Beni Kör Kuyularda

·
Okunma
·
Beğeni
·
4109
Gösterim
Adı:
Beni Kör Kuyularda
Baskı tarihi:
Kasım 2019
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051854434
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Beni Kör Kuyularda “bütün mümkünlerin kıyısında”n, tam da oradan konuşuyor. İnsanlardaki seyir merakı, bu merakın doğurduğu acımasızlık, habire dönen karanlık bir çark, çarkın öğüttüğü insanlar, yarım kalmış sevdalar ve parçalanmış hikayeler…

Beri yandan, roman boyunca iki soru peşimizi bırakmıyor: Hakikaten gittiler mi? Gittilerse nereye gittiler?

Beni Kör Kuyularda, Kuşlar Yasına Gider’den sonra“HAT edebiyatı”na yeni, taptaze bir kan.

“Dünyanın renkleri değişti onlar ilerledikçe, dünyanın sesleri, sessiz-likleri değişti, şekilleri sonra, kapıları, kapılarından girip çıkanları değişti, gülenleri, ağlayanları, yürüyenleri değişti, ağaçları, çimenleri, yaprakları değişti, güzellikleri, çirkin-likleri değişti, hatta bütün bunlarla ve daha başka şeylerle birlikte mesafeleri, boşlukları ve bu mesafelerle bu boşluk-larda gezinen kokuları da değişti.”
240 syf.
·10/10
https://m.youtube.com/watch?v=B75KSjrTCqQ
Rahmetli şair Ümit Yaşar'ın yazdığı Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın şiirini Münir Nurettin Selçuk bestelemiş oğlu Timur Selçuk'ta muazzam bir şekilde yorumlamıştır.Kitabın kapağında yer alan Kuyu Metaforu Nuri Bilge Ceylan'ın
Ahlat Ağacı filminden alınmıştır.

Kitap hakkında yoruma geçmeden önce bu kısa bilgileri paylaşmak istedim.Kitaba gelecek olursak Hasan Ali Toptaş aile konusuna daha geniş bir yelpazeden bakmamızı sağlıyor.Konusuna gelecek olursak dünyada istenmeyen ne kadar acı ve çaresizlik varsa bu ailenin üzerinde toplanmış ve parçalanma noktasındaki ailenin kızı olan Güldiyar'ın başından bir olay geçtikten sonra lal olur.Bu olaydan sonra babası Güldiyar'ın gözlerinde yaş yerine taşlar dökülür,annesi Bahriye üzüntüden kendini yitirir erkek kardeşi Hüseyin ilk sayfada kayıptı ama sonlara doğru geldi gelecek diyerek beklenen kişidir.Çaresizlikler içindeki ailenin başına gelenleri halkın nasıl tepkiler verdiniği ve acıdan nasıl beslediğini gördüm.Kitabı çok sevdim umarım Hasan Ali Toptaş hep yazar bizde onun muazzam kaleminden dökülenlerden eksik kalmamız dileğiyle.
Tavsiye ederim :)
240 syf.
"Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın."

Kitabın ismini ilk duyduğumda direkt aklıma Ümit Yaşar Oğuzcan'ın bu şiiri geldi. Toptaş hem yazdıklarıyla hem de kitaplarına verdiği isimlerle hep dikkati çekmiştir. Diğer kitaplarıyla kıyaslasığımızda bu kitabın ismi biraz daha farklı geldi. Şiirle birleştirince de acaba nasıl bir roman olacak diye iyice merak ettirdi.

Şimdi nereden başlasam ne anlatsam Toptaş'ın da dediği gibi "BİLEMİYORUM"
Toptaş bu romanıyla bizi biz kuyunun içine atıyor çık çıkabilirsen. Kitap bittikten sonra büyük bir boşluk hissi oluştu ve bir o kadar da soru...

Toptaş'ı bilenler bilir ucu açık çok şey bırakır okuruna. Herkes kendinden bir şeyler ekler ve böylece kitap da büyür de büyür.
Uykuların Doğusu romanı için "Romanın yapısı biraz da dünyanın hareketine benzesin ve roman tıpkı dünya gibi dönüp dursun istedim." diyor ve bu kitabın içinde de Uykuların Doğusu'na atıfta bulunuyor. Kitap bitince de benim aklıma ilk olarak bu roman geldi. Çünkü öyle bir bitti ki kitap akılda binlerce soruyla kalakaldık. Başladığımız yere mi döndük dedim, sonra da bu kadar şey oldu nasıl en başa döneriz dedim, daha sonra da yoksa bunların hepsi bir rüya mı acaba dedim. Toptaş ya bunun devamını yazacak ya da bu romana her okuyan bir şeyler ekleyecek ve dünya döndükçe kitap da dönecek duracak.

Kitaba gelecek olursak çok özlediğim Toptaş'ı tam olarak göremesem de yine de tatmin ediciydi. İnce ince işlenmiş onlarca konu var aslında. Temel olarak toplumsal yozlaşma, insanların vurdumduymazlığı diyelim. Tabii Toptaş bunları anlatırken bazen üstü kapalı cümlelerle bazen büyülü bir anlatımla yapıyor bunu her zamanki gibi.

Kitap Güldiyar'ın evden babasına sefer tası ile yemek götürmesiyle başlıyor. Annesinin onu gönderirken söylediği şu sözler ise bize kitapla ilgili ipuçları veriyor.

"Git ama dikkatli ol, tamam mı? Televizyon haberlerinde görüyorsun, her gün oğlan çocukları, kız çocukları kayboluyor. Sonra da tecavüze uğrayan bu körpecik çocukların parçalanmış cesetleri bulunuyor sağda solda. Ayrıca, biliyorsun, insanların gözleri önünde her Allah’ın günü kadınlar öldürülüyor. Bu yüzden diyorum dikkatli ol diye.”

Sonrasında Güldiyar geliyor ama bir daha konuşmamak üzere susuyor. Aklımızda Güldiyar'a ne oldu sorusu hep diri kalıyor. Toptaş okuru bu ve  benzer sorularla hep kitabın içinde tutuyor.  Onlarca soruyu sanki  bir kuyunun içine atıyor ve çıkarmamızı istiyor ama ne merdiven var ne de  yardıma gelene birileri...
Bu bakımdan çok akıcı ve kısa zamanda okunabilecek bir kitap.

Konu ilerledikçe insanlar bu kadar mı kör, bu kadar mı duyarsız, bu kadar mı vurdumduymaz diyorsunuz.
Başkaları acı çekerken kimileri çıkıp onu seyrediyor, kimileri çıkıp o acıdan faydalanmanın yolunu arıyor ama kimse o acıyı dindirmek için bir adım atmıyor. Atacak olanlar da o işten faydalananlar tarafından sindiriliyor, susturuluyor, elleri kolları bağlanıyor ne de olsa hayatta kalma dürtüsü hepimiz için ilk duygu değil mi?
Ama insanın içini en çok acıtan da bu acı karşısında susanlar oluyor. Ama insan oğlu işte bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı biraz da...

Burada Halil bizim insan yanımız olarak karşımıza çıkıyor.
Halil de bu durum için şöyle diyor kitapta;
"Sen diyorsun ki, kötüler gelip bize kötülük edinceye kadar iyidirler, başımızın üstünde yerleri vardır..."

İşte böyle olduğu sürece de ne acı bitiyor ne zulum bitiyor. Olduğunuz yerde sayıyoruz, dönüp duruyoruz.
Sonra Halil tekrar devreye giriyor.

"Siz yaşayanlar, çok tuhafsınız!" ama kimse bir şey anlamıyor. Sonra devam ediyor.

"Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam diyorum. Hepsi bu kadar, başka bir şey dediğim yok. Sizin mideniz kaldırıyorsa, kötülük edene de kötülüğe maruz kalana da aynı şekilde gülümsemeye devam edebilirsiniz, işin o yanı beni ilgilendirmiyor."
Herhalde artık anlarlar diyorsunuz ama yine anlamıyorlar. Ahh insan oğlu ahh...

Konuyu takip bakımından belki de en sade kitabıydı bu Toptaş'ın. Hiçbir karmaşaya neredeyse yer bırakmıyor.
Yukarıda da dediğim gibi zaman zaman eski Toptaş'tan izler olsa da benim gözümde kelimelere kanat takan Toptaş daha farklı.
Bol sorgulamalı, bol cevapsız sorulu ve keyifli bir kitaptı. Keyifli okumalar.
240 syf.
·2 günde·10/10
Hasan Ali Toptaş'tan yine kendini has üslubuyla edebi, büyüleyici ve efsanevi detaylar içeren bir kitap.. HAT edebiyatını çok seven ve tüm kitaplarını okumuş birisi olarak; onun ne yazdığından çok, hep nasıl yazdığıyla daha yakından ilgiliyim. Yani kitapta bir rüzgar esse, çatılarda dolansa, uğuldayıp camlarda parçalansa, bunu öyle güzel öyle masalsı anlatır ki, ben içimde sesleri duyar, yüzümde esintiyi hisseder, garip bir hüzünle sarsılırım...
Fakat bu kitabı, gerek konu gerekse işleyiş ve kurgu bakımından da sarsıcı ve dikkat çekici buldum. Bir tarafta çaresiz ve masum insanlar, bir tarafta bu insanların acılarından istifade eden ve onların kanlarıyla beslenen bir yığın gözü dönmüş insan müsveddeleri.. Kitapta yer yer efsanevi ya da büyülü olaylara şahitlik etsek de, ne yazık ki günümüze çok yakın buldum.. Açıkçası Güldiyar'ın hayatını, onun başına gelenleri bir metaforla, sosyal medya ya da dijital platformlarda sık sık karşılaştığımız hatta bir çok insanın özenip rol model aldığı insanların hayatlarına benzettim. Bir vitrine konulmuş ve arkasından bir bıçakla dürtülerek, onu seyredenlerin istekleri doğrultusunda hareket etmeye zorlanan insanlara... Ve vitrinin karşısında, yalnızca gülmeye ve eğlenmeye koşullanmış, empatiden uzak, anlayış ve duygu yoksunu bizler...

Zaman zaman duygusal patikalar da çıkıyordu önümüze, yalnızca yolun nereye çıktığını bilenlerin gitmeye cesaret edeceği türden; ansızın bir yerlerden çıkıveren mavi minibüsler gibi, kopup yerde boylu boyunca yatan bir çamaşır ipi gibi.. Ya da arka fonda bir gidip bir gelen klarnet sesi gibi...
240 syf.
Hasan Ali Toptaş’ın son romanı Beni Kör Kuyularda, sessiz sedasız ve elbette heyecan verici bir şekilde çıkıp geldi… Yaklaşık üç sene önce yayımlanan Kuşlar Yasına Gider’in ardından yeni bir roman gayet güzel bir haberdi. Aradaki Gecenin Gecesi’ni saymıyoruz zira hem bir roman değildi hem de bir ticari kaygı eseriydi.

Beni Kör Kuyularda, adını bir Ümit Yaşar şiirinden alıyormuş. Açıkçası Ümit Yaşar’ın bildiğim şiirlerinden birisi değildi. Sadece dört mısradan oluşan ve hazin bir hikayesi olan, güzel bir hece ölçüsü şiiriydi. Romanla doğrudan ilgisi yok gibi görünse de, sözleri epeyce ilgiliydi aslında…

Eğer Hasan Ali Toptaş okuruysanız, her satırında onu hissedebileceğiniz bir roman olmuş. Çok çarpıcı bir giriş sahnesiyle başlıyor roman. "Ne oluyor, ne olacak" diye düşünmeye başlıyorsunuz. Sonrasında zaman zaman temposu düşse de merak unsuru hiç eksilmeyen bir hikaye buluyorsunuz.

Roman tipik bir HAT romanı. Duvarda asılı duran halının geyiklerinin canlanması, ölmüş insanların hayallerinin görünmesi gibi postmodern anlatılar yine var. Zaten roman adeta örnek bir postmodern roman.

Yine HAT’ın bildiğimiz bir tarafı daha var. Şöyle ki, o ne anlatırsa anlatsın, adeta bir işçilikten ustalığa terfi etmiş kelime sanatçısı gibidir. İstisnai ve büyülü bir dili var. Kendi ifadesiyle, "bu işin eğitimini almamış, metinler arası geçiştir, üst anlatıdır falan bilmeden" yapmış bunları…

Gözyaşları taşa dönen ve acılar çeken bir ailenin mensubu olan Güldiyar adlı genç kızı anlatıyor HAT. Ancak çok net bir şey var ki, roman tam bir alegori geçidi. Evet, aslında diğer bazı romanlarında olmayan bir şey var. Olay örgüsü çok net biçimde aklımızda kalıyor. Bu haliyle Gölgesizler ve Kuşlar Yasına Gider’e hayli benziyor. İlk defa HAT okuyacaklar için bir avantaj bu durum. Eğer Gölgesizler’i okumuş bir okursanız, zaman zaman ona devam ediyormuş hissi bile yaşayabiliyorsunuz.

Romandaki alegori kişilere göre değişebilir. Ben günümüz Türkiye’sini gördüm diyebilirim. Gerek gerçek hayatta gerekse sosyal medyada oluşturulan bir yeni sosyal yapı var. Acı çeken, darda olan insanlar var. Söz gelimi devlet eliyle suçlanan, işten atılan, tek adamın sevgisi ya da nefretiyle kişinin başına bin türlü hal gelebilen bir sistem. Hadi, tam olarak Türkiye değil diyelim.

Lakin sonuçta gözyaşı taşa dönen dertli bir kızcağız ve onun acısını ranta çeviren, merhametsiz ve ucu bucağı belli olmayan, kör kuyu bir despotik sistem var. İyi insanlar, merhamet sahipleri ya sindirilmiş ya öldürülmüş. Merhamet bekleyenler ise öylece kalakalmış. Totaliter sistemlerde başkanların, bakanların adları değişse bile icraatları aynı kalır. Hatta bazen gelen gideni aratır. Burada da Nedim gitse Şakir gelir ama zulüm berdevamdır.

HAT, bu romanında dünya hayatı, insanlar, masumlar ve zalimler, iyiler ve kötüler, devlet, halk, sosyal medya, kapitalizm, totaliterlik gibi konuları isimlerini bile zikretmeden metaforlarla, alegorik bir şekilde anlatıyor. Bu anlamda üst düzey bir sanat eseri olduğu ortada. Okunması kolay lakin anlaşılması güç bir roman Beni Kör Kuyularda…
240 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Güldiyar'ın ağladığında gözlerinden yaş yerine küçük nemli taşların döküldüğünün anlaşılması ile başlıyor roman. Bunun peşi sıra gelen felaketler, insanların vurdumduymazlığı ve seyir merakı, bolca acı, hüzün...
Ve hepsine kalemi ile renk veren Hasan Ali Toptaş...
Yine kendinizi kelimelerin akışına bırakarak, içinde kaybolacağınız bir eser.
İyi okumalar dilerim...
240 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Hasan Ali Toptaş yeni kitabı Beni Kör Kuyularda ile selamlıyor okurları ve kitap bittiğinde aklımızda kalan onlarca soruyla birlikte kör kuyularda merdivensiz bırakıyor bizleri.
Roman Güldiyar'ın babasının dükkanına öğle yemeğini götürmek için evden çıkmasıyla başlıyor. Güldiyar eve döndüğünde ise bir daha konuşmamak üzere susuyor. Evde bir köşeye çöküp oturuyor ve ağlamaya başlıyor. Gözlerinden yaşlar değil taşlar akıyor Güldiyar'ın.
Hasan Ali Toptaş bu noktadan sonra onlarca soru çıkarıyor karşımıza. Güldiyar'a ne olduğu bunların en birincisi elbette. Onun dışında Güldiyar'ın annesi Bahriye'nin bahsettiği Cevher var mesela. Onun hakkında sadece klarnet çaldığını biliyoruz biz ve anlatı boyunca zaman zaman duyuyoruz bu klarnetin sesini fakat Cevher'i hemen hiç görmüyoruz. Bir de Hüseyin meselesi var. Dört yıl önce kaybolan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Hüseyin. Hep bir yerlerden çıkmasını bekliyorsunuz, ha şimdi gelecek ha şimdi çıkacak derken bitiveriyor roman. Sonra komşu Dursun ve Güldiyar'ın babası Muzaffer'in aralarındaki ilişki de başlı başına bir soru işareti bizim için. Aralarında bir dargınlık olduğunu biliyoruz ancak ne olduğunu yine öğrenmiyoruz. Kitap bunlar ve bunlara benzer birçok soru ile okurun ilgisini üst seviyede tutmayı başarıyor haliyle. Siz şimdi bir şey olacak diye nefesinizi tutup beklerken, hiç beklemediğiniz bir yerde hiç beklemdiğiniz bir şekilde bitiveriyor kitap. Sonunda o kör kuyuda elleri bomboş kalan yine siz oluyorsunuz yani. Kitabı bitirdiğim an içimde oluşan boşluk hissini nasıl anlatırım gerçekten bilemiyorum.
Herhangi bir durumdan mustarip olan, acı içinde ve dert içinde olan bir insanın karşısında o dertten ve acıdan etkilenmeyen insanların ne kadar vurdumduymaz, ne kadar umursamaz olabileceğini de çok ama çok iyi karikatürize ediyor roman. Başkasının çektiği acının o acıyı çekmeyene zevk vermesi olağanüstü bir olay içerisini ustaca yediriliyor. İnsanların çıkarları, çekinceleri, sıkıntıları, korkuları arka planda öyle bir hissettiriyor ki kendini, etkilenmemek ve bu durumu sorgulamamak elde değil.
Romanın diline ve üslubuna baktığımızda klasik Hasan Ali Toptaş etkilerini rahatlıkla görebiliyoruz. Akıcı, masalsı bir anlatımı var Toptaş'ın. Kelimelerle öyle bir oynuyor ki, onları öyle şekillerde bir araya getiriyor ki yazar tam anlamıyla edebi bir şölene dönüşüyor anlatı. Postmodern öğeler yine romanda sıkça çıkıyor karşımıza. Kendi romanlarına olan göndermeler, üstkurmaca yapsına hizmet eden hikâyecikler...
Sonuç olarak daha önce Hasan Ali Toptaş okumuş ve beğenmiş birisine aynı zevki verecek başarılı bir roman. Aynı zamanda kolay takip edilebilir olmasıyla da Hasan Ali Toptaş'a başlangıç için de ideal bir kitap olabilir Beni Kör Kuyularda.
240 syf.
·10/10
Okuduktan sonra kapak fotoğrafı derin derin düşünülmeli bence, aklıma ilk gelen ahlat ağacının son sahnesi sinan'ın umutlarının bittiği ve düşünde kendini astığı sahnedir. Romanda tam burada devreye giriyor. Yanı başımızda olan olayları görmezden gelen ve en kötüsü bizim acılarımızın başkalarının sevinci olması. Hasan Ali Toptaş bunları ince ince işlemiş bu kitapta...

Yıkılan hayaller
Biten umutlar
Karanlık insanlar
240 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
~Kitaplar nefesiniz olsun~

Toplumun hal ve hareketine, tutumuna, davranışına, tepkisine, hareketine ve bilmem nesine müthiş bir eleştiri ve tespit.

Düşmeye gör be arkadaş....

Bütün kitaplar güzeldir. "Bu bir tık daha güzel" iyi okumalar.
240 syf.
·Beğendi
Yine bir Hasan Ali Toptaş zenginliği, bir Heba değil lakin bu kitap, okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir eser olmuş. Türkiye'nin seyir toplumu oluşunu gözler önüne sermiş. Sahi sizin de seyrettiğiniz Güldiyar'lar yokmu çevrenizde? Nedim'ler, Şakir'ler. Gidip de dönmeyen Hüseyin'ler. Bahriye, Muzaffer, Halil... Muğlak kalan meseleler... Toptaş anlatmak istediğini anlatıp gerisine dokunmamış. Okunası bir eser yine, Kuşlar Yasına Gider'den bir tık ötede...
Ah Güldiyar Ah diye başlayıp, vah Güldiyar vah diye bitirdim.
İşte eleştirdiği de bu belki Toptaş'ın ah'tan ve vah'tan öteye gidemeyen ama merakını da yenemeyip acımasızlaşan, hissizleşen toplum... Yani ben, yani sen, yani hepimiz!
240 syf.
·7 günde·8/10
Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam diyorum.
.
.
Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın...
Ümit Yaşar Oğuzcan'ın muhteşem şiirini dinledikten sonra kitabı aldım elime. Aylardır bu anı bekliyordum aslında. Yeni kitap çıksın da bir an evvel okuyayım ve HAT lezzeti ile bir kez daha buluşayım istiyordum.
.
.
Diğer kitaplarına göre biraz farklı buldum ama en kolay okunabilecek kitaplarından biri olmuş. Güldiyar evden babasına yemek götürmek için çıkıyor ve geri geldiğinde ise her şey değişmiş oluyor. O artık lâldir ve kitap bitene kadar hatta bitince de ne olduğunu anlamıyorsunuz. Sayfalar boyunca başına ne geldiğini merak edip durdum. Toptaş bunu hep yapıyor. Böyle yarım bırakıp gerisini okuyucu getirsin istiyor ve bence çok da güzel oluyor.
.
.
Konu olarak bakınca aslında çok güzeldi. Insanların acıdan nasıl faydalandığını ve buna seyirci olduğunu bu da yetmezmiş gibi o acıdan para döndürüldüğünü çok iyi anlatıyor Toptaş.
.
.
Kitapta birçok karakter vardı. Onun dışında bir anda ortadan kaybolan kişiler vardı ve bir daha haber alınamıyor. Sahi o kişiler gerçekten gitti mi?
#parlakmeltemkitapligi
240 syf.
·Beğendi·9/10
Hasan Ali Toptaş herhalde ülkemizin yetiştirdiği kalemi en nemli yazarlardan. Sanki mürekkep değil de gözyaşı kullanıyor yazarken. Kitabın ne anlattığı çok önemli değil aslında. Mühim olan yazarın onu nasıl anlattığı. Yine yer yer buğulu gözlerle okudum kitabı. Yine ara ara göğsüm sıkıştı. Sanatçıyı sanatçı yapan da bu değil midir? Bir enstrümanı çalan binlerce kişi vardır ama sizin kulağınizdan ziyade kalbinize dokunan kişi sanatçı diye anılmaz mı? Hasan Ali Toptaş da tam böyle bir yazar. Kuşlar Yasına Gider romanında da yaşamıştım aynı tadı. İnsanın içinde olduğu çaresizliği muazzam işlemişti. Benzer tadı bu kitapta da yakaladım. Bence okunması gereken bir kitap
240 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Naif yazarımızın kitabını kitapçıda tesadüf gördüm biraz inceleyince arka kapak beni cezbetti aslında okuma listem ve hali hazirda elimde okuduğum kitap olmasına rağmen bırakıp okumaya daldım. Kitabı okumadan önce Timur Selçuktan beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın eserini dinleyin okumaya öyle başlayin efendim kitap kapağıyla çok uyumlu yazar sanki o eseri dinlememizi istemiş gibi babam çok dinlerdi bu eseri. Kitap çekirdek ailenin büyük oğlunun kaybina dem vurarak başlıyor. Sonra evin kızının babasına yemek götürmesi sirasinda başina bir iş geliyor eve döndüğünde annesi soruyor söylemiyor. Kız ağladıkça gözlerinden taşlar dökülüyor, kız konuşmaz oluyor bir anda ansızın annesi ölüyor olaylar gelişiyor. Kitapta çoğu konu yarım kalmış bu beni biraz düşündürdü keşke yarım bırakmasaymış dediğim yerler oldu. Ama masal tadinda bir okuma sunuyor size Hasan Ali hocam anlatimina bal dök ye çok güzel betimlemeleri vardı keyifle okudum.Tavsiye ederim.
...hayatları boyunca hayatına giren insanların çoğuna bir şekilde kötülük ettikleri için artık kendilerini bile sevemez hâle gelenler iyilik ve tevazu şarkıları eşliğinde, cumbuldata cumbuldata, başkalarının sevgisinde vicdanlarını çitiledi...
işte tüm bunlar, lüzumundan fazla televizyon seyretmenin neticesi! Tabii, iş yok güç yok, yayılıyorsunuz ekranın karşısına, sabahtan akşama kadar o abuk sabuk programları seyrediyorsunuz. Seyrettikçe de beyniniz uyuşuyor sizin, Allahıma, keçe gibi oluyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beni Kör Kuyularda
Baskı tarihi:
Kasım 2019
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051854434
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Beni Kör Kuyularda “bütün mümkünlerin kıyısında”n, tam da oradan konuşuyor. İnsanlardaki seyir merakı, bu merakın doğurduğu acımasızlık, habire dönen karanlık bir çark, çarkın öğüttüğü insanlar, yarım kalmış sevdalar ve parçalanmış hikayeler…

Beri yandan, roman boyunca iki soru peşimizi bırakmıyor: Hakikaten gittiler mi? Gittilerse nereye gittiler?

Beni Kör Kuyularda, Kuşlar Yasına Gider’den sonra“HAT edebiyatı”na yeni, taptaze bir kan.

“Dünyanın renkleri değişti onlar ilerledikçe, dünyanın sesleri, sessiz-likleri değişti, şekilleri sonra, kapıları, kapılarından girip çıkanları değişti, gülenleri, ağlayanları, yürüyenleri değişti, ağaçları, çimenleri, yaprakları değişti, güzellikleri, çirkin-likleri değişti, hatta bütün bunlarla ve daha başka şeylerle birlikte mesafeleri, boşlukları ve bu mesafelerle bu boşluk-larda gezinen kokuları da değişti.”

Kitabı okuyanlar 163 okur

  • Aysel
  • Rabia
  • Suzan
  • samet
  • Erdost
  • Ravza ŞİMŞEK
  • Nazım Kurthan
  • Mert Karahan
  • SADIK PAŞA KURTULUŞ
  • Nelyaa ock

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40.9 (36)
9
%25 (22)
8
%15.9 (14)
7
%6.8 (6)
6
%6.8 (6)
5
%1.1 (1)
4
%1.1 (1)
3
%1.1 (1)
2
%0
1
%1.1 (1)

Kitabın sıralamaları