Bereketli Topraklar Üzerinde (Açıklamalı Basım)

·
Okunma
·
Beğeni
·
20,4bin
Gösterim
Adı:
Bereketli Topraklar Üzerinde
Alt başlık:
Açıklamalı Basım
Baskı tarihi:
1 Aralık 2014
Sayfa sayısı:
424
Format:
Ciltli
ISBN:
9786051418070
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Orhan Kemal 100 Yaşında…
Bu özel anma yılı dolayısıyla ve 2014’ün aynı zamanda Bereketli Topraklar Üzerinde’nin yayınlanışının 60. yılı olması vesilesiyle, yazarın bu ölümsüz eserinin yeni bir baskısını hazırladık.

Türk toplumunun geçirdiği önemli bir tarihsel dönemi kendisine arka plan yapan romanın değerini farklı yönleriyle tanıtma amacını taşıyan bu özel çalışmada, romanı dil, atasözleri, deyimler, yöresel sözcükler, iş hayatı, sosyal hayat, kent kültürü ve tarihi açısından okuyucuya daha derinden tanıtan açıklama notları ve fotoğraflar, belgeler, kupürler gibi görsel malzemeler yer alıyor.

Kitapta bunun yanı sıra, romanın birinci ve ikinci baskıları arasındaki farkları tespit eden karşılaştırmalı notlar, 1954’ten günümüze eserle ilgili yayınlanmış eleştiriler ve Bereketli Topraklar Üzerinde’nin sinema macerasına ilişkin kapsamlı bir bölüm bulunuyor.

Ben Çukurovalıyım. Uzun yıllar Çukurova’da yaşadım. Fabrikalarda çalıştım. Kâtiplik yaptım. Irgatların hayatını iyi tanırım. Onların büyük şehre atılışlarını izlemiş olduğumdan, patronlarla, ağalarla olan ilişkilerini iyi bilirim. Çukurova’nın baharı harika. Masmavi gök, kırmızı toprak, yeşil tarlalar… Bu harika baharı yazmalı. Bir de şu yorganı sırtlarında Çukurova’ya inen, kamyonlara, arabalara toslayan ırgatları. Onların dramını. Onlar gibi yaşayarak, onlar gibi yakan güneşin altında söylenen bir türkü gibi… Taa Anadolu içlerinden alıp, trene bindirip ovaya indirmeli. Fabrikaya işçi, tarlaya ırgat girmeli. Patron-işçi, ağa-ırgat dramını vermeli. Bu Çukurova’nın destanı, insanın destanı olur…

Orhan Kemal
380 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10 puan
Sahiden bereketli mi topraklar üzerinde? Geçim derdinde olan garibanın ezildiği, ırgatbaşının işçinin haftalıklarından kestiği, işçilere araç gözüyle bakıldığı, tozlu topraklı, bayat ekmeklerin yemek zorunda bırakıldığı bir ortamda sahiden bereketli mi topraklar üzerinde? Umutların bir bir söndürüldüğü, emeklerin sömürüldüğü, adam kayırmanın başını alıp gittiği, gurbetin için için yaktığı bir ortamda sahiden bereketli mi topraklar üzerinde?

Tatilde biraz daha olaya dayalı, kolay okunan kitaplar okumak için liste oluştururken Bereketli Topraklar Üzerinde’ye de şans vermek istedim. Nasıl olsa edebiyatımıza daha fazla ağırlık verecektim bu sene. Başlangıç için güzel bir seçimdi bana göre. Okudum. Orhan Kemal’i bize hep şöyle anlattılar: “Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü’dür. İşçi sınıfını edebiyatımıza dahil eden yazarımızdır. Kitaplarında genelde Çukurova yöresini işledi. Arka sokaklara, toplumun alt tabakalarına, fabrika ve toprak işçilerinin gurbetteki acılı hikayelerine, temiz umutlu kişilere yer verdi. Kısa ve yalın cümlelerle gerçekçi bir üslubu benimsedi.” Buraya kadar çok güzel. Ama kimse bize bu adamın gerçeği kulaklarından tutup acılı acılı yerlerde sürüklediğinden, şahit olanın kafasını duvarlara vurdurduğundan bahsetmedi. Kimse Orhan Kemal’in bize umudun ne kadar tatlı ama bir o kadar da acı olduğunu gösterdiğini söylemedi. Kimse bereketli topraklar üzerinde neler döndüğünden bahsetmedi. Daha neler neler…

Roman, Ç. Köyü’den Çukurova’daki fabrikatör hemşerilerin yanında iş bulma umutlarıyla yola çıkan üç arkadaşın hikayesini anlatıyor. İflahsızın Yusuf, Köse Hasan, Pehlivan Ali. Bu üç arkadaş. İflahsızın Yusuf dışında diğer ikisi hiç köyden çıkmamışlar. Yusuf yolda atıp tutuyor. Ben şöyle gördüm böyle gördüm, emmim şunu dediydi bunu dediydi. Tabi arkadaşları fazla dinlemiyorlar bunu. Onaylayıp duruyorlar. İnsan işte ufak bir umut ışığı görse sonunu düşünmeden peşine takılıyor. Hakkılar da tabii. O zamanlarda para mı var insanlarda, yemeye ekmek mi var. Geçim derdi zorluyor, haliyle gurbet yolu gözüküyor insanlara. Bu üç arkadaş neyse gidiyor Çukurova’ya işe başlıyorlar ama sonrası? Sonrasını anlatmayacağım ama yaşananlar bir insanlık dramıdır desek yeridir. Orhan Kemal bu romanında 4 çeşit insandan bahsediyor üstü kapalı olarak. İlki iflahsızın Yusuf gibi gurbete ne için çıktığını bilen, işinin ardından tutan insan tipi. Bu kişilere saygımız sonsuz. İkincisi Köse Hasan gibi. Olan şeyler karşısında hemen boyun eğen, çaresiz kalan, elinden bir şey gelmeyen insan tipi. Üçüncüsü sonradan görerek aslını, sılasını unutup gurbette harcanan insan tipi. Bu kişiler kendi eder kendi bulur, örneği romanda. Dördüncüsü ise en şerefsiz kategoride yer alan insan tipi. Sömüren, emeğin karşılığını vermeyen, açgözlü pislik insanlar. Bunlara saygı falan duyamayız. Duymamız gerekir. Açıkçası ben her insanı sevmenin gerekli olduğunu da düşünmüyorum. İnsan olduğunu unutan kişileri severek niye kendimize eziyet edelim. “Ne olursan ol gel” düşüncesi bana ters, ne kadar acımasız olduğumu düşünseniz de. Bana göre roman bu dört tip insan üzerinden bir yapıya bağlanıyor. Çukurova’nın bereketli topraklarının üstünde ne hikayelerin döndüğüne aşırı bir gerçeklikle şahit oluyoruz.

Geçenlerde İzdiham Dergisi’nin 32. sayısını okurken “Ben Kapitalizmi kurduğumda böyle şeyler olmasını beklemiyordum” tarzı bir yazı vardı. Bu romanın üstüne güzel bir tesadüf oldu. Başta zaten tüm düşünceler temizdir(!) Adam diyor ki “İnsanlara yediğinden fazla üret, ihtiyaçtan fazlasını sat, sermeye yap görüşünü benimsettim. Amacım topluca refahı artırmaktı, oysa onlar biriktirdikçe aristokratlara özendiler, kibirliydiler, takıntıları vardı, kendilerine burjuva dediler. Başta her şey planlarıma uygundu…Ama sonra işler kontrolden çıktı. Burjuva iktidara ve güce önce ortak sonra da sahip olmak istedi…savaşlar çıktı…satamadıkları hiçbir şeye değer vermediler…doğru değil bedeli olan kıymete bindi.” Orhan Kemal’in deyimiyle a be hırt sen insanların fazlayı görünce gözü döndüğünü bilmiyor musun? Romanda tam bu burjuva tarzında ağalar, ırgatbaşıları var. İşçinin parasını tam vermezler, saatinden fazla çalıştırırlar, yemeklerini kısarlar, kendileri paşa gibi yaşarlar. İşte bu düzeni görmek için de bu roman okunabilir. Yazdıkları birilerini rahatsız etmiş olacak ki Orhan Kemal hapislerde yatmış. Şimdi mi artık insanların duyguları sömürülüyor…
380 syf.
·10/10 puan
Kaçıncı Orhan KEMAL eseri oldu? 18 mi 20 mi? Murtaza, Önce Ekmek, Eskici ve Oğulları ile başlayıp Bereketli Topraklar Üzerinde ile zirve yapan bir okuma serüveni. Ne serüven ya! Okudum okudum ama bende de ciğer kalmadı artık. Dünya üzerinde bu kadar mı dert olur bu kadar mı çile olur. Çırçır makinelerinde kolu bacağı kopan, saatlerce çalışıp karnını bile doyuramayan, pamuk tarlalarında sıtmadan kırılan, çocuklarının ellerinde ölüp gitmesini gören, açlıktan dünyada yüz kızartıcı sayılan(!) suçları işlemek zorunda kalan insanlar… Her türlü haksızlığa maruz kalan ama hakkı da hiçbir zaman savunulmayan, yok sayılan, sömürülen insanlar…Irzlarına göz dikilen, dövülen, sövülen, insan yerine koyulmayan insanlar… Yine de en küçük şeylerden; evine iki ekmek götürdüğünde, iki bardak köpek öldüren içtiğinde, arkadaşıyla ekmeğini bölüştüğünde, kazancının karşılığını az da olsa aldığında, sevdiğinin yanında olduğunda, çocuğu boynuna sarıldığında mutlu olan insanlar…

Orhan Kemal eserlerini okurken en çok şunu düşündüm. Bu dert sahibi insanlar nerede? Yoksa bu dertler 1950’lerin dertleri mi? Elbette hayır. Bulunduğumuz yerlerde hala bu dertleri çeken insanlar var. Hepimiz bu insanlara gözümüzü kapatmışız. Zihinlerimiz bize bu insanları unutturmuş. Ankara’yı Kızılay; İzmir’i Konak, Karşıyaka, Bornova’dan ibaret zannediyorum/z. Ama bu yerlerin ötesinde de yaşayan insanlar var. Asıl hayat asıl mücadele oralarda. Ekmeğin mücadelesi.

Bu mücadelelere gözümüzü biz mi kapattık sistem mi kapattırdı? Hepimizin az çok, küçük büyük derdi var. Bazımız ekmek derdindeyken bazımız arabasını değiştirmek istiyor. Bazımız ev almak istiyor bazımızın telefonu değişecek, bazımızın o ihtiyacı bazımızın bu ihtiyacı. O kadar çok ihtiyaç (!) var ki bitmeyen tükenmeyen. Dünya üzerinde o kadar çok tüketilmesi gereken şey var ki, hepsini tüketmeliyiz zorunlu olarak! Bu ihtiyaçları tüketme isteği de bizim insanı değerlerimizi yok ediyor. Benim 20 MB kameralı telefona, çift hava yastıklı arabaya, yazlığa ihtiyacım var! Bunu elde etmeliyim. Sadece kendimi buna adamalıyım. Çünkü şu an için dünyadaki en büyük ihtiyaç bu! Bir yerlerde insanlar çöpten küflü ekmek toplasa da bu onların derdi! Herkes kendinden sorumludur, benim açlık gibi derdim yok, hiçbir zaman da olmayacak!

İşte insanoğlunun en büyük ahlaksızlığı bu, mülkiyet tutkusu! Ben, ben, ben… Benim olmalı, benim olmalı, benim olmalı…Bugün telefonum, yarın arabam, sonra evim, sonra arsalarım, sonra işyerlerim… Sonra sonra sonra! Suç sistemde falan değil, suç insanoğlunun ahlaksızlığında. Bugün herkesin eleştirdiği kapitalizm yıkılsa yerine hangi sistem kurulursa kurulsun, birilerinin mülkiyet tutkusu son bulmadıkça yine devran aynı devran. İnsanoğlunun düşmanı sistem falan değil. Hangi inanca sahip olursanız olun yada inançsız olun, eğer bir ahlaka sahip olmak istiyorsanız, sizin en büyük düşmanınız ihtiyaçlarınızdır. İhtiyaçlarınızın ne olup olmadığını bilmediğiniz müddetçe ahlakınız beş para etmeyecektir.

Elbette bu düşüncelerime karşı çıkanlar olacaktır. Haklılardır yada haksızlardır. Haklı çıkıp çıkmamak da mühim değildir. Buradan bunu okuyan herkese sadece tek bir soru soracağım. Şu an kapınız çalınsa yada telefonunuz çalsa, az yada çok tanıdığınız birisi sizden maaşınızın yarısı kadar borç istese ilk aklınıza gelen ne olurdu? Bu paraya karşınızdakinin ne kadar ihtiyacı olduğu mu, sizin ne kadar ihtiyacınız olduğu mu yoksa bu paranın size geriye ödenip ödenmeyeceği mi? Benim gözümde bu soruya verdiğiniz cevaba göre bir değeriniz var bunu bilesiniz.

Orhan Kemal’in bunlarla ne ilgisi var? Tam da bunlarla ilgisi var. Gören gözler için. Çoğumuz şımarığız, elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz. Başımızı sokacağımız evimiz, yediğimiz ekmek, içtiğimiz su, giydiğimiz kıyafet aslında o kadar değerli şeyler ki. Her ne kadar bizim gözümüzde çok sıradan şeyler olsa da, dünya üzerinde bunlara muhtaç insanlar var. Yine bazı arkadaşlar çıkıp son zamanların revaçta sorusunu soracaklar, ee kendi durumumuzu daha kötü durumda olanlarla kıyaslayıp sevinelim mi? Bu soruyu soranlar sevinebilirler. Ben sevinmiyorum. Sadece elimizdekinin kıymetini bilmekten bahsediyorum. Daha iyisi değilim diye üzülmemekten bahsediyorum.

En güzelleri sizin olsun, en iyileri. Bu elinizdekilere ne kadar sahip olabilirsiniz? 50 bilemediniz 70 yıl. Sonra? Sonrası malum. Arkanızdan sövecekler veya iyi insandı diyecekler. Anılarınız kalacak belki de hiçbir şey kalmayacak. Bunun farkında olursak/sanız bugün dert ettiğiniz hiçbir şeyin aslında çok da önemli olmadığını görürsünüz. Hani çok değerli bir şair diyor ya, insan öleceğini bile bile nasıl yaşar? Aslında insan asıl öleceğini bilerek yaşar. İnsan öleceğini bilirse hayatı anlam kazanır. Ölümü kurtuluş olarak görenler için de bir söz söyleyelim o zaman, şu an da sahibini hatırlayamadığım; Ölmek mi istiyorsun? Kendini bir denizin ortasına at. Beş dakika sonra çırpınmaya başladığını göreceksin. Sen aslında ölmek değil içindeki bazı şeyleri öldürmek istiyorsun.

Yani? Yanisi öyle, GÖREN GÖZLER İÇİN…

Ben Orhan KEMAL okurken bunları gördüm. Bir parça ekmeğin, alın teri ile para kazanmanın mutluluğunu. Her ne kadar dünya üzerinde haksızlıklar olsa da, bu haksızlıkların en ağırlarına maruz kalsanız da mücadelenin her zamana devam ettiğini, bizim çok değersiz gördüğümüz şeyler için insanların ömürlerini tükettiğini, mutlu olmanın çokluğa değil elindekinin kıymetini bilmeye bağlı olduğunu… Daha neler neler…

Bir dahaki incelemede de başarabilirsek Orhan KEMAL’in romanları üzerine de konuşuruz. Şimdilik iki cümle, hayat sadece bizden bizim gördüğümüzden ibaret değil. Bizden başka dünyalarda var, o dünyaların içinde de mücadeleler, umutlar, kırgınlıklar var.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
380 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu eser iş bulmak üzere Orta Anadolu’dan yola çıkıp Çukurova’ya gelen üç arkadaşın hikayesi. Kitap açlık neymiş anlatıyor. Yokluk neymiş anlatıyor. İmkan neymiş anlatıyor. Cehaleti anlatıyor. İnsanı hiçe sayan bir düzeni anlatıyor. Bütün çirkinliğiyle, iyiliğiyle, kötülüğüyle, yalnızlığıyla, çaresizliğiyle insanımızı anlatıyor.

Kitap bittikten sonra Orhan Kemal'i tanımak istedim. Daha fazla Orhan Kemal okuyacağım. Hedefim tüm eserleri. Siz de okuyun.

Eseri en güzel Orhan Kemal'in kendisi anlatmış. En iyisi onun kitap hakkındaki yorumunu da buraya bırakmalı. "Bu kitap, kendi bilgi ve görgülerim dışında, bir lokma ekmek için kötü iş şartları içinde zehir gibi bir hayatı yaşayanlardan derlenmiş malzemeyle meydana gelmiştir. Yayımlanmadan önce, çeşitli ırgat, usta, usta yardımcısını toplayarak bir gece sabaha kadar okudum onlara. Dinlediler. 'Pardon,' dediler, bu bu kadar olur. Bütün anlattıkların doğru. Eksik bile. Çukurova'nın bereketli topraklarında öyle işler olur ki, aklın durur. Sana anlatsak, bir değil beş roman çıkarırsın..."
380 syf.
"Bereketli Topraklar Üzerinde" Marksizm'in Mücadelesi

Giriş Notu: Eser, gerek içeriği gerekse yazarının konumlanışı nedeniyle Marksist açıdan ele alınmıştır.

Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde isimli romanı 1953 yılında Dünya Gazetesi’nde tefrika edildikten sonra 1954 yılında Remzi Kitabevi tarafından basılır. Romanda çalışmak için köyden kente giden mevsimlik işçilerin yaşadığı zorluklar ve üretim-tüketim ilişkisi temelinde işveren tarafından ezilen işçi sınıfının içinde bulunduğu durum anlatılır.

Marksizm, toplumun iki tabakadan oluştuğunu söyler: Alt kesim ve üst kesim. Alt kesim üreten kesim, üst kesim ise toplumdaki ideolojiyi şekillendiren kesimdir. Marksist eleştiri bu noktada, sanat ve edebiyatta burjuva denilen bu üst kesimin alt kesimi oluşturan işçi sınıfının düşünce ve ideolojisine yön vermesini sonlandırma amacı taşır.

Romanda ezen ve ezilen çatışmasının daha somut bir görünüm kazandığı köylü-şehirli karşıtlığı ekseninde, köydeki ırgatlıkla geçinemeyen insanların Adana’ya fabrika, inşaat ve tarlalarda çalışmak için akın edişleri, şehirde çürüyüşleri, değişen değer yargılarıyla baş edemeyişleri teması işlenir. Romanda, Türk toplumunun emek-üretim ilişkisini henüz çözemediği bir dönemde Ç. Köyünden kalkıp iş ve ekmek parası için Çukurova’ya inen üç köylü aracılığıyla fabrikada, inşaat işinde ve tarım işletmesindeki çalışma koşulları gözler önüne serilir. Geri kalmış bir ülkenin sanayileşmeye kalkıştığı bir dönemde, gaz ocağını dahi bilmeyen bir köyden şehre inip fabrika ile karşılaşan ilkel, saf insanların şaşkınlığı, çaresizliği; örgütsüz işçi ve köylünün nasıl sömürüldüğü bütün ayrıntıları ile gösterilir.

Romanda Marksist öge olarak ilk göze çarpan köy-şehir ve köylü-şehirli çatışmasıdır. Köyün ekonomik yetersizliği nedeniyle şehre göç eden üç arkadaş şehre varmadan önce dahi şehir ve şehirliye karşı siper alırlar. Yazarın şehre ve şehirliye bakışı İflahsızın Yusuf’un emmisinin aracılığıyla olur. Üç arkadaştan şehir gören tek kişi olan İflahsızın Yusuf’un amcası da daha önce şehre gitmiştir. Romanda Yusuf’un ağzından verilen nasihatler bir köylünün şehir hayatına ve şehirliye bakışını yansıtır.

İşçilerin Çukurova’da iş bulma umudu Marksist eserlerin belirgin ögesi “güneş” ile simgelenir. Marksist eserlerde güneş, genellikle umut ve özgürlük gibi değerleri temsil eder. Bereketli Topraklar Üzerinde romanında güneş, umudu temsil eder. İşçiler Çukurova’nın “güneşli” olmasını umar.

Köyden kente göçün nedeni köylülerin ekonomik açıdan tatmin olmamasıdır. Bu bakımdan üretim merkezi olan köyün artık üretemeyen veya ürettiğini tüketime dönüştüremeyen bir yere dönüştüğünü söylemek mümkündür. Kendi topraklarında üretemeyen köylü, başkasının topraklarında işçi konumunda olur ve emeğine yabancılaşır. Diğer bir ifadeyle üretim yapar, ancak ürettiği meta kendine ait değildir. Dolayısıyla burada bir emeğine yabancılaşma söz konusudur. Nitekim üç karakter önce pamuk fabrikasında daha sonra inşaatta en son da tarlada üretim yapar veya üretime katkıda bulunur. Ancak ürettikleri pamuk ve buğday, inşa ettikleri bina kendilerine ait değildir ve bu metalardan elde edilen ekonomik dönütten en az payı alan işçilerdir.

Üretim-tüketim dengesinin olmaması ve üretenin ürettiği metadan kazanç sağlayan ağa ve usta, ırgatbaşı ile emeğine yabancılaşan işçi sınıfı iki kesim oluşturur. Marksiszm’in temel dinamiklerinden bir tanesinin sınıf farksız toplumlar yaratmak olduğu düşünüldüğünde romanda bu sınıfsal farkın eritilmesine yönelik söylemlerin geliştirilmesi beklenir. Nitekim duvar ustası Yusuf’a üretimi öğretip ona sınıflar arasında geçiş imkânı yaratırken buğday tarlasındaki usta işçilerin hakları konusunda ırgatbaşı ve toprak ağalarıyla çekişme içine girer.


Bereketli Topraklar Üzerinde romanında burjuva kesimi toprak ağaları, fabrika sahipleri ve ırgatbaşları oluşturur. Proletarya kesimini ise oluşturan işçiler ve ustalardır. Proletaryanın burjuva kesimine karşı mücadelesini romanda ustalar ve sınırlı sayıda işçi verir. Marksist eserlerde devrimci bir söylemin gerektiği düşünüldüğünde romanın bu yönden zayıf olduğu söylenebilir. Öyle ki, işçiler arasında örgütlü bir direniş yoktur. Ustanın hak arayan söylemleri fiile dökülmezken Kürt Zeynel ve Halo Şamdin’in bireysel çabaları da karavanaları devirmekle kalır. Bu üç kişi dışında, bütün işçiler işlerini kaybetmek korkusuyla sessizdirler.Irgatbaşları da işçilerin maaşlarından kendilerine pay alarak sömürü düzeninde bir halka teşkil ederler. İflahsızın Yusuf ve Pehlivan Ali, bu durumu fabrika sahibine bildirmek isteseler de sonucunda başarısız olurlar ve işlerini kaybederler.

Marksizm tarım başta olmak üzere üretimde makineleşmeyi kısmen olumlar. Bu olumlayış makineleşmenin işçiler ve üretim üzerindeki etkisine bağlıdır. Makineleşme işçilere kolaylık sağlayarak üretimi artırıyorsa Marksizm makineleşmeyi olumlar. Aksi durumda makineleşme işçilerin işini zorlaştırarak üretimi artırıyorsa kapitalizme kayar. Romanda makineleşme pamuk fabrikasındaki ayırıcı makineler ve tarlada patoz ile kendine yer bulur. Her iki durumda da makinelerin olumuz etkisi söz konusudur. Köse Hasan makineye ürün yetiştirmekte zorlanırken sonucunda pamukların ıslaklığından dolayı canından olur. Romanın devamında ise Pehlivan Ali patoza ürün yetiştirme telaşı içinde bacağını kaybeder ve kan kaybından ölür. Pehlivan Ali’nin durumunda işverenin üretimden tasarruf etmek adına gereğinden az işçi çalıştırması söz konusudur.

Romanda insanlığın ilkel yaşamında görülebilecek davranışlar da vardır. İnsan bütün çirkin yönleriyle anlatılır. Çok eşlilik, nikâhsız birliktelikler, hırsızlık, cinayet ve hırs bütünüyle mevcuttur. Özellikle çok eşlilik ve nikahsız birlikteliklerle ilintili olarak cinsel yaşam çok ön plândadır.

Sonuç olarak edebiyat çevreleri tarafından Orhan Kemal’in en yetkin romanı olarak kabul edilen Bereketli Topraklar Üzerinde, temelde üretim-tüketim ve ezen-ezilen çatışmasına dayanan bir romandır. Eserdeki vakaların hemen hepsinin çağrı kaynağı bu iki çatışmadır. Köydeki ekonomik yoksunluk nedeniyle göçe mecbur kalan üç köylü işçinin şehirde para kazanmak ve köylerine refah götürmek adına verdikleri mücadele, çok sayıda işçinin çalıştığı ve hiyerarşik sınıfların bulunduğu tarlalarda, fabrikalarda ve inşaatlardadır.

Üç köylü emeklerinin hakkını almak için direnseler de sırayla başlarına iş güvenliğinin eksikliğinden dolayı felaketler gelir. Sadece İflahsızın Yusuf sağ kalmayı başarmıştır. Ancak o da köyüne refah götürürken diğer iki arkadaşının ailelerine karşı mahcubiyet duyar. Roman boyunca kapitalizmin tüketim kültürünün sembolü olarak beliren ve doğada hazır halde bulunan ateşi ve ışığı barındıran gaz ocağı sonunda İflahsız Yusuf tarafından satın alınmıştır.
380 syf.
·2 günde·Beğendi
Yazar köylü-kentli, ezen-ezilen çatışmasını 3 köylü arkadaşın çalışmak üzere Çukurova'ya gitmeleriyle başlarından geçenler üzerine kurgulayarak ele almış.Kitap 50'li yılların Türkiye'sinde geçse de ele aldığı konular hiçbir zaman güncelliğini yitirmeyecek gibi gözüküyor. Okuduğunuzda İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali gibilerin çevrenizde ne kadar çok olduğunu düşüneceksiniz. Hatta belki siz de onlardan birisinizdir... Yazarın olağanüstü gözlem yeteneğine hayran olmamak elde değil. Şiddetle okumanızı öneririm...
380 syf.
·16 günde·Beğendi·Puan vermedi
*Çok sürprizbozanlı manzum BTÜ incelemesi

Kitap bir ağıt gibiydi. Ancak bu ağıt ajitasyona dayalı dramatize edilmiş fantazyalardan değil, Çukurova topraklarında ekmeğinin peşinde perişan olanların ağzından alınmış bilgilerle oluşturulmuş bir ağıt. Ki yine de eksik kalmış olacak ki Orhan Kemal kitabı kahvehanelerde ırgatlara okurken ırgatların yorumu "Az bile yazmışsın." gibisinden bir yorum olmuş.

Büyük oranda diyaloglara dayalı olan, anlatıcı-yazarın pek görünmediği; anlatımın karakterlere bırakıldığı bir roman olmuş BTÜ. Kitapla ilişkim ilginçti: Elime alınca su gibi akıyordu ama onu okumak için derin bir arzu duymadım hiç.

Ne demiştik, ağıt demiştik. Ben de şekil olarak da ağıda benzesin diye manzum şekilde özetlemek istedim hikayeyi.

Bereketli Topraklar Üzerinde

Bir varmış bir yokmuş.
Üç arkadaş yola koyulmuş
Biri Yusuf, biri Hasan, öbürü Ali
Üçünün de derdi, hedefi belli:
Çalışıp hakkıyla toplamak para
Beklediler Ç. köyünün garında
Çukurova'ya vardıracak olan treni

Trende tanıştılar iki adamla
Biri toy bir delikanlı öbürü usta
Sözleştiler beraberce bir fabrikada
Kollamak için birbirlerini ama
Herkes sallıyordu tutturan yoktu
İstikamet şehirdi, sınama çoktu

Memleketlimiz zengin, kol gerer bize
Gibi komik düşlerle düşüp peşine
On bildiğinin onu da yanlış olan Yusuf'un
Yattılar kapısında fabrikaların
İki yalvar, üç çırpın, bedeller verip
Girdiler fabrikaya üç kişi, mutlu
Biri kaldı içeride, fabrika yuttu

Köse Topal namı; tefeci, dinci, kene
Tek gailesi para dizmek para üstüne
böylelerine Allah "hidayet" versin denir
Hidayet gelmese bile onun oğlu yetişir
Kızı ondan toka bekler dururken köyde
Köse Hasan öldü burada yalnız başına
Dostları yanaşmadı dirisine, naaşına

Kovulunca fabrikadan Hasan'ı yalnız koyup
Girdiler inşaata Yusuf ve Ali
Tek dertleri ekmek; birlik, kardeşlik hep laf
Sağ bildiler gurbette yalnız ölen Hasan'ı
Yusuf usta oldu burada bir ustadan el alıp
Ali harap oldu burada bir Fatma'ya yanıp
Kapıp kocasından Ali Fatma'yı çekti gitti
İnşaat iki dost için artık son dönemeçti

Pehlivan Ali bu, gönlü gezgin konmuyor
Yeni bir avrat görsün öbürünü anmıyor
Fatma pişman kocasını koyup gittiğine
Ali gibi bir toya avratlık ettiğine
Aptal kızına yandı Ali, unuttu Fatma'sını
Fatma bu, zorlu avrat, kalmaz geri sırada
Zorlu ama pek toy daha hemen kanıp gavura
İntikam almak için hop atladı ahıra

Sonra Fatma bir düzenle ayrı düştü Ali'den
İyice beter oldu, medet umdu veliden
Ali de farksız değil ayrı düşünce yardan
Aptal kızı değil Fatma çıkmaz oldu aklından

Küçük Ağa, Büyük Ağa, ırgatbaşı bir düzen
Çöktü ırgat başına kanını emdi tümden
Günde yirmi bir saat, kırpılmış paydoslarla
Ağızda kurtlu ekmek, kaşıkta yağlı çorba
Zeynel nam bir ırgat, bre gardaşlar dedi
En çok biz çalıştık ama hep onlar yedi
Diye örgütlemek, aymak ister ırgatı
Irgatbaşı elbette bundan pek hoşlanmadı
İlk fırsatta kaydırdı Zeynel'in ayağını
Sessiz, korkak ırgat da buldu tam layığını

İlk izinde Pehlivan, Hidayet'in oğluyla
Yanarken Fatma için vardı bir geneleve
Her kadını aşk bilen bizim Pehlivan Ali
Burada da bir yosmaya tuttu gönlünü verdi
Var benimle köye gel deyip vaatler verip
Allı'yı da Fatma gibi bağladı yüreğine

Bir punduna getirip dışta koyup Zeynel'i
Zeynel'in zor işine koşuldu Pehlivan Ali
Güçlüdür, kuvvetlidir, işin altından kalkar
Deseler de bu işler öyle kolay olmuyor
Diye uyaran ustaya hiç kulak asılmazken
Daha ilk iş gününde makineye kapılıp
Göçtü aramızdan gencecik Pehlivan Ali
Ardında yaşlı koydu üç dört tane dilberi

Bir tek Yusuf kaldı üç arkadaştan arta
Bir tek onu bulmadı arıza bir durum, varta
Çünkü Yusuf bilgiçti, emmisi vardı onun
Şehir görmüş adamdı, yeğenini de aydı
Emmisinin lafından, izinden çıkmayarak
Vardı köyüne Yusuf bir duvarcı olarak
Yılan gibi tıslayan bir gazocağı ile
Geldi köyüne üstü başı şehirliden hallice

Ne kaldı şimdi bize bu kitaptan bir mesel
Gariban çalışır da ekmeği kodaman yer
Eğer işçi, emekçi bir olmazsa yok olur
Bitmez ağlayanı hiç, sızlayanı çok olur
380 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Orhan Kemal, bu romanı yayınlatmadan önce bir pamuk tarlasında çalışan tüm işçi sınıfını ve onların yöneticilerini toplayarak bir gece sabaha kadar onlara kitabını okumuş, işçiler hayretler içinde kalmış ve bu kadar olur anlattıkların diyerek tasdiklemişler kendisini.

Fabrika, inşaat ve toprak işçiliğinin ne demek olduğunu, üç kuruş para için kendini parçalayan bu işçilerin yaşam şartları, dertleri, küçük mutlulukları anlatıyor. Satır arasına saklanmış ufacık bir cümle ile koca koca dertleri olan bu insanların küçük şeylerden mutlu olmasını da o kadar iyi anlatmış ki Orhan Kemal, etkilenmemek mümkün değil.

İşçi-patron, ırgat-ağa, köylü-kentli gibi pek çok çatışma var kitapta. Vicdansız ırgat başları, ağa yeğenleri, sonradan görme patronlar, eline bir gram güç geçtiğinde altıdakilere yaptıkları eziyetler....
Okurken insana en çok dokunan yanı bu hikayenin gerçek oluşu ve böylesi kişilerin hâlâ aramızda yaşıyor oluşu...

Keyifli okumalar...
380 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Ne yazsam, ne desem diye düşünüp dururken yazarın şu notunu düşmek istedim:

“Bu kitap, kendi bilgi ve görgülerim dışında, bir lokma ekmek için kötü iş şartları içinde zehir gibi bir hayatı yaşayanlardan derlenmiş malzemeyle meydana gelmiştir. Yayımlanmadan önce, çeşitli ırgat, usta, usta yardımcısını toplayarak bir gece sabaha kadar okudum onlara. Dinlediler. 'Pardon,' dediler, 'bu bu kadar olur. Bütün anlattıkların doğru. Eksik bile. Çukurova'nın bereketli topraklarında öyle işler olur ki, aklın durur. Sana anlatsak, bir değil beş roman çıkarırsın...'"


Orhan Kemal’in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmanız için yol gösterir bize. 🤚
380 syf.
·74 günde·8/10 puan
Bu kitapta, eskiden yaşanan kıtlıklar, yoksulluk ve insana verilen ya da verilmeyen değerin, kendi dilimizde muhteşem bir şekilde işlendiğine şahit oluyorsunuz.

Çukurova'nın mevsimlik işçilerinin yaşadığı dramı Anadolu insanın içinde bulunduğu o çaresiz çıkmazı, cehaleti, fakirliği, feodalizmi çok iyi ele alan bir Orhan Kemal klasiği. En acısı da bunların tamamen kurgu değilde gerçekten yaşanan olaylar olduğunu içten içe bilmemizdir.

O dönemdeki insanlarımızın karın tokluğuna, ne kadar zor şartlarda, sefalet içinde çalışmak zorunda olduklarını çok güzel bir şekilde tüm gerçekçiliği ile anlatmış.

Okuyunca tüm karakterlerle sanki tanışıyormuşsun ve bire bir romanın içerisinde gibi hissetmeni sağlayan bir anlatım tarzı.Tek kelimeyle süper bir eser. Orhan Kemal bu topraklar üzerinde yaşayan ve özellikle Çukurova bölgesinde terini toprağa döken işçileri iyi tanıyor ve onları bizlere tanıtıyor. Bunu yaparken imkansızlıkları, haksızlıkları, toprak ağaları ve sermayenin işçi toplumu üzerindeki etkilerini çok iyi analiz etmiştir.
380 syf.
·8/10 puan
Okuduğum ilk Orhan Kemal kitabıydı ve kesinlikle son olmayacak. Bir yazarın bir kitabıyla ilk defa tanışıyorsam aşırı heyecanlanıyorum. Bereketli Topraklar Üzerinde de kitaplığımda yaklaşık 1 yıldır okunmayı bekliyordu. İki gün gibi kısa bir süre de bitirdim ve çok sevdim. Yazarın anlatım tarzı Yaşar Kemal’e çok benziyor. Çukurovayı ve insanlarını tıpkı Yaşar Kemal gibi çok güzel tasvir etmiş. Kendinizi sanki onların arasındaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Kitap ilk sayfadan itibaren sarıyor ve bırakmak istemiyorsunuz.
Konusuna gelirsek; çukurovaya
çalışmak için gelen üç arkadaşın hikayesini anlatıyor. Hasan, Yusuf ve Ali’ nin hikayesi. Ama sonra köye yalnızca Yusuf dönüyor..
Eğer Orhan Kemal ile henüz tanışmadıysanız bu kitap ile başlayabilirsiniz.
Olma kula kul, öpme el ayak, kirlenmesin ağzın. Ya ver canını insan için ya da etme kalabalık dünyamıza!
Orhan Kemal
Sayfa 161 - Everest Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bereketli Topraklar Üzerinde
Alt başlık:
Açıklamalı Basım
Baskı tarihi:
1 Aralık 2014
Sayfa sayısı:
424
Format:
Ciltli
ISBN:
9786051418070
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Orhan Kemal 100 Yaşında…
Bu özel anma yılı dolayısıyla ve 2014’ün aynı zamanda Bereketli Topraklar Üzerinde’nin yayınlanışının 60. yılı olması vesilesiyle, yazarın bu ölümsüz eserinin yeni bir baskısını hazırladık.

Türk toplumunun geçirdiği önemli bir tarihsel dönemi kendisine arka plan yapan romanın değerini farklı yönleriyle tanıtma amacını taşıyan bu özel çalışmada, romanı dil, atasözleri, deyimler, yöresel sözcükler, iş hayatı, sosyal hayat, kent kültürü ve tarihi açısından okuyucuya daha derinden tanıtan açıklama notları ve fotoğraflar, belgeler, kupürler gibi görsel malzemeler yer alıyor.

Kitapta bunun yanı sıra, romanın birinci ve ikinci baskıları arasındaki farkları tespit eden karşılaştırmalı notlar, 1954’ten günümüze eserle ilgili yayınlanmış eleştiriler ve Bereketli Topraklar Üzerinde’nin sinema macerasına ilişkin kapsamlı bir bölüm bulunuyor.

Ben Çukurovalıyım. Uzun yıllar Çukurova’da yaşadım. Fabrikalarda çalıştım. Kâtiplik yaptım. Irgatların hayatını iyi tanırım. Onların büyük şehre atılışlarını izlemiş olduğumdan, patronlarla, ağalarla olan ilişkilerini iyi bilirim. Çukurova’nın baharı harika. Masmavi gök, kırmızı toprak, yeşil tarlalar… Bu harika baharı yazmalı. Bir de şu yorganı sırtlarında Çukurova’ya inen, kamyonlara, arabalara toslayan ırgatları. Onların dramını. Onlar gibi yaşayarak, onlar gibi yakan güneşin altında söylenen bir türkü gibi… Taa Anadolu içlerinden alıp, trene bindirip ovaya indirmeli. Fabrikaya işçi, tarlaya ırgat girmeli. Patron-işçi, ağa-ırgat dramını vermeli. Bu Çukurova’nın destanı, insanın destanı olur…

Orhan Kemal

Kitabı okuyanlar 2.804 okur

  • Barış AKDEMİR
  • Aynur Bayram
  • R.Köse
  • Kübra Demirtaş
  • Serkan mumcu
  • Muhammed Tiryaki
  • züzü
  • oozkan
  • Beytullah Ömer DUMLU
  • Çağla Naz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (2)
9
%0.7 (6)
8
%0.5 (4)
7
%0.1 (1)
6
%0.1 (1)
5
%0.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları