Ben de Halimce Bedreddinem

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.257
Gösterim
Adı:
Ben de Halimce Bedreddinem
Baskı tarihi:
Mart 1995
Sayfa sayısı:
483
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yön Yayınevi
Baskılar:
Ben De Halimce Bedreddinem
Ben de Halimce Bedreddinem
F. Engels, Ortaçağ'a ilişkin olarak şöyle diyordu: "Ortaçağ; felsefe, politika, hukuk gibi ideolojinin tüm biçimlerini teolojiye bağlıyor ve bu bilimleri teolojinin alt dalları olarak görüyordu... Yığınların duygu dünyaları yalnızca dinsel gıdalarla besleniyordu; bu bakımdan da... yığınlara kendi çıkarları ancak dinsel kılık altında gösterilebilirdi." Bedreddin de şöyle söylüyordu: "Bilinçli kişi kimsenin bilmediğini yapıp yürüten, kimsenin görmediğini görendir. Böyle bir insan bildiği her şeyi söyleyecek olursa, onu yaşatmazlar." Ve müritlerine şu öğüdü veriyordu:"Karşınızdakilerin bilmedikleri şeyleri, onların bildikleri deyimlerle ve kavramlarla açıklayın."

Bu kitap, günümüzden altı yüzyıl önce, sağır ortaçağ diye adlandırılan dönemde yaşamış bir insan üzerinedir. Bedreddin İslam hukukunun büyük bilginlerinden biriydi. Ama giderek iktidarın ve zenginliğin, haksızlık ve yoksulluğun sarsılmazlığını, değişmezliğini öne süren şeriat ilkelerinin eşitlikle bağdaşmadığı sonucuna varmıştı. Bu sonuca ulaşmasıyla da, kendisine büyük ün sağlayan bütün yapıtlarını yok etti...
429 syf.
*Kitapla ilgili bilgi içerir.
Şeyh Bedreddin 1359 yılı ile 1418 yılları arasında yaşamış olup mutasavvıf, hukukçu, filozof, bilim adamı ve ihtilalci gibi çok yönlü bir kişiliğe sahip tarihimizde yer alan önemli isimlerinden biridir.

Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Edirne civarında olan Simavna’da doğmuştur. Şeyh Bedreddin İslam diniyle ilgili ilk bilgileri aile içinde aldıktan sonra, Bursa, Konya, Kudüs, Kahire, Tebriz gibi zamanın bilim merkezi olan yerlerde ün yapmış alimlerden ders alır.

Matematikçi ve gökbilimci olan Mevlana Feyzullah’ın yanında yıldız bilimleri ve hesaplamalar konusunda birçok başarı elde eder ve Mevlana Feyzullah’ın ölümünden sonra Kudüs’te ünlü hadis ve fıkıh bilgini İbni Hacerül Eskalani’den öğrenci olur. Sonrasında Bedreddin o dönemin ünlü bilim ve inancın merkezi Kahire’de 15 yıl kalır. Bu süre içerisinde buradaki tüm eğitim olanaklarından faydalanır. Sultan Berkuk’un oğlunun yanı sıra birçok genç onun öğrencisi olur.

Sultan Berkuk’un sarayında aralarında İbni Haldun, Celaleddin Hızır, Hüseyin Ahlati gibi ulema sınıfının ünlü isimlerinin bulunduğu toplantıdaki tartışmalara katılır. Bedrettin Ahlati’yle yaptığı konuşmadan sonra onun müritleri arasına katılarak tekkede çile adı verilen çeşitli aşamalardan oluşan bedensel ve ruhsal acılardan geçer. Ahlati onu Tebriz’e gönderir, burada Timur’un ordusu geçerken Yıldırım Beyazıt’a ihanet ederek Timur’a katılan askerlere söylediği kızgınlık sözleri üzerine askerler onu yakalar. Timur’un tutsağı olur, ancak huzurunda dinle ilgili konulardaki soruları cesurca yanıtlaması sonucunda Timur onun sarayında tutarak adalet, din gibi konularda görüşlerinden faydalanmak ister. Ancak Bedrettin oradan ayrılır.

Musa Çelebi’nin döneminde kazaskerlik yapmıştır, yolsuzluk yapan kadıları görevine son vererek güvenilir kişileri kadı tayin ederek adil kararlar verilmesini sağlamıştır. Musa Çelebi’nin kardeşi Çelebi Mehmet tarafından öldürülmesinden sonra da İznik’te tutulmuştur. Tutukluluğu sırasında Bedreddin inandığı davası uğruna harekete geçme çabası içinde olmuştur.

Çelebi Mehmet gün geçtikçe daha çok insanın katılarak güçlenen bu hareketi önlemek için Osmanlı ordusunu Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in adamlarının üzerine gönderip onları bozguna uğratır. Börklüce ile yapılan savaşta sekiz bin yandaşını öldürür. Börklüce Mustafa ve Kemal Torlak da esir edilip işkenceyle öldürülür.

Bedreddin de aralarına sızan sultanın adamlarının yardımıyla yakalanır. İslam dünyasının ünlü din bilginleri arasında yer alan Bedreddin’i yargılamak ölüm fetvasını vermek kolay değildir. Şeyh Bedreddin oradaki tüm ulemadan üstündür ancak İranlı bilgin Mevlana Haydar’ın fetvasıyla Edirne’nin Serez çarşısında asılır. Kitapta tüm olaylar en ince ayrıntısına kadar, akıcı bir dille, ustaca betimlenerek anlatılmış.

Kitapta ayrıca bu davada büyük rol oynayan Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’le ilgili bölümlerde Şeyh Bedreddin’in yanında yer almasına neden olan olaylar var. Börklüce Mustafa ve toplumun her kesiminden olan arkadaşları savaşarak beylerin elinden aldıkları topraklar üzerinde adalet, eşitlik üzerine yeni düzenlerini kurarken karşılaştıkları sorunların çözümünde inandıkları davaya uygun kararlar almaya çalışırlar. Kadınlar da oluşum içerisinde yer alır. Yapılan kurullarda kadınların erkeklerle birlikte yan yana yer alması gerektiği üzerinde durulur ki bunlar 600 küsur yıl önce konuşulanlar.

Şeyh Bedreddin’in çocukluğundan itibaren tanık olduğu yoksul köylülerin yaşantıları ve çektikleri acılardan onları kurtarmak istemiştir. Sultanların, beylerin zulmüne son vermek için mücadeleyi başlatmış, farklı dillerden, milletlerden, dinlerden onun hakikatina inanan binlerce kişi ona katılmıştır. Amaçları yoksul halkın topraklardan eşit olarak faydalanması, ortak mülkiyete sahip olmasıydı. Halkın sultanlar, beyler, zenginler tarafından ezilmemesi, köle olmaması insanca yaşam hakkına sahip olmasını istemeleriydi.

Kurmak istediği sosyal düzen, mülkiyet eşitliği, insanların eşit olması, adaletle ilgili düşünceleri varolmaya devam eden sömürüyle mücadeleye esin kaynağı olmaya devam etmektedir.

Şeyh Bedreddin ve arkadaşları bu dünyada cenneti kurmak için ayaklanmışlar, bu kerresinde mağlup olsalar da hakikati anlayanların yüreklerinde yaşamaktadırlar.

"Beni kara toprakta değil, hakikati anlamış olan insanların yüreklerinde arayın. "

Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı, Şeyh Bedreddin’in ülkemizde tanınmasını sağlamıştır.
………………………
Hep bir ağızdan türkü söyleyip
Hep beraber sulardan çekmek için
Demiri oya gibi işleyip hep beraber
Hep beraber sürebilmek toprağı
Ballı incirleri hep beraber yiyebilmek
Yarin yanağından gayri her şeyde
Her yerde hep beraber diyebilmek için
Onbinler verdi sekiz binini….
………………………
Bedreddin gülümsedi.
Aydınlandı içi gözlerinin,
dedi:
— Mademki bu kerre mağlubuz
netsek, neylesek zaid.
Gayrı uzatman sözü.
Mademki fetva bize aid
verin ki basak bağrına mührümüzü..

https://www.youtube.com/watch?v=-3eCrAIlYSU

https://www.youtube.com/watch?v=ijnghN3xGeQ
429 syf.
Yazar Radi Fiş, Osmanlı ve Bizans vakayinamelerine, Bedreddin’ in torunu tarafından yazılan yazılara, günümüze ulaşan Bedreddin’ nin öğrencileriyle konuşmaları gibi notlar, bilimsel yazıları, çağdaş bilimin de yardımıyla yaşanan olaylarla ilgili zaman zaman kopukluklar ve boşluklar olmasına rağmen düşgücü yardımıyla doldurması gerektiğini belirmiştir.

Simavna (Trakya) Kadı oğlu Şeyh Mahmud Bedreddin, İslam hukukçusu dönemin hatırı sayılır düşünürlerindendir. Bedreddin dönemin ünlü din adamlarından dersler alır. Özellikle Kahire’ de Şeyh Hüseyin Ahlati’ den çok etkilenmiştir. İbni Haldun’ la tanışmıştır. Kahire’ deki çalışmalarıyla ünlenmiştir. Adaleti aramak için yollara düşen Bedreddin, kendisini bulup Hakikat için kendisine gönül vermiş müridleriyle / yoldaşlarıyla beraber tekrar Anadolu’ ya döner. Öğrencileri arasından Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal en önemli askeri gücü olmuştur. Zorbalığa karşı tüm halkların eşit olduğu ve dünyanın herkesin ortak malı olduğu idealini gerçekleştirmek için harekete geçer. Sonu malum.

Resmi ideolojinin hükmündeki tarihte tabi ki sürekli görmezden gelinecek. Bedreddin’ e çeşitli eleştiriler yöneltilip, kuşkuyla yaklaşılması normaldir. Kendisini peygamber ilan edeceği, Osmanlı Hanedan’ ını yok edip kendi hanedanlığını kuracağı, aslında delinin teki olduğu yönünde kendisini eleştiren karakterler tarafından kitapta da dile getirilmiştir.

1400’ lü yılların başı. Anadolu Timur’ un istilasıyla yerle bir. Osmanlı Yıldırım Bayezid’ in ölümünden sonra şehzade savaşlarına sahne olan Fetret Devri’ nde. Teokratik devletlerin hüküm sürdüğü yıllar. Bölgenin beyi askerleriyle köylünün tepesine çöker mahsüllerine el koyar, o gider Osmanlı askerleri gelir çöker. Rumlar, Ermeniler, Arnavutlar kendi beylerinden bir tekme, Osmanlıdan ayrı bir tekme yer. Bu yıllarda biri çıkıp diyor ki:

- Mülkiyetçilik zorbalıktır. Allah dünyayı Adem ile Havva için yarattı, biz de Adem’ le Havva’ nın çocuklarıyız. Dili, dini ne olursa olsun toprak da su da bütün insanların ortak malıdır.

- Beyliği, paşalığı, hükümdarlığı kaldıracağız. Bir zorbayı ortadan kaldırıp başka bir zorbayı başa getirmeyeceğiz, zorbalığı yok edeceğiz.

- Hakikat karşısında yalnızca dinler ve halklar değil, kadınlarla erkekler de eşittir.

- İnsanı insana düşüren her şey yok edilecek.

- Öğretiler değişir, Hakikat kalır, insan kalır.

Nasıl ki sömürü; Beylik, Feodalizm, Emperyalizm, Kapitalizm, Küreselleşme gibi farklı kavramlarla kabuk değiştirip devam ediyorsa, hak arayışı da kabuk değiştirerek bu şekilde devam ediyor ve edecek de. O yıllarda dili, dini, mensubu olduğu halk ne olursa olsun birleşin çağrısı yapıldıysa, yüzyıllar sonra da birileri çıkıp dünyanın tüm işçileri birleşin der. Döneme göre bu çağrılar, hak, adalet arayışları farklılık gösterir ama devam eder.

Kitap Bedreddin’ in İznik’ te sürgünde olduğu yıllardan başlıyor, daha sonra gençliğinde Kudüs, Kahire yolculukları, dönemin ulemaları ile tanışmaları, Timur’ la karşılaşması, arada Börklüce Mustafa, Kemal Torlak gibi karakterlerin nasıl müridi oldukları gibi konularla devam ediyor. Kitabın başları Bedereddin’ in Hakikat arayışı sırasında din alimleriyle temasları sıkıcı gelebilir fakat kitap özünden bir şey kaybetmiyor. İdealleri, düşünceleri her sayfada kendisini gösteriyor.

Zorbalık olmadan, aşağılanma olmadan, adil bir yaşam kulağa hoş geliyor. Karaburun ve Aydın bölgelerinde kendi komünlerini kuruyorlar. Böyle bir yaşamda kendi aralarında da tabi ki sorunlar çıkıyor. Kadın- erkek eşittir denildi, kadınlar da erkeklerle beraber fakat yüzyıllardır gelen ataerkil yapı tek bir sözle, düşünceyle değişemiyor. Kadınlara tacizler, hakaretler oluyor. Yiyecek içecek sıkıntısı baş gösterince bazı müridlerin beylerin yaptığı gibi zor kullanarak köylülerden aldıkları ürünler için cezalandırılması gerekiyor. Ele geçirilen artık herkesin ortak malı olan konakların yağmalanıp talan edilmesi sorunu ortaya çıkıyor. Bunları aşmak için fikir alış-verişleri, zorbalığa karşı bir hareket içinde oldukları için kansız bir takım cezalar tartışılıp çözüme kavuşturulmaya çalışılıyor.

Bedreddin’ in mağlubiyetinde aralarına sızan sultan yanlıları, farklı diller konuşan insanlar arasında savaş meydanlarındaki iletişim kopuklukları da dile getirilmiş. Öğretisi/ ideolojisi müridleri tarafından tam olarak sindirilmeden harekete geçilmiş izlenimi de uyandırıyor.

Şeyh Bedreddin ile ilgili gönül ister ki daha fazla kaynak olsaydı, daha fazla kitap yazılıp daha fazla okuma şansımız olsaydı. Kim bilir dünyanın farklı yerlerinde, farklı zamanlarında Bedreddin gibi kimler gelip geçti de günümüze bu bilgiler ulaşmadı.

Bu topraklardan Bedreddin de geçti. İsimler değişir, öğretiler değişir, Hakikat kalır.
429 syf.
·Beğendi·10/10
Bedreddin'in hayatı ve onurlu mücadelesi inanılmazdır. Bu konuya çok meraklı olduğum için baya araştırdım. Bu kitapta Yıldırım Bayezid öldükten sonra Fetret döneminde yaşananlar, Bedreddin ve yoldaşlarının haklı mücadelesi akıcı bir dille anlatılmış. Çok beğendim. Keşke bütün insanlar, Bedreddin gibi mazlumun yanında, eşitlikçi, paylaşımcı, haksızlığa başkaldıran ve en önemlisi "kaderine boyun eğmeyen" yapıda olabilselerdi...
429 syf.
·60 günde·Beğendi·6/10
Ele aldığı konunun altında kalan, hakkında yazıldığı şahsı ve fikri tam açığa çıkaramayan basit bir kitap.
Binlerce insanı bir araya toplayacak karizmatik liderin fikir ve hükümlerini gösteremediğinden dolayı anlamını yitirmiş bir eser. Basit ve boş dialoglarla hakikati araması Bedreddin Mahmudu anlatamıyor olması beklentilerimin çok altında bıraktı eseri. Ama yine de iyi ki sonuna kadar okumuşum. Kitlenin onu zulumden kurtarma uğrunda boynunu ipe geçirten insanların ölümünü istemesi ve idama mahkum hakikat elçisinin bunu görmesi paradoksu bence kitabın okumaya değer yegane kısmı.
Hakikat ölmez!!!
429 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
baskı,zulüm karşısında sessizliği erdem zanneden insanlar Bedreddin'in görüşlerine kulak vermeliler.Radi fiş çok duru bir anlatımla bedreddin dönemi olaylarını çok iyi bir araştırmayla yansıtmayı başarmış.Şeyh Bedreddinin görüşleri günümüzü bile aşan evrensel görüşlerdir.
429 syf.
·10/10
Bu kitap üzerime çok fazla bir şey yazmaya gerek yok çünkü her yeri ayrı bir güzel, kurgu, romanın amacı ve niteliği... Bedreddin'i anlamak istiyorsanız kesinlikle ama kesinlikle okuyun bence kensine sosyalistim diyen herkesin okuması gereken bir başyapıt. Bu kadar az okunması ve bilinmemesi beni oldukça şaşırttı. Radi Fiş SSCB'nin önde gelen yazarlarından. Bedreddin'in felsefesini ve ilkel komünizm uygulamasını anlamak istiyorsanız okuyun pkuyun okuyun. Bedreddin'in dediği gibi: Ay ve güneş herkesin lambasıdır, hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur. Ekmek neden herkesin ekmeği değildir?
429 syf.
Uzun bir zaman oldu okuyalı ama mükemmel bir tat aldığımı unutmadım. Okuduktan sonra bu coğrafyada yaşamış ama resmi tarih tarafından unutturulmuş bir kahramanı tanımanın keyfini yaşayacaksınız.
Bu kitap, günümüzden altı yüzyıl önce, Sağır Ortaçağ diye adlandırılan dönemde yaşamış bir insan üzerinedir.

Bedreddin İslam hukukunun büyük bilginlerinden biriydi. Ama giderek iktidarın ve zenginliğin, haksızlık ve yoksulluğun sarsılmazlığını, değişmezliğini öne süren şeriat ilkelerinin eşitlikle bağdaşmadığı sonucuna varmıştı. Bu sonuca ulaşmasıyla da, kendisine büyük ün sağlayan bütün yapıtlarını yok etti.

Gerçeğe ve eşitliğe ancak bütün pisliklerden arınmış, tertemiz bir ruhla kavuşulabileceğini öne süren Sofi şeyhlerin yanında, ''kendi kendini mükemmelleştirme'' denilen alabildiğine katı bir eğitimden geçmiş, bu eğitim onu halkının çektiği acılara yaklaştırmış ve böylece eşitliğin öbür dünyada değil bu dünyada, gökyüzünde değil yeryüzünde olduğunu kendi kişiliğinde göstermek için kendisine verilen mürşitlik, şeyhlik gibi bütün ünvanları reddetmişti. Çağının en önemli düşünürlerinden biri olarak, yeryüzünde eşitliğin sağlanmasının biricik yolunun toprağın ve tüm zenginliklerin ortaklaşa kullanılmasından geçtiğini görüyordu. Bu amaca ulaşmak için de, XV. yüzyılda, bugünkü Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristan sınırları içinde yer alan topraklarda antifeodal bir halk ayaklanmasının başına geçti. Fanatizm ve dinsel hoşgörüsüzlüğün egemen olduğu bir dönemde, savaş arkadaşlarıyla birlikte tüm halkların ve dinlerin birbirine eşit olduğunu haykırdı. Felsefi yapıtlarında hep evrenin tekliğini savundu, ölümden sonra dirilme, cennet, cehennem gibi kavramları kesinlikle reddetti.

F. Engels, Ortaçağ’a ilişkin olarak şöyle diyordu: ''Ortaçağ; felsefe, politika, hukuk gibi ideolojinin tüm biçimlerini teolojiye bağlıyor ve bu bilimleri teolojinin alt dalları olarak görüyordu... Yığınların duygu dünyaları yalnızca dinsel gıdalarla besleniyordu; bu bakımdan da yığınlara kendi çıkarları ancak dinsel kılık altında gösterilebilirdi.'' Bedreddin de şöyle söylüyordu: ''Bilinçli kişi, kimsenin bilmediğini yapıp yürüten, kimsenin görmediğini görendir. Böyle bir insan bildiği her şeyi söyleyecek olursa, onu yaşatmazlar.'' Ve müridlerine şu öğüdü veriyordu: ''Karşınızdakilerin bilmedikleri şeyleri, onların bildikleri deyimlerle ve kavramlarla açıklayın.''

Bedreddin öyle bir dönemde yaşıyordu ki, düşüncelerinde doğal olarak, tarihsel gelişme ve maddi yaşamın dayattığı nesnel koşullardan değil, geleneksel dinsel metinlerin yorumlanışından yola çıkıyordu. Ancak Bedreddin’in yorumları çoğu kez resmi yorumlara ters düşen, din sapkınlığı, zındıklık olarak nitelenen yorumlardı.

Bu kitap, Osmanlı ve Bizans vakayinamelerine, Bedreddin’in torunu tarafından yazılan tercümeihaline ve dönemin başka belgelerine dayanılarak yazılmıştır. Bedreddin’in kimi bilimsel yazıları ve öğrencileriyle söyleşilerine ilişkin notlar da günümüze kadar ulaşmıştır. Kitabın başlıca kahramanları, dünyamızda yaşamış, gerçek kişilerdir. Bu kahramanların duygularını, düşüncelerini, karakterlerini ve olayların mantığa uygun biçimde akışını eldeki bilgi parçacıklarıyla yeniden canlandırmak gerekmiş, üzerlerinden akıp giden yüzyıllarla yer yer dökülmüş fresklerin çağdaş bilimin yardımıyla tamamlanması gibi, ele alınan kişilerin portreleri ve yaşadıkları olaylarla ilgili zaman zaman karşılaşılan kopukluk ve boşlukları düşgücünün yardımıyla doldurmak gerekmiştir.

Yazar, kahramanının düşüncelerini onun gelişme çizgisi içinde vermeye çalışırken, kullandığı dili ve terminolojiyi de korumaya çalışmıştır. Kahramanın iç monologları, dostlarıyla, düşmanlarıyla, öğrencileriyle söyleşileri sırasında kullandığı dildir bu. Bu dili belirlerken vakayinameler, döneme ilişkin tarihsel belgeler ve kahramanın kendi yapıtları yazara yol göstermiştir.
483 syf.
·Beğendi·9/10
4 -5 sene vardır okumuşum. kitap o kadar etkileyiciki tüm olay örgüsü oldugu gibi zihnimde . Şeyh Bedreddin in onurlu mücadelesini güzel kurgulayıp akıcı bir dille yansıtmış. o dönemi bir film şeridi gibi gözden geçirerek derinden hissetmemizi sağlıyor. Tarihe merakı olan her bireyin okuması gereken ender kitaplardandır.
- Şeyh Şibli 'ye, "Sana hakikat yolunu gösteren kim oldu?" diye sormuşlar, "Bir köpek", demiş Şeyh ve anlatmış: "Bir gün, bir su kıyısında, susuzluktan ölmek üzere olan bir köpek gördüm. Köpek, içmek için suya her hamle edişinde suda kendi suretini görüyor ve bunu başka bir köpek sanıp korkuyla geri kaçıyordu. Sonunda susuzluğu içindeki korkuya üstün geldi ve köpek suya atladı. Atlamasıyla da sudaki suret kayboldu. Gereksindiği şeyle kendisi arasındaki engel, kendisiydi. Ben de, kendim sandığım şeyin aslında içimdeki engel olduğunu anladığımda engel ortadan kalktı. Ama bana yolumu ilk gösteren bu sokak köpeği oldu."

Öğrenmeye hazır durumda olan, kimden olsa öğrenir... Şibli 'nin sözlerini herhalde böyle anlamak gerek, diye düşündü Bedreddin.
En zorlu hapishane, insanın kendi kafasının içinde kendisinin kurduğu hapishanedir
Radi Fiş
Sayfa 399 - yön yayınları
insan istediği kadar öğrensin, istediği kadar düşünsün, eylem yoksa, anlamak da yoktur
Radi Fiş
Sayfa 181 - yön yayınları
Hele içlerinden birinin, gerçekten iyi niyetle de olsa gelip, Bedreddin’e, öyle olmasa bile kendisini peygamber soyundanmış gibi göstermesini, yoksa müridler arasında fitnecileri, karıştırıcıları yatıştırmanın mümkün olmayacağını öğütlemesi, Bedreddin’in sabır kasesini taşıran son damla oldu. Başa geçebilmek için yalan söylemek? İnsanları hakikate götürebilmek için yalandan güç almak?
“İnsanda zeka sınırlıdır, aptallığınsa sınırı yoktur” sözü ne kadar doğruymuş! Ahlati’nin müritleri arasında bile aptallar çoğunluğu oluşturuyorlarsa pes artık!
O zaman şeyh:
- Bir şey istemediğin zaman istediğin her şey senin olur, dedi.
- Ama Hz. İsa, “Siz isteyin, size verilecek ve çaldığınız kapı size açılacak! dememiş miydi? Hakikat nerede Şeyhim?
Şeyh öğrencisinin sorusunu bir fıkrayla yanıtladı:
- Bir gün kadı, Hoca Nasreddin’i çağırmış, sormuş: “Kaç yaşındasın?” “Kırk” demiş Hoca. Kadı, şaşırmış,”Beş yıl önce yaşını sorduğumda yine kırk demiştin!” demiş. Hoca Nasreddin, gururla: “Adaletin temelleri benim üzerimde yükselebilir, kadı efendi” demiş. “Çünkü sözünün eri adamım ben. Yıllar önce ne demişsem, yine aynını söylüyorum. “
-Aslında sorun çok yerinde, diye sürdürdü sözlerini Ahlati. Aslında mantıklı düşünen herkes, bir bakıma, bu fıkradaki Hoca Nasreddin durumundadır. Çünkü gerçek, mantıklı değildir; sonsuzdur, ama değişmez değildir. Sonsuzluğu da bu yüzden, yani sürekli değişmesindendir. Hz. İsa’nın sözleri gerçektir; ama söylendiği yerde, söylendiği zamanda, söylendiği insanlar için. Benim sözlerimin İncil’de, Kur’anda ve büyük dinbilginlerince yazılmış kimi kitaplarda yazılanlara çakışmadığını gördüler mi, öğrencilerimin gözlerinin parıldadığını farkediyorum. “Doğru, çok doğru!” diye başlarını sallıyorlar böyle durumlarda hoşnutla. Sözlerim, kitaplarda yazılanlara uymadı mı, susuyorlar. Oysa kendilerine kaç kez söyledim: hangi kitap olursa olsun, nerde, nasıl yazılmış olursa olsun, orada yazılanlar geçmiştir artık, yazıldıkları zamanki anlamlarında olamazlar bugün. Akıl, geçmişi biriktirir, çünkü bir fikre varabilmek için gerekli ölçütü yalnız geçmişten alır. Akıl hep eski kapıları arar, hakikatse hep yenidir. Yeniden hareket etme demek, geçmişte gizli olanher şeye ulaşmak demektir. Ve yenide gizli olan her şeye. Zaman, yer ve insanlar şekli belirler ve şekil böylece sonsuzcasına değişen ölümsüz hakikate dönüşür…
Bu öğüt, Bedreddin için anlama kasesinden alınmış ikinci bir yudum oldu. Ama bu kez “gökkubebeye ulaşan bir çığlık kopmadı göğsünden”, tam tersine, suskunlaştı, “kendi kendini tanımanın uçsuz bucaksız deryasına gömüldü.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ben de Halimce Bedreddinem
Baskı tarihi:
Mart 1995
Sayfa sayısı:
483
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yön Yayınevi
Baskılar:
Ben De Halimce Bedreddinem
Ben de Halimce Bedreddinem
F. Engels, Ortaçağ'a ilişkin olarak şöyle diyordu: "Ortaçağ; felsefe, politika, hukuk gibi ideolojinin tüm biçimlerini teolojiye bağlıyor ve bu bilimleri teolojinin alt dalları olarak görüyordu... Yığınların duygu dünyaları yalnızca dinsel gıdalarla besleniyordu; bu bakımdan da... yığınlara kendi çıkarları ancak dinsel kılık altında gösterilebilirdi." Bedreddin de şöyle söylüyordu: "Bilinçli kişi kimsenin bilmediğini yapıp yürüten, kimsenin görmediğini görendir. Böyle bir insan bildiği her şeyi söyleyecek olursa, onu yaşatmazlar." Ve müritlerine şu öğüdü veriyordu:"Karşınızdakilerin bilmedikleri şeyleri, onların bildikleri deyimlerle ve kavramlarla açıklayın."

Bu kitap, günümüzden altı yüzyıl önce, sağır ortaçağ diye adlandırılan dönemde yaşamış bir insan üzerinedir. Bedreddin İslam hukukunun büyük bilginlerinden biriydi. Ama giderek iktidarın ve zenginliğin, haksızlık ve yoksulluğun sarsılmazlığını, değişmezliğini öne süren şeriat ilkelerinin eşitlikle bağdaşmadığı sonucuna varmıştı. Bu sonuca ulaşmasıyla da, kendisine büyük ün sağlayan bütün yapıtlarını yok etti...

Kitabı okuyanlar 88 okur

  • Öznur Geçkin
  • Mehmet E. AKSOY
  • Ali filazi
  • Halil Levent Kabay
  • Mustafa Şanlı
  • Özlem Fidan
  • Fecra Herkeser
  • Dünyam
  • Şerife Bulut

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.1 (2)
9
%5.1 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0