Mukayeseli - Yatay

Beş Risale

Bediüzzaman Said Nursî
Allah birdir. Başka şeylere mürâcaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temelluk edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultân-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı onun yanında, her şeyin dizgini onun elindedir.Her şey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her mâtlubunu buldun, hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.
Risale-i Nur
Onuncu Huccet-i Îmâniye
Mukaddeme: Ey insan kat‘iyen bil ki: Hilkatin en yüksek gāyesi ve fıtratın en yüce netîcesi, îmân-ı billâhtır . Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, îmân-ı billâh içindeki ma‘rifetullâhtır . Cin ve insin en parlak saâdeti ve en tatlı ni‘meti, o ma‘rifetullâh içindeki muhabbetullâhtır . Ve rûh-u beşer için en hâlis sürûr ve kalb-i insan için en sâfî sevinç, o muhabbetullâh içindeki lezzet-i rûhâniyedir . Evet bütün hakîkî saâdet ve hâlis sürûr ve şirin ni‘met ve sâfî lezzet, elbette ma‘rifetullâh ve muhabbetullâhtadır . Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakk’ı tanıyan ve seven, nihâyetsiz saâdete, ni‘mete, envâra, esrâra ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakîkî tanımayan sevmeyen, nihâyetsiz şekāvete, âlâma, evhâma ma‘nen ve maddeten mübtelâ olur. Evet şu perişan dünyada, âvâre nev‘-i beşer içinde, semeresiz bir hayâtta, sâhibsiz, hâmîsiz bir sûrette, âciz, miskîn bir insan, dünyanın sultanı da olsa kaç para eder. İşte bu âvâre nev‘-i beşer içinde, bu perişan fânî dünyada, insan sâhibini tanımasa, mâlikini bulmasa, ne kadar bî-çâre, sergerdân olduğunu herkes anlar. Eğer sâhibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine ilticâ eder. kudretine istinâd eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner. Ve bir ticaretgâh olur.
Sayfa 11·Kitabı okudu
Risale-i Nur
Altıncı Hüccet-i İmaniye
Elhâsıl: Dünyada bundan daha doğru bir haber, daha sağlam bir da‘vâ, daha zâhir bir hakîkat olamaz. Demek şübhesiz dünya bir mezraadır. Mahşer ise, bir beyderdir, bir harmandır. Cennet ve cehennem ise, birer mahzendirler.
Sayfa 27·Kitabı okudu
Risale-i Nur
On Birinci Reşha
Böyle acîb ve muammâ-âlûd şu kâinâtın perde-i zâhirîsi altında, elbette ve elbette böyle acâib bizi bekliyor. Böyle acâibi haber verecek, böyle hârika ve fevkalâde mu‘ciznümâ bir zât lâzımdır. Hem bu zâtın gidişatından görünüyor ki: O zât görmüş. ve görüyor. ve gördüğünü söylüyor. Hem Bizi ni‘metleriyle perverde eden şu semâvât ve arzın İlâhı, bizden ne istiyor? marziyâtı nedir? Pek sağlam olarak bize ders veriyor. Hem bunlar gibi daha pek çok merâk-âver , lüzûmlu hakāiki ders veren bu zâta karşı, her şeyi bırakıp ona koşmak, onu dinlemek lâzım gelirken, ekser insanlara ne olmuş ki sağır olmuşlar, kör olmuşlar, belki dîvâne olmuşlar ki bu hakkı görmüyorlar, bu hakîkati işitmiyorlar, anlamıyorlar.
Risale-i Nur
Mucizat-ı Ahmediye (asv)
İkinci Reşha: O nûrânî burhân-ı tevhîd , nasıl ki iki cenâhın icmâ‘ ve tevâtürüyle te’yîd ediliyor. Öyle de Tevrat ve İncil gibi kütüb-ü semâviyenin Hâşiyeyüzler işârâtı; ve irhâsâtın binler rumûzâtı; ve hâtiflerin meşhûr işârâtı ve kâhinlerin mütevâtir şehâdâtı; ve şakk-ı kamer gibi binler mu‘cizâtının delâlâtı; ve şerîatinin hakkāniyeti ile te’yîd ve tasdîk ettikleri gibi; zâtında gāyet kemâldeki ahlâk-ı hamîdesi ; ve vazîfesinde nihâyet hüsnündeki secâyâ-yı gāliyesi ; ve kemâl-i emniyetini ; ve kuvvet-i îmânını ve gāyet itmi’nânını ve nihâyet vüsûkunu gösteren fevkalâde takvâsı, fevkalâde ubûdiyeti, fevkalâde ciddiyeti, fevkalâde metâneti, da‘vâsında nihâyet derecede sâdık olduğunu güneş gibi âşikâre gösteriyor.
Risale-i Nur
küfür, ahmakāneve sarhoşâne, dîvânece bir hezeyandır.
Din