Beyaz Diş(Ciltli Özel Bez Baskı)Jack London

·
Okunma
·
Beğeni
·
47.302
Gösterim
Adı:
Beyaz Diş(Ciltli Özel Bez Baskı)
Baskı tarihi:
9 Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
312
Format:
Ciltli
ISBN:
6059702423
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayıncılık
En çok okunan klasikler, özenli çevirilerle ve alanında uzman akademisyenlerin editörlüğünde okuyucuyla buluşuyor.

Kuzey’in soğuğa ve açlığa teslim olmuş bölgelerindeki hayat mücadelesi, insanların değil, içgüdüleriyle hareket eden ve yaşama tutkusuyla dolu Beyaz Diş’in gözünden anlatılır. Annesi yarı köpek, babası ise vahşi bir kurt olan Beyaz Diş, karşılaştığı her insanla içindeki iyiliği ve kötülüğü, nefreti ve sevgiyi, vahşeti ve itaati yeniden keşfeder.

Amerikan edebiyatının en üretken isimlerinden olan Jack London, yaşadıklarını derin gözlem yeteneği ve yalın gerçekçiliğiyle harmanlayarak, insanın topluma ve doğaya karşı verdiği savaşı tüm çıplaklığıyla ortaya koyar.

Okuyucuyu karla kaplı ormanların derinliklerine çağıran bu unutulmaz eseri, Ender Nail’in özenli çevirisiyle sunuyoruz.
Martin Eden’in etkisinden dolayı Jack London kitapları okuma isteği uyanmış birçok insandan biriyim. Beyaz Diş’e de bu yüzden başladım. Açıkçası yazarın iki kitapta çizdiği tavır bambaşkadır. Yazarların art arda okuduğunuz iki kitabında birbirine benzerlikler bulabilir ve rahatsız olabilirsiniz. Fakat öyle bir şey yaşamadığımı öncelikle belirtmeliyim. Gerçekten büyük bir yazar olduğunu tekrar vurgulayarak kitaba dönmek istiyorum.

Beyaz Diş’de dörtte bir köpek olan bir kurdun hikâyesi anlatıyor. Yabanda doğmuş ve yabani hayatı bilen kurt özellikleri yüksek olan bir köpek. Diğer kurt köpekleri evcilleşeli birkaç kuşak olduğu için ondan çok daha farklıdır. O, ise yabanı bilir ve sık sık yabanın onu çağıran sesini duymaktadır. Kendi türüne düşmandır (kurt köpekleri). Bu, biz insanlarda da sıkça bulunan bir özelliktir. Gerçi biz insanlar kendimizden başka her şeye düşman olabiliyoruz kolayca (menfaat icabı).

Bu kitap bir fabl (hayvanların konuşturulduğu hikâyeler) değildir. Zaten öyle olsaydı muhtemelen okuyamazdım. Lakin olumsuz bir eleştirim de olacak, benden sonra okuyacak kişileri hazırlamak için söylüyorum. Yoksa yazarları eleştirme haddini bulmuyorum kendimde. Zaman zaman sıkıcı gelebiliyor başlarda. Hikâyenin açılacağını düşünerek biraz sabırlı yaklaşmak gerekiyor.

Kitapta bir kurt köpeğinin hayatını anlatırken adeta insanlara bu dünyanın gerçeklerini resmetmiş yazar. Yaban hayatının yasalarını gözler önüne sermiş ve aslında biz insanlarında benzer kurallara tabii olduğumuzu ve dünyanın güçsüzler için ne kadar acımasız olabileceğini vurgulamış. Kurtlukta birinci kural ‘ya yersin, ya yenilirsin’. İnsanların şartlar oluşunca (ya da fırsat bulunca mı demeliydim?) kurtlardan çok daha vahşi ve acımasız olduğunu söylememe gerek var mıdır bilemiyorum.

Kitabın en çok sevdiğim yanı, hikâyeyi çoğunlukla annesi yarı kurt olan bir kurt köpeği üzerinden anlatmasına rağmen okuyucuya insan hayatıyla ilgili harikulade tespitler sunması.

Keyifle okunacak bir klasik.
Yine bir Jack London eseri. Yine vahşi doğa, zorluklar, hayatta kalma mücadelesi ve bir hayvan dostumuz... Jack London okumaya Vahşetin Çağrısı ile başlamıştım ve o kitap bende güzel düşünceler bırakmıştı. Bir sonraki London kitabı olarak Beyaz Diş'i okumaya karar verdim. İyi ki böyle bir karar vermişim! İki kitap arasında bir karşılaştırma yapacak olursam Beyaz Diş'i tercih ederim diye düşünüyorum. Bunda Beyaz Diş karakterinin etkisi büyük. Vahşetin Çağrısı'nda Buck'ı sevdiğimden çok daha fazla sevdim Beyaz Diş'i. Henüz London okumadıysanız Beyaz Diş'i Vahşetin Çağrısı'ndan sonra okumanızı öneririm. Bunun nedeni sadece Beyaz Diş'in daha güzel olması değil, Vahşetin Çağrısı 1903, Beyaz Diş ise 1906 yılında çıkmış, dolayısıyla çıkış tarihine göre okuyarak da yazarın benzer bir konuda kendini nasıl geliştirdiğini görebilirsiniz.

Ana karakterimiz kitap ile aynı isimli yarı köpek-yarı kurt olan Beyaz Diş. Ancak kitabın giriş kısmında Beyaz Diş değil annesi çıkıyor karşımıza. Beyaz Diş'in annesi Kiche ile ilgili birkaç bölüm okuduktan sonra Beyaz Diş'in dünyaya geldiği kısımlara geçiyoruz. Bu kısımlarda Beyaz Diş'in kendisini ve çevresini keşfetme, içgüdülerinin farkına varma ve dünyayı anlamlandırma sürecini okuyoruz.

Romanında yer verdiği ortamları kendisi de gidip görmüş olan Jack London bu sayede Kuzey Toprakları'nın vahşiliğini, sert hava şartlarını daha gerçekçi bir şekilde aktarıyor okura. London Beyaz Diş ile belki de hayvanlar aracılığıyla bizlere gönderme yapıyor. Beyaz Diş'in insanları Tanrı olarak görmesinin arka planında insanların çeşitli otoritelere bakış açısı vardır belki de. Beyaz Diş romanında ön plana çıkan noktalardan biri de yaşanan olaylar ve durumlar karşısında Beyaz Diş'in zihninden geçenlerin anlatıldığı bölümlerdi. Bu noktada ortaya konan başlıca düşünce davranışları şekillendiren çevresel unsurlardı. İnsanın doğuştan gelen çeşitli güdüleri olsa da davranışlarının şekillenmesi anlamında çevrenin etkisi kesinlikle yadsınamaz. Romanda bu durum Beyaz Diş'in doğduğu ve ardından zorla içine sokulduğu çevreye uyum sağlama süreci ile anlatılıyor. Aslında biz canlılar ne kadar benzeriz birbirimize. Alıştığımız ortamdan koparıldığımızda, yeni bir düzene ayak uydurma konusunda bir hayli zorlanıyoruz. Yine dikkat çeken bir diğer nokta da şu: Adilbarış adı verilen bir kavram vardır ve bu kavramın mantıksal çerçevesi şu şekilde çizilebilir: "Eğer adalet istiyorsak adil olmalıyız." Kötülük yaptığınız birinden iyilik veya saygı beklemek şekline indirgeyebiliriz bu durumu Beyaz Diş için. Beyaz Diş ve diğer kurt, köpeklere yapılanların yanında onlardan tam bir itaat beklemek oldukça trajikomik.

Jack London'un insan dışında bir canlıyı ele alıp bu denli ustaca anlatışına diyecek söz yok tabii ki. Sanırım genelin aksine ismini söylediğimizde aklımıza insan karakterler yerine kurt, köpek gelecek tek yazar Jack London. Bunu da sonuna kadar hakkını vererek yaptığına şüphe yok. Sanırım yazarın ana karakterlerini hayvanlardan oluşturduğu iki kitabı kaldı: Deniz Kurdu ve Katıksız Sevgi. Beyaz Diş ile yükselen beklentilerim bu kitaplarda da karşılanacak mı diye merak etmiyor değilim. Sonuç olarak Beyaz Diş sevdiğim bir kitap ve karakter oldu. Jack London okumaya başlamamın da oldukça doğru bir karar olduğu aşikar. Okumayanlara, okumayı düşünenlere, okumakta tereddüt edenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.096 Oy)17.485 beğeni39.486 okunma2.114 alıntı165.387 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.855 Oy)8.144 beğeni26.019 okunma625 alıntı126.680 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.228 Oy)8.146 beğeni23.978 okunma1.898 alıntı102.453 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.971 Oy)8.363 beğeni23.231 okunma1.135 alıntı112.871 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.145 Oy)10.812 beğeni26.549 okunma1.382 alıntı139.741 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.253 Oy)5.360 beğeni18.146 okunma687 alıntı92.261 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.465 Oy)8.419 beğeni22.839 okunma1.454 alıntı105.594 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.092 Oy)4.806 beğeni16.009 okunma2.788 alıntı102.595 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.824 Oy)7.366 beğeni20.621 okunma687 alıntı79.702 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (3.892 Oy)3.762 beğeni14.305 okunma1.034 alıntı69.217 gösterim
Biz insanoğlu nasıl bir varlığız?
...
Güçlü yanlarımız da var zayıf yanlarımız da.
En güzel yaratılan da biziz en âciz de.
Sahip olduğumuz şeyleri iyi ya da kötü kullanmak bizim elimizde.
Peki ama bize hiç zarar vermeyen bir hayvana işkence etmek hakkını nerden buluyoruz? Sırf yaratılış olarak üstün oldukları için mi kendilerinde bu hakkı görüyorlar?!Bunu yaparken ne düşünüyorlar, nefslerinin onları alaşağı ettiklerinden haberleri yok mu?Vicdanlarının sesini neden işitmezden geliyorlar? Yoksa vicdanları kurumuş, pas tutmuş ve ebediyen mühürlenmiş bir yerden mi ibaret...

Tüm bunları düşünürken bu ayetin gerçekliği bir kez daha yüzüme vuruyor:

"Gerçekten insan, ziyan içindedir."
(Asr suresi/2. ayet)

Hem de ederi olmayan bir ziyan...
Ve çok daha kötüsü farkına varılmamış bir ziyan...
Kitabı elime aldığımda bu kadar muhteşem bir kitap olduğunu bilmiyordum ve beni bu kadar sarsacağını da.Kitapta annesi kurt babası köpek bir yavrunun hayat hikayesi anlatılıyor.Daha önce birçok kitap okudum ama bir hayvanın düşüncelerinin anlatıldığı bir romana rastlamamıştım hiç. Ama Jack London bunu gayet başarılı yapmış.Başta buna şaşırsam da kitabı okurken hayvanlarla yaşantılarımızın ne kadar benzediğini kavradıktan sonra neden bu kadar başarılı olduğunu anladım.Baş kahramanımız Beyaz Diş her ne kadar yarı köpek yarı kurt olsa da birçok yönden benziyor biz insanlara...
Nasıl doğduğu, neleri öğrendiği, neleri yaşadığı, insanoğlu ile nasıl tanıştığı ve yabana ait olmasına rağmen nasıl evcilleştirildiği...Hepsi bir bir anlatılıyor kitapta.Bir hayvanın düşünceleri büyük bir titizlikle, nakış nakış işleniyor satırlara.

"İyilik bir şeçenektir. İnsan seçemediğinde insanlıktan çıkar." demiş Anthony Burgess.
Kitapta bu iki insanı da görüyoruz.İyiliği seçip başarılı olan ve kötülüğü seçip ziyâna uğrayan.
Bir insanın yapabileceği en büyük iyilik ise sevmektir zannımca.
Bir eşyayı, bir hayvanı, bir insanı ya da bir bakışı...Ama sadece sevmek her ne olursa olsun...
Efendisi de bunu yapıyor Beyaz Diş'e.Acılarını dindirmek ve yeniden topluma kazandırabilmek için sevgisiyle tedavi ediyor onu.
Kitabın sonlarına doğru duygusal boyutun sınırlarını aşıyor Jack London.Gözlerim doldu okurken.İki kolu iki bacağı kesilen köpek hep aklımın bir köşesinde durdu.Yutkunamadım bazı yerlerde.Uzun zamandır duygularımı böylesine hareket ettiren bir kitap okumamıştım.Aynı zamanda çok şey kattı bana bu kitap.En önemli katkısı ise hayvanları sıradan bir canlı olarak görenlerin aksine ben, çoğunun gözlerinde yaşantılarından bir iz taşıyan o anlamı arayacağım...
Jack London'un bu etkileyici eserinden dolayı ona bir teşekkür borçluyum.Ve bunu da galiba başkalarının da onu okumasına vesile olarak yapabilirim.:)Bu incelememi okuyan değerli arkadaşım sana da çok teşekkür ederim.Birşeyler anlatıp okumana vesile olabilirsem eğer ne mutlu bana.:) İnşallah sen de en kısa zamanda bu kitabı okur ve benim gibi o eşsiz tadına varabilirsin...

İyi okumalaar... :)
Merhaba 1K Ailesi.

Diğer yorumlarıma benzer bir yorum olmayacak sanırım bu sefer. Biraz daha kişiselleştireceğim ama kurallara da sadık kalmaya çalışacağım. Vahşetin Çağrısı ve Martin Eden’i okuduktan sonra benim Jack London hassasiyetim zirvelere çıktığı için o yüzden çok büyük bir beklenti içinde okudum. Beklentim boşa mı çıktı? Elbette ki “ Hayır ! “ Jack London’un diline alıştıktan sonra, o süslü ve sürükleyici, harika betimlemelere hayran kaldığım için diğer kitaplarını da okuma gereği duyup hemen elime aldım.

Gelelim kitapla ilgili bölüme; Son derece sürükleyici ve merak uyandırıcı bir roman. Başlarda ne oluyor falan deyip sıkılıp kitabı bırakmayın sakın. Bir kurt ile köpeğin kanını taşıyan Beyaz Diş’in Vahşi Yaşamdaki hayata gözlerini açışı ve hayat mücadelesi var. Sonradan Kızılderelilerle tanışıp vahşeti tanıması, insanların acımasızlığını görmesiyle devam eden süreç. Dünyayı , yaşamı, insanları ve hayvanları bir kurdun gözünden görmemizi ve onun gibi düşünmemizi sağlıyor bu roman. Onun yaşadığı maceralarda onunla beraber acımasız olabiliyorsunuz, sevgiyi yeterince tatmadığı ve bilmediği için yaptıklarından dolayı yadırgamıyorsunuz. Çünkü kendi yaşam mücadelesi ve geldiği yerin dokusu var onda. Bir kurt köpeği yaşamı değil de içinde insanlık var. Hayatta kalma mücadelesi var. London; boyun eğmez, amansız bir doğal ve sosyal çevrede, insan ve hayvanın yaşama mücadelesini etkileyici bir gerçeklikle sunmuş. Daha sonra yine insanlardan sevgi ve şefkat gördüğünde bu kez buna karşılık olarak sevgi ve saygı vermesi gerektiğini öğretmiş bu romanında. Sonlara doğru o vahşi köpeğin evcilleşmesi öyle duygusal ki. Son bölümlerde sahibine karşı olan ilgisi hele hele son bölümün tamamı artık duygusallık doruktaydı. Gözler dolabilir... Dikkat !!

Ana fikire değinip bitireyim. Her canlı vahşi de olsa sevgiye muhtaçtır. Hayatta kalmak için savaşıp zorluklarla mücadele etmelidir. Sevgiyi ve saygıyı öğrettikten sonra, şefkatle yaklaştıktan sonra hayvanlar vahşi de olsa evcilleştirilebilir.

Elbette ki tavsiye ediyorum. Bir çok yayınevinden çıkmış. Ama siz güzel bir çeviri ile okuyun. Kitap okurken kurtlarla ilgili belgeselin tadına da bakacaksınız. ;-)

İyi okumalar arkadaşlar.
Jack London'la tanışma kitabım Adem'den Önce adlı eseriydi. Kaynaşma kitabım ise hemen ardından okuduğum Beyaz Diş oldu... İki kitap arasında hem konu, hem konuyu ele alış şekli hem de mesaj itibariyle bol bol benzerlik yakalamak mümkün. Ancak tabii ki ayrıştırıcı taraflar da var. İki eseri bu kadar kısa süre içinde peş peşe okuduğum için doğal olarak incelemeye de yansıyacaktır bu durum... Bende bıraktığı etki açısından Adem'den Önce, burun farkıyla önde. Ve nedeni de sanırım, o kitabın olabildiğince insandan arındırılmış olması... Mesaj çok açıktı ve size sadece bir film şeridi gibi ya da sanal gözlük takıp bir ormanın içinde dolaşmak gibi kitabı okumak kalıyordu.

Beyaz Diş'de ise durum biraz daha farklı. Mesaj yine çok açık. Ancak bu kez kaptırıp gitmek o kadar kolay değil. Kitabın başından sonuna kadar farklı coğrafyalarda gezinip, farklı insanların ve hayvanların yaşamlarına tanık olup, farklı duygu yoğunlukları arasında gidip geliyorsunuz. Beyaz Diş'in sahiplerine bağlanması gibi siz de ona bağlanıyorsunuz. Beyaz Diş kendini öyle ya da böyle sevdirmeyi başaran bir kurt. Jack London bu sayede bütün kontrolü ele alıyor. Kitapta sizi bir o yana bir bu yana savuruyor okur olarak. Karşı koyma ihtimaliniz neredeyse yok.

Kitabın giriş bölümlerini oluşturan ilk üç bölümü büyük bir hayranlıkla okudum. Ki, Beyaz Diş'in sahneye çıkması 5 veya 6. bölümde gerçekleşiyor. Burada Jack London'ın bana göre müthiş bir yazarlık yeteneği ön plana çıkıyor. İlk kitapta da görmüştüm onu ama bu kadar baskın değildi. Bitmek tükenmek bilmeyen betimlemelere bulaşmadan sizi öyle bir sokuyor ki atmosferin içine; sanırım peş peşe iki kitabını okuyup üçüncüsünü de sipariş etmemin ardında yatan nedenlerin başında bu geliyor. Çık çık bitmeyen vadileri, çatallaşan yolları, şehre uzanan patikayı, tepenin ardındaki eskimiş kulübeleri, gölgesinin bilmem ne yaptığı uzun ağaçları hiç işin içine sokmadan sizi, anlattığı yerle buluşturuyor. Ve öyle bir buluşma oluyor ki bu, yazmayı o an bıraksa, sanki kaldığı yerden devam edecekmişsiniz gibi kendinizi oraya ait hissediyorsunuz.

İşte böyle bir ortamda başlıyor kitap. Eğer okuduğunuz ortam da bu atmosfere dahil olmanıza izin veriyorsa kendinizi üşürken ve olacakları endişe içinde beklerken bulmanız mümkün. Anne kurdun kısa hikayesiyle birlikte geçiş süreci tamamlanıyor ve Beyaz Diş yaşamın ışığını takip ederek aramıza katılıyor.

Bundan sonrası kitabı okuyacaklara ait... Ben yine çevre yolundan dolaşmaya devam edeyim ve kitabın bana yaptırdığı bazı iç hesaplaşmaları ve sorgulamaları sizinle paylaşayım...

Kitap boyunca en fazla içgüdü kavramını sorguladım. Kendi içgüdülerimi... İçimde var olan, hayatımın ne kadarında etkili olduğunu kestiremediğim içgüdüler... Hani hep deriz ya, 'insan da bir hayvandır' ya da 'insanın bir hayvan tarafı vardır' diye... İşte bunu sınamanın ölçüsü içgüdüler olsa gerek. Bizi hayvandan ayıran aklımıza sığınıp elimizin tersiyle ittiğimiz içgüdüler. Akıl varsa içgüdüye ne hacet? Ne de olsa her şeyi akıl yönetmiyor mu? O yüzden yeryüzünün en güçlü canlı varlığı biz değil miyiz?

Ancak kazın ayağı öyle değil sanırım. İçgüdülerimize ihtiyacımız var. Biz onu ikinci plana atsak da hala onun etkisi altındayız aslında. Belki çoğu zaman akıldan bile üstün geliyor üzerimizdeki etkisi... Acaba günlük yaşamda akıl ve mantıkla verdiğimizi düşündüğümüz tepkilerin, davranışların kaç tanesinin gizli öznesi içgüdülerimiz? Acıkınca yemek aranmaktan bahsetmiyorum. En yakın kebapçıyı arayarak 1,5 az acılı dürüm söyleyerek karnımızı doyurabilme becerimiz değil söz konusu olan... Hayata bakarken, hayatı algılarken, insanlarla kurduğumuz ilişkilerde, duygularımızda, beklentilerimizde, hırslarımızda içgülerimizin ne kadar etkisi altındayız?

Ya da daha önemlisi kendimiz için bir karar alırken... Ya da 6. his dediğimiz ve hiç beklemediğimiz yerlerde karşımıza çıkan o gizemli dürtü... Bazen karar vermeden önce uzun uzun düşünür, mantık köprüsünden geçer, içler dışlar çarpımı yapar, toplumun baskısını, çevrenin dayatmasını, 'elalem ne der'leri tek tek hesaplar, tüm bunların ardından alınması gereken kararın ne olduğunu net bir şekilde ortaya çıkarmamıza rağmen son saniyede hiç tereddüt etmeden mutlak bir bilgelikle tam tersi bir karar veririz. Çünkü bizim Beyaz Diş'inki gibi ensemizde dikleşen tüylerimiz, genizden gelen hırıltılarımız olmasa da, ona gelen sinyali bize de gönderen mutlak bir güç var içimizde... İşte o güç içgüdülerimiz olsa gerek...

İşte Beyaz Diş'in bana öğrettiği en güzel şey buydu. İçgüdülerinle barış, aklını kullanırken onu da ihmal etme. Hatta beyninde ve kalbinde ikisine de yer açarsan senden alâsı olmaz dedi bana. İçgüdülerinle barışık olursan kendini topluma karşı, insanlara karşı, yenilgilere karşı, kötü sürprizlere karşı korursun diye ince ince anlattı bu işin inceliklerini...

Bir sonraki Jack London buluşmamızda 'Vahşetin Çağrısı'na kulak vereceğim... İçgüdülerim, onun da bana anlatacağı çok güzel şeyler olacağını söylüyor... Herkese keyifli okumalar dilerim...
"JACK LONDON ile YABANİ KUZEY TOPRAKLARINA DOĞRU"

Bir incelemeden daha hepinize merhabalar saygıdeğer okurlar. Bu sefer üç yıl önce aldığım ve bu zamana dek okuyamadığım nacizane "Beyaz Diş" eserini inceleyeceğim. İlk kez Jack London okuduğum için hayatını da araştırmak bana farz oldu.

"TATAVA YAPMA, MEVZUYA GEL DİYENLERİ 1 SONRAKİ PARAGRAFA ALALIM" =))

Maddi sıkıntılı bir çocukluk geçiren Jack London AĞABEYİMİZ. Liseye gitmeyip 15'li yaşlarında San Francisco kıyılarından para kazanmak için kendi teknesiyle maceralı bir hayata açıldı. Tüm Amerika'yı dolaştı. Parası olmayınca da dilendi. (TOPLUMUN EN DÜŞÜK SEVİYELERİNİ GÖRMÜŞ ANLAYACAĞINIZ) Sonrasında hayatını değiştirmek üzere lise sınavlarını dışarıdan vererek üniversiteye girdi. Daha sonrasında maceralı hayatını özlemiş olacak ki Kanada'da altın bulmak üzere yolculuğa çıktı. Bu yolculuk onun yazarlığının keşfi oldu. 3'ü roman 15 tane eser yazdı hayatında. Tabi maceralı bu hayattan vücudu yorulmuş olacak ki 1916'da 40 yaşında hastalığı sebebiyle hayata gözlerini yumdu.

Yolculuklarından fazlasıyla etkilenmiş olacak ki (YOLCULUKLAR EN İYİ OKULDUR) bu eserinde tek solukta okunacak macera kitabı havası var. Dahası kitabın dili o kadar temiz ve sade ki her yaştan birine ver okusun.

Kitabın konusu; vahşi hayatta doğan, büyüyen, insanlarla yaşamaya çalışan ve türlü zorluklar geçiren kendi gözünden anlatılan bir kurdun hayatıdır. İnsanların ve hayvanların birbirlerine muhtaçlığını, bir evcil kurdun gözünden insanları (yani tanrıları) çok hoş bir biçimde anlatıyor.

"MACERA KİTABI ARAYAN KARDEŞİM JACK LONDON'A GEL"

Macera kitabı arayıp hem de kendisine bir şeyler katmasını isteyenlere ilk bu eserden başlamalarını öneririm. Hatta herkesin okumasını öneririm. Çok akıcı bir eser bakmayın 3 günde okuduğuma 1 günde su gibi akıp gider. OKUYUN SİZ DE KUZEY TOPRAKLARINA YOLCULUK YAPIN...=))

Bir incelemenin daha sonuna geldik saygıdeğer okur arkadaşım. Buraya kadar okuyabildiysen bu müzik de benden. =))

Ek:https://youtu.be/0GGJQbahDcQ
Ben bu kitabi muhtemelen çoğu okurdan daha farklı bir gözle değerlendiceğim. Hani şu haberlerde gördüğünüz barınak basan, hayvan katillerinin üzerine yumurta fırlatan sizin, kırık oldugunu düşündüğünüz insanlar varya. Hah iste ben bizzat onlardanim. Hayvanlarla aram insanlara nazaran daha iyi. Markete giderken sokak kopeklerine selam veririm. Bu sebepledir ki bu kitap beni zırıl zırıl aglattı. Hayvan emeginin sömürülmesine karsiyim. Aladdinin ciniyle karsilassam köpek dövusturen insanlarin soyunun kurumasi ilk dilegim olur. Hele scoot o guzel smith in suratina yumrugu indirdi ya nasıl hosuma gitti anlatamam.Bu kitapla ilgili tek olumsuzluk ise bu kitabi daha önce neden okumamis oldugum. Beyaz diş benim hayatimda yeni bir sayfa açti. Böyle kitaplar iyki var. Bide konusu gelmisken sokak ortami malum. Onlar icin bi kap mama bi kap su koymayı ihmal etmeyin. Kamu spotumu da verdim bitiriyorum =)
Bu kitaba inceleme yapmama gerek var mı ya diye sormadım değil kendime ama yapalım bakalım :D

Okuduğum bilmem kaçıncı Jack London kitabı...
Yazara hayranlığım hala devam ediyor :) Bugüne kadar rasladığım, okuduğum kitapları hep hoşuma gitti.

Bu kitabı ise ayrı bir yere koymak istiyorum. Nedenine gelirsek yazarın Vahşetin Çağrısı adlı kitabını okumuş olanlar varsa, bu kitap ile onu çok fazla benzetebilirler.

Ben ise nedense bu kitabı ondan daha çok sevdim. Kitap RESMEN HARİKA!

Nasıl anlatsam bilmiyorum ama kitapta karakter geçişleri oluyor ve siz de sanki o karakterle birlikte değişiyorsunuz.
Kitaba başlarken karın kışın ve soğuğun ortasında kalan bi' adam oluyorsunuz. İşte köpeklerinize kızak çektirmeye çalışırken falan yabani kurtlar köpeklerinizi yemeye başlıyor.
Bu kurtlarında başında dişi bir kurt var :D Köpekleri de yedirten o zaten. Kuyruk sallıyor falan kandırıyor köpekleri hop sonra mide :D

Sonra da karakterlerimiz değişiyor dişi kurdun gözünden bakmaya başlıyoruz.
Hikaye çok ama çok güzel, neden bu kadar etkilendin derseniz o köpeklerin, kurtların ve insanların yaşadığı her duygu, his bana direkt yansıdı. Yazar bu konuda gerçekten iyiymiş!

Dişi kurdumuz olarak kitapta devam etmemizin ardından kitabın ismi geliyor. Yani Beyaz Diş olan yavru kurdumuz :)

Kitaptaki olaylar, karakterler, betimlemeler, hisler, yaşattıkları mükemmmmmeeel!

Bu kadar güzel olacağını beklemiyordum ama aşııırrrıı güzel bir okuma deneyimiydi.

Okumak isteyenler için önce Vahşetin Çağrısı'nı okumalarını sonra hemen buna geçmelerini tavsiye ederim.

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
Kitap çok güzel kitapta bir köpeğin maceralarını anlatıyor o dondurucu soğukta dayanması dövülmesi acı çekmesi bulunması mutlu olması ve birçok şey beyaz diş bu köpeğin adıdır bu köpek çok güçlü olduğu için herkes o köpeği istemektedir ayrıca kitabın filminide izledim bide araştırmalarıma göre beyaz diş hikayesi gerçekte yaşanmış bir hikayedir bunu filmin sonundada söylüyorlar kitap harika herkese tavsiyem mutlaka okuyun
Vahşi bir kurt mu daha acımasızdır, yoksa akıl gibi bir nimetle bezenmiş insan mı? Her canlının doğasına uygun bir şekilde yaşadığını düşünürsek vahşi kurt daha mantıklı bir seçim olacaktır. Üstelik insanın düşünen, akleden bir varlık olduğu bilindiği için ilk bakışta çelişkiye girilmesinin anlamı yoktur. Hadi onu da geçtim. Barış içinde yaşanması gereken şu dünyada, yalnızca ekmek kavgasının hüküm sürdüğü vahşi ortamda, hayvanların ne zorluklar içinde bu ihtiyaçlarını giderdiği yadsınamaz bir gerçektir. Doğanın iklim şartları -hele ki burası her bir yanı buzlarla kaplı Güney Alaska ise- bazen en vahşi hayvanları bile dize getirecek boyutta zor olabiliyor. İşte bu hayat şartları, bu canlının fıtratını daha çok tetiklediğini varsayarsak bu seçim gayet akıllıcadır.

Peki insan ile vahşi bir kurdu karşılaştırmamızın altında yatan amaç neydi? Yazarın bu kitap aracılığıyla okuyucuya asıl vermek istediği anafikir bu sorunun cevabıydı benim nezdimde. Kitabın sonlarına doğru olayın akışına bıraktığın aklındaki tüm beklentilerini alabora edecek kadar kuvvetliydi bu tespit.

Aslında yabanilik, vahşilik, insanlık, akıl, fıtrat... Tüm bunlar ve bunlara benzer birçok kavramı bir kenara bırakalım ve iki canlıyı da salt bir varlık olarak ele alalım. İkisi de henüz yoğurulmamış, şekil verilmemiş birer hamur değil midir? İkisinin de eğitime ihtiyacı var kendi ortamlarına göre. İşte tam bu noktada eğitimin bir canlının gelişiminde, hamurun şekle girmesinde nasıl önemli rol oynadığını bu kitap aracılığıyla görüyoruz. Sayfaları her çevirdiğinizde vahşi bir kurdun sevecen, insaflı ve samimi duygularla nasıl bir insan kadar sağduyulu ve merhametli bir canlıya dönüştüğüne, öte yandan aklı ve ifade yeteneğiyle çok özel bir varlık olan insanın da sevgi saygı ve anlayıştan uzak, acımasız bir hale geldiğine şahit oluyorsunuz. Eh, zehirli bir eğitimin, insanı vahşi bir hayvana dönüştürebileceği herkesçe malumdur.

Yazarın bir kurdun psikolojisiyle düşünerek olayları, duygu ve düşünceleri kendine has yorumunu da katarak sayfalara aktarması vahşi hayvanlar hakkında bildiklerimize çok farklı bir boyut getiriyor. Okurken sanki herkesin ve her şeyin birebir içinde gibi hissetiriyor oluşu okurların büyük keyif almasını sağlıyor. Okuduktan sonra kitapla tanışmış olmaktan büyük memnuniyet, aynı zamanda bu kadar geç tanışmış olmaktan da pişmanlık duyacaksınız. Alaska'nın o dondurucu soğuklarını hayalinizde canlandırırken Beyaz Diş'in o özel kişiliği ile yüreğinizi ısıtacaksınız...
Kendi cinsinden ve insanlardan nefret gördüğü, hiç durmadan onlarla mücadele ettiği için büyümesi çabuk fakat tek yönlü oluyordu. İçindeki şefkat ve sevginin filizlenmesi olanaksızdı. Böyle şeyler için en küçük bir umudu bile yoktu. Kuvvetliye boyun eğmek, zayıfı ezmek kuralını öğretmişti. Gri kunduz kuvvetli bir tanrıydı. Bu yüzden Beyaz Diş ona boyun eğiyordu. Fakat kendisinden küçük olan köpek, ezilmesi gereken zayıf bir yaratıktı. Onunki kuvvet yönünde bir gelişmeydi. Devamlı acı çekmek, hatta mahvolmak tehlikesine karşı koyabilmek için,m yırtıcı ve savunmacı özellikleri aşırı derecede gelişmişti. Diğer köpeklerden daha çabuk hareket ediyor, daha hızlı koşuyordu. Onlara oranla daha hileci, daha çevikti. Çelik gibi kasları, ipince sinirleri olan, cesur, zalim, yırtıcı ve akıllı bir hayvan olup çıktı. Bütün bu niteliklere sahip olması şarttı, aksi halde ne ayakta durabilecek ne de içinde bulunduğu bu düşman çevrede yaşayabilecekti.
Büyük küçük herkesin okumasını tavsiye ederim. Bu hayata birde bazı insanlardan daha insan olan hayvanların gözünden bakmaya ihtiyacımız var.
Yaptıklarının nedenlerini araştırma zahmetine kimse girmiyordu.
Sadece sonuçlarını görüyorlardı.
Jack London
Sayfa 111 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 16.Basım
İnsan yenildiğini düşünürse, yarı yarıya öyle sayılır.
Jack London
Sayfa 24 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Dünyanın özgürlükten ibaret olmadığını yaşamı sınırlayan, kısıtlayan şeyler bulunduğunu başına vura vura öğretmişti ona.
Şimdi görülmekte olan hesap ise, yiyecek bulma işinden çok daha ciddi, çok daha acımasız olan aşk hesabıydı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Diş(Ciltli Özel Bez Baskı)
Baskı tarihi:
9 Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
312
Format:
Ciltli
ISBN:
6059702423
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayıncılık
En çok okunan klasikler, özenli çevirilerle ve alanında uzman akademisyenlerin editörlüğünde okuyucuyla buluşuyor.

Kuzey’in soğuğa ve açlığa teslim olmuş bölgelerindeki hayat mücadelesi, insanların değil, içgüdüleriyle hareket eden ve yaşama tutkusuyla dolu Beyaz Diş’in gözünden anlatılır. Annesi yarı köpek, babası ise vahşi bir kurt olan Beyaz Diş, karşılaştığı her insanla içindeki iyiliği ve kötülüğü, nefreti ve sevgiyi, vahşeti ve itaati yeniden keşfeder.

Amerikan edebiyatının en üretken isimlerinden olan Jack London, yaşadıklarını derin gözlem yeteneği ve yalın gerçekçiliğiyle harmanlayarak, insanın topluma ve doğaya karşı verdiği savaşı tüm çıplaklığıyla ortaya koyar.

Okuyucuyu karla kaplı ormanların derinliklerine çağıran bu unutulmaz eseri, Ender Nail’in özenli çevirisiyle sunuyoruz.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 5 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları