Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez

·
Okunma
·
Beğeni
·
10.946
Gösterim
Adı:
Benim Hüzünlü Orospularım
Baskı tarihi:
Şubat 2005
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750705243
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Memoria de mis Putas Tristes
Çeviri:
İnci Kut
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
1982 Nobel Edebiyat Ödülü’nü de almış olan Gabriel Garcia Marquez’in, yaşayan en büyük dünya yazarlarından biri olduğunu herkes biliyor. Yazdığı son romanı Benim Hüzünlü Orospularım’la yine dünya kitap dünyasının doruğuna oturdu. Yazar, bu kez, doksanını bulmuş çok yaşlı bir gazete köşe yazarının ağzından müthiş bir aşk serüvenini dile getiriyor. Son yılların en güzel aşk romanlarından biri. Büyülü Gerçekçilik akımının yaratıcısı bu büyük ustadan büyüleyici bir roman daha. Kolombiyalı yazar, bu kitapta 90 yaşındaki bir adamla 14
yaşında bir yeniyetmenin ilişkisini anlatıyor...

"Doksanıncı yaşımda, kendime bakire bir yeniyetmeyle
çılgınca bir aşk gecesi armağan etmek istedim. Aklıma
Rosa Cabarcas geldi, hani şu gizli genelevinde eline bir
yenilik geçtiğinde hatırlı müşterilerine haber veren
kadın. Daha önce öyle şeylere ya da onun baştan çıkarıcı
müstehcen önerilerinin hiçbirine asla kapılmamıştım ama
benim ilke sahibi biri olduğuma hiç inanmazdı o. Ahlâk
da bir zaman sorunudur, derdi, yüzünde hınzır bir
gülümsemeyle, görürsün bak...
Kitabın pek okunmadığı dolayısıyla satılmadığı bir şehirden selamlar. Gerekli incelemeler zaten yapılmış ben bu kitapla ilgili anımı anlatacağım. 3 4 sene öncesi çok az sayıdaki kitapçılardan birine girdim. Kitapçı çoktur ama kırtasiye ve sınav hazırlık kitabı satarlar. Kitap raflarınız ne tarafta diye sorulunca, hep TEOG YGS KPSS türevi kitapların olduğu raflara yönlendirirler. Ben kitap alışverişlerimi internetten yaparım ama ucuz satılan bu kitap için, kitaptan fazla kargo ödemeyeyim diyerek elden alayım dedim.


Neyse nerede kalmıştık evet kitapçıya girdim. Benim Hüzünlü O.... Kitabı var mı diye sordum. (O... diye kısaltmamın nedeni bazı üyelerin yanlış anlayıp şikayet etmeleri). Kitapçı amca hiddetlendi. Burada öyle kitaplar olmaz çık dışarı dedi. Ama roman bu amcacığım yanlış anladın dedim. Zaten torunu işletiyor kitapçıyı amca ne bilsin. Çık çık hadi dedi. Ahhh çıkayım bari dedim adam beni ne sandıysa. Başıma gelecekleri tahmin etmiştim ama bu kadarını beklemiyordum.


Çıkarken çaktırmadan rafa göz atarken aha işte burada var satıyorsun dedim. Amca hemen doğrulup yanıma geldi bir hışımla kitabı elimden aldı sayfaları çevirmeye başladı. Çıplak kadın resimleri arıyordu sanırım. Bulsaydı kitabı bir güzel parçalardı eminim ama bulamadı. Al git senin olsun. Para mara istemez dedi. Sana bide poşet vereyim kimse görmesin. Böyle şeyleri okuma ayıp demeyi de ihmal etmedi. Sağ ol amca okumam bir daha! dedim. Zaten bir kere okuyacağım bir daha okumam. Poşetin dışından ismi gözükme ihtimaline karşı ayrıca bir kaç kat ambalaj kağıdına sardığı beleş kitabımla kitapçıdan çıktım. Ey Gabriel başka isim bulamadın mı beni ne hallere düşürdün.
"Kız doğmuş gibi kısa bir sessizlik olduktan sonra pastayı keseyim diye..." Marquez'in sanırım 3. kitabıdır bu tabiri görüyorum: Kız doğmuş gibi bir kısa sessizlik. İlginç, düşündürücü, biraz da iç yakıcı bir tabir...
Kitapta ise Marquez'in kaleminin klasik tadını alabiliyorsunuz. Güzel bir kitap. Öneririm.
“Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.” diyen Marquez’in eserine itiraf etmeliyim ki önyargıyla yaklaştım. Bunda elbette ki kitap hakkındaki olumsuz görüşlerin de payı oldu. Kitabın çocuk istismarına yer verdiği düşüncesi okumamı ertelememdeki asıl etkendi.

Kitapta doksan yaşına gelmiş bir adamın bunu kutlama seçeneği, on dört yaşındaki bir kız çocuğuyla geçireceği bir gece olunca, (üzgünüm ben genç kız diyemiyorum) ortada aşk falan göremedim.
Kitapta aynı zamanda Cicero’nun “Yaşlılık Üzerine” eserine atıfta bulunulması sebebiyle okumamı bir yana bırakıp Cicero’nun eserini okudum ve fark ettim ki Marquez aslında Cicero’nun yaşlılığa dair yücelttiği ne kadar değer varsa onların aksini yansıtan bir anti-kahraman tablosu çizmiş.
Marquez’in doksan yaşındaki karakterinin yaşamı, hazların gölgesinde kalmış bir yaşam. Bu haliyle de Cicero’nun erdemli yaşlılık idealinden epey uzak.

Eserde bu konunun işlenmesinin anlaşılır yönü ise şu: Çocukların, genç kızların, kadınların genelevlerdeki bataklığa sürüklenmesine neden olan; onları bir yuva sıcaklığından ayrı düşüren sefalet çarpıcı bir biçimde okuyucuya aktarılmış.
Bunun örtbas ediliş şekli ise daha mide bulandırıcı. Marquez eserinde bu zavallı kadınların sus payı olarak nüfuzlu kişilere sunulduğunu aktarmaktadır.

Doksan yaşındaki başkarakter bir gazetede yazardır. Marquez, karakter üzerinden siyasi eleştiri de yapmaktadır. Çünkü doksan yaşındaki bu karakterin işi, gazetedeki haberleri şişirmektir.
Ayrıca, “Siyasi değişiklikler ve dünyanın yozlaşması sonucu yönetimdeki hiç kimse artık sanatı ve edebiyatı düşünmez olmuştu.” (S.85) cümlesiyle de toplumdaki değişikliği özetler.

Marquez’in okuyucunun merakını sürekli diri tutmak için kullandığı cinsellik ve ölüm temaları bu romanda da bizi karşılar.
Ölüm yine en merak uyandırıcı şekliyle, bir cinayet olarak okuyucuya sunulmuştur.
Marquez bu ölüm üzerinden bile siyaseti hicveder.

Belki esere haksızlık ettiğim düşünülecektir ama benim düşüncelerim bu şekilde.
Herkese iyi okumalar dilerim.
VE TANRI ERKEĞİ YARATTI

BU ERKEK:
YAŞLI, ÇİRKİN, 90 YAŞINDA, YALNIZ BİR ERKEK

Ne kadar ömrün kaldı ey okuyucu?
Kaç yaşındasın?
Hayattaki amacın ne?
Aradığın aşkı buldun mu?
Söyle buldun mu? :)
Yapayalnız ölmek mi daha korkutucu?
Hiç âşık olmadan ölmek mi?

Arıyoruz....
Ömrümüz aramakla geçiyor...
Aşkı....
Huzuru...
Mutluluğu...
Ruh ikizimizi ( öküzümüzü buluyoruz o mevzu ayrı )

20 yaşında “Aşkımdan çıldırıyorum .”yazılı bir pankartla bir öğrenci gösterisinde en önde yürürseniz sizi herkes alkışlar.
23 yaşında sevdiğiniz için bir bahçeden çiçek çalarsanız kimse sizi ayıplamaz.
30 yaşında sevdiğiniz kadının güzelliğini saatlerce seyretmekten divane olsanız görenler tebessüm eder.

Peki ya bunları 90 yaşında bir adam yaparsa?
Peki ya bunları yaptığı kişi daha 14 yaşında bir çocuksa?

90 yaşında her an ölümü bekleyen bu adam ölüme bu kadar yakınken 90. yaş gününde kendine bir hediye sipariş verir geneleve:Bir bakire ile tek gece.
Genelevde bulduğu 14 yaşındaki bu bakireye bir gecede ( sadece seyrederek) deli gibi aşık olur....

Aşk bu , şişede durduğu gibi durmuyor elbet. :)
Yaşlı ama romantik şövalyemiz aşk acısından şikayet etmek yerine aşkı tanıyarak ölmenin mutluluğunu yaşar coşkuyla.

Kitapta eleştirebileceğim tek şey aşık olduğu kişinin 14 yaşında bir çocuk olarak kurgulanması.

Gerisi Marquez’in sihirli sözcükleriyle çizdiği rengarenk dünya ; gezdim, duydum, sevdim, büyülendim ....

https://youtu.be/aeZ8iOG8sdY
Gabriel Garcia Marcuezle tanışma eserim olarak bu kitabı seçtim. Konu olarak hem sıradan, hem de merak uyandırıcı gelmişti. 90 yaşında hem kendini, hem de aşkı bulan şanslı bir karakter anlatılıyor. Şanslı diyorum çünkü; bu dünyada ne kendini tam anlamıyla tanıyabilen, ne de aşkı tatma şansına erişemeden ölüp giden o kadar çok insan var ki.. O yüzden bu iki şey her şeyden üstündür benim gözümde. Karakterimiz 90 yaşına dek genelevlerden çıkmayan, seksi para karşılığı yaşayan, hayatında duygusal hiçbir şeye yer vermeyen biridir. Ve bir sabah uyandığında 90. Yaşı için kendine bir bakire ile çılgın bir gece armağan etmek ister. Bu bakire kıza Delgadina ismini verir ve onun sayesinde yaşamını, aşkı, mutluluğu, kıskançlığı tadar. Bunun yanı sıra yazar, genelevlerinin müşterilerinin yaşantılarına, nasıl insanlar olduklarına ve hayatını bedenini satarak geçindiren genç kadınlara değinir. Son derece akıcı ve basit bi anlatım tarzıyla yazılmış ayrıca ve bir çırpıda bitti. Sonunda aa bitti mi şimdi? Diye kaldım. Sanki biraz yarım kalmıştı, ya da benim farklı beklentilerim vardı tam bilemiyorum. Yine de Gabriel Marcuez'le tanışmama vesile olduğu için sevindiğimi söylemeliyim :)
Kahramanımız doksan yaşına kadar hiç aşık olmamış ve evlenmemiş; ömrünü evi, köşe yazarlığı yaptığı gazete ve ünlü bir genelevde geçiriyor.

Doksanıncı yaşında ise kendine bir ödül olarak, genelev sahibi Rosa Cabarcas'tan kendisi için bakire bir kız bulmasını istiyor...

Doksan yaşına kadar sadece para karşılığı yaşadığı ilişkiler üzerine bu kız onda farklı duygular yaratmayı başarıyor. Onu seyrederek kendi yalnızlığı içinde bir dünya kuruyor. Hiç tatmadığı bu duygu, yaşlılığının hüznünde ona coşkuyu ve kendini genç hissettirmeyi başarıyor.

Delgadina'yı seyretmek aşkla dolması dışında kendine tekrar sorular sorup geçmişini yad etmesini sağlıyordu. Ona okuduğu masallar ve kendi yazıları ile mutlu oluyordu...
Hayal dünyasına yerleştirdiği Delgadina için kıskançlık duygusu da yaşamaya başlamıştı...

Yaşının verdiği yalnızlığı ve hüznü bu aşk ile bertaraf etmeye çalıştığını kendisine bile itiraf edemiyordu...

Kitapta neredeyse her kesimden insana yer verilmiş. Geneleve giden erkek müşterilerin toplum ve sosyal yaşamlarında ki yerlerinden, bedenini satıp ailesine bakmak zorunda kalanlara kadar...
Her tür kötülüğün üstünü örtebilecek insanların var olduğu anlatılan bu eserde, doksan yıllık bir yaşamın nerede başlayıp nasıl bitebileceği sade bir dil ile anlatılmış...
Şimdi ben neden 10 puan verdiğimi de açıklayayım :)

Gabriel García Márquez'in okuduğum ilk kitabının Yüzyıllık Yalnızlık olması gerekiyordu evet biliyorum ama bu kitap 1 yıla yakın süre önce biri tarafından hediye edilmişti ve o zaman okumamıştım. Şimdi de sanırım okumaya hazır hissettiğim için okudum. Neden bu kitabı okumamı istediğini anladım. Geçmişe dönebilsem kesinlikle verdiği an okurdum ama işte bunu her zaman yapıyorum. Her zaman geç kalıyorum. Neyse amaç kitap yorumuydu...

Kısacık bir kitap ama dev bir hikaye öncelikle bunu belirtmem gerekir. 90 yaşında hayattan tamamen umudunu kesmiş bir adam aşkla tanışıyor ve bize anlatıyor.. Birine yanındayken çıplakken bile dokunmamak.. Adamın yaşını boş verin hangi yaşta olursa olsun seven bir adam dokunamazdı.. Dokunmadı.. Sadece seyretti..

Tamam bu kitaba kesinlikle torpilli yaklaşıyorum çünkü içinden böyle bir aşk çıkmamalıydı! Hayran kaldım her cümlesine.. Bolca alıntı yapacağım affınıza sığınarak..
*****SPOİLER İÇEREBİLİR*****
Benim Hüzünlü Orospularım yazarın son romanı. Daha önce yazarın Kırmızı Pazartesi kitabını okumaya başlamış ancak konuya konsantre olamadığım için yarım bırakmıştım. Çevremin tavsiyesi devam ettiği için bu kitabı hala okumayı düşünüyorum. Yazarın Benim Hüzünlü Orospularım kitabında dili oldukça akıcı, okuyucuyu yormuyor. Ortalama 1 günde bitirebilirsiniz. Kitabın isminden konusunu, kurgusunu çok farklı düşünmüştüm. Lakin ortaya 90 yaşındaki bir adamla 14 yaşındaki yeni yetme bir kızın aşkı çıkıyor. Bunu ben değil kitabın tanıtım yazıları söylüyor. Kusura bakılmasın buna hiç mi hiç katılmıyorum. Bu kitap 90 yaşındaki bir adamın 14 yaşındaki bir çocuğu cinsel istismarını anlatıyor. Keza bu istismara yardım eden, destekleyen, özendiren bir söylem söz konusu karakterlerin ağzında. Yazar dünyaca ünlü, Nobel Edebiyat ödülüne layık görülmüş, başarılı bir yazar...Hepsine saygım sonsuz. Ama bu kitap olmamış hem de hiç olmamış. Kesinlikle okuyun tavsiyelerinde bulunmak isterdim lakin okumamak bir şey kaybettirmez kanısındayım. Zira kitap 90 yaşındaki karakterin yaşamına zıt olarak kadını her fırsatta aşağılamış, bakireliği yüceltmiş. Bu da tartışılması gereken ayrı bir konu. Kitapta kayda değer tek güzel mesaj, insan yaşlandıkça pişmanlıklarını daha ağır yaşıyor. O yüzden zamanı, hayatı güzel, kaliteli değerlendirmek gerek. Mutlu bir hafta sonunda keyifli okumalar diliyorum.
90 yaşına kadar aşkı hiç tatmamış bir adam düşünün, geçimini gazetede yazdığı haftalık yazılarla sağlayan,yalnızlığının farkına varamayacak kadar yalnız bir adam.

O güne kadar cinsel ihtiyaçlarını hep parayla karşılamış olan kahramanımız, 90. yaş gününde kendisine bakire bir kız bulması için Rosa Cabarcas'ı arar. Eski müşterisini kıramayan Cabarcas 14 yaşında bir kız bulur kendisine.

Bir anda aşık olur kahramanımız. Çünkü aşk kapıyı çalmaz,yaşını sormaz insana. Zamansız ve makansızdır,dilsizdir aşk. Hayalinde bir isim verir ona "Delgadina". Gerçek ismini asla bilmez. Tanışamaz onunla ama aşık olmuştur bir kere.
Aşkın çat kapı gelişine mi sevinecektir yoksa ömrünün son deminde aşkla tanıştığına mı üzüleceltir?

Peki ya Delgadina aşık mıdır ona ?

Gabriel Garcia Marquez bu kitabında aşkın sadece cinsellik olmadığını gösterir okuyucusuna. Aşk 90 yaşında da olsa aşktır aşk...
Doksan yaşında bir insanın hayatını dinlemek gerçekten inanılmaz bir durum. Konu ne olursa olsun hayat deneyimiyle dolmuş taşmış bir insan demek sonuçta doksan yaşında bir insan. Kaldı ki Benim Hüzünlü Orospularım doksan yaşında anca aşık olmaya adım atan bir insanı anlatıyor. Anlayacağınız konu hayli ilgi çekici. Kitabı okuyup da eleştirenlerin, konuyu ve karakteri sığ bulanların çok olduğunu biliyorum. Hatta kitabı sadece reşit olmayan kızların genelevlerde çalıştırılması ve yaşına başına bakmadan hala sevişmekten başka derdi olmayan bir adamın hikayesi olarak okuyanlar olduğunu da fark ettim. Buna hayli şaşırmadan edemedim doğrusu. Benim Hüzünlü Orospularım biri doksan yaşında bir adam ve diğeri on dört yaşında bir kızı içerse de inanın orospu kelimesinin çağrıştırdıklarından fazlasını bir çırpıda anlatan bir roman. Kimseyi dinlemeden, ön yargısız bir şekilde okuyun derim.
Bir ömrü yazı yazmak ve çeşitli işlerle harcayan kahramanımız hayatın gerçek anlamını yani aşkı 90 yaşında buluyor ve hayata yeni gelmiş bir bebek sevinciyle aşkı karşılıyor
Herkese iyi okumalar dilerim
Genç yaşımda okumanın mutluluğu içindeyim zira 90 yaşındaki karakterin aşık olmasını anlatan bu kitabı okuyunca içimde herşey için önümde daha zamanım var düşüncesi beni huzura erdirdi. Tabi biraz da ürkütücü çünkü zaman gerçekten çabuk akıp gidiyor.. aynı yazarın kırmızı pazartesi kitabını okurken çok sıkılmıştım hatta yarıda bıraktım fakat bu kitap onun gibi sıkıcı değildi. Kısa olması da güzel. Okunmasını tavsiye ederim
İnsanın aşkından ölmesinin dilde hoş görülebilir şiirsel bir abartı olduğunu düşünmüşümdür hep.
"Göğsümde bir sıkıntı hissettim. "Ömrümde hiç âşık olmadım." dedim.Hemen karşılığını verdi:"Ben oldum." Sonra da işini yarıda kesmeden sözünü tamamladı: "Yirmi iki yıl sizin için gözya­şı döktüm."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Benim Hüzünlü Orospularım
Baskı tarihi:
Şubat 2005
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750705243
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Memoria de mis Putas Tristes
Çeviri:
İnci Kut
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
1982 Nobel Edebiyat Ödülü’nü de almış olan Gabriel Garcia Marquez’in, yaşayan en büyük dünya yazarlarından biri olduğunu herkes biliyor. Yazdığı son romanı Benim Hüzünlü Orospularım’la yine dünya kitap dünyasının doruğuna oturdu. Yazar, bu kez, doksanını bulmuş çok yaşlı bir gazete köşe yazarının ağzından müthiş bir aşk serüvenini dile getiriyor. Son yılların en güzel aşk romanlarından biri. Büyülü Gerçekçilik akımının yaratıcısı bu büyük ustadan büyüleyici bir roman daha. Kolombiyalı yazar, bu kitapta 90 yaşındaki bir adamla 14
yaşında bir yeniyetmenin ilişkisini anlatıyor...

"Doksanıncı yaşımda, kendime bakire bir yeniyetmeyle
çılgınca bir aşk gecesi armağan etmek istedim. Aklıma
Rosa Cabarcas geldi, hani şu gizli genelevinde eline bir
yenilik geçtiğinde hatırlı müşterilerine haber veren
kadın. Daha önce öyle şeylere ya da onun baştan çıkarıcı
müstehcen önerilerinin hiçbirine asla kapılmamıştım ama
benim ilke sahibi biri olduğuma hiç inanmazdı o. Ahlâk
da bir zaman sorunudur, derdi, yüzünde hınzır bir
gülümsemeyle, görürsün bak...

Kitabı okuyanlar 2.386 okur

  • Mehmet Kurter Tokaç
  • ayşegül karakaya
  • özgürbrs
  • Hiç Kimse
  • Alperen selcin
  • Selahattin Ünal
  • Hasan Kul
  • Remziye
  • Beyza
  • Serap türksoy

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.7
14-17 Yaş
%3.1
18-24 Yaş
%22.7
25-34 Yaş
%35.5
35-44 Yaş
%21.6
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.4
Erkek
%34.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.1 (124)
9
%14.1 (102)
8
%23.9 (173)
7
%24.2 (175)
6
%10.2 (74)
5
%5.2 (38)
4
%1.8 (13)
3
%1.9 (14)
2
%0.8 (6)
1
%0.7 (5)

Kitabın sıralamaları