Hırsı romanını Sait Faik çevirmişken, Kanaldaki Ev romanınıysa Oktay Rifat çevirmiş. Katil adlı roman da Tahsin Yücel çevirisiyle basılı halde. Hal böyleyken, alınıp okunmaz mı.. Simenon'u usta çevirmenlerimizin çevirileriyle okumaya devam.

Seda 
28 Eki 2014 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Karısıyla New England civarında yaşamakta olan Spencer'in hayatı, yanlarında kalmakta olan Bella adındaki misafirlerinin öldürülmesiyle tepetaklak değişir. Tüm gözler ve şüpheler olayın tek tanığı olan Spencer'i göstermektedir. Sıradan bir cinayet hikayesiyle başlayan ama cinayeti kimin işlediğinden çok suçlu konumdaki Spencer'ın psikolojisine odaklanan bir Simenon kitabı Bella'nın Evi. Çevirmen koltuğundaki Bilge Karasu'nun yetkin dili, olayların akıcılığı ve ilginç sonu ile okunmaya değer bir kitap

Kitaptan 1 Alıntı

Oblomov 
 11 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yalnızlık
İstediği gibi bir yanlızlığa kavuşmuştu; yorgan gibi kalın, dışarıdan tek bir gürültüyü olsun içeri sızdırmayan bir yalnızlığa...

Bella'nın Ölümü, Georges Simenon (Sayfa 5 - Kabalcı Yayınevi)Bella'nın Ölümü, Georges Simenon (Sayfa 5 - Kabalcı Yayınevi)