Beni Kör Kuyularda

·
Okunma
·
Beğeni
·
41,4bin
Gösterim
Adı:
Beni Kör Kuyularda
Baskı tarihi:
Kasım 2019
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051854434
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Beni Kör Kuyularda “bütün mümkünlerin kıyısında”n, tam da oradan konuşuyor. İnsanlardaki seyir merakı, bu merakın doğurduğu acımasızlık, habire dönen karanlık bir çark, çarkın öğüttüğü insanlar, yarım kalmış sevdalar ve parçalanmış hikayeler…

Beri yandan, roman boyunca iki soru peşimizi bırakmıyor: Hakikaten gittiler mi? Gittilerse nereye gittiler?

Beni Kör Kuyularda, Kuşlar Yasına Gider’den sonra“HAT edebiyatı”na yeni, taptaze bir kan.

“Dünyanın renkleri değişti onlar ilerledikçe, dünyanın sesleri, sessiz-likleri değişti, şekilleri sonra, kapıları, kapılarından girip çıkanları değişti, gülenleri, ağlayanları, yürüyenleri değişti, ağaçları, çimenleri, yaprakları değişti, güzellikleri, çirkin-likleri değişti, hatta bütün bunlarla ve daha başka şeylerle birlikte mesafeleri, boşlukları ve bu mesafelerle bu boşluk-larda gezinen kokuları da değişti.”
240 syf.
·9 günde·7/10
Kitaptan önce aynı isimde bir Ümit Yaşar Oğuzcan şiiri olduğunu hatırlatmayı bir borç bilirim. BENİ KÖR KUYULARDA cümlesi benim çok aşina olduğum bir cümle. Şiirinden sonra aynı adlı bir şarkının olduğunu da farkettim onunda müptelası oldum. Şimdide aynı adla bir kitap okudum. Sizde sıralamayı benim gibi yaparsanız ŞİİR - ŞARKI - KİTAP diye daha keyifle okuyacağınızı tahmin ediyorum :)

İncelemeye geçecek olursak cümlelerinin sonunu açık bırakan yazar düşünme kısmını okura bırakmış. Kuyunun icinde "ben şimdi ne yapacağım hissi" veriyor okuyuculara.

Çağımızın sorunu toplumsal yozlaşma ve duyarsızlık kitabın ana teması. Okurken bu gerçeklerle tekrar yüzleşip beyninizin kıvrımlarında hissediyorsunuz. Sanki karışımızda hayat denen bir televizyon var ve biz sadece bakıp duruyoruz. Yazarın bizden istediği bu filmde bizimde rolümüzün olduğu ve onu hakkıyla oynamamiz. HAT kitaplarını okumak için Türkçe bile öğrenilir demiş yabancı birisi. Az bile demiş.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
240 syf.
·10/10
https://m.youtube.com/watch?v=B75KSjrTCqQ
Rahmetli şair Ümit Yaşar'ın yazdığı Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın şiirini Münir Nurettin Selçuk bestelemiş oğlu Timur Selçuk'ta muazzam bir şekilde yorumlamıştır.Kitabın kapağında yer alan Kuyu Metaforu Nuri Bilge Ceylan'ın
Ahlat Ağacı filminden alınmıştır.

Kitap hakkında yoruma geçmeden önce bu kısa bilgileri paylaşmak istedim.Kitaba gelecek olursak Hasan Ali Toptaş aile konusuna daha geniş bir yelpazeden bakmamızı sağlıyor.Konusuna gelecek olursak dünyada istenmeyen ne kadar acı ve çaresizlik varsa bu ailenin üzerinde toplanmış ve parçalanma noktasındaki ailenin kızı olan Güldiyar'ın başından bir olay geçtikten sonra lal olur.Bu olaydan sonra babası Güldiyar'ın gözlerinde yaş yerine taşlar dökülür,annesi Bahriye üzüntüden kendini yitirir erkek kardeşi Hüseyin ilk sayfada kayıptı ama sonlara doğru geldi gelecek diyerek beklenen kişidir.Çaresizlikler içindeki ailenin başına gelenleri halkın nasıl tepkiler verdiniği ve acıdan nasıl beslediğini gördüm.Kitabı çok sevdim umarım Hasan Ali Toptaş hep yazar bizde onun muazzam kaleminden dökülenlerden eksik kalmamız dileğiyle.
Tavsiye ederim :)
240 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
HEP BAŞA DÖNÜYOR, BOŞA DÖNÜYOR, BAŞIM DÖNÜYOR...

Adı : GÜLDİYAR... Taşlaşmış kalpli toplumun, acısını keyifle seyrederken öldürdüğü kadın.

Adı: GÜLDÜNYA : Töre cinayetinin sembolik ismi olan ve kardeşi tarafından öldürülen kadın.

Adı: Özgecan
Adı:Emine Bulut
Adı: ...

Seyredin; hatta çekirdeklerinizi, patlamış mısırlarınızı alıp gelin. Bakın burda kanayan bir yara var hem de ölümcül , kolanızı da içerek seyredin.

Seyredin; birileri birilerini taciz ediyor, birileri birilerini kullanıyor, eziyor, üzerinden para kazanıyor, peşkeş çekiyor...
Sadece seyredin , sonra evinize gidin ve mışıl mışıl uyuyun!..

Her şey yolundaymış gibi...
Hiçbir şey olmamış gibi...
Herkes huzurluymuş gibi...
Yeter ki size bulaşmamış olsun kötülük!
Size dokunmayan yılan bin yaşasın!...

Sağırsınız...
Körsünüz...
Eğer başkalarının acılarını görmezden geliyorsanız,
Kalpsizsiniz...
TAŞSINIZ!

Bu kadınlar son yolculuklarına annelerinin duvaklarıyla çıkıyor.

“Tecavüze uğrayan kızın senin kızın olduğunu biliyorsun değil mi?”
Öldürülen kadın da senin kadının!

“BEN KÖTÜLÜK EDENLE KÖTÜLÜĞE MARUZ KALANA AYNI YÜZ İFADESİYLE BAKAMAM, HER İKİSİNE DE GÜLÜMSEYEMEM. BUNU YAPARSAM O ZAMAN DA KENDİ YÜZÜME BAKAMAM.”

Ya siz bakabiliyor musunuz kendinize utanmadan?

Kitapta da verildiği üzere bir
“ kötülük çarkı “ var, dişlileri ise seyredenler.
Kötülük yapmak ve kötülüğü seyretmek , ikisi de suçtur.
Susarak ve seyrederek suça iştirak ediyoruz.

“Bu çarkın gerisi karanlık hem de az buz değil, zifiri karanlık!”

Bu karanlık kavgada kötülerin bize kötülük yapıncaya kadar iyi olduğunu varsayıyorsanız siz de o dişliden birisiniz.

Bu kitap bir yergidir!
Acıyı parayla satanlara...
Düşene bir tekme daha savuranlara...
Çıkarcılara...
Kötülük çarkının dişlisi olanlara...
İki yüzlülere...
Adam satanlara...
Kayıranlara...
Susup seyredenlere...

HAT edebiyatı diye bir edebiyat var artık.
Dili büyüleyici.
Anlatımı kusursuz.
Kurgusu orijinal.
İçinde hayat var,
Gerçekler var,
Düşsel ögeler var,
Ruh var!

Mükemmel ötesi bir yapıt...
240 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
"Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın."
#31605051

Kitabın ismini ilk duyduğumda direkt aklıma Ümit Yaşar Oğuzcan'ın bu şiiri geldi. Toptaş hem yazdıklarıyla hem de kitaplarına verdiği isimlerle hep dikkati çekmiştir. Diğer kitaplarıyla kıyaslasığımızda bu kitabın ismi biraz daha farklı geldi. Şiirle birleştirince de acaba nasıl bir roman olacak diye iyice merak ettirdi.

Şimdi nereden başlasam ne anlatsam Toptaş'ın da dediği gibi "BİLEMİYORUM"
Toptaş bu romanıyla bizi bu kuyunun içine atıyor çık çıkabilirsen. Kitap bittikten sonra büyük bir boşluk hissi oluştu ve bir o kadar da soru...

Toptaş'ı bilenler bilir ucu açık çok şey bırakır okuruna. Herkes kendinden bir şeyler ekler ve böylece kitap büyür de büyür.
Uykuların Doğusu romanı için "Romanın yapısı biraz da dünyanın hareketine benzesin ve roman tıpkı dünya gibi dönüp dursun istedim." diyor ve bu kitabın içinde de Uykuların Doğusu'na atıfta bulunuyor. Kitap bitince de benim aklıma ilk olarak bu roman geldi. Çünkü öyle bir bitti ki kitap akılda binlerce soruyla kalakaldık. Başladığımız yere mi döndük dedim, sonra da bu kadar şey oldu nasıl en başa döneriz dedim, daha sonra da yoksa bunların hepsi bir rüya mı acaba dedim. Toptaş ya bunun devamını yazacak ya da bu romana her okuyan bir şeyler ekleyecek ve dünya döndükçe kitap da dönecek duracak.

Kitaba gelecek olursak çok özlediğim Toptaş'ı tam olarak göremesem de yine de tatmin ediciydi. İnce ince işlenmiş onlarca konu var aslında. Temel olarak toplumsal yozlaşma, insanların başkalarının acıları karşısındaki vurdumduymazlığı, seyir merakı diyelim. Tabii Toptaş bunları anlatırken bazen üstü kapalı cümlelerle bazen de büyülü bir anlatımla yapıyor her zamanki gibi...

Kitap Güldiyar'ın evden babasına sefer tası ile yemek götürmesiyle başlıyor. Annesinin onu gönderirken söylediği şu sözler ise bize kitapla ilgili ipuçları veriyor.

"Git ama dikkatli ol, tamam mı? Televizyon haberlerinde görüyorsun, her gün oğlan çocukları, kız çocukları kayboluyor. Sonra da tecavüze uğrayan bu körpecik çocukların parçalanmış cesetleri bulunuyor sağda solda. Ayrıca, biliyorsun, insanların gözleri önünde her Allah’ın günü kadınlar öldürülüyor. Bu yüzden diyorum dikkatli ol diye.”

Sonrasında Güldiyar geliyor ama bir daha konuşmamak üzere susuyor. Aklımızda Güldiyar'a ne oldu sorusu hep diri kalıyor. Toptaş okuru bu ve  benzer sorularla hep kitabın içinde tutuyor.  Onlarca soruyu sanki  bir kuyunun içine atıyor ve çıkarmamızı istiyor ama ne merdiven var ne de  yardıma gelen birileri...
Bu bakımdan çok akıcı ve kısa zamanda okunabilecek bir kitap.

Konu ilerledikçe insanlar bu kadar mı kör, bu kadar mı duyarsız, bu kadar mı vurdumduymaz diyorsunuz.
Başkaları acı çekerken kimileri çıkıp onu seyrediyor, kimileri çıkıp o acıdan faydalanmanın yolunu arıyor ama kimse o acıyı dindirmek için bir adım atmıyor. Atacak olanlar da o işten faydalananlar tarafından sindiriliyor, susturuluyor, elleri kolları bağlanıyor ne de olsa hayatta kalma dürtüsü hepimiz için ilk duygu değil mi?
Ama insanın içini en çok acıtan da bu acı karşısında susanlar oluyor. Ama insan oğlu işte bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı biraz da...

Burada Halil bizim insan yanımız olarak karşımıza çıkıyor.
Halil de bu durum için şöyle diyor kitapta;
"Sen diyorsun ki, kötüler gelip bize kötülük edinceye kadar iyidirler, başımızın üstünde yerleri vardır..."

İşte böyle olduğu sürece de ne acı bitiyor ne zulüm bitiyor. Olduğunuz yerde sayıyoruz, dönüp duruyoruz.
Sonra Halil tekrar devreye giriyor.

"Siz yaşayanlar, çok tuhafsınız!" ama kimse bir şey anlamıyor. Sonra devam ediyor.

"Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam diyorum. Hepsi bu kadar, başka bir şey dediğim yok. Sizin mideniz kaldırıyorsa, kötülük edene de kötülüğe maruz kalana da aynı şekilde gülümsemeye devam edebilirsiniz, işin o yanı beni ilgilendirmiyor."
Herhalde artık anlarlar diyorsunuz ama yine anlamıyorlar. Ahh insanoğlu ahh...

Konuyu takip bakımından belki de en sade kitabıydı bu Toptaş'ın. Hiçbir karmaşaya neredeyse yer bırakmıyor.
Yukarıda da dediğim gibi zaman zaman eski Toptaş'tan izler olsa da benim gözümde kelimelere kanat takan Toptaş daha farklı.
Bol sorgulamalı, bol cevapsız sorulu ve keyifli bir kitaptı. Keyifli okumalar.
240 syf.
·Beğendi·10/10
Bu dünyada biz susarken birileri ölüyor.. Suskunluğumuz bastırıyor; bir kadının çığlıklarını, bir babanın feryadını.. Güçsüz olan ne varsa güçsüzleştiriyor, eziyor.. Susuyoruz ve katlediyoruz; masum çocukları, kadınları, insanlığı.. İşte tam o sırada vicdanlarımızdan yakalıyor” Beni Kör Kuyularda” sağduyumuzu, değerlerimizi, bizi biz eden vicdanımızı nerede kaybettiğimizi, ne ara bu kadar yozlaştığımızı soruyor ? Verecek cevap dahi bulamıyoruz ve susuyoruz yine.. ama bu kez vicdanlarımız konuşuyor.. susturamıyoruz..


Kalemi çok güçlü ve özgün bir yazar.Rahatsız edici ve sorgulatıcı üslubuyla; nasıl birbirimizin acılarından beslenen bir nesneye dönüştüğümüze ve içinde bulunduğumuz toplum gerçekliklerine tüm çıplaklığıyla ve acımasızlığıyla değiniyor..
Akıcı dili, şairane üslubu ve güçlü betimlemeleriyle her kesimden okurun rahatlıkla okuyabileceği ve anlayabileceği bir yazar..Mutlaka okumalısınız diyorum
240 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
BENİ KÖR KUYULARDA....


Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,

Denizler ortasında, bak yelkensiz bıraktın,

Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;

Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.

~ Ümit Yaşar Oğuzcan ~

Hasan Ali Toptaş, hem kullandığı dilin ahengiyle, hem konuyu incelikli işleyişi, hem de eşsiz zarafetiyle yine okurlarını büyüleyecek bir roman sunmuş.

Toplumsal yaraların belki de en derinine dokunuyor yazar.
Duyarsızlığımıza....
Başkalarının acılarına sessiz kalışımıza...
Acıyı izlerken aldığımız hazza...
Acılardan pirim yapanlara, prim yaptırmamıza...


“Susmak ,en az suç işleyenler kadar suça ortak olmaktır ...!”

Beni Kör Kuyularda  bütün mümkünlerin kıyısından, tam da oradan konuşuyor. İnsanlardaki seyir merakı, bu merakın doğurduğu acımasızlık, habire dönen karanlık bir çark, çarkın öğüttüğü insanlar, yarım kalmış sevdalar ....

Kitabı okurken Saartjie Baartman’ın : Kadın Vücudunun Acımasızca Kullanıldığı Dünyanın En Trajik Öyküsü aklıma geldi.
Ve kendimi bir sirkte gibi hissettim.. Hayvanlara yapılan eziyetlere göz yumup , o eziyeti izlerken nasıl keyif aldığımızı düşündüm..Oysa bazı şeylere dur demek bizim elimizde.Üstelik bazen çözüm o kadar basit ki...bu acımasızlığa prim vermek yerine reddetmek ! Çünkü hayvanlar doğaya aittir kafeslere değil !... Lütfen sirklere gitmeyin.Hayvanat bahçelerine de...Belki o zaman Sirkler ve Hayvanat Bahçeleri tarih olur.Bu tarihe imza atmak ise hepimizin elinde .

Güldiyar’da bu duruma getirildi.
Hayvan gibi,bir odaya kapatıldı,eziyet çektirildi.
Herkes geldi,izledi,güldü,geçti....
Hepimiz el birliğiyle Güldiyar’ı öldürdük.
Çark döner ...birileri para kazanır, kimileri ölür...!

Kitabı bitirdiğimde kör bir kuyudan çıkmış gibi yorulduğumu hissettim. Aslında söylenecek çok şey var ama yoruldum...

Lev Tolstoy’un dediği gibi, “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.” İşte Beni Kör Kuyularda da böylesi bir durum söz konusu.

Henüz Hasan Ali Toptaş’la tanışmayanlar varsa mutlaka okuyun derim .

“Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer .”

Frankfurter Allgemeine Zeitung
240 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
"İnsanların, başkaların hayatlarındaki olumsuzlukları ,dertleri ,belaları ve acılarından büyük bir seyir merakından zevk alan ve zalimliğe karşı herhangi bir çaba sarf etmeksizin sadece seyretmekten başka yapabilecekleri bir şey yokmuş gibi davranması ayrı bir trajedi.
Ve bunun sonucun da dağılan bir aile ,çaresiz kalan bir babanın çırpınışları sonrasında yitip giden masum gencecik güldiyar . Içimizde kalan bir buruk hikâye

Okurken baya bir hüzün bolca keder sizi beklemektedir. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
240 syf.
O anlatırken bir sis kaplar yeryüzünü. Her zerresi ayrı bir insana dönüşür belki de.

Birinin içi titrer. O titredikçe bütün çiçekler de ağaçlar da sallanır.
Gün ışığı donar.
Bir ses yumuşar.
Bir minderin kenarı lime lime olur.

O anlatırken kelimeler büyür.
Düşler genişler.
Vakit kanatlanır.
Acı acı bir rüzgar eser bazen.

Aynı minder soluk alır.
Eprimiş halı titrer.
Evler, ağaçlar,avlular yürür.
Resimler canlanır.

Ve bir kızın gözlerinden taşlar dökülür ağladıkça..
..................

Bu, yazarın okuduğum dokuzuncu kitabı. Hasan Ali Toptaş deyince içerikten önce aklıma gelen dildir. Devrik cümlelerden virgülle bölünmüş çok uzun olanlara kadar her anlamda ustalıkla kullanılmış bir dil.

Ağdalı ve süslü ifadelerine rağmen anlatımının temiz çizgisini asla bozmadan ve bütün ince ayrıntılarıyla, rahat, anlaşılır ve biraz da büyülü tarzıyla akıp giden kendine özgü bir stili var.

İsimsiz şekilde bile karşımıza çıksa, üç beş cümle sonrasında Hasan Ali Toptaş imzasını hemen farkedebileceğimiz satırlar bunlar.

Sihirli gibi görünen kelimelerin içleri asla boş değil. Bastığınız zeminin altında süt liman bir deniz uzanıyor gibi hissediyorsunuz okurken. Oldukça sakin..

Farklı bir iç dünyası var ve bunu anlatırken tıkanmıyor, zorlanmıyor ve zorlamıyor.

Bazı yazarları anlamak için yükselmek, keskinleşmek, kanatlanmak gerekebilir. Ama O'nu okurken her şey su gibi akıp gidiyor. Kelimelerle oynayarak onları şekillendirdiği gibi insanların algılarını da şekillendiriyor.

Ve Beni Kör Kuyularda..

Aslında daha başından belli nasıl yarım kalacağımız. Kitabın adını okurken hissediyorsunuz bunu.

Son âna kadar bir sebep, bir çözüm beklerken, anlattığı onca şeye rağmen, neden sorusunu askıda bırakıyor.
Çünkü asıl anlatmak istediği o değil.

İnsanlar..
Yaraları olan,kanayan, sızlayan, acıyan insanlar.
Düştükleri çukurda her an biraz daha gömülen, herkesin seyrine daldığı fakat hiç kimsenin elini uzatmadığı insanlar.

Karanlık bir yokluğun çarkları arasında birbirlerini öğüten ama bir gün sıranın kendilerine de gelebileceğini asla düşünmeyen insanlar.

Yürekleri olmayanlara inat, yürekleri titreyenler...


"SİZ YAŞAYANLAR, ÇOK TUHAFSINIZ!"




Keyifli okumalar..:)
Sinem
Sinem Beni Kör Kuyularda'yı inceledi.
@muhayyilist·28 Ara 2019·Kitabı okumadı
Beni Kör Kuyularda, acının, acının seyirlik unsur hale gelmesinin, toplumun kayıtsızlığın romanı. Güldiyar'ın romanı kısacası…
Türk edebiyatının Neşet Ertaş’ından yeni yaşanmışlıklar.
yaşama sevinci ile başlayıp daha sonra içimizi burum burum buran bir anlatı. sadece duyduğumuz değil, şahit olduğumuz kötülüklere ne kadar sessiz kaldığımızın bir temsilidir.
neredeyse son dönem türkiye'sinin özeti niteliğinde bir kitap.
yanı başımızda gerçekleşen olayları, olayların başrol oyuncularının yaşadıklarına seyirci kalmamızın, saf kötülük karşısında çaresiz kalmamızın ve bizim acılarımızın bir başkaları tarafından menfaat haline gelmesinin hikâyesi bir nevi.Kuyunun dibindeyiz evet. Başımıza taşlar yağmakta. Fakat iğne ucu kadar dahi olsa bir ışık var, gökyüzü hala görünüyor… İyi okumalar.
240 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bazen bazı gerekenleri gerektiği şekilde tam hakettiği zaman yapamıyorum veyahut yapmak istemiyorum. Tıpkı şu an bu kitabı yorumlayabilmek için az gelişmiş cümleleri yan yana getiremediğim gibi.

Neyse uykum var, daha doğrusu yorgunum. Uykusu olan insan pek tabii dinç olabiliyor. Yorgunluk ve uyku arasında gereksiz bir orantı çabasına gerek yok.

Gelgelelim Hasan Ali.

Cümlelerinde sadeliği, zerafeti ile buluşturan zannımca görkemli kendince mütevazi bir yazar. Eski bir 657 duayeni. Okuduğum her eseri gibi bu eserinde de kabanım üstümde bitimsiz kış ve karlı yollarda yolculuktaymışım hissi veren üstad.

Ben kışı da Hasan Ali nin kurgusunu da cümlelerini de kendisini de çok seviyorum.

Okunmalı okutturulmalı diyorum...

Göğünüz mavi umudunuz baki kalsın.
240 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabın çıktığı gün ismini duyduğumda eksik bir cümle gibi geldi "Beni Kör Kuyularda" ve bir kitaptaki alıntıyı anımsattı bana. Nazan Bekiroğlu nun Mücellâ kitabında "Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın." diye bir cümle geçiyordu. Sanırım bu cümle Nazan Bekiroğlu'nu da etkilemişti benim gibi..
Sadece o cümleyi yazsam kitabı özetlemiş olurum sanırım. Çünkü bana göre yazar da bu yarım kalmışlığı gözümüze sokmak için cümlenin devamını getirmedi..
Kitapta bir olay anlatılmış ama ben arka metinde neler verilmek istemiş, bundan bahsetmek istiyorum.
Öncelikle benim her zaman önemsediğim "empati" konusuna değinmiş. Yani argo tabiriyle "Senin anana bacına yapsalar hoş olur mu?" İnsanların ne kadar bencilleştiğini, "bana dokunmayan yılanın bin yıl yaşadığını", bir tahta gibi vurdumduymazlığı, korkunun hakim olduğu bir toplumda zulmün hüküm sürdüğünü anlatmış canım Hasan Ali Toptaş . Bu kadar da olur mu? Olur demiş, hatta daha fazlası da olur. Siz susarsanız, olur.
Bir nevi isyan, sessiz bir ÇIĞLIK duymak isteyenler bu kitabı okuyabilir, iyi okumalar :)
240 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Eskiden evden çıktığımda annem hep “Allah kanadını örtsün yavrum.” derdi. “Sanki Allah’ın kanadı var.” diye düşünüp gülümserdim. Sonradan anladım ki, onlar aslında annemin kanatlarıymış. Taş kalpli insandan gelecek zararlara karşı açılan kocaman kanatlar...

Güldiyar’ın annesi de kocaman kocaman açmıştı kanatlarını.

“Mahallenin yarısını kaplayacak büyüklükte bir çift kanadı varmış da, iki yana açıp kızını onların altına almış gibi baktı.”

Yemeğini evden her gün kendisi götüren Muzaffer'in kızı Güldiyar, sefer tasıyla babasına yemek götürdükten sonra hayatı değişen Güldiyar. Onun için sıra dışı, benimse içimi ürperten, ardından neyin çıkacağını bilmediğimiz o basit yolculukta, annesinin kanatları kızını korumaya yetecek miydi?

Bu öyle bir kitap ki, toplumsal kayıtsızlığın katran karasını, başkasının acısıyla var olmanın rezilliğini, insanın insana zerrece değer vermediğinin kahreden delillerini yüzümüze tokat gibi çarpmış. Bir kez daha iliklerime kadar utandım insan olmaktan...

Hasan Ali Toptaş okumalarına yakınlarda başladım. Başladım ve bırakamıyorum. Herhangi bir mantık veya kurgu aratmadan, sürükleyip kaybediyor okuyanı. Ancak ne hikmetse, eser bitince kaybolduğum yerden hep kendime dönmüş buluyorum kendimi. Sarsılmış olarak, hayran olarak, iyi ki okumuşum diyerek...

Onun eserlerinde yazı bazen eşya kılığında dile geliyor, bazen tabiat kılığında, bazen de gündelik hayatın sıradanlığında insanın sesi oluyor. Hele bu kitabında; gündelik hayatın sıradanlığı içinde ne çok kırılmalar, kaybedişler, insanlıktan çıkışlar yaşadığımızı en yalın hâliyle görüyoruz. Görüyoruz da utanıyoruz. Gerçi utanıyoruz da ne oluyor? Sonra unutup tekrar tekrar yolumuza devam ediyoruz.

Güldiyar’a ne oldu, başına ne geldi? Toptaş’ın göstermekten çok hissettiren, cevabı okura aratan açık uçlu kalemi işte burada da devreye giriyor. Güldiyar’la beraber sürükleniyorsunuz. Sanki gülse gülecek, ağlasa ağlayacaksınız. Herkesin gözünden bakıyorsunuz olaylara. Yazar, anlatımındaki büyüyle neredeyse sizi buna mecbr bırakıyor. Toplumsal taş kalpliliğe, duyarsızlığa, kabullenişe, “taşlaşan gözyaşlarıyla” baktırıyor bizi.

Unutma! Okurken kendi tarihinde, kendi mekânında ve kendi gerçekliğinde sürükleneceksin.

Gözyaşları umurunda olsun!
Merhametini yitirme!
Acı çekenin hikâyesi senin tiyatro sahnen olmasın.
Seni gerçek bir insan yapan hassasiyetini muhafaza et!
Birilerine kanat olamıyorsan bari insan ol!
...hayatları boyunca hayatına giren insanların çoğuna bir şekilde kötülük ettikleri için artık kendilerini bile sevemez hâle gelenler iyilik ve tevazu şarkıları eşliğinde, cumbuldata cumbuldata, başkalarının sevgisinde vicdanlarını çitiledi...
işte tüm bunlar, lüzumundan fazla televizyon seyretmenin neticesi! Tabii, iş yok güç yok, yayılıyorsunuz ekranın karşısına, sabahtan akşama kadar o abuk sabuk programları seyrediyorsunuz. Seyrettikçe de beyniniz uyuşuyor sizin, Allahıma, keçe gibi oluyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beni Kör Kuyularda
Baskı tarihi:
Kasım 2019
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051854434
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Beni Kör Kuyularda “bütün mümkünlerin kıyısında”n, tam da oradan konuşuyor. İnsanlardaki seyir merakı, bu merakın doğurduğu acımasızlık, habire dönen karanlık bir çark, çarkın öğüttüğü insanlar, yarım kalmış sevdalar ve parçalanmış hikayeler…

Beri yandan, roman boyunca iki soru peşimizi bırakmıyor: Hakikaten gittiler mi? Gittilerse nereye gittiler?

Beni Kör Kuyularda, Kuşlar Yasına Gider’den sonra“HAT edebiyatı”na yeni, taptaze bir kan.

“Dünyanın renkleri değişti onlar ilerledikçe, dünyanın sesleri, sessiz-likleri değişti, şekilleri sonra, kapıları, kapılarından girip çıkanları değişti, gülenleri, ağlayanları, yürüyenleri değişti, ağaçları, çimenleri, yaprakları değişti, güzellikleri, çirkin-likleri değişti, hatta bütün bunlarla ve daha başka şeylerle birlikte mesafeleri, boşlukları ve bu mesafelerle bu boşluk-larda gezinen kokuları da değişti.”

Kitabı okuyanlar 6,1bin okur

  • Tuğçe Esen
  • fatıma
  • Yezdan
  • Berkan Ergen
  • Juliet'in Kısa Saçları
  • hilâl
  • Işıl yavuz
  • Zeynep Ceviz
  • Şehriban KAZANHAN
  • İnci

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.7 (543)
9
%22.2 (470)
8
%24.7 (523)
7
%12.7 (268)
6
%6.7 (141)
5
%3.3 (70)
4
%1.4 (30)
3
%1 (21)
2
%0.5 (11)
1
%1.8 (38)

Kitabın sıralamaları