Adı:
Beton
Sayfa sayısı:
100
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750812729
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Beton
Beton
Viyanalı müzikolog Rudolf, en sevdiği besteci Felix Mendelssohn Bartholdy üzerine, on yıldır kusursuz bir müzikbilimi çalışması olmasını tasarladığı kitabının ilk cümlesini bile yazmayı başaramaz. Akciğer hastalığı yüzünden çektiği nefes darlığı ile Peiskam’da yaşadığı evde gölge varlığıyla aşılmaz bir engel oluşturan ablası zamanla onun felaketine dönüşür. Sonunda Rudolf’un bir kaçış olarak başvurduğu Mallorca yolculuğu başka bir insanın korkulu hikâyesine sahne olacaktır.

Thomas Bernhard’ın BETON romanında, ben-anlatıcının çıkmazlarından açtığı yaylım ateş, toplumsal yaşamın kesitlerini, siyaseti, insan ilişkilerinin mahvedici ve gülünç yönlerini menziline alıyor: varılamayan *mutlu son*lar yerine betonun donuk ve soğuk yüzeyinde, insanın taşlaşmış bir toplumsal hayvana dönüşen sureti yansıyor.

Beton’da bir müzikoloğun kâğıda dökemediği eserinin umutsuz kısırdöngüsüyle insan benliğinde dinmek bilmeyen modern dünyanın gürültüsü birlikte katılaşıyor.

Parlak ve rahatsız edici bir erteleme, başarısızlık ve umutsuzluk öyküsü olan BETON, Thomas Bernhard’ın neden *çağdaş Avrupa yazınının ustalarından biri* olarak anıldığına ilişkin kusursuz bir örnek. -George Steiner

Belirli kitaplar –sayıca azdırlar– yazınsal önemini hemen, derinden kanıtlar. Gizemli, kasvetli bir güzelliği olan bu kitap onlardan biri. -Los Angeles Times

Soru bu dünyada çoktandır birinin ne kadar insansı olduğu değil, ne kadar köpeksi olduğudur, bugüne kadar temelde, gerçek onurlandırılmak isteniyorsa insanın ne kadar köpeksi olduğunun söylenmesi gereken yerde, ne kadar insancıl olduğu söyleniyor. İğrenç olan da bu. -Thomas Bernhard
100 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabın sonunda gerçekten betona çakıldım!
İç dünyasında yaşayan, varlıklı bir ailenin oğlu olan, 48 yaşındaki yazarın,kendi kendi ile konuşması,ablasını takıntı haline getirmesi ve kendi içindeki iç hesaplaşmalar....
Sürekli olumsuz düşünüyor ve on yıldır başladığı eserini, tüm alt yapısını hazırladığı halde bitiremiyor...
Olumsuz düşünmek insanı depresyona sokuyor ve elini kolunu gerçekten bağlıyor...
Yazarın düşünce yapısını,zekasını,tahlillerini ve yazım tarzını çok beğendim...
Sevgiyle kalın..
98 syf.
·19 günde·8/10 puan
Uzun zaman sonra tekrar Bernhard okumak beni iyi hissettirdi. Tıpkı henüz iyi tanımadığınız insanların arasında bir süre durup, daha sonra yıllarca tanışık olduğunuz bir insanın yanına gitmeniz gibi. Aşinalığın, alışılmışlığın verdiği rahatlığı ve sevinci duydum. Bernhard'la hayatta her karşılaşmamda (ki bu da yalnızca kitaplarla) o Bernhard'vari düşüncelere tekrardan şahit olmak hayat üzerine düşünsel anlamda kısılıp kalmama değil aksine daha da derin düşünmeme yol açıyor. Örneğin bir insanla yıllarca konuşursunuz ve o insanın yalnızca belirli konular üzerinde belirli noktalarda durduğunu anlarsınız. Bu yüzden düşünsel faaliyetiniz yalnızca o insanla iletişim kurduğunuz sürece perspektif olarak artmaz. Ama bu durum Bernhard'da tuhaf bir şekilde geçersiz kalıyor. Her eserinde o Bernhard'vari düşüncelere rastlasam da bu düşünceler beni kısıtlamıyor, tam tersine farklı konular üzerine daha da derin düşünmemi sağlıyor.

Beton'da Rudolf isimli ruhu çoktan yaşlılıktan çürümüş, bedeni de bu çürümenin orta evrelerinde yani orta yaşlarında olan karakterimize tanık oluyoruz. Rudolf aslında bir düşün insanıdır, bilimsel çalışma, felsefi değerlendirme gibi şeylerde oldukça başarılı biridir. Bana göre bu ayrım herhangi bir konuda yapılan gözlemlerin ne kadar eleştirel olup olmadığına bağlıdır. En basit bir konuda bile insan eleştirel ve sorgulayıcı bakabilirse ancak hayatta derin bir felsefi gözlem yeteneğine sahip olabilir. Günlük hayatta kurduğumuz basit diyaloglardan tutun da bir trafik lambasında yeşil ışığın yanış süresine bile felsefi açıdan yaklaşabilmek bizi asıl bakılması gereken ciddi konulara da hazırladığından aslında bu bize sağlam bir temel oluşturur. Spora başlamadan önce yapılan ısınmalar gibidir bunlar. Karakterimiz Rudolf da bu ısınmaların adeta bir ustası haline gelmiştir. Eserde, müzikle de çok ilgili olan Rudolf, yıllardır başlamaya çabaladığı ama bir türlü başlayamadığı, ona göre müzik üstadı olan Felix Mendelsshon Bartholdy ile ilgili çalışmasını, bu çalışmanın önemini ve neden bir türlü başlayamadığını anlatır bize eser boyunca. Sadece bununla da sınırlı kalmaz ve etrafında yaşamında gördüğü her bir detayı, ablasının her tür davranışını felsefi açıdan değerlendirir ve aktarır. Aslında bu yazdıkları da en az başlayamadığı çalışma kadar kritiktir çünkü bu yazılanların bütünü hayata dair farklı perspektiflerden bakışlar ve kendi ile ilgili değerlendirmeler, çözümler içerir.

Bernhard'ın aşağı yukarı her eserinde bir zıtlıkla karşılaşırız. Bu yeri gelir ressam - hekim zıtlığı olur Don eserindeki gibi, yeri gelir bu eserdeki gibi Rudolf ve ablasının zıtlığı olur. Bu zıtlığın öte tarafını 'mantıklı saldırılar' ile taşlayan Bernhard bunların tamamında çağımıza ve önemli sorunlara sürekli dikkat çeker. Rudolf yıllardır evden çıkmayan, kendisini çalışmalarına ve felsefeye adayan bilgi peşinde bir insan iken ablası onun tam aksine son derece sosyal ama Rudolf'un iddiasına göre içi boş biridir. Rudolf dıştan topluma karşı, kendi tabiriyle "deli" ya da içi boş olarak gözükür, gerçeğin tam tersi olarak. Ablası ise hiçbir zaman Rudolf kadar araştırmacı ve akılcı bir insan olmamasına rağmen ortamlarda sürekli bilgili olan kişi gibi görünür. Burada ciddi bir eleştiri de vardır aslında. Ablasının aksine içe dönük olması onun açısından kendi düşüncelerine yine bizzat kendisinin hakim olabilmesi demektir, çünkü insanın düşüncelerine sızabilecek olan insan sayısı arttıkça, düşüncelerin kirlenebilme ihtimali de artar. Bu açıdan insan kendi salt, öz düşüncelerini ancak ve ancak kimsenin etkisinde kalmadan içe dönük bir şekilde en iyi şekilde aktarabilir Rudolf'a göre. Onun yaptığı da budur aslında. Bunu yaşam biçimi olarak da kendine benimsemiştir.

Rudolf, ablasını bunların dışında, yazarımızın en şiddetli biçimde eleştirdiği kesime de koyar. Hiçbir şeyden anlamadıkları halde yüksek çevreler tarafından her şeyden anladığı kabul görülen insanlardan birisi de ablasıdır ona göre. Felsefeden veya sanattan anladığı yoktur aslında. Sadece yüzeysel olarak bilgisi vardır. Mesela bir Platon'dan söz açıldığında doğru yerde Devlet eserinden söz açarak kendini bilgili olarak gösterir aslında. Bu açıdan elitizmdeki yüzeyselliği derinlikmiş gibi sergileme güdüsü bolca taşlanır eserde. Bu durumu düşündüğümde aslında bunun yalnızca elit kesimlere ait bir güdü olmadığını da görüyorum bir yandan. Elit olan olmayan herkes; en düşük kesimden en yüksek gibi görünen kesime kadar, her şeyi biliyormuş gibi görünmek ister. En cahil insan her şeyi biliyormuş gibi davranan insandır. Bu açıdan bilgisizliği kötülük ve kaçınılması gereken bir hayalet olarak gören de yine bu insanların ve bu kesimlerin kendisidir. Bilgisizlik, insanı bilgiye teşvik eden kalkındırıcı bir etmendir aslında. Ama toplum algısı bunu tam tersine çevirmiş ve insanları yalnızca yüzeysel olarak bir şeyler bilmeye zorlamıştır. Çünkü her şeyi biliyormuş gibi gözükmenin tek yolu, erişebildiğiniz tüm konular hakkında en az bilgiye sahip olmaktır. Bu da bilgiye aç olan bir zihin için ölümcül bir şeydir. Bu açıdan Rudolf ablasının düzenbazlıklarının hepsini teker teker eleştirir.

Ayrıca elit kesimin topluma sorgusuz sualsiz kabul ettirdiği bir başka şey ise bir şeyleri olması gerektiği için yapmaktır. Mesela eserde Rudolf'un ablası zengin ve varlıklı biridir, kiliseye ve yardım kurumlarına bağış yapar. Ama bu bağışı ne yaparken ne de yaptıktan sonra kilise ve yardım kuruluşları zerre umrunda olmaz. Onun önemsediği tek şey belirli kesimlerle arasını bu bağışlarla iyi yapmaya çalışmasıdır. Bu açıdan bakarsak bu gibi insanlara yardımsever diyebilir miyiz? Yardımsever yerine hilekar ve düzenbaz kelimelerini daha doğru bulan Rudolf'un eleştirileri yalnızca ablası ile de sınırlı kalmaz. Ablası onun için yalnızca eleştiri yelpazesinin ilk başını açtığı bir kapıdır. Politikacılara da bolca eleştiride bulunulur eserde.
Rudolf'a göre yoksulluğun kendisi bile politikacıların bir oyunudur aslında. Çünkü yoksulluk var olduğu sürece bir yerlerde çıkar ilişkileri var olacaktır. Yoksulluk kasıtlı olarak asla bitirilmez çünkü politikacıların nadir övünç kaynaklarından biridir bu. Yardım yaparlar, birilerini yoksulluktan kurtarıyormuş gibi görünürler. Yoksulluk o kişilerin gerçekten umrunda olsaydı bitirilmez miydi? Kesinlikle bitirilirdi. Ama bundan çıkar sağlayan insan sayısı dünyada o denli fazladır ki bu yüzden yoksulluğun bitirilmesine asla müsaade etmeyeceklerdir. Bu açıdan kamusal alanın ve elit ortamlarda 'onurlu' olarak görülen şeylere mantıksal olarak yaklaştığımızda onların ne kadar alakasız ve değersiz olduğunu söyler Rudolf. Mantıksal açıdan baktığımızda yoksullara yardım eden bir elit çıkarcıdır. Ama o ortamın içine girip o kişi hakkında bilgi alsak gelmiş geçmiş en iyi yürekli yardımsever insanlardan biri olduğunu iddia edeceklerdir. Bu değişken perspektifin doğru olanını yakalayabilmek için de kendi düşüncelerimizi kirlenmeyecek bir biçimde muhafaza etmek son derece önemlidir. Aslında burada bir ego söz konusu değildir Rudolf'un davranışlarında. Rudolf'un yapmaya çalıştığı şey mantıksal bakışı kaybetmemek uğruna kendinden bile ödün vermeye hazır oluşudur.

Rudolf o çok önemli çalışmasına ilk önce ablası kendi evine ziyarete geldiği için devam edemediğini sanır. Ama ablası evinden gittikten sonra yukarıda bahsettiğimiz gibi aklı düşüncelerle dolup taşar. Ablası evden gitmiş olsa bile düşünsel olarak onun zihninde varlığını sürdürüyordur. Bu yüzden de bir insanı zihinde yaşatıyor olmak onun varlığını bizler için daimi kılar. Rudolf'un ablasının fiziksel olarak gitmesi çalışmasına başlama açısından hiçbir fayda sağlamaz kendisine. Çünkü önemli olan fiziksel varlıktan çok zihinde oluşan düşünsel, soyut varlıktır. Eserde yine Viyana'ya, Avusturya'ya bir nefret, taşlama vardır. Ama yine bahsettiğimiz üzere ülkenin fiziksel varlığından değildir bu nefret. Başka bir deyişle Viyana'nın kendisine değildir Rudolf'un öfkesi. "Benim Viyana'm zevksiz, gözünü para hırsı bürümüş politikacılar tarafından yıkıldı, yok oldu" der bizzat kendisi. Ama onun Viyana'sı halen daha zihninde varlığını sürdürmektedir. Bu yüzden kavramın kendisine, benliğine değildir duyulan nefret. Asıl önemli olan da bu yüzden daima insanın zihnindeki varlık olur.

Uzun zamandır görmediğimiz dostlarımız Rudolf'a göre bizlere yalnızca başarılı bir sanatçı ya da başarılı bir müdür olduğunu söylerler. Banal şeylerle dolmuştur bu yüzden dostluklar. Dostluk kavramını gerekli gereksiz her şeye bağladığımızı, bu yüzden de dostluk kavramının da tıpkı diğer kavramlar gibi (mesela sevgi) asıl anlamının ayaklar altında olduğunu söyler. Mesela dostluğu çok basit şeylere bağlarız biz artık. Çocukluktan beri birlikte olunan insanların ya da komşuların sırf yaşadığımız yerlerin mevkisi birbirine yakın diye dost sayılamayacağından bahsediyor. Dostluk hangi ofiste müdür olduğunuz ya da kaç yıldır tanıştığınızla alakalı değildir, daha derin, bağ oluşturan anlamlar içerir bu kavram. Ama insanlar bu bağları hemencecik bazı ayrıntılarda bulduklarını sanırlar.

Bazı şeyleri ifade edip aktarabilmenin tam, ideal doğru vakti vardır Rudolf'a göre, cümleler kafamızdayken hemen yazmalı der bu yüzden de. Düşünceler aklımızda asla ama asla, ilk kez orada canlandıkları anda kalmazlar. Bir anımsanma olarak kalırlar. Bu anımsanma kimi insanlarda fazladır, ama asla tam olarak ilk baştaki gibi bir anımsanma olamaz, bu yüzden düşünce aktarımı konusunda gecikilmemelidir hiçbir zaman. Bu düşünce insanın zihnini de her daim dinç tutmaya yarar aynı zamanda. O kaybolma ihtimali olan henüz akılda canlanmayan düşüncelerden bile korku duyar hale geliyor insan ve yanında bir not defteri ve kalem taşımaya başlıyor. Çıtayı olması gerekenden yükseğe koymanın da insanlık adına olan zararından, beklenildiği gibi yükseltici etkisinin aslında olmadığından, olan şeyin insanı düşürmekten başka bir şey işe yaramadığından da söz eder Rudolf. Bu açıdan baktığımızda düşünceleri sonradan ilk andaki gibi hatırlayacağımız yanılgısına düşürerek o düşünceleri sonsuza kadar kaybetmek (tekrar aklımıza gelmediği sürece) de aslında kendimiz adına da çıtayı olması gerekenden yukarı koymamızdan kaynaklanmaz mı? Hatırlayacağımızı ve daha da iyisini yazacağımızı sanarız ama bu bizi o anda yazabilecek olduğumuzdan bile geri duruma düşürür.

Bernhard'ın eserlerinde birçok şeyi eleştirip, böylece temelde asıl eleştiriyi kendine yapan birçok karakter de mevcuttur. Rudolf da bunlardan biridir bana göre. O ideal, yıllardır üzerine uğraştığı çalışmaya bir türlü başlayamaması da aslında daha az önce bahsettiğimiz sebeplerden dolayı değil midir? Bir ilhamı, düşünceyi geciktirmek, daha sonra çok daha iyisine yapacağımıza inanmak. Bunlar bizi aşağıya çeker, bir daha yukarı da çıkartmaz asla. Bu açıdan Rudolf o çalışmaya asla başlayamayacaktır. Bunu kendisinin de anladığı an hayatında adeta bir şok, betona çarpma etkisi yaşamıştır. Çevremizde birçok şeyi kendimizi düşünmeden gönlümüz rahat bir şekilde eleştiririz bazen, ama eleştirdiğimiz şeylerden birini bile aslında o ana dek kendimizin yaptığının farkına varınca o geçirdiğimiz şok, betona kafa üstü çakılmaktan başka bir şey değildir hayatımızda. İşte Beton da aslında bu çakılışın, aşağı çekilişin, bir zihinsel intiharın öyküsüdür.
  • Eski Ustalar
    8.4/10 (81 Oy)84 beğeni199 okunma932 alıntı4.469 gösterim
  • Kaçan Ayna
    8.8/10 (288 Oy)272 beğeni668 okunma2.100 alıntı9bin gösterim
  • Bitik Adam
    8.2/10 (241 Oy)201 beğeni579 okunma2.922 alıntı10,4bin gösterim
  • Bitik Adam
    8.2/10 (163 Oy)185 beğeni496 okunma4.014 alıntı7,5bin gösterim
  • Yakalanan Zaman
    9.3/10 (150 Oy)182 beğeni441 okunma1.723 alıntı7,5bin gösterim
  • Şeyler
    7.6/10 (167 Oy)137 beğeni583 okunma997 alıntı4.892 gösterim
  • Ayna Çarpması
    8.1/10 (105 Oy)97 beğeni279 okunma664 alıntı2.153 gösterim
  • Sonsuz Gül
    7.3/10 (141 Oy)112 beğeni520 okunma2.266 alıntı4.847 gösterim
  • Burukluk
    8.3/10 (294 Oy)328 beğeni1.057 okunma9,5bin alıntı9,4bin gösterim
  • Sarı Kahkaha
    7.9/10 (78 Oy)71 beğeni244 okunma357 alıntı2.038 gösterim
100 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Evet betona çakıldım. Ciddiyim bu konuda. Ve yedi ayrı insanla aynı mezara gömdüler beni. İnsan kendisi için böyle kanamalı bir ölüm ister de (bitik adam) böyle çakılacağı bir beton da ister miydi keza emin değilim.
Bazı gerçeklere sıkı sıkıya bağlı olduğumuz için nefret doluyuz belki de . Ne kadar doğruysa o kadar nefret ediyoruz diye düşündüm. On yıldır yazılması için uğraş verilen bir eser engelleriyle yanlışlarıyla ölümcül ciğer hastalıklarıyla ve aşılması güç bir otoritenin etkisiyle anlatılıyor. Yazabilmek için sonsuz uğraşlar yolculuk edilen kentler ve derin ızdırap dolu bir hikaye gerekli. Bundan daha detaylı ve derin bir inceleme yapmam mümkün değil çünkü saygıdeğer Bernhard boyle bir adam değil. Keyifli okumalar dilerim. Tabi böyle bir şey mümkünse!
100 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bu kitabı mutlaka okuyun. Sarsılın. Size gülücükler vadeden kitaplardan bir üste uzaklaşın. Bu tarz kitaplar sizin beyninizden çok cebinizle ilgilenir! ....
Thomas Bernhard Beton’da, tahrip gücü yüksek bir dil kullanıyor. Yazısında kesintilere, soluk almaya yer yok. Nefes darlığı çekiyorsunuz. Thomas Bernhard’ın ben-anlatıcının çıkmazlarından açtığı yaylım ateş, siyasetten toplumsal yaşamın kesitlerine, insan ilişkilerinin mahvedici ve gülünç yönlerine sıçrıyor, çarpıcı bir sonla betona çakılıyoruz. Betonun donuk ve soğuk yüzeyinde, insanın taşlaşmış bir toplumsal hayvana dönüşmüş sureti yansıyor.
100 syf.
İnsanoğlunun zavallı ama yinede biricik oluşu hep ilgimi çekmiştir.Kitabın bitiminde cümleler durmadan birbirini yineleyip durdu ve toplamlarından oluşan tek düşüncem şuydu “gerçekten başkalarının umutsuzlukları bizi daha umutlu kılıyor.En iyisi ya da en kötüsü bizi düşünmeye itiyor ve varoluşumuzu tetikleyen hareketler yaptırıyor” insan biricik ve zavallıdır.
100 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10 puan
#beton #thomasbernhard
>>Yazmaya başlamak isteyipte bir türlü başlayamadığı kitabını yazma çabasında olan Rudolf'un kendi iç dünyasındaki düşüncelerinden oluşmuş bir kitap. Hastalığı ve insanlardan uzaklaşması ile tamamen dış dünyaya kendini kapatır. Her gün kitabını yazmaya başlama düşüncesi ile plan yapar fakat başlayamamasına hep bir bahaneler bularak yıllarını geçirir. Ablasına büyük bir öfke duymakta ve kitaba başlayamamasının sebebi olarak onu görmektedir.
Yolculuğun iyi geleceği de düşüncesi ile Palma'ya gider ve 10 yıl önce ki anıları canlanır hayalinde...

, **Kitaptan bazı alıntılar:

*Gerçek zaten her zaman en korkunç şey, ama gene de yalana, kendi kendini aldatmaya dayacağına gerçeğe dayanmak her zaman daha iyi

*Düşünce insanı denen kişi her zaman bir başkası üzerinden konuyu ele alır, bu iş için onu öldürür ve zihinsel amacı için onu ceset haline sokar. Belirleyici anda bu tip bir düşünce insanı, ona böylesi bir zihinsel ürünü mümkün kılan insanı, bu zihinsel ürün için feda eder, ölesiye kötüye kullanır kendi şeytansı spekülasyonları için.

*Yiyici devlet ve aynen onun gibi yiyici olan kilise birlikte sonsuz bir ipi çekerler, bu ipi yüzyıllardır en büyük ahlaksızlıkla ve aynı zamanda en büyük vurdumduymazlıkla bu kör olmuş ve kendisine hükmedenler tarafından gerçekten de budalalığına hapsedilmiş ve gerçekten aptal olan halkın boynuna dolamışlardır.

*Hakikat, ayaklar altına alınır ve yalan bütün resmi kurumlar tarafından bütün amaçların tek aracı olarak kutsallaştırılır. Hakikatin karşıtı her şey için tek geçer akçedir.

*Öyle bir ülkeyi terk ediyorum ki orada kilise sahtekârlık yapıyor ve iktidara gelen sosyalizm sömürüyor ve sanat bu ikisinin ağzıyla konuşuyor. Öyle bir ülkeyi terk ediyorum ki orada budala olarak eğitilen halk kiliseye kulaklarını ve devlete ağzını kapattırıyor ve orada benim için kutsal olan her şey yüzyıllardan beri hükmedenlerinin çöp tenekesine tıkılıyor.

*Öyle bir ülkeden gideceğim ki, orada en aydınlık günde bile karanlık gece hüküm sürüyor ve orada esasen sadece bağırıp çağıran cahiller iktidarda.

*Biz bizden daha mutsuz olan bir insanın yanında hemen düzeliyoruz. Ve hastalığımız, hem de ölümcül hastalığımız bile bir anlam taşımıyor.

*98sayfalık Okunması kolay bir kitap ama dikkat ruhsal yoğunluğu var.Değişik bir kitap, şizofrenik düşünceler barındırıyor. Yazarın diğer kitaplarını merak ettim açıkcası...
100 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Beton kitabı bitti, üzülerek bitirdim. Yarası olana , sevdiği bir insanı kaybetmiş olana dokunan bir kitap, 98 sayfa olmasına rağmen içindekiler kocaman ve ağır..

Hamalların soyu tükendi. Herkes istediği gibi kendi eşyasını taşısın. Dünya birkaç derece daha soğudu, kaç derece olduğunu tam olarak hesaplayacak değilim, insanlar çok daha merhametsiz ve saygısız oldular.

Üzüldüğüm kadar okuduğuma mutlu olduğum kitaplardan..
Hayali , yaşamı, ölümü anlatıyor aslında bilip kabul etmediğimiz şekilde..
100 syf.
·9/10 puan
“... hayatın, ölümle biteceği kesinliğine güçlüce bel bağlamazsak tüm bunlara nasıl katlanabilirsiniz?”

diyordu 1972 tarihli konferasında Lacan.

Bernhard, bu ‘ölüm’ gerçeğinin farkında olup katlanabilen sanatçılardan.

Yazdığı veya söylediği her cümlede bir ‘başkalık’ söz konusu bence.

Müzikolog Rudolf. 48 yaşında. Çok sevdiği besteci Felix Mendelssohn Bartholdy üzerine bir eser kaleme alacaktır.

Çalışmaları yıllardır sürüyor; fakat o ‘ilk cümle’ bir türlü yazılamıyordur. Gereken nedir acaba?

“Zihinsel bir çalışmaya başlayacaksak herkes tarafından terk edilmiş ve yalnız olmalıyız”(s.7)

Kaçacak. Bir başkası ya da kendinden.
Bir otel olacak varış noktası.

Tanışacak. Yabancılara açılamasa da tanışacak. Bayan Hardtl.
Bir şeyler dinleyecek. Çok şey olacak.

Bernhard mı? Yine bil(me)diğiniz gibi.
Buyurun!
100 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Kesinlikle beton etkisi yaratan bir roman. Bernhard ın kendine has anlatımı resmen ayrı bir lezzet ayrı bir keyif. Kütüphanenizde bulunmalı. İyi okumalar.
100 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Herkese merhaba. Thomas Bernhard çok sevdiğim, bilgi birikimine güvendiğim bir hocamın da deyimiyle "eski ustalardan", dili yoğun olanlardan bir yazar. Okurken bana biraz ağır kaçacağını söylemişti ve gerçekten de öyle oldu. Sanki Bernhard karşınızda da tüm fikirlerini, karşı olduklarını, sahte politikayı, insanın giderek kendinden uzaklaşması ve sevgiyi, umudu kaybetmesini, ölüme giden yolda bir insanın nasıl yaşarken çürüdüğünü acımasızca aktarıyor.

Ana karekterimiz uzun yıllardır Mendelssohn Bartholdy hakkında bir müzik yazısı yazmaya çalışıyor. Tüm kurgu da bu çalışmanın etrafında şekilleniyor. Kendine mezar ettiği evi, tamamen zıt fikirlerde olduğu ablası, hayatı sorgulaması, yaşama dışarıdan bakması, şehirlerin ruhu, müziğin hayatımızdaki önemi, burjuva sınıfının (kendisine ve ablasına da yüklü bir miras kaldığından para sıkıntısı yok) kendi içini rahatlatmak için girdiği yollar, yapmacık insanların iğrençliği, siyasetin ne emellerde kullanıldığı ve sonda bahsettiği geçmişte tanıdığı bir kadının acı hikayesiyle çok sağlam bir kurgusu var. Evet dili yoğun ve birazcık ağır olsa da severek okudum. Kendimi bir kez daha sorgulamamı, donup kalmamı sağladı. Mutlaka bu yazarla tanışın derim ben, iyi günler...
100 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Thomas Bernhard , bu kitapla insanı adeta alıp yerden yere vuruyor, hemde oturduğu koltuktan neredeyse kalkmayan kahramanı Rudolf'la. Siyasete , topluma, insana ve sayabileceğiniz her şeye karşı yazarın müthiş bir öfkesi var adeta.
100 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Harika bir kitap. Karakterin yalnızlığını mükemmel bir şekilde anlatmış. Bu yalnızlık içinde hem kendini hem de çevresindeki kişileri mesela ablasını veyahut siyasi kişileri ve onların hareketlerini, ikiyüzlülüklerini mükemmel bir şekilde anlatmış. Karakter modern dünyadan tiksiniyor adeta ve bunu size de aktarıyor hatta sizin de tiksinmenizi sağlıyor. Çok fazla konuda eleştiride bulunan yazar benim görüşümce bu eleştirilerin çoğunda haklı. Kitapta mükemmel kasvetli ve boğucu bir ortam var insan bundan ayrıca bir keyif alıyor. Ve evet, kitap gerçekten beton ile bitiyor.
Gerçek zaten her zaman en korkunç olan şey, ama gene de yalana, kendi kendini aldatmaya dayanacağına gerçeğe dayanmak her zaman daha iyi.
Thomas Bernhard
Sayfa 20 - Yapı kredi yayınları
Dostluk, ne gereksiz bir sözcük! İnsanlar ağızlarında bu sözcüğü bıktırıncaya kadar geveliyorlar, hiçbirinin değeri kalmamış, tıpkı sevgi sözcüğünün öldürülünceye kadar gevelenerek değerini kaybettigi gibi.
Thomas Bernhard
Sayfa 35 - Yky

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beton
Sayfa sayısı:
100
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750812729
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Beton
Beton
Viyanalı müzikolog Rudolf, en sevdiği besteci Felix Mendelssohn Bartholdy üzerine, on yıldır kusursuz bir müzikbilimi çalışması olmasını tasarladığı kitabının ilk cümlesini bile yazmayı başaramaz. Akciğer hastalığı yüzünden çektiği nefes darlığı ile Peiskam’da yaşadığı evde gölge varlığıyla aşılmaz bir engel oluşturan ablası zamanla onun felaketine dönüşür. Sonunda Rudolf’un bir kaçış olarak başvurduğu Mallorca yolculuğu başka bir insanın korkulu hikâyesine sahne olacaktır.

Thomas Bernhard’ın BETON romanında, ben-anlatıcının çıkmazlarından açtığı yaylım ateş, toplumsal yaşamın kesitlerini, siyaseti, insan ilişkilerinin mahvedici ve gülünç yönlerini menziline alıyor: varılamayan *mutlu son*lar yerine betonun donuk ve soğuk yüzeyinde, insanın taşlaşmış bir toplumsal hayvana dönüşen sureti yansıyor.

Beton’da bir müzikoloğun kâğıda dökemediği eserinin umutsuz kısırdöngüsüyle insan benliğinde dinmek bilmeyen modern dünyanın gürültüsü birlikte katılaşıyor.

Parlak ve rahatsız edici bir erteleme, başarısızlık ve umutsuzluk öyküsü olan BETON, Thomas Bernhard’ın neden *çağdaş Avrupa yazınının ustalarından biri* olarak anıldığına ilişkin kusursuz bir örnek. -George Steiner

Belirli kitaplar –sayıca azdırlar– yazınsal önemini hemen, derinden kanıtlar. Gizemli, kasvetli bir güzelliği olan bu kitap onlardan biri. -Los Angeles Times

Soru bu dünyada çoktandır birinin ne kadar insansı olduğu değil, ne kadar köpeksi olduğudur, bugüne kadar temelde, gerçek onurlandırılmak isteniyorsa insanın ne kadar köpeksi olduğunun söylenmesi gereken yerde, ne kadar insancıl olduğu söyleniyor. İğrenç olan da bu. -Thomas Bernhard

Kitabı okuyanlar 289 okur

  • Natali Benlioğlu
  • Özge
  • Kaan Serim
  • ceren

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%3 (3)
8
%0
7
%1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0