1000Kitap Logosu
Ben ve Ülkem
Ben ve Ülkem
Ben ve Ülkem

Ben ve Ülkem

OKUYACAKLARIMA EKLE
9.7
3 Kişi
7
Okunma
3
Beğeni
70
Gösterim
528 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 14 sa. 58 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · İnkılap Kitabevi · Şubat 2018 · Karton kapak · 9789751038531
Pek çok kitapsever anı kitaplarını, anlatılan kişinin hayat hikâyesi kadar, içinden geçilen dönemin atmosferini de merak ettiği için okur. Ben ve Ülkem, Metin Aydoğan’ın deneyimlerini gelecek kuşaklara aktarmayı bir görev bilmesinden hareketle kaleme alındı. Hayatının son elli yılını mücadele içinde geçiren Metin Aydoğan, yaşadıklarını duru Türkçesiyle anlatırken bu süreçte edindiği birikimi, başından geçen bütün olayların değerlendirmesini de gençlerin yoluna ışık tutacağı bilinciyle aktardı. Kurtuluş Savaşı dönemini ve Atatürk’ün çetin koşullara rağmen, bir adım geri atmadan, hayal edilemeyecek kadar güzel bir ülke kurma mücadelesini en iyi anlayan ve anlatan yazarlardan Metin Aydoğan, bu kez kendi hayatının kapılarını araladı. Ulusal bağımsızlığı savunan tüm aydınlar gibi, baskılara maruz kaldığında yolundan dönmeyen, ağır sağlık sorunlarıyla da bu bilinç ve inançla savaşan Metin Aydoğan’ın ayak izlerini takip etmek, gençler için yol gösterici olacaktır.
4 mağazanın 4 ürününün ortalama fiyatı: ₺20,58
9.7
10 üzerinden
3 Puan · 1 İnceleme
Bozkırdaki Ağaç
Ben ve Ülkem'i inceledi.
528 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Ben Ve Ülkem... Metin Aydoğan hocamın okumaya doyamadığım yazı dili, okuduğum her eserinde (Kuramsal Aktarım'daki yazıları da dahil) hayran kaldığım arı duru Türkçesi ile, yıllar süren okuma, araştırma, binlerce belge ve kaynak taraması sonrası kaleme aldığı 14, benim ise okuma olanağı bulduğum 5. kitabı. Okuduğum diğer kitapları gibi Ben Ve Ülkem'de saygıdeğer Aydoğan hocamın armağanıdır. Okuma seferberliği ve kitap imecesi kapsamında okurlara dağıttığı binlerce kitabından biridir. Bunun için kendisine ayrıca teşekkür etmem gerektiğinin farkındayım.. Yazarın diğer kitaplarında da olduğu gibi, daha önsözü okumaya başladığınızda nasıl bir bilgi birikiminden oluşan okyanusa daldığınızı farkediyorsunuz. Anı kitaplarının önemini şu sözlerle vurguluyor yazar: "İstanbul'un fethine katılan bir yeniçeri, Hz. Muhammed'in konuşmalarını dinleyen bir sahabe, ya da Spartaküs ayaklanmasına katılan bir köle anılarını yazmış olsaydı ve yazdıkları bize ulaşsaydı, bunun tarihsel değerine paha biçilebilir miydi? diyor ve ekliyor: "Türkler şifahi millettir derler, bu doğrudur. Batılıların günlükleri ellerinden düşmez. Ama biz yazmayız. Oysa, bir toplumda geçmişin geleceğe taşınmasına ne denli çok insan katılırsa geçmiş o denli canlı kalır, toplum özgüven kazanır." Çocukluk döneminin geçtiği 1950'li yıllardan "düşler ülkesi" diye bahsediyor. Düşler ülkesine dair yazdıklarını okuduğumda: "ne güzel hayal, keşke gerçek olsa dedim." O dönemi bugünle kıyaslandığımda ülke ve millet olarak nasıl bir geri dönüş, geri dönüşten de nasıl bir çöküş sürecine girdiğimizi bir kez daha derin bir üzüntü ile gördüm. 27 Mayıs 1960'ta güçlerini birleştirerek Demokrat Parti'nin çöküşünü sağlayan Türk gençliğinin, 12 Mart ve 12 Eylül'e giden karanlık süreçte birbirine ustaca bir oyunla düşman edilip, nasıl acımasızca birbirlerini kırdığını göğüs kafesimde hissettiğim tarifsiz bir ağırlıkla okudum. "Ülkücü ve Devrimci tanımlarıyla kutuplaşan genç insanlar, durmadan birbirine saldırıyor, vuruyor, kırıyor ve öldürüyordu. Giriştikleri aykırı eylemin yurt yararına olduğunu sanıyorlar, karşıtlarına ne denli zarar verdirirse ülkesine o denli yararlı olacaklarına inanıyorlardı. Ancak, gerçek zararı, gençleri birbirini hırpalayan Türkiye görüyor, geleceğini bağladığı genç aydınlarını, sonuçsuz bir kavgada yitiriyordu." diyor.. Hayatının her alanında örgütlü mücadelenin önemini vurgulayan yazar, Kemalist bir Türk aydını olarak, Atatürk'ün adını kullanan siyasi parti ve örgütlerin Atatürkçülük adı altında halktan kopuk eylemleriyle halkı aslında Atatürk'ten nasıl uzaklaştırdıklarını acı tecrübeleriyle dile getiriyor. Aydoğan hocamın evlilik sürecini yazdığı bölümü tebessümle okudum. O kadar büyük bir sevgi ve haklı bir övgü ile bahsetmişti ki, Müzeyyen hanıma karşı sevgi ve büyük bir saygı duymamak mümkün değildi.. Çocuklarının doğumu ile duydukları sevinç ve heyecan ortak olmaya değerdi.. Hele Aydoğan hocanın yeni kitabını eline aldığında, "taze mürekkep kokusunu duyduğumda çocuklarımın doğumunda duyduğum mutluluğu duydum" sözleri beni çok etkilemişti. Ben Ve Ülkem yazarın önsözde dediği gibi diğer anı kitaplarından farklı. Okura üzüntü, karamsarlıkla birlikte acı veren siyasi ve ekonomik değerlendirmeler çoğunlukta. Ama o, yıllar süren, tıbbın bile çaresiz kaldığı, doktorların ümit kestiği ağır hastalık sürecinde dahi mücadeleden bir an olsun vazgeçmeyerek direncin önemini vurguluyor. Ve diyor ki: "Doğada ve toplumda tekdüzelik ve durağanlık yok. Değişmeyen tek şey değişimin kendisi. Eğer doğaya ve yaşama böyle bakıyorsak, karamsarlığa, boyun eğmeye ve umutsuzluğa yer yok demektir. Umutsuz insan ölü insandır!" O ağır hastalık sürecini de yine direnç ve mücadelenin insan yaşamında da, toplum yaşamında da ne denli hayati öneme sahip olduğunu vurgulamak için yazdığını söylüyor. Söylemekte sakınca görmüyorum, ben hastalık sürecini yazdığı bölümü tarifsiz bir üzüntü, boğazımda bir yumru ve gözyaşları içinde okudum. Kolay kolay pençesinden kurtulunamayacak hastalıkları yendiği, sağlığına kavuştuğu için Tanrı'ya şükrettim. Esenliği için daima dua edeceğim insanlardan biridir saygıdeğer Aydoğan hocam. Fazlaca uzattığımın farkındayım aslında ama, Attila İlhan'ın "okuduğum en iyi şiir" dediği Metin Aydoğan kitaplarından birini, dopdolu bir 528 sayfadan oluşan Ben Ve Ülkem'i okudum ben. "... harimi ismetimi siz okurlarıma açtım. Bu kitabı, bir dosttan gelen mektup gibi okumanızı diliyorum, çünkü ben öyle yazdım" diyor Metin Aydoğan, ben de öyle okudum saygıdeğer hocam.. Elinize, belleğinize, yüreğinize sağlık. Kaleminiz hiç körelmesin. Son söz: Müzeyyen hanıma saygı, sevgi ve teşekkürler. Aynur Abancı ve Aynur Karaca'ya da sonsuz teşekkürler..
Ben ve Ülkem
9.7/10
· 7 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3