Bergson'da Ruh-Beden İlişkisi

·
Okunma
·
Beğeni
·
50
Gösterim
Adı:
Bergson'da Ruh-Beden İlişkisi
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952051
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
216 syf.
Bildiğiniz üzere dualizm, ister geleneksel dinler olsun, ister tek tanılı dinler olsun en genel anlamıyla, tanrı ile insan veya tanrı ile evren arasındaki bağ ve ilişkiden doğan bir kavram olmuştur. Dinlerin bu dualist yaklaşımı tarih boyunca bir çok filozof tarafından değerlendirilmiş ve çoğu tarafından eleştirilmiştir. Ancak bunların dışında farklı bir adım atarak dualizm'e yeni bir soluk kazandıran düşünürler de yok değil. İşte Bergson, bu dönüşümcü düşüncenin öncü ismidir. Keza yeni dualist söylem Bergsonculuk olarak anılmaktadır artık.

Bergson'un dualizminde madde ve yaşam temel iki kriter olarak ortaya çıkmaktadır. Bu iki kavram ile Bergson hem materyalist düşünceden hem de spiritualist düşünceden tamamen ayrılmış, tamamen felsefi alan dahilinde bir görüş ortaya koymuştur. Diğerlerinde olduğu gibi biri diğerinin nedeni, sonucu olmadığı gibi birbirinden bağımsız ikiliklerde değildir. Konuyu beden ve ruh ikiliğinde yani insan niteliğinde ele aldığımızda Bergson, Descartes'ın bahsettiği birbirinden bağımsız iki töz fikrine şiddetle karşı çıkar. Bergson'a göre ruh bilinçtedir. Bilincimiz, hafızamız ruhsal durumumuzu ortaya koyduğu gibi şekillendirir de der. Beden ile olan ilişiğini de bedensel bir varoluş içerisinde var olabildiği için birbirinin enden-sonuç ilişkisi olmadıkları gibi birbirinden ayrı da değillerdir diyerek tüm dualist ve materyalist düşünceleri elemiştir.

Ruhu bilinç ve hafızaya bağlayarak geçmiş ile gelecek arasındaki bağı kuran Bergson, yaratma, sürekli oluş hali dolayısıyla insanın tek amacının kendini aşmak, başta sanat olmak üzere bir çok konuda yaratıcı olmak olduğunu söyler. Bu durumda sanatçıları ve düşünürleri özel bir yere koyan Bergson, entüisyonist bir bakış açısının oluş ve yaratma konusunda yegane düşünce şekli olduğunu da açıklar. Çünkü entüisyonist düşüncede mantık ya da itaat değil tamamen insanın varoluşçu trajedisi yatmaktadır der. ve yaratım da bu varoluşçu bilinci (ruhu) ile ortaya çıkabilir ancak.

Yerli kitaplar içerisinde, özellikle de düşünürlerin felsefi okuması yapılan yerli kitaplar arasında en iyilerinden biri diyebilirim.
Bergson’un yaratmaya, yeniliğe, oluşa ve özgürlüğe olan tutkusu onu diğer felsefelerden ayıran en önemli noktalardan birisidir. Elan Vital bununla ilişkilidir.
Hayat hamlesinin zaferi, bütün etkinlik alanlarında yaratmak olunca, insan hayatının varlık nedenini de gücümüzün yettiği orandaki yaratıcılık olarak varsaymaya mecbur değil miyiz?

(...)

Artık kendimizi kendimizle yaratmak, azdan çok ve hiçten bir şey çıkartmak çabamızla kişiliğimizi yükseltmek ve varolana daima yeni bir şey katmaktan başka bir gücümüz olabilir mi?
Ona göre insan varlığı hiçbir zaman “olmuş” bir varlık değildir. Sürekli “olmakta olan” yaratıcı hamleyle bütünleşip “yaratmakta olan” bir varlıktır.
Bergsoncu tutum, duyguların süreye ait olduğunu ve dilin kavramları ile ölçülemeyeceğini söylemektedir.

Bergson bu tespiti ile önemli bir iddiasını vurgulamaktaydı. Ona göre öznenin oluşumunda, gizil olarak da toplumun oluşmasında, bilinç yapısıancak bu yolla gelişip özgürleşebilirdi.
İnsan, tarihi bir sürekliliği olan bir ben, bir kimliktir. Kimliği oluşturan unsurlar ise beden yani biyolojik özellikler, ruh yani psikolojik yapı ve zihin yani bilinç kavramlarıyla ifade edilmektedir .
Descartes ruh ve beden arasındaki ikiliğin akıl ve beden arasında gözlemlendiğini, evrende tek varlık olan ve eylemleri kendi yasalarına göre düzenleyen Tanrı’nın, aslında akıl ile tanımlandığını belirtir.
Ona göre insan varlığı hiçbir zaman “olmuş” bir varlık değildir. Sürekli “olmakta olan” yaratıcı hamleyle bütünleşip “yaratmakta olan” bir varlıktır.
(..) ruh artık ne bir töz ne de bir ürün veya sonuçtur. Bedensel ve beyinsel varoluşa indirgenememekle beraber bunlarla dayanışma içerisinde varolan ancak beyinsel ve bedensel olanı aşkın bir yapı olarak tasarlanmaktadır.
''Gerçekte ise birbirlerinin aynı olan duyumlar olmadığı gibi bir zevk çokluğu da yoktur, duyum ve zevklerin şeyler gibi görünmeleri bunları ayırmak ve adlandırmaya başlamakla birlikte oluyor. Halbuki insan ruhunda ancak ilerlemeler vardır.''
Zeka ise her neyi kavrayacak olursa o kavradığı şeyi mutlaka kavramsallaştırır, onu dondurur, statikleştirir, muntazam parçalara ayırarak ondan bir bütünlük elde etmeye çalışır. Böylece kavradığı şey hiçbir zaman hayat ve oluş olmaz, sadece kesitler olur.

Sezginin sağladığı şey ise onun çarpıtılmadan, bozulmadan kavranmasıdır. Bu bilgi vasıtası sayesinde hayatın oluş halinde, kendi özgün doğası içerisinde bütün olarak bilinebilmesi mümkün olur.
(..) Düşünce tarihinde ruhun iki ayrı amacı açıklamak için kullanıldığı görülmektedir. Birinci olarak canlılık ilkesini açıklamada, ikinci olarak ise bilinçliliğin açıklanmasında kullanılmaktadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bergson'da Ruh-Beden İlişkisi
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952051
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • ORDAN ORAYA SAVRULAN...
  • Uğur De Molinari
  • Dilek
  • Lokman Yılmaz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%50 (1)
8
%50 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0