Benden Selam Söyle Anadolu'yaDido Sotiriyu

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.249
Gösterim
Adı:
Benden Selam Söyle Anadolu'ya
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
262
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750701337
Kitabın türü:
Çeviri:
Atilla Tokatlı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Benden Selam Söyle Anadolu'ya
Benden Selam Söyle Anadoluya
Ve sen Kör Mehmetin damadı! Hele sen! Niye öyle tik-sinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne ol-muş! Ve işte ağlıyorum. Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşeriler! Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendini! Anayurduma selâm söyle benden Kör Mehmetin damadı! Benden Selâm Söyle Anadoluya! Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin! Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellâtların Allah bin belâsını versin! 1982 Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülünü alan bu kitap, Türkiyede doğan, Kurtuluş Savaşından sonra Türkiyeden göç etmek zorunda kalan Yunan yazar Dido Sotiriyunun en önemli, en etkileyici kitabı. Türkiyenin kültür mozayiğinde çok önemli bir yer tutan Yunan azınlıkların, Kurtuluş Savaşı öncesindeki ve savaş sırasındaki yaşamlarından gerçekçi kesitler sunan yazar, kendisini şöyle tanıtıyor: 1922de Anadoludan ayrılarak Yunanistana, amcamların yanına gitmek zorunda kaldım. İlk çocukluk yıllarımın anıları belleğimden silinmiyordu. Yaşadığım günlerin, duyduğum olayların o kadar etkisi ve büyüsü altında kalmıştım ki, bu konuyu ele alan bir kitap yazma isteği içimde çığ gibi büyüyordu. Benden Selâm Söyle Anadoluya 1962 yılında yayınlandı.
Kitabın son sayfası ve son satırları bir nevi yaşananların, olmaması gerekenlerin, insan onurunu kıran, savaşın vahamet'ini, vahşiliğini, insanda bambaşka ruhsal yapıların oluşturduğunu "keşke böyle olmasaydı, keşke yaşananlar sadece ama sadece keşkelerin hamurunda kalsaydı gerçek olamasaydı bunca şey." demeye getiren. vicdan muhasebesinin özeti gibi...
Yazar kitabını şu paragrafla bitiriyor zaten...: Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet'in damadı ! "Benden selam söyle Anadolu'ya.. Toprağına kanla suladık diye bize garezlenmesin...Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların, Allah bin belasını versin !...
Kitabın anlatımı, gayet güzeldi.
Yazar olayları objektif bir persfektif içerisinde kaleme almış olsa da bazı tarihi yanılgıların, çelişkilerin varlığını yadsıyamam. Kaleme alırken biraz objektifliğin zedelendiği hissi vermiyor değil.
Ayrıca kabul edemeyeceğim bazı şeylerin olduğunu da itiraf etmeliyim.; -Kitabın başından sonuna kadar ki düzenli ordunun
kurulmasından sonraki evrelerde dahi Türk Askeri
ne hala "Türk Çeteleri" demsi.
-40 bin Yunanlı savaş esirinin çukurlara doldurulup
silahla taranarak katledilmesi iddiası.
- 9 Eylülde Türklerin İzmir e girme aşamasın da
yerli halkın ve askerlerin bilhassa Ermenileri kat-
ledip ocaklarını, evlerini ateşe vermesini.
Gibi.
Bu kitap, şimdiye dek beni etkileyen sayılı kitaplardan birisi oldu. Kitabın yazarı Aydın'da doğmuş bir Rum'dur. Ve Dido Sotriyu, kitabının başlarında şimdinin Şirince diye bilinen Kırkıca köyünü anlatır bize; Dağdaki Efes'i yani...
Rum geleneklerine, bölgenin güzelligine ve tarihine değinir. Türk ve Rum halkının dostane ilişkilerinden bahseder bize. Bu durum böyle gitmez tabiki. 1.Dünya savaşının çıkmasıyla herşey altüst olur. Osmanlı'nın, Savaşta Almanya'nın yanında yer almasıyla birlikte Anadolu'daki hristiyan halklar tahakküm altına alınır. Akabinde zorunlu göçler, halk kışkırtmaları ve ölümler yaşanır.
Bağımsızlığını ilan eden Yunanistan'ın, Ege'yi işgale başlamasıyla birlikte Rumlar, Yunan kuvvetlerine katılır. Sonrasını tahmin etmek zor değildir. Karşılıklı katliamlar, kan ve gözyaşından başka birşey yoktur artık. Savaş zamanın iki dost halkını düşman haline getirmiştir. Dido sotriyu kitabında, "savaşın kazananı olmaz" sözünü okura göstermektedir...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.014 Oy)17.380 beğeni39.233 okunma2.055 alıntı164.220 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.184 Oy)8.096 beğeni23.816 okunma1.861 alıntı101.602 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.798 Oy)8.088 beğeni25.831 okunma615 alıntı125.816 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.960 Oy)12.405 beğeni31.558 okunma2.728 alıntı131.703 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.927 Oy)8.312 beğeni23.074 okunma1.118 alıntı112.028 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.407 Oy)8.359 beğeni22.650 okunma1.408 alıntı104.733 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.220 Oy)5.333 beğeni18.021 okunma683 alıntı91.685 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.106 Oy)10.767 beğeni26.394 okunma1.374 alıntı139.104 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.777 Oy)7.308 beğeni20.421 okunma667 alıntı78.880 gösterim
  • Serenad
    9.0/10 (4.816 Oy)5.385 beğeni14.106 okunma1.478 alıntı60.897 gösterim
Rıhtıma gelince herşeyi unuttum. Yepyeni ve dayanılmaz bir tatlılık kapladı içimi. Nereye bakacağımı, ilkin hangi hazzı duyacağımı şaşırmış gitmiştim...
Mübadele günlerini yaşamış olan yazarın gözünden tarafsız bir şekilde gerçek olayların anlatıldığı bir kitap. 57 baskı yapılmış..
Savaşın insanları nasıl insanlıktan çıkardığı,barışın ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak istiyorsanız bu kitabı okumanız lazım.
Rum Manoli'nin anılarından yola çıkılarak yazılan kitap Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrasının, Rumların gözünden bir panoramasını çizer bize. Açıkça bir dram anlatılır. Savaş bizim için kurtuluşken onlar için kaçış demekti. Osmanlı'ya başkaldırıp çeteler kuran Rumlar dağlarda saklanırken, köylerde kalıp Osmanlı için toplanan ve Amele taburlarına alınıp yol işçisi yapılan Rumlar da vardı. Bu Rumlar aynı zamanda Türk köylülerinin tarlalarında, çiftlik işlerinde çalıştırılmış, cephede onlara güvenilmediği için silah verilmemiştir. Birinci Dünya Savaşı'ndan bir şekilde kaçıp Yunanistan'a sığınırlar ama bu sefer de aynı kaçan Rumlar Anadolu'yu işgal etmek için gelirler.

Savaşın insanlara getirdiği dramı son derece gerçekçi öğelerle anlatan kitapta önemli bir şey daha anlatılır. İnsan yaşadıkça kaçması ve tekrar savaşması için yine de umut vardır. Ana karakter Manoli'nin tekrar, tekrar ve tekrar kaçması bunu beynimize işler adeta. Ve savaşın asla tek yönden can yakmadığını, insanlar, hayvanlar ve bitkiler dahil olmak üzere tüm canlılara, tüm milletlere ve bütün dünyaya zarar verdiği son derece akıcı ve gerçek bir şekilde anlatılır.

İnsanın ufkunu genişleten bir kitap olduğunu ve tarihi yorumlarken bakış açısının ne kadar önemli olduğunu anlatan bir eser olduğunu belirtmek istiyorum. İyi okumalar.
Buralarda yaşananları artık burada yaşayamayanlardan öğrenmek.. Savaşı savaşmayanlara anlatmak.. Yıllar önce yazılanları bugün okumak.. Ön yargılarınızı yıkılır mı? Savaş, göç, hasret, acı.. Barış hep uzak mı?
Kitapçıma gittiğimde sadece bir kitap alıp çıkacaktım fakat dışarının kalabalığı beni içeriye resmen hapsetti. Ben de çeşitli bütçelerle sınıflandırılmış diğer reyonlarda zamanımı geçirmeye başladım. Şuursuzca kitap bakarken karşıma Can yayınlarının bembeyaz parlayan kitabı çıkageldi. Genelde Can yayınlarının kitaplarını beğendiğimden dolayı incelemek istedim. Seçtiğim onca kitabın arasından kısıtlı bütçe sebebiyle birkaç kitabı alabildim ve alabildiklerimin arasında bu kitabın da olması beni pişmanlıktan şükür ki alıkoydu. Çok düşük beklentilerle başladım ve giriş bölümü, anlatımı, konuların işlenişi daha kitap elimdeyken, etkiledi. Okurken tasvirlenen yerlerde resmen bulundum, seslerini işittim, onlarla birlikte tarlada çalıştım. Ortalarına gelmişken içimi bir araştırma isteği sardı. Sürekli Rum - Türk savaşından bahsediliyordu ve Mustafa Kemal Atatürk, hakkında cahil kalanlar tarafından fazla basite indirgenmişti. Ayrıca kitap bir rum tarafından anlatılıyordu. Türkler bazen yüceltilmiş, bazense yersizleştirilmişti. Araştırma sonucunda çokça bilgiye sahip olmuştum fakat bu bende önyargı da oluşturmuştu. Kitap sevilesiydi, başka bir açıdan bakmak zorundaydım ve tamamiyle yazar gibi objektif yaklaşmaya çalıştım. Yazarın da savaş nedeniyle Anadolu'dan, memleketinden kaçmak zorunda kaldığını biliyordum. Yazarın kitabı yazma nedenini ve hayatını bilirseniz yorumunuz çoğu zaman 180 derece döner. Bakmaya çalıştığım bakış açısından "Savaşı kaybedenin her zaman halk olduğunu, hangi taraf olursa olsun halkın zarar gördüğünü, zalimce insanı toprağından, sevdiğinden, ailesinden ayırdığını" anladım. "Halkın siyasete karşı takınması gereken tavrı" öğrendim. Ama en başında "aidiyet" duygusunu hissettim. Ayrıca bize her zaman karşı tarafın yaptıklarını, zalimliklerini öğretirlerdi. Aralarda masumların olduğunu da öğrendim. Düşman tarafından dinlemek bir de olayları çok değişikti. Bunu objektif bir şekilde okumak daha da ayrıydı. Satırlar yorumlanmak için zemin hazırlıyor.
Okunması gerekenlerden bence. Fakat değişik bir açıdan bakılmalı. Yoksa okuması hayli güç.
Benden selam söyle Anadolu'ya.. Toprağına kanla suladık diye bize garezlenmesin. Hiç unutmadım bu dizeleri ve yaşanan acıları.Yaşar Kemal'in Fırat Suyu Kan Akıyor kitabıyla birbirini bütünler nitelik taşır hissi veren bir kitap..
Kitaba başlamadan önce hakkında biraz araştırma yaptım. Bu da bende ön yargılar yarattı. 1. Dünya savaşı ve kurtuluş savası sırasında tek hedefi sevdiği kızla evlenmek olan sıradan bir rum köylüsünün yaşadıklarını anlatmakta. Rumlara karşı türk cephesinde, Türklere karşı rum cephesinde savaşan, hürriyet uğruna kullanıldıklarını sonradan farkeden bir insanın öyküsü.
Bu hikayenin bir karakteri olsam ki hikayede çok kısa geçiyor. Doktor şükrü efendi olurdum.
Balkan savaşları zamanı ve dönemin İzmirinde yaşayan Anadolu rumlarının hatıralarından bir derleme. Kitabın spoiler'ında belirtildiği gibi tarafsız kaleme alınmış...
- Yaptığınız iyiliği hiç unutmayacağım, dedi. "Manoli Aksiyotis"
- Senin için yapmadım ki... diye cevap verdi. Sizler için yapmadım ki ben bu iyiliği...Kendi vatanım için yaptım! Yurttaşlarımızla askerlerimizin insan dışı bir duruma düşmelerine göz yumacak olursak, ne biçim bir millet oluruz biz? dedi. "Doktor Şükrü Efendi."
Kitabın sanırım en etkileyici yeri sonuydu.Bazı yerlerde objektiflikten şaştığını düşünmüş olsamda kabul etmek gerekir ki Sotiriyu diğer Yunan yazarlara göre daha yumuşak bir bakış açısına sahip.Kitabın sonunda büyük devletlerin oyununa gelindiğini kabul ediyor.O satırlar duygu yüklü... Oldukçada akıcı bir eserdi.Tavsiye edilir.
Ege'nin incir, üzüm ve zeytin kokan güzel bir köyünden başlayan hikaye, savaşın tüm acımasızlığını bir Anadolu Rum köylüsü gözünden bize aktarıyor. Barış içinde yaşayan halkların "Kardeşi kardeşe kırdıran cellatların, Allah bin belasını versin!" dedirtecek konuma geldiği, yeri geldiğinde Türklerin övüldüğü yeri geldiğinde küfür edildiği, ülkelerin çıkarları uğruna maşa olarak kimleri kullandığını anlatan ezber bozan bir eser. 1982'de Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü alan eser bazı kesimlerce oldukça eleştirilmiş. Kitapça geçen "Bana bir mum yak. Belki Allahlarımız da bizim gibi arkadaş olurlar" sözü kitabın en can alıcı cümlesiydi.
— Güneşi gece yarısı aramaya kalkışmak boşunadır Manoli!
Dido Sotiriyu
Sayfa 182 - Alan Yayıncılık 11.Baskı 1995 Çevirmen Attila Tokatlı
Allahım! Eğer elimden bir insana karşı haksızlık çıktıysa, elimi kes. Birine kem gözle baktımsa, gözümü oy! Başkasının malına kaydıysa gönlüm, sök parçala!.
Dido Sotiriyu
Sayfa 91 - Alan Yayıncılık 11.Baskı 1995 Çevirmen Attila Tokatlı
...Tatlı söz, yılanı deliğinden çıkarır amma, yalan söz de kuzuyu kurda döndürür. İnsan dediğin zayıf mahlûk.
Dido Sotiriyu
Sayfa 62 - Alan Yayıncılık 11.Baskı 1995 Çevirmen Attila Tokatlı
"Ne istersen onu yaparım baba. Yalnız bilmeni isterim ki, ben öğrenim görmek arzusundayım. Hani çok susadığın vakitler, serin bir su içip de şöyle bir oh çekersin ya, her yeni öğrendiğim şeyde, işte ben de öyle bir oh çekiyorum."
Kafasını biraz olsun çalıştırmak zahmetine katlanmayıp da omuz silkenler, aslında büyük bir suç işliyor! Ve sen Aksiyotis, sen daha da suçlusun... Sanıyor musun ki tarihi yapanlar hükümet adamlarıyla generallerdir! Gözlerini yumar, kulaklarını tıkarsan onların uçuruma doğru ittikleri bir tekerlek olup çıkarsın. Ama sen böyle aciz bir alet değilsin ki Manoli, Halk'sın sen, Halk! Ve olayları değiştirebilmek için anlamak zorundasın!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Benden Selam Söyle Anadolu'ya
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
262
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750701337
Kitabın türü:
Çeviri:
Atilla Tokatlı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Benden Selam Söyle Anadolu'ya
Benden Selam Söyle Anadoluya
Ve sen Kör Mehmetin damadı! Hele sen! Niye öyle tik-sinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne ol-muş! Ve işte ağlıyorum. Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşeriler! Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendini! Anayurduma selâm söyle benden Kör Mehmetin damadı! Benden Selâm Söyle Anadoluya! Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin! Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellâtların Allah bin belâsını versin! 1982 Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülünü alan bu kitap, Türkiyede doğan, Kurtuluş Savaşından sonra Türkiyeden göç etmek zorunda kalan Yunan yazar Dido Sotiriyunun en önemli, en etkileyici kitabı. Türkiyenin kültür mozayiğinde çok önemli bir yer tutan Yunan azınlıkların, Kurtuluş Savaşı öncesindeki ve savaş sırasındaki yaşamlarından gerçekçi kesitler sunan yazar, kendisini şöyle tanıtıyor: 1922de Anadoludan ayrılarak Yunanistana, amcamların yanına gitmek zorunda kaldım. İlk çocukluk yıllarımın anıları belleğimden silinmiyordu. Yaşadığım günlerin, duyduğum olayların o kadar etkisi ve büyüsü altında kalmıştım ki, bu konuyu ele alan bir kitap yazma isteği içimde çığ gibi büyüyordu. Benden Selâm Söyle Anadoluya 1962 yılında yayınlandı.

Kitabı okuyanlar 125 okur

  • Gülçin Yurdakul
  • Melis Has
  • Gülçin Aşkın
  • Burak
  • Nurten kadaş
  • Ayşe Cüceloğlu
  • İlkay Şal
  • Ali Sırtbaş
  • Gamze Tazegül
  • İlhan Turan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%14.9
25-34 Yaş
%20.9
35-44 Yaş
%29.9
45-54 Yaş
%16.4
55-64 Yaş
%3
65+ Yaş
%3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.3
Erkek
%38.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.3 (18)
9
%21.3 (10)
8
%27.7 (13)
7
%8.5 (4)
6
%4.3 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0