Ben Bir Gürgen Dalıyım

9,2/10  (135 Oy) · 
274 okunma  · 
131 beğeni  · 
2.372 gösterim
Hasan Ali Toptaş “çocuk aklı”nın hikmet dolu bilincini bir gürgen dalına tercüme ediyor
ve insanlığımıza onun gözüyle bakmamızı sağlıyor.

Ben Bir Gürgen Dalıyım; yemyeşil umutların, horgörülen ufukların, kaybedilen zamanların, bitmeyen zulüm çarklarının, ama asla sönmeyen bir inancın hikâyesi…

“Herhâlde beni tuhaf bir kuşa benzetmişlerdi. Belki de onların gözünde, masallardan çıkıp gelmiştim ben, ne yapacağımı kestiremeden, köyün üstünde öylece, kendi hızımın içinde kaybolmuşçasına uçup duruyordum. Ola ki başka bir masala gidecektim ama, henüz o masal yaratılmamıştı. Bu yüzden, oralarda oyalanıp vakit geçiriyordum. Hiç kuşkusuz, beni anlatacak olan masal söylenir söylenmez uçup gidecektim.”
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2016
  • Sayfa Sayısı:
    160
  • ISBN:
    9786051850412
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınları
  • Kitabın Türü:
Yasemin Bektaş 
23 Oca 17:26 · 9/10 puan

Genç bir gürgen ağacının ağzından dinlediğim acılı bir masal bu, kim bilir belki de gerçeğin ta kendisi. Bencilliğe yüz tutmuş ruhlarımızın karşısında bir haykırış. İnsanı anlattı gürgen ağacı. İnsanın anlayabildiği, anlayamadığı yahut anlam veremediği yönlerini, insanın kusurlarını, vurdumduymazlığını, bencilliğini, çıkarcılığını, acılarını ve de acımasızlığını anlattı ağaç diliyle. Rüzgarı, dağı, tepeyi, düzlüğü, kuşları bizden daha iyi anlayarak, duyarak ve hissederek anlattı tüm ağaçların çaresizliğini. O anlattı Hasan Ali Toptaş da kelimelere döktü, satırlara işledi tek tek.Yine o yalın fakat kendine has, derin anlamlı cümleleriyle. Orman bir orkestra oldu, bir şiir oldu. Ben de hüzünlenerek, acılı gürgen ağacını dinledim durdum... İnsanın hayattaki yerini, nelere sebep olduğunu ve nelere engel olabileceğini söyledi.

Ne olursa olsun hayat denen uzun ince bir yolda eğilmeden, doğrudan, dik durmaktan vazgeçmeyen büyüklere, büyüyecek olanlara yazılmış bir masal okudum. Bir türlü rahat bırakılmayan bu canlıları, ormanı, ağaçları... Kirlettiğimiz bütün temiz, doğaya ait ne varsa bunları düşündüm. Hangi emeller uğruna yapılıyor bu işkenceler? İnsanoğlu kendi kuyusunu kazmayı çok seviyor. Geleceği, kendimizi, çocuklarımızı düşünmeden çöplüğe çevirdiğimiz doğa ve onu bir hiç uğruna hiçbir gerekçesi olmadan yok edişimiz.

İnsan dünyayı bir çiçek tarlasına çeviremez miydi? Olurdu elbet. Her şeye gücü yeten insan İstese bunu da başarabilirdi! Peki hayatımız nasıl bir imzayla son bulacak? Geriye anlamlı ne bırakacağız? Belki de buna göre bir yaşam sürmemiz gerekiyor.
Gürgen ağacı kaderini sessizce, çaresizce insanoğlunun eline bıraktı ve bir insanın kaderine eşlik etti... elinde olmadan istemeden! Ölüm bir yok ediliş, bir son olmadı onun için. Ama o yaşadığı, yaşayacağı ne olursa olsun kendi imzasını kendi attı.
Geriye bir gürgen dalı bıraktı...

Murat Sezgin 
 17 May 21:39 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ege topraklarını mesken tutmuş bir gürgenin hikâyesi bu. Doğa yeşili maviyi birbirine kenetlenmiş; köknarı, ladini, ardıcı, kestanesi, çamı, kuşu, börtüsü böceğiyle bu kenetlenmeye el verdirmiş, etrafa saçılan saf ve mis kokularla taşı toprağı dansa kaldırmış, üstüne bu resitale bakana sevdiğine baktığını anımsatmış, dinleyenin kulağını bayram ettirmiş, koşup geleni de “hoş geldin sefa geldin, doğanın çocuğu” diyerek bağrına basmıştır. İşte böyle bir ortamda yeşerip olgunlaşan bir gürgenin hüzünlü hikâyesi bu kitap. Türlü türlü ağaçların, renk renk çiçeklerin arasında; gülümsemesiyle dünyaya sıcaklık saçan güneşin, hüznüyle doğanın susuzluğunu gideren pofuduk pofuduk bulutların altında yeşerip olgunlaşan bir gürgenin hüzünlü hikâyesi.

Kitap bize iki konuda tespitler sunuyor. İlki doğa sevgisinin gerekliliği hakkında. El atmadığı hiçbir şey kalmamış insanoğlu daldaki kuş uğruna ayağının altında ezilen çiçeğin feryadını duymaz, duysa nereden ses geliyor diye eğilip bakmaz. Gürgenimiz ne de güzel diyor insanoğlu sağırdır, kokuca da renkçe de konuşsam benim dilimi çözemez, diye. İnsan doğadan sadece istediğini almış, alırken de doğaya içindeki zalimliği yansıtmıştır. İşte bu yüzden insanın zalimliğinin en büyük şahididir doğa. Oysa doğadaki ağaçlar, hayvanlar, çiçekler, otlar olmasa bir gün bile yaşayamayacağın bilincinde değildir. Ama işte böyle insanoğlu, menfaati uğruna bir dalı mı kesmiş, komşunun bahçesine taş mı atmış ona ne. Kitapta doğaya saygı ve sevgiyi en iyi özetleyen söz şudur: “Keşke insanlar dünyayı sevmeyi öğrense; yaşadıkları topraklarda birer misafir olduklarını anlayıncaya ve çocuklarına daha yeşil bir gelecek hazırlamanın bilincine erişinceye kadar, ne yazık ki bu katliam böylece sürüp gidecek!”

Kitapta ikinci olarak önemli konu: İnsan. Evet, döndük dolaştık yine insana geldik. Gürgenimiz burada da ne güzel söylüyor dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey, yine dönüp dolaşıp insanda bitiyordu her şey, diye. Bu kitabın alternatif ismini ‘Gürgen Dalından Ayna’ olarak belirledim. Gürgen dalından ayna olur mu hiç demeyin. Hasan Ali Toptaş almış eline kalemi, imana gelmez kelimelerle yontmuş babam yontmuş gürgen dalını, sonra da olmuş bize Gürgen Dalından Ayna. Öyle bir ayna ki eline alan mutlaka bir zaman kendini görecek. Ayna ayna söyle bana, bugün benden ne haber getirdin, diyeceksiniz. Ayna da korkunç bir sesle(sesi insanın zalimliğinin sesi yanında muhabbet kuşunun sesi gibi geliyor, ben tecrübe ettim): Ey insanoğlu, sen bir savaş alanısın. Ceket, pantolon ya da etek giymiş bir savaş alanısın. Çiçekler alıp, çiçekler veren bir savaş alanısın(#17380041), diyecek. Bu aynaya sahip olana güzel dünya.

Kitaba etkililik katan en önemli nokta bana göre bazı bölüm isimlerinin türkülerimizin içinden çekilip alınmasıydı. Başlıkları okuduktan hemen sonra adı geçen türküleri dinledim. Bir türküyle her şey bu kadar güzel özetlenebilirdi. Nasıl doğa yeşiliyle mavisiyle bir bütünse, başlıklar da türküler de bölümde anlatılanlar da bir bütündü. Okuyunca daha iyi anlayacağınıza eminim. 4. Bölümün başlığı memleketime, Çorum’a, ait bir türküden alınmış. Türkünün orijinali de şu: “Hem okudum, hemi de yazdım. Yalan dünya senden bezdim” https://www.youtube.com/watch?v=L7y4oVrOlhM. 5.bölümde ise “mahpushanelere güneş doğmuyor” türküsü bizleri karşılıyor. Onu da Neşet Ertaş’ın bozlağından dinleyelim: https://www.youtube.com/watch?v=7UhH6gJ7Nps.

Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş’ın okuduğum 7. kitabı oldu. Kimi kitabında dümeni kırılmış gemi gibi farklı karalara savruldum durdum, kimi kitabında dünya gibi olduğum yerde sürekli döndüm, kimi kitabında da zaman kavramına meydan okuyup bir geçmişe bir geleceğe gidip geldim. Bu kitapla beraber Toptaş’a da ‘Edebiyatımızın Rüzgârı’ nitelemesinin yakışacağını düşünüyorum. Hemen tarifini vereyim. Hani bazı rüzgârlar sert eser önüne geleni alıp götürür ya işte Toptaş biraz o rüzgârdan. Biraz, estiğinde içinizi soğuktan ürperten rüzgârdan. Biraz da estiğinde sıcaklığıyla yüzünüzü yalayan rüzgârdan. Evet, Hasan Ali Toptaş içinde rüzgârın her türlüsünü barındıran bir yazar. Neden mi böyle düşünüyorum? Eserlerinde her zaman alıp götüren, sizi ürperten, içinizi ısıtan şeyler var. Bu kitabında da Hasan Ali Toptaş rüzgâr oldu esti, ben de rüzgâra karşı gelmeye çalışan bir yiğit gibi çabaladım, durdum. Ama ne kadar çabalarsam çabalayayım rüzgâra yiğitlik yine sökmedi. Beni benden alıp bilinmez diyarlara götürdü.

Ben Bir Gürgen Dalıyım dili sade, anlaşılması kolay(!), her yaştan kişinin okuyabileceği, doğa ve daha çok insan hakkında güzel tespitler sunan kısacık bir Toptaş kitabı. Ben hiç ara vermeden 1 saatte okuyup bitirdim. Bazı yerlerde tekrara düşmüş olabilirim. Ama Toptaş “Yaşam tekrarların tekrarlarından oluşuyor” diyor. Varsın bu inceleme de tekrarların tekrarlarından oluşsun. Sırada Harfler ve Notalar var. Keyifli okumalar.

Hiçistan 
06 Nis 17:01 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Hasan Ali Toptaş'in insan ve doğa ilişkisini, insanların doğa üzerindeki hegemonyasını ağaçların dilinden olağanüstü bir anlatımla dile getirmiş olduğu kitabı. Kitap her ne kadar çocuk kategorisinde degerlendirilse de yediden yetmişe herkes tarafindan mutlaka okunmasi gereken bir kitap. Defalarca okudum bu kitabı okulda öğrencilerimle birlikte ve öğrencilerime de okuttum. Bugün hep beraber okula bir gürgen ağacı diktik. Umarım ağaç da öğrencilerimin düşleriyle birlikte büyür.

Selman Ç. 
 20 Kas 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Gürgen ağacının dilinden anlatılan, insanoğlunun vahşiliğini, acımasızlığını içiniz yana yana okuyorsunuz. Şu zamana kadar ağaçların da dilleri, düşünceleri vardır diye bir düşünce gelmemişti aklıma. Ancak bu kitabı okuduktan sonra açıkçası çok derin düşüncelere daldım. Kitapta ağaçlar aslında her şeyin farkında ve sonlarını beklemekteler. Ancak gürgen ağacı kesildikten sonra ne olacaklarını düşünüyor ve düşündürüyor. Gerçekten acayip bir şekilde etkiliyor insanı. Eğri büğrü ağaçların odun olacağını düşünüyor, kendisinin ise odun olmak yerine dimdik bir şekilde büyüyerek en azından pencere, beşik, gitar, oyuncak vs. olabileceğini hayal ediyor. Ama ne olduğunu ben söylemiyim siz okuyun. Gürgen ağacının olacağı şey için çıktığı yolculukta başına gelen, yaşadığı olaylar da bir o kadar etkileyici ve düşündürücü.

Burada dik durmak, öldükten sonra (kesildikten sonra) ne olacağını düşünmekten kasıt, insan oğluna verilen mesaj, ne olursa olsun dik durmaktan vazgeçme, öldükten sonra da hayatta kalabilmenin yollarının olduğu (işe yarar bir şeylerin bırakılması, düşünceler ile, yaptıklarımız ile varolmak vs.)

Hasan Ali Toptaş hayranım sana. Bana, belki de kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek şeyleri düşünebilme fırsatı verdiğin için.

meltem şen 
 12 Mar 03:38 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap çok içten dille yazılmış masalsı bir hicivdi. Yazarın dili, incelikli anlatımı, ormansal benliği kitapta konuşuyordu. İnsanların hareketleri, yaptıkları şeyler var evet.. oysa ki bir yaprağın da canı var; ağaçların, toprağın, yaşayan ve yaşamayan her şeyin varlığının dünyada bir ruhu var. Kitap masala saklanmış bir kor gibi. Yürek yakıcı! Kesinlikle okunası...

Fikret Erdeniz 
 26 Mar 23:04 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bu kadar çok okunup (ilk kez 1997'de yayınlanmış), incelenmiş bir kitaba yorum yazmak istemedim önce ama yine böyle masalsı anlatıları seven bir okuyucu olarak belki bir kaç şey söyleyebilirim. Öncelikle kitabın dili ve anlatım tarzı, üslup olarak aslında gereğinden fazla didaktik geldi bana. (Kitabı okuyan dikkatli okuyucular ve didaktik (eğitsel) tona hassas olanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır mutlaka.) Masalsı anlatım özelliğinin yoğunlaştığı anlarda ve hatta edebiyat dilini kullandığı yerlerde çok beğendim. Mesela renkler üzerinden Gürgen ağacının duygularını/izlenimlerini anlatması güzeldi. Ya da naif bir dil kullanarak yaptığı tasvirler -ki o anda Gürgen ağacı konuşuyor-, bazen birkaç paragraf ötede ancak insan bakışında olabilen detaylara boğuluyor. Bu da Gürgen ağacının aslında insan olduğunu okuyucuya anımsatıyor sürekli. Halbuki, yazar masalsı anlatımını koruyabilseydi her satırda, mükemmel bir metin ortaya çıkabilirdi. İnsanın yıkıcılığını anlatırken, doğrudan bir dil kullanmaktansa, ağacın naifliğini koruyarak daha masalsı, belki sezgisel, çağrışımlara dayanan ve çocuksu bir dil kullanılması zannımca daha çarpıcı olabilirdi.

"Gelgelelim, sivri yüzlü bir avukat, birkaç adamla birlikte hâlâ haftada bir gelip çantasından sarı bir dosya çıkarıyor, marangazun fî tarihinde imzaladığı senetleri gösteriyor, ... Birtakım kanunlardan söz ederek, sizi şöyle yaparım, böyle yaparım diye göz dağı veriyordu ..." (s.91-92)

ya da,

"Belki de silah yapımında kullanacaklardı bizi. Askerlerin eline verilecek olan binlerce tüfeğe dipçik olacaktık sözgelimi, binlerce tabancaya kabza, ya da su mataralarına tıpa olacaktık." (s. 96)

İlginç bir şekilde kitabın sonuna doğru bu detaylı "yetişkin" dili yoğunlaşıyor. Bu tercih de ne yazık ki kitabın başında okuyucuyu saran naif ve masalsı dilin etkisini azaltıyor. Masalların genelinde hâkim olan çocuksu ama aslında büyümüş-de-küçülmüş anlatıcının sesi burada ağacın bakış açısından anlatılan sade bir hikâyeye dönüşüyor. Burada ayrıca masalların anlatıcısı genelde insanken, içindeki unsurların sürreel bir şekilde konuşması ve insan gibi davranmasıdır. Bu nedenle anlatıcının hem kahraman hem de anlatıcı olarak konuşabilmesi ve diğer unsurlar -rüzgârın fısıldaması örneğin- anlatıya masalsı bir hava veriyor ama onu masal yapmıyor. Bu açıdan bakınca, "Ben Bir Gürgen Dalıyım" bir anlatının içindeki unsurların -karakterlerden, nesnelere, yerlere kadar- herhangi birinin açısından anlatılabilmesi olası bir hikâyenin cisimleşmiş hâlidir daha çok. Yazarımız burada anlatıcıyı doğru seçerek, naif anlatıcıyı ta en baştan bize peşinen kabul ettiriyor; ancak daha sonra bu anlatıcı fazlasıyla insansı anlatım gücüne kavuşarak, en baştaki saflığını kaybediyor. Buna rağmen, okuması zevkli, kolay ve maalesef sonunun birkaç sayfa sonra, kısa sürede tahmin edilebildiği, insanın zalimliğine bir ağacın gözünden bakmaya çalışan bir hikâye olarak okunmasını kesinlikle öneririm.

Yasin Bektaş 
28 Tem 07:40 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Geçen hafta ülkemizin nadide güzelliklerinden birisi olan Çıldır Gölü gezimde, göl yakınlarında nesli tükenmekte olan asfalt üzerinde cansız yatan bir vaşak görmemle beraber hayvanlar üzerine bir kitap okumam ve devamında böyle harika bir şekilde ormanı ve ağaçları anlatan bir eserin peş peşe gelmesi içimdeki insan dışındaki canlılara var olan sevgimi daha arttırdı.

Genç bir ağaç olan gürgen ve diğer ağaçların dillenerek kaçınılmaz sonları hakkında birbirlerine bilgi vermesi, kambur,eğri büğrü olanların odun olarak yakılması, ölüm getiren baltadan kaçamamaları ve belki de ağlamaları. Her ne kadar ağaçları tasvir etsede içinde bizleri anlatan bir kurgu olduğunu düşünüyorum. Başkaları karşısında eğilip bükülen yada hiçbir şey yapmadan yaşamanın kaçınılmaz son ölümü daha kolay haketmesi, kendini doğru yolda gitmek için zorluklar çekmesi var. Kitaptaki resimler ve baskı kalitesi beni çok şaşırttı. Siz siz olun bu kitabı okuyun, okutturun.

haribu 
19 Ara 2015 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bu bir masal...Bir varmış bir yokmuşu olmasa da ,insanların yaşadıklarını ,yaptıklarını ,acılarını acıttıklarını gürgen ağacının dilinden anlatan, büyükler için bir masal...Sayfaları akıp giden kısacık;"hayır bitmiş olamaz,böyle bitmiş olamaz ,"isyanıyla okuyacağınız bir masal...
İçinde umudun ,umutsuzuğun ,hayallerin hayal kırıklıklarının ,bekleyişlerin...günlerce aylarca bekleyişlerin olduğu bir masal...

Okuduğum ilk Hasan Ali TOPTAŞ kitabı.Yazarın gerçek hayatı,duyguları,yaşantıları bir gürgen ağacı vasıtasıyla anlatmasına hayran oldum...Ah o sonlar yok mu,beni en çok son sayfalar etkiledi,son dört sayfa da ağzım açık kaldı diyebilirim...

Her satırını severek okudum...Mutlaka okuyun...

Rıfat ÇELEBİ 
23 Kas 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

İnsanlardan ve ölümden kaçma , ölüm korkusu, ölüm karşısındaki çaresizlik bir gürgen ağacının dilinden aktarılıyor. Gürgen, beklemenin ve belirsizliğin azabını bulaştırıyor sayfalarda. Okuru, gürgen dalının peşinden  kuş ve balta sesli ormandan alıp bulutların üstüne oradan  çocuk ve hayvan sesleriyle bezeli bir köye, oradan hapishaneye götürüyor. Kokuya, renge ve güzelliğe sağır insanoğluna onurlu bir ölüm için düzgün ve dik yaşamanın gerekliliğini anlatıyor gürgen dalı. Kitapta gürgen olsun, mahkum olsun dik yaşayan herşey onuruyla göçüyor bu dünyadan, geride bıraktığı bir dalıyla, ismiyle ve anılarıyla yaşamaya devam ediyor.Velhasıl dik yaşayan hiçbir şey ölmüyor,sadece başka bir surete bürünüyor. Kitapta toprağın bağrına  yalnızca körpe bir gürgen dalı, köknarlar, çamlar, ağaçlar değil;gençliğinin baharında delikanlılar da düşüyor bir bir; askerler, dağsümbülleri...Ölen herşeyle beraber hayaller, ümitler gömülüyor toprağa. Kitabın sonunda insanın, Ege toprağında dik yaşayıp, onuruyla ölen bir gürgen olası geliyor.Sonra insan, düşman oluyor tüm baltalara ve cellatlara. Yazar dağlara, taşlara seslenerek bitiriyor kitabını. Ben de insanoğluna seslenerek bitirmek istiyorum incelememi :
Ey doğanın ahengini hoyratça baltalayan insanoğlu! Ey bir gürgene ölümü diletecek kadar zalim insanoğlu! Ey ilişkilerine kan bulaştıran insanoğlu! Yeşilden uzak gri ve tonlarına aşina gözlerinle; kuş seslerinden uzak gürültülerle uğuldayan kulaklarınla;topraktan uzak betonla örülü dünyanda mutlu musun? Ektiğin kin, nefret, düşmanlık tohumlarıyla mutlu musun? Çığlıklarla doldurup kanla boyadığın bu dünyada mutlu musun? Doğayla barış insanoğlu! Kendinle barış insanoğlu! İnsanla barış insanoğlu!
Şimdi sana gelecek olursak Ey Selman Ç.; beni Hasan Ali  Toptaş okumaya teşvik ettiğin 1000kitapta sen de mutlu musun? Senin yüzünden bak, neler yazdım...
İyi okumalar, saygılar...

Özen Bağ 
15 Eyl 02:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Ben Bir Gürgen Dalıyım mutlu bitmeyen bir masal her şeyden önce.Bir tarafta acımasız,bazen çaresiz,çoğu zaman zavallı biz insanoğlu;diğer tarafta ağacıyla,çiçeğiyle,kuşuyla,böceğiyle,farklılıklarına aldırış etmeden barış içinde yaşayan tabiat...Ve bizi,adına "yaşam mücadelesi" dediğimiz şeyin gerçekte "yok etmek"ten geçtiğiyle yüzleştiren bir gürgen ağacı..Hasan Ali kitabında insanın karışmadığı her şeyin bir masal olduğunu söylüyor.Biz ellerimizde baltalarımız yahut silah,para,güç...Biz dokunduğumuz her masalı kâbusa çeviren insanoğlu.Biz güzelliklerden çirkinlik yaratanlar...İşte bu gürgen ağacı kendisinden geriye bıraktığımız bir kuru dalıyla yüzümüze çarpıyor cellatlığımızı.

Kitaptan 120 Alıntı

Yasemin Bektaş 
23 Oca 09:25 · İnceledi · 9/10 puan

Boş yere hayallere kapılıp şu insan denen yaratığa bel bağlamamalıydım. Çünkü, yüzyıllardır çözülemeyen acayip bir bilmeceydi insan. Derinlerden daha derin bir sırdı ya da, ucu bucağı olmayan, içi pisliklerle, içi eşsiz güzelliklerle dolu, alabildiğine karanlık ve karmakarışık bir evrendi.
Öyle ki, onca kafa patlatmasına rağmen, binlerce yıldan bu yana kendisi bile çözemiyordu kendini...

Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 28 - Everest Yayınları)Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 28 - Everest Yayınları)
Yasemin Bektaş 
23 Oca 14:17 · İnceledi · 9/10 puan

Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı meşenin anlattığına göre, adına savaş denen şey, yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi.
Her şey gibi, o da insanda başlayıp insanda biterdi.
Bu yüzden, cepheler falanca dağda ya da falanca ovada değildi.
Cepheler, bütün acımasızlıklarıyla insanoğlunun içindeydi.

Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 97 - Everest Yayınları)Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 97 - Everest Yayınları)

İnsanların büyük bölümü, birçok güzelliği göremezdi.
Büyük bölümü, birçok güzelliğe dokunamazdı.
Onlar, birer uyurgezer gibi, geçip giderlerdi güzelliklerin yanından.

Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 29 - Everest Yayınları)Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 29 - Everest Yayınları)
Selman Ç. 
19 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı meşenin anlattığına göre, adına savaş denen şey, yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi.
Her şey gibi, o da insanda başlayıp insanda biterdi. Bu yüzden, cepheler falanca dağda ya da falanca ovada değildi. Toprağı titrete titrete yürüyen tanklar, art arda gümbürdeyen toplar ve durup dinlenmeden kurşun kusan tüfekler insanoğlunun içindeydi. Hatta, henüz icat edilmemiş silahlar da insanoğlunun içindeydi.

Yani, insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta, okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı...
Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı insan? Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengarenk bir barış bahçesi?

Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 97 - Everest Yayınları)Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 97 - Everest Yayınları)
Nisa 
06 Şub 01:01 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı meşenin anlattığına göre, adına savaş denen şey yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi.
Her şey gibi o da insanda başlayıp insanda biterdi.
Cepheler bütün acımasızlığıyla insanoğlunun içindeydi.

Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 97)Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 97)

Gülüşlerinin rengine karışıp şehrin her yerine dağılırdım böylece, sevinçlerinin derinliklerine sinip caddeler boyunca inanılmaz bir keyifle gürül gürül akardım.

Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 31 - Everest)Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 31 - Everest)
Rıfat ÇELEBİ 
22 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Az önce gölgemde terlerini kurutup karınlarını doyuran iki adam,şimdi hızla balta savuruyordu gövdeme.

Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 63 - Everest  Yayınları)Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 63 - Everest Yayınları)

''İnsanlardan korkuyorum. Hem de bu korkum, dallarım uzadıkça artıyor...''

Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 22 - Everest Yayınları)Ben Bir Gürgen Dalıyım, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 22 - Everest Yayınları)