Beyaz Zambaklar Ülkesinde

·
Okunma
·
Beğeni
·
218,6bin
Gösterim
Adı:
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Baskı tarihi:
6 Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
248
Format:
Ciltli
ISBN:
9786052177266
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Финляндия, страна белых лилий
Çeviri:
Fatma Arıkan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yabancı Yayınları
Grigoriy Petrov’un Rusça kaleme aldığı, Finlandiya’yı konu alan kitabı Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Türkiye’de hem Rusya’dan hem de Finlandiya’dan çok daha fazla basılmış ve okunmuştur. Ulus çapında bir eğitim ve diriliş seferberliğini ateşli bir dille anlatan eserin elinizdeki çevirisi Rusça aslından yapılmış, yazar ve kitabı hakkında doyurucu bir giriş kısmıyla zenginleştirilmiştir.
240 syf.
·4 günde·10/10
Eser, Finlandiya’ya sürekli gidip gelen Rusya’nın bilinen papazlarından biri olan Grigory Petrov’un (1866, Rusya – 1925, Paris) gözlemlerinden oluşur. Onun gözünden Finlandiya’nın bataklıktan nasıl bir ülkeye dönüştüğünü, ekonomi, spor, sağlık, kültür, bilim, eğitim gibi birçok alandaki değişimi ortaya koyarak anlattığı bir eserdir. Bizde de öyle bir geçiş dönemi olması hasebiyle ulu önderin dikkatini çekmiş ve askeri okulların müfredatı na girmesini istemiştir.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
208 syf.
Kitap malumunuz Finlandiya'nın diriliş hikayesini anlatır. Ekonomi, sağlık, kültür, eğitim gibi bir çok alanda öncesi sonrası ve aradaki geçişi yansıtması, somut bir örnek eylemiş kitabı. Dirilme ve diriltme ruhunu istemeseniz inanmasanız dahi aşılıyor size. Okuyanların bence düşünmesi gereken bir husus, bu diriliş bizim topraklarımızda bizim koşullarımızda nasıl yaşatılabilir olmalı.

Ve lütfen biri size bana okuyacağım bir kitap önerir misin deyince, Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi eline tutuşturuverin. Bir yerde bi liseli görürseniz çantasına gizlice de olsa koyun. Sevgilinize hediye olarak alın. Ne bileyim okuyun okutturun işte :)
  • Beyaz Diş
    8.5/10 (6,6bin Oy)6,4bin beğeni27,4bin okunma5,9bin alıntı240,6bin gösterim
  • Denemeler
    8.6/10 (5bin Oy)5,4bin beğeni21,1bin okunma23,9bin alıntı93,1bin gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (7,4bin Oy)7,6bin beğeni26,1bin okunma7,4bin alıntı131bin gösterim
  • Dava
    7.8/10 (5,4bin Oy)5,1bin beğeni22,6bin okunma6,2bin alıntı122,8bin gösterim
  • Fedailerin Kalesi Alamut
    8.9/10 (5,8bin Oy)5,9bin beğeni18,6bin okunma4.254 alıntı82,4bin gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (10bin Oy)9,2bin beğeni37,2bin okunma28,8bin alıntı289,9bin gösterim
  • Toprak Ana
    8.9/10 (5,9bin Oy)5,7bin beğeni21,2bin okunma4.168 alıntı74,5bin gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (4.454 Oy)4.709 beğeni18,1bin okunma5bin alıntı85,8bin gösterim
  • Şu Çılgın Türkler
    8.9/10 (3.316 Oy)3.214 beğeni12,8bin okunma1.829 alıntı42,7bin gösterim
  • Sofie'nin Dünyası
    8.5/10 (4.466 Oy)4.901 beğeni16,8bin okunma8,8bin alıntı122,6bin gösterim
235 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
> Merhaba arkadaşlar! Bugün sizler ile birlikte Grigory Petrov’dan son okumuş olduğum Beyaz Zambaklar Ülkesinde’yi incelemek, daha doğrusu ele almak istiyorum. Biliyorum, belki birçoğunuzun aklından, burada da herkes hep aynı yazarların eserlerini okuyor düşüncesi geçiyor olabilir, ama inanın ben bu kitabı okumayı belli bir sebepten ötürü daha önceden planlamış olsam da, işlerimin yoğunluğundan ve bazı isteklerden dolayı ötelemiştim diyebilirim ve kısmet bu güzel Aralık ayınaymış. Sanırım bu kitap için en uygun zaman Aralık ya da soğuk kış günleridir diyebilirim çünkü Finlandiya’yı ve bulunduğu coğrafi ortamı biraz olsun anlayabilmek de soğuk havadan geçer düşüncesindeyim. Neyse, lafı sözü çok ballandırıp, aşırı tatlandırmadan konuya geçelim o zaman! İşte size Finlandiya ve Finlandiyalı “Yaşam Mimarları”.


Beyaz Zambaklar Ülkesinde:

“Bu milletin her şeyi var. Sa’y ü ameli, akl ü ameli, akl ü nakdi, an’anat-ı muhimmesi ile Finlandiya milleti her ne türlü terakki etmek lazım ise etmiş, yalnız bir eksiği var: Milli bayrağı. Finlandiya’da yalnız fazla, lüzumsuz ve zararlı bir şey var: Rus bayrağı.“ ~ Celal Nuri (İleri) ~


> Bir ülke hayal edin; coğrafi olarak neredeyse Avrupalı, kuzey batısında Murmansk’a, güney doğusunda St. Petersburg’a, güneyinde Estonya’ya, batısında ise İsveç’e komşu. Ama aslında zamanın şartları gereği, yıllarca iki emperyal gücün sarmalında kalmış, iki milyon nüfuslu kendi halinde zavallı bir halk düşünün. Milli bir kimlikten, dilden, tarihten ve hayatın diğer ülkelere cömertçe davrandığı tüm nimetlerden yoksun insanları düşünün! Tüm bu yazdıklarım ve yazamadıklarımın içerisinde, samana düşecek bir kıvılcımı beklercesine uyanmak için o günü bekleyen bir toplum düşünün. Hepimizin unutmaması gereken şudur ki, dünya tarihi, tarih sahnesinde kimi uluslara ve ülkelere hazin bir son öngördüğü gibi, bazı devletlerin ve ulusların ise kalkınmasını ve ilerlemelerini kaydetmek için temiz, beyaz sayfalar açmaktadır.

"İnsanlar ülkelerinin istikbaline dair şahsi mesuliyetlerinin bilincine varmazlarsa o ülkenin kalkınıp müreffeh bir ülke haline gelmesi imkânsızdır. Her gerçek vatandaş ‛hayat mimarı’ olmalıdır." (S.48)

“Bütün bunları ciddiye alarak düşününüz! Tırtıllar gibi kendi önemsiz ve kişisel meselelerinizin ve dertlerinizin bataklığında kıvranmayınız.” ~ Bilge Daniyal ~


> Hep başka bir ülke krallığı ve egemenliği altında yaşamış olan Finliler, yüzyıllarca İsveç Krallığı’nın siyasi ve kültürel egemenliği altındaydılar. Fakat on dokuzuncu yüzyılın başlarında İsveç mandasından kurtulan Finliler bu kez özgürlüklerini Çarlık Rusyası’nın siyasal egemenliğine teslim etmek zorunda kalmışlardır. O dönemin yayılmacı Rus siyaseti, başkentleri olan Sankt Petersburg’un Finlandiya’ya çok yakın olması ve bu coğrafi konumun Rus karar mercilerince jeopolitik, jeostratejik bir risk olarak görülmesinden kaynaklı olarak bu güzel ülkenin işgali için yeterli nedenlerden sadece birisiydi. Bu stratejik konumun ileride bazı batılı güçler tarafından suistimal edilebileceği ve bir harekât üssü olarak kullanılabileceği düşüncesi bile Ruslar’a, başkentlerini Sankt Petersburg’dan daha iç bölgeye, Moskova’ya taşınmasına sebep olacak derecede önemliydi. İşte böylesi bir zamanda, 19. yüzyılın muhteşem imparatorluklarını bile yerle yeksan eden “nasyonalizm - ulusçuluk” ateşi, Finlandiya’da da başladı. Kuzeyin “Yalnız Kurt”ları Fin Halkının edebiyatçıları, müzisyenleri, fikir önderleri, kamu çalışanları, İsveç ve Rusların baskı ve zorbalıklarına karşı Finlandiya’nın değerlerini yeniden diriltme, geliştirme ve tüm bunları korumak adına büyük gayret sarf ettiler. Finlandiya halkının sahip olduğu büyük kültür ve medeniyet birikimi, sadece ve sadece ulusun bütün üyelerinin ortak çalışması sonucu bugünkü müreffeh düzeye ve zenginliğe kavuşmalarını mümkün kılmıştır. (Darısı bizlere!)

Bu ülkede her şey küçük: Şehirler küçük, ülkenin sahip olduğu kaynaklar sınırlı. Buna rağmen ülkenin eriştiği refah düzeyi hiç de küçümsenemeyecek kadar ileri boyuttadır. (S.26)


> Thomas Carlyle‘ye göre; Millet, cansız bir çamur tabakası gibidir. Eğer bir sanatçının eline geçmeyecek olursa sonsuza kadar şekilsiz ve hareketsiz kalır. Evet, Fin halkının kahramanı ve sanatçısı da filozof Johan Vilhelm Snellman’dır Bu kitabımızda kendisinin ve diğer dava arkadaşlarının yaz kış demeden, tüm ülkeyi en zorlu şartlar altında dolaşarak milli şuuru tekrar uyandırma ve en ileri seviyeye çekme çabalarına şahit olacaksınız. Bu “Yaşam Mimarları” olan “sanatçı”ların halkı nasıl şekillendirdiğini, nelere öncü olduğunu okudukça aklınızdan, “Neden, neden bizler de böyle bir şeye öncü olamıyoruz?!” diyeceksiniz. Snellman’ın vefaat ettiği 1881 yılında Atatürk dünyaya geldi ve ileride ülkemiz adına yaklaşık aynı yolu izledi. 1938 yılına kadar biz halkını şekillendirmek isteyen “sanatçı”mızın ömrü düşüncelerini tam olarak yoluna koymaya yetmediyse de, çok güvendiği genç nesil bugüne dek elinden geldiğince bu yolda yürüdü ve bir hayli mesafe kat etti. Biliyorum, belki bazılarınız hadi canım diyecek, ama onun düşüncelerini hala benimseyen, savunan ve ileri taşıma gayreti içerisinde olan milyonlar var. Bu bugünün şartlarında ne kadar zor da olsa, son zamanda yaşatılmak istenilen ile Atatürk’e olan ilgi de gitgide artmaktadır.

“Sizin göreviniz onları yetiştirmek, uygar ve gelişmiş halklar arasında yer almalarını sağlamaktır. Halkımızın cehaleti, kabalığı, ayyaş ve ahlaksız yaşam tarzı, hastalıkları ve fakirliği sizin utancınızdır, bu durumun suçlusu sizsiniz.”


> Yazarımız Grigoriy Spridonoviç Petrov, 1868'de Petrograd ilinin Yamburg kentinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Okumuş olduğum kitapta da konu edilmiş olduğu gibi, “Bir tüccar ve meyhanecinin oğlu olarak küfürden başka hiçbir şey duymadı, sarhoşlardan başka da hiçbir şey görmedi,” (S.7). Kendisi 20. yüzyıl başında Rusya'nın en tanınmış din adamlarından, makaleleri, yazıları sıklık ile okunan halk yazarlarındandı. Düşünce ve görüşünden dolayı kilisede kendisinin çalışmalarına son verildikten sonra, Petrov kendisini tamamen yazarlığa adadı. Bir gazeteci, yazar ve bağımsız din adamı olarak gittiği her yerde insanları etkilemeyi başardı. Petrov; Bilimin, dinin, felsefenin ve sanatın insanlığın mutlu olması için yarar sağlamadıkça hiçbir değer ifade etmeyeceği kanısındaydı. Tüm bunların insanlığı daha aydınlık günlere götürmesi gerektiği düşüncesindeydi ve bu düşüncelerine bağlı kaldı. Bu din adamının karanlığa ve yozlaşmış gidişata karşı yanan bir meşale olduğu kaçınılmaz bir gerçekti. Yıllarca halkı uyandırmak için çabalayan Petrov’un neredeyse tüm çalışmaları ve seminerleri Çarlık polisi tarafından yakinen takip edildi ve sonrasında yönetimi ele geçiren Bolşevikler ile de yıldızı asla barışmadı diyebilirim. Bu Bolşevik Devrimi gerçekleştikten sonra gene çok sevdiği ülkesinden kaçmak zorundaydı. Hayatına Yugoslavya Krallığı'nda devam etti ve ömrünün kalan son yıllarında birçok eseri kaleme aldı ve halkları aydınlatmak adına konferanslar düzenledi. Eski Sovyet Rusya'da, kendi anavatanın da yasaklanan birçok eseri Bulgaristan’da ve Atatürk’ün silah arkadaşları ve Yüce Türk Milleti ile kurmuş olduğu yeni Türkiye Cumhuriyeti'nde baya etkili oldu. “Beyaz Zambaklar Ülkesinde”, Türkiye’de en çok okunan ve rağbet gören yabancı kitaplar arasına girmeyi başarmıştır.

“Zinulya, 1 Ocak 1921 günü beş parasız, iç çamaşırsız ve ayağımda yırtık pırtık eski çizmelerimle bir berduş gibi Belgrat’a vasıl oldum. 26 Ocak 1921 tarihinde 2 numaralı lisede Rusça bir konferans verdim. Karşılığında 300 dinar aldım ve böylece sefaletten kurtulmak için ilk adımı atmış oldum. 2 numaralı lisenin müdürü çok iyi bir insan ve mükemmel bir öğretmen.” (S.18)


> Bulgaristan’da yaşayan arkadaşı Bojkov'un bu ülkede kurduğu 'Petɾov Kültür ve Eğitim Cemiyeti' sayesinde kitapları Bulgarcaya çevrilip yayımlanan yazar, bu ülkede büyük ilgi gördü. Özellikle 1925'te Beyaz Zambaklar Ülkesinde (Finlandiya) adlı eseri Bulgaristan’da yayımlandığında Bulgar Eğitim Bakanlığı tarafından kitlelere önerildi ve Bulgaristan’da tüm eserlerine karşı büyük ilgi doğdu.

Petɾov'un kitaplarının başarısı Türkiye’ye göç eden Bulgaristan Türkleri yoluyla Türkiye’ye ulaştı. 1928'de 3 ayrı kitabı Bulgarcadan Türkçeye çevrilip basıldı. Özellikle Ali Haydaɾ Taneɾ'in çevirisi ile yayımlanan Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı yapıt, Türkiye’deki aydınların dikkatini çekti. Kitabın içindeki fikirler ülkede uygulanması gereken bir eğitim ve kalkınma modeli olarak görüldü. Eser, 2008'e kadar dört defa Türkçeye çevrildi ve en az 41 kez baskı yaptı. (Wikipedia)


> İlk defa Gazi Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçe çevirisi yapılıp neşredilen bu güzide eserin, Atatürk tarafından Türkiye’de bulunan tüm okulların dersliklerinde okutulması adına müfredata eklenmesi istenmiştir. Türkiye’de çok popüler olan ve geniş bir kitle tarafından okunan bu kitap, daha sonra inceleme kapsamında genç cumhuriyetin aydınlarınca da bir hayli ilgi görmüştür. Burada kitaptan bazı ufak tefek alıntılar vermiş olsam da, fazla ileri gitmemek ve okumamış olanlara da saygısızlık etmemek adına incelemeyi yavaş yavaş sonlandıracağım. Fakat okuyacak olanlara kesin tavsiyem, kitabı Fark Yayınlarından tercih etmeleri olacaktır. 235 Sayfa tam olmak kaydıyla benim gördüklerim arasında belki de en geniş kapsamlı olanıydı diyebilirim. Kitap beni gerçekten çok etkiledi ve siz okuyacak olanları da etkileyeceğinden eminim. Bu kitabı uzun aradan sonra, Ankara’da Metro ile oradan oraya git gel yaparken okudum ve inanın çok beğendim.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
240 syf.
·4 günde·9/10
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, kitabı alışım, okuduğum yerler ve içerik anlamında bende oldukça farklı bir yere sahip oldu. Kitabın incelemesine başlamadan önce benle olan hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Arkadaşımla beraber hafta sonunda ne yapmalı diye çokça düşündük ve en nihayetinde Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde Nargile içmeye karar verdik. Kararımız sonrası Beyazıt yolculuğu başlamış, sonrasında nefesi sahaflarda almıştık. Yerlere serili olan kitaplar arasından listemde olan Beyaz Zambaklar Ülkesinde ve Sineklerin Tanrısı gözüme çarptı. Çok fazla zamanımız olmadığından bu iki kitabı alıp mekâna geçtik ve kitabın başlangıcını orada yaptım. Sonrasında başka bir arkadaşım ertesi gün Bursa’ya gitmeyi teklif etti ve bende kabul ettim. Pazartesi günü İstanbul trafiğinin en yoğun olduğu vakit yola çıktık ve tam dört buçuk saat sonra ancak Nilüfere varabildik. Geceyi dinlenerek geçirdikten sonra sabahtan merkeze gidip Bursa’nın tarihle iç içe olan merkezini gezdik. Gün batımına doğru tekrardan Nilüfere geçtik. Arkadaşım bir arkadaşı ile görüşmek için beni arabada yalnız bıraktı ve o an geldi. Hava tam manasıyla kararmamış olmasına rağmen sokak lambaları ışık vermeye başlamıştı. Arabanın içerisinde, koltuğu hafiften arkaya dayadım ve kitabımı açıp tek tük insanların sessizliğini bozamadığı sokakta, sokak lambalarının loş ışığıyla tekrardan okumaya koyuldum. (Sanıyorum kitabın dili olsa bu şekilde okunduğu için bana teşekkür ederdi. :) )

Gelelim kitabın incelemesine. Kitapta Finlerin yükseliş hikâyesine tanık oluyoruz. Deyim yerindeyse gerçek bir diriliş hareketi diyebiliriz. Kitabın sayfaları arasında dolaşırken okurun aklında dönüp dolaşan ve tam manasıyla net bir cevap veremediği o soru beliriyor. Neden? Neden biz yapamıyoruz? Dediğim gibi bu sorunun bir sürü cevabı olabilir ve ancak tüm bu cevaplar birleştiğinde ancak bir diriliş, bir yükseliş hareketi meydana gelebilir. İşte bende bu incelemede bunun cevaplarını yansıtmaya çalışacağım.

Bana göre, bir toplumun yükselişi için en gerekli unsur, eğitim ve eğitim ile gelen farkındalıktır. Toplumun tabanına inmek ise en çok önem arz eden durumdur. Finler, İsveç’in himayesi altında yozlaşmış ve çürümüş bir millet iken Rusya’nın himayesine geçmesi (tabii Rusya’nın himayesine geçerken kendi bağımsız iradesi ile yönetilebilme ayrıcalığı alarak geçiyor.) ile diriliş hareketi başlıyor. Öncelikle tarihten dersler çıkartabilen bilinçli bireylerin gayretleri son derece önem arz ettiği mesajı veriliyor.

Ülke genelinde bir vatansever bilgenin(Snelman) çıkardığı bir kıvılcım ile başlıyor Finlerin diriliş hareketi. Hedeflenen yükseliş için toplumun her kademesine farkındalık konferansları veriliyor ve bununla beraber ülkenin dört bir yanına halk kütüphaneleri açılıyor. Dikkat çekmek istediğim bir diğer konu ise halkın cahiliyeti sadece okuma yazma bilmeyen en alt tabakadan ibaret olmadığı, doktorların, avukatların, memurların yani bir anlamda eğitim görmüş bireylerinde bu kapsama girdiği kitap içerisinde çarpıcı örneklerle gözler önüne seriliyor. Bir memurun mesai saatlerinde halkın ihtiyaçlarını karşılama anlamında eksik kaldığı, mesai saatleri dışında da kâğıt oyunları ve alkol gibi insanı uyuşturan, yaşama amacını donduran uğraşlarla meşgul olduğu çürümüş toplumun birer çarkları olarak varlıklarını sürdürdükleri gibi örnekler. Devlet kademelerinde tüm bu çürümüşlüğün yanında birde ahlaksızlar boy gösterince halk için ülke yaşanılmaz bir yer haline geliyor. Bu anlamda kitapta yer alan “Ahlaki Oksijen” kavramı ile alakalı bir alıntı yapmak istiyorum. “Metternich zamanında rüşvet alıp vererek, hafif ve kolay kazançlar elde etmek, saygın bir işmiş gibi yaygınlaşmıştı. Toplum içerisinde ahlaki oksijen kalmamıştı.”

Kitap bir ülke için, bireyler için neredeyse tüm gerekli konulara değinmiştir. Üzerine konuşulacak o kadar çok konu var ki ama okunmayacağı, amacına ulaşamayacağı için incelememi yine kitapta yer alan dindarlık üzerine yapılan inanılmaz tespitle sonlandırıyorum. Herkesin ama herkesin okuması üzerine düşünmesi ve bu düşünceleri amaç edinmesi gereken bir kitap. Keyifli ve bol kazanımlı okumalar.

“Evrene zarar verirsen, insanlara ya da hayvanlara kötülük edersen, ailenin bir ferdine kötülük etmiş sayılırsın. İşte buna dindarlık denir.”
240 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİ Mİ???
BEYAZ ZÜBÜKLER ÜLKESİ Mİ ???
Finlandiya’yı baştan sona dolaşan Grigoriy PETROV tarafından kaleme alınan ve Mustafa Kemal ATATÜRK’ün özellikle okutulmasını istediği kitabın genel olarak içeriğinde okuyucuya Fin tarihi ve kültüründe önemli rol oynamış çok sayıda hayatın, somut tarihi olayların, ülkenin şehirleri, mimari eser ve anıtları, okulları, müze ve resim eserlerini anlatan bilgiler yer almakta.
Finlandiya tarihinde ve Fin ulusal devletinin şekillenmesinde Yazar tarafından yaratılan “Snelman” ile tüccar Yarvinen, yaptıklarından pişmanlık duyan bir suçlu olan Karokep, papaz Mcdonald karakterleri aslında birkaç tarihi şahsiyetin kişilik özelliklerini yansıtan figürler yer almakta.
Petrov, kitapta uzun süre yaşadığı ve iyi bildiği gerçek Finlandiya’yı tasvir etmekte, öyle ki yazarın hayal gücü ile gerçek olayların birbirine geçtiği belgesel tarzı bir anlatım hakim.
Aslında ana temaya bakılacak olursa Kitabı oluşturan hikayeler; kalbi vatan ve halk sevgisi ile dolu, temiz ve aydın insanların ülkelerinin kalkınması için nasıl fedakarca çalıştırdıklarının anlatılması maksadıyla kaleme alınmış.
Benim kitap ile ilgili dikkatimi çeken nokta ise;
Kitabın Bulgarcadan Türkçeye çevirisinin 1928 yılında İstanbul’da kitapçılarda yer aldıktan sonra kitabın Atatürk’ün eline nasıl geçtiği bilinmemekle birlikte o tarihlerde Türkiye’nin, Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde yapılan çağdaşlaşma sürecine denk gelmiş olmasıdır. Atatürk’ün bu kitabı okuduktan sonra çok etkilendiği ve öyle ki ülkedeki bütün eğitim kurumlarının, özellikle de askeri okulların ders programına dahil edilmesini emrettiği hususudur.
Türk subaylarının “Hayatın Yenilenmesi” çalışmalarında rehber olarak kabul edilen “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitabını uzun yıllar boyunca zorunlu kaynak eser olarak okudukları. Türkçe yayınlanan kitaplar arasında en çok okunan eser olmasıdır.
Velhasılkelam kitabın ana konusuna dair;
Petrov, kendi düşüncelerini yaymak için yorulmadan çalışan bir fikir insanı, yüksek ikna yeteneğine sahip, ateşli bir hatip (aynı zamanda meslekten atılan bir din görevlisidir.) ve yetenekli bir yazar olarak dinleyici ve okuyucularına çok önemli bir fikir aşılamaktadır. O fikir ise;
İnsanlar ülkelerinin geleceğine dair taşıdıkları kişisel sorumluluğun bilincine varmazlarsa, ülkelerin kalkınması ve refaha kavuşması da mümkün olamayacaktır. Her bir insan gerçek vatandaş “Yaşam Mimarı” olmalı demektedir.
İlköğretimden itibaren herkes okusun, okuttursun derim. Zira Mustafa Kemal ATATÜRK’ün okunmasını niye istediğini kitabı eline alanlar anlayacaktır zaten. Keyifli okumalar.

Kısa Bilgi: “Zübük'ün kelime manası:
"kendi çıkarları için her yolu mübah sayan kişi. Sözünde durmayan. egoist."….
Saygılar Aziz Baba
208 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Son zamanlarda bazı şeyleri düşünmeme adına okumaya daha çok verdim kendimi. Baya çılgınlar gibi pdf, alıntı, inceleme, şiir, yazı, makale... neye denk gelirsem okuyorum. İşe yarıyor mu peki? Evet. Ama gece uyuyana kadar (:
Ama malesef alıntı paylaşmanın ya da inceleme yazmanın da zaman kaybı gibi geldiğini fark ettim. Sırf bu yüzden boş olduğum zamanlarda alıntıları not defterime falan kayıt ettim ki ara ara zaman kaybetmeden kopyala yapıştır yapabileyim. O yüzden çılgınlar gibi seri bir şekilde geliyor o alıntılar :D
İyi de bizene bunlardan? Sen kitaptan incelemeden haber ver diyenler için:

Öncelikle bu kitap için “inceleme“ adı altında ister yorumlama, ister saçmalama, ister bir kaç cümle kurma diyin, bir şeyler yazmazsam eğer Petrov‘un mezarından çıkıp “Be insafsız, Be vicdansız, Be nankör kediii! O kadar alıntı yaptın bari bir şeyler karala!“ falan demesinden korktum *-*
En son da söyleyeceğimi başta söyleyeyim “ısrarla, şiddetle ya da şiddetsiz ister kahveli ister kahvesiz belki arka fonda starbucks temalı ya da denize karşı hiç fark etmez, mutlaka ama mutlaka okumanızı ve okutmanızı tavsiye ederim“

Kitabın ana konusunu ilk sayfada yer verdiği “Tarihten Ders Almak“ isimli kısa öyküsü ile özetlemiş Petrov.
Kitap hakkında ise;
“Avrupa’nın Kuzeyinde bulunan Finlandiya’nın sert bir iklimi vardır. Havası, genellikle sislidir. İlkbaharda don olayları görülür. Ağustostan itibaren soğuklar başlar. Arazisi ise çok fenadır. Ülkenin birçok yeri çıplak granit kayaları ile örtülüdür. Diğer yerleri ise alçak ve bataklıktır. Ülkede maden adına, hemen hiçbir şey yoktur. Tarım çok zor yapılır. Halkı da, hiçbir zaman gerçek anlamda bağımsız olmamıştır. Bazen bir komşusunun bazen de diğer bir komşunun egemeni altında kalmıştır.
Finler, kendilerine Suom ve çok sevdikleri ülkelerine de ‘bataklık arazi‘ anlamına gelen Suomi derler“
(Syf 13)

Böyle bir ülkenin deyimi yerindeyse yeniden dirilişine sebep olan Snelman’ın yaptığı çalışma ve mücadeleleri anlatıyor Petrov. Kitabı okuyana kadar ne Finlandiya ne de iklimi ve tarihi hakkında çok bir bilgim (hatta hiç) yoktu malesef. (“Hiii! Cahiiilll! Nasıl bilmezsin yaa“ falan diyen iç sesinize cevaben “Evet bir bilgim yoktu :D tekrar belirtmek istedim ) Bildiğim ve okuduğum tek şey Finlandiya’nın eğitim sistemi ve refah seviyesi en yüksek ülkeler sıralamasında üst sıralarda yer aldığı idi. “Nerden buldun, neye dayanarak söyledin, kaynak göster diyenler için https://www.ntv.com.tr/...8_z1iO5EiplGdEtV9k4g
Bu eski veri diyenler için de “ Güncel bir şey bulamadım malesef en yakını 2016 idi. “
Eğitim sistemi için çok fazla makale buldum ama en özetleyici ve güzel olan şu video sanırım
https://www.youtube.com/watch?v=VUiP1pa6qPE
Bu da Türkiye ve Finlandiya eğitim sistemi arasındaki fark
http://www.gelecekegitimde.com/...-arasindaki-15-fark/
Bir kere daha okursam eğer sanırım tüm kitabı baştan sona çizebilirim. Çünkü yerinde ve müthiş tespitleri ile hayran kaldım resmen. Bu yüzden bazı paragrafları da birkaç kez okuduğum olmuştur.
En çok beğendiklerimden bazıları
#27942935
#27942773
#27942413
#27917437
#27917050
#27907735

Snelman gittiği her yerde, katıldığı toplantıda, konuştuğu herkese doktorundan avukatına, memurundan, işçisine, köylüsüne, tüccarına, siyasetçisine, esnafına hatta kışladaki askerine kadar ülkenin refaha kavuşması ve eğitim seviyesinin yükselmesi , herkesin kendini geliştirmesi, aşağılanmaması hor görülmemesi için yapılması gerekenleri anlatır ve bunun ancak çok çalışmak ile mümkün olduğunu söyler.

Bu paragraf yeterince çekici gelmeyebilir. Amaaan bunları zaten her gün bir yerlerde okuyor, görüyor ya da duyuyoruz da diyebilirsiniz. Benim düzgün bir şekilde ifade edememiş ya da bilgi yetersizliğimden ötürü de dikkat çekici gelmemiş olabilir ama sadece paylaştığım alıntılar bile bence kitabın okunması için başlı başına yeterli bir sebep.

Biraz düzensiz biraz karışık bir inceleme olduğunun farkındayım. Son olarak ve ikinci kez belirtmek istiyorum ki mutlaka okumanız gereken kitaplar arasına almalısınız.
Sevgi ve kitap ile kalın.
96 syf.
·4 günde
Bu kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan iş adamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, bataklıkta bitap düşmüş bir ülke olan Finlandiya'nın, tüm olumsuz şartlara rağmen bir beyaz zambaklar ülkesine dönüşümünü konu alıyor. İnce çizgilerle işlenen kitabın içeriğinde halktan aydınlara, aydınlardan iş adamlarına kadar her sınıfa hitap ve mesajlar bulunuyor.Finler ülkelerine bataklık arazi anlamına gelen Suomi kendilerine de Suom adını vermiştir.Işte bu durumdaki bir ülkenin kurtarıcısı olarak gösterebileceğiniz Snelmanın ülkeyi geliştirmek adına verdiği mücadeleyi anlatmaktadır.Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Türkiye'de yayımlanarak raflarda yer alışı, oldukça etkileyici bir geçmiş taşıyor. Kitabın Türkçeye ilk defa çevrildiği tarihler, Mustafa Kemal Atatürk zamanına tekabül ediyor. Çevirisi ilk defa yapılan kitabı okuyan Atatürk, kitaptan çok etkileniyor ve duyduğu hayranlığı açıkça belli ediyor. Kitabın okullarda ders olarak işletilmesinin uygun olacağını düsünüyor ve bilhassa okul müfredatına alınmasını emrediyor.Kitabın başında bir söz var Atatürk'ün düşüncesi bu yöndeydi sanırım.
İlim Çin’de de olsa gidip öğreniniz” diyerek bize yol gösteren bir inanç sistemine bağlı olanlar, elbet-lte yazarın inancına ya da yabancı bir ülkenin halkına hayranlık duymakla itham edilemezler. Söz konusu endişeye mahal veren bu anlayış, ne yazık ki yaşadığımız topumda yer etmiştir ve ülkemizin kalkınmasının önünde en büyük engeldir. Düşünmek, tartışmak, örnek almak ve iyi örnekler üzerinden toplumu yönlendirmeye çalışmak nasıl hayranlık olarak algılanabilir?
Dolayısıyla herkes tarafından pek sahiplenilen bir kitap haline geliyor.Ve gerçekten de içerdiği bilgilerle bundan yüz yıl öncesini değil bu günü de ilgilendiren önemli tavsiyeler mesajlar içeren bir kitap.Kitabı okudukça net bir şekilde şunu anlıyorsunuz;Herkes her şeyi bildiğini zannediyor sürekli yanlış giden işlerden şikayetçiler,değişim ve dönüşümden bahsedip dururluyor.Yanlız kendilerini dönüşümün dışında görmekteler işin aslıda değişime kendilerinden başlamadan dönüşüm gerçekleşmesi isteniliyor.Kitap UYANIN niteliğinde.
Keyifli okumalar....
208 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitabın önermesi, ülkeler ekomomik, sosyal, sanatsal, sportif kısacası kültürel gelişmişliklerini toplumsal reformlardan ziyade bireysel farkındalıklarına ve dolayısıyla bireyin kendi içindeki değişim ateşine borçludur. Bir insan topraktaki siyanür gibi tonlarca metreküp alanı zehirleyebilir yine aynı insan çölde orman da yaratabilir.

Yazarımız Petrov, Finlandiya' daki kültürel değişimi kendi gözlemleriyle yansıtmış kitabında. Avrupa’nın hiçbir ülkesinde Finlandiya’da olduğu gibi büyük birkültürel ilerleme yaşanmamış. Finlandiya’nın Avrupa’nın en genç ülkelerinden biri olması da ayrıca dikkat çeken bir özelliktir. Fin halkı, bir zamanlar Ural boylarından kalkmış, Volga sahillerinden geçmiş, bir süre Bulgarlar’a komşu olarak yaşamışlardır. Barışçı bir yapıya sahip olan Finler, kimsenin kendilerine saldırmayacağı kendilerinin de kimseyi tedirgin etmeyecekleri sa​kin bir yurt aramışlar ve bugünkü yaşadıkları yeri kendilerine yurt edinmişlerdir. O zamanlar uzak sayılan bu bölgede hiçbir ulus bulunmuyormuş .Bugünkü Fin toprakları yüzlerce yıl Rusya ile İsveç arasında doğal bir kale hizmeti görmüş. Bölgede geniş bataklıklar ve girilmesi zor ormanlar olduğundan ne Ruslar, ne de İsveçliler bu topraklardan ordularını ve ihtiyaç maddelerini geçirememişlerdir.

Böyle bir ortamda, Çar I. Alexandr’ in sağlığında Fin kültürünü yükseltmek isteyenlerin başına Snelman adında biri geçmiş. İşte aydınlığın simgesi olan meşaleyi Snelman yakmıştır.

Önceleri vaizlik yaparak ülkenin dört bir yanını dolaşarak ateşini etrafa saçan Snelman, daha sonraları toplumun tüm katmanlarını eğiticek insanlar kolonisi kurmuş. Öğretmenleri bir merkezde toplayarak iki-üç haftalık kurslar düzenlemiş. Kurslara yüzün üzerinde öğretmen katılıyormuş. Ülkenin ücra köşelerinde bütün kış hizmet ederek yorgun düşen öğretmenlerin çoğu aslında mesleklerinden memnun değillermiş. Kurslara isteksizce katılıyorlar, hatta bazıları “Bu kurslar da nereden çıktı başımıza? Öğretmenleri eğitmeye kalkışmak da neyin nesi?” diyerek sitem ediyorlarmış. Fakat çok sonra anlaşılacak ki Fin halkı, kendi alın terlerinden fedakarlık ederek toplum için çabaladıkça ülkenin tüm birimlerinde iyileşmeler meydana geliyor. Ve bugünkü refah düzeyine ulaşıyor, ABD 'ye eğitim patenti satacak hale geliyorlar.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde bir milletin küllerinden doğuşunun kitabıdır. Mesleki açıdan içinde bulunduğum durumun aksayan yönleri olsa da ben kendi payıma öğretmenlik mesleğinin hakkını vermek adına bu aksayan yönleri kapatmak için gücümü bu zambak ülkesinden alacağım. Şikayet etmek en kolayıdır, aslolan içinde bulunduğun imkanlarla çevrenizi yeşertmektir. Şahsen kendimi bu kitaba geç kalmış hissettim okuduktan sonra. Fakat kitabı bitirdikten sonra öğrendim ki bundan şikayet etmek de kolay olanıdır.

Petrov bizlere bataklıktan orman yaratılan ülkenin hikayesini anlatıyor. Petrov bize geleneksel bir kültürü olmayan bir milletin, kısa zamanda nasıl gelişmiş bir kültür yarattığını örneklemliyor. Petrov bize yeterince inanırsak yeşertemeyeceğimiz bataklığın olmadığını anlatıyor. Petrov bize karşımızdaki insanla empati kurmayı öğretiyor, kendi çıkarı yerine başkasının çıkarını gözetmenin yine dönüp dolaşıp iyiliğin kendisini nasıl bulacağını anlatıyor. Bireyin toplumdan bağımsız olmadığını; aynı kasadaki çürük bir domatesin diğer domatesleri nasıl çürüteceğini anlatıyor. Kısacası Petrov bize insan olmayı öğretiyor.

~~Kitapla kalınız~~
208 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tavsiye ettiği kitaplar arasında yer alan Beyaz Zambaklar Ülkesinde eserinde bir ülkenin ne kadar kötü bir durumda olsa bile eğitimi düzelttikten sonra her şeyin düzeleceği vurgulanmaktadır.Tüm meslek gruplarından herkese tavsiye ederim. Bu kitabı okuduktan sonra ülkenize duyduğunuz sevgi ve çalışma prensipleriniz değişecek.Kesinlikle okuyunuz tavsiye ederim
208 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Geçen hafta kullandığım üç günlük izin dönüşü,masamda bulduğum ve Sağlık Bakanlığının tüm sağlık personeline ücretsiz olarak dağıttığını öğrendiğim bir kitap. Açıkçası o anda işlerimin yoğunluğu dolayısıyla çok fazla incelemeden çantama koydum ve ancak dün bakma fırsatı bulabildim. Ve hemen de okumaya başladım. Kitap beni okudukça içine çekti.

Kitap,bir zamanlar bataklıklar ülkesi olan,fakir,eğitimsiz insanların yaşadığı Finlandiya'nın o durumdan nasıl kurtulduğunun hikayesini anlatıyor. Kitap o zamanlar Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkçeye çevriltilmiş ve Askeri okullardan başlayarak diğer bir çok okulda müfredata koydurulmuştur.

Kitap, Snelman ismindeki bir kişinin Finlandiya'daki eğitimsizliği ve yanlışları görmesi ve bunu düzeltmek ve ülkeyi refaha kavuşturmak için , Doktorundan,avukatına,din adamından,siyasetçisine,tüccarından,esnafına.....kadar tüm eğitimli insanların, kendilerinden daha alt seviye de bulunan köylü,işçi,çiftçi...gibi cahil ve ilkel şartlarda yaşayan insanları eğitmelerini ,onlara yardımcı olmalarını,onları aşağılamamalarını istemesi ; eğer ülke kalkınacaksa bunun, ancak böyle davranılması ve çok çalışılması ile mümkün olabileceğini ortaya atması ve bunun gerçekleşmesi içinde ömür boyu bütün gücüyle çabalamasını anlatır. Ve bu çabanın sonucunu da alır.

Peki burada,Türkiye neden bunu başaramadı sorusu hemen akla gelir. Oysa, aynı amaçla Türkiye'de de o dönem de bizzat Atatürk tarafından Halkevleri açılmış, daha sonra ise 1940 lı yıllarda Köy Enstitüleri faaliyete geçirilmiş ve ülke de gerçekten bir eğitim seferberliği başlatılmıştır. Ama ne yazık ki sonraki gelen hükümetler döneminde özellikle 1950 li yılların hemen başında,her iki kurumda çeşitli siyasi hesaplarla kapatılmıştır. Bence neden Türkiye başaramadı sorusunun cevabı burada yatmaktadır diye düşünüyorum.

Son cümle olarak kitabı, mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olarak değerlendiriyorum.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Rus hatip,gazeteci ve yazar Petrov, tüm insanlığın daha rahat bir hayat sürmesini, yücelmesini ve mutlu olmasını arzu etmiş ve bu doğrultuda eserler vermiş. Özellikle yoksul köylü ve işçilerin geri kalmışlıktan ve ezilmişlikten kurtulması yönünde çaba göstermiş.1868 yılında, Petersburg’un Yamburg kasabasında, yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş.Garson bir babaya sahip Hayatın tüm zorluklarını daha genç yaşlarda
hisseden Petrov, yeryüzünün daha aydınlık, mutluluk dolu ve daha insanca yaşanabilir olması yolunda zihin yormuş.Daha ilkokulu yeni bitirmesine rağmen “İnsanoğlu, yeryüzünün en değerli varlığıdır. O, yaratan Rabb’in baştacıdır. Dünyada var olan her şey insan içindir. Yeryüzünün zenginlikleri ve güzellikleri insan için yaratılmıştır. İlim, felsefe, sanat ve din hep insanın olgunlaşması için vardır. Bunların her biri insanlığa hizmet etmek için oluşmuştur. Eğer tüm bunlar yeryüzünde daha mutlu, daha aydınlık ve gerçekten cennet hayatı sunmaya ve kurmaya hizmet etmeyeceklerse hiçbir önem ve değer taşımıyorlar demektir.” düşüncelerini savunmuş ve hayatı boyunca insanlığı geliştirmek ve yükseltmek amacıyla öğrenmiş, insanları ve toplumları da bu bakış açısıyla incelemiş.İsmimin önünde ünvanlar olursa insanlar beni daha iyi dinleyip anlarlar düşüncesiyle bir dönem rahiplik yapmış ama bizim imamlar gibi sabret,şükret,tevekkül et değil de, işçi ve köylü halkın gönlünde onları aydınlatarak taht kurmuş.Uyuyan herkesi uyandırma sevdasıyla zorluklar ve sıkıntılar içinde kıvranan yoksullara, eğitimsiz kalmışlara, işçilere ,köylülere özel vaazlar vererek, onları aydınlatmaya çalışmış ve “sömürülen emeğin görkemli geleceği”ne dair çeşitli gazetelerde makaleleri yayınlamış.Yazı yazdığı gazetelerin tirajlarını patlatmış,vaazlarını on binlerce insan dinlemiş ve halkının severek okuyup dinlediği bir hatip ve katip olmuş.Bu ünü ve popülaritesi dönemin kilise çevreleri içlerine
sindirememiş ve her fırsatta aleyhte sözler sarf etmeye başlamışlar. Petrov, bunun üzerine rahip giysisini üstünden atıp din adamlığından istifa etse de sivil olarak günde iki bin satır yazarak çalışmalarına devam etmiş.Petrov, Rus halkının insan hakları ve özgürlüğü için en çok mücadele edenlerin başında
geliyordu. O, birçok görmeyen gözlerin görmesini sağladı. Bu idealist tavırları tabi ki Rus egemenlerinin dikkatini çekmiş ve sadece Türkiye'de değil,dünyada da hiçbir başarının cezasız kalmaması talihsizliğiyle boğuşmuş.Hakkında açılan soruşturmalar,sürgünler...Cumhuriyet'in hemen öncesinde İstanbul-Yeşilköy'de bir süre sefalet içinde yaşamış.1923 yılında Hayat Mimarları adıyla Sırpça yazılıp 1925 yılında Bulgarcaya çevrilen bu eserin sahibi, Askeri okullarda okutulması emrini veren Atatürk ile keşke karşılaşsalarmış...

Kitaba ve Finliler'in kanaat önderi,silahsız Atatürk'ü ve filozufu Snellman'a geçmeden önce en az Snellman kadar aydın bir düşünür olan kitabın yazarı Grigory PETROV ile ilgili dolu olan içimi boşaltıp edindiğim bilgileri paylaşmak istedim.Öyle ya,sırf Hıristiyan bir din adamı,aydın,düşünür olduğu için cehenneme gideceği iddia edilen kişi ile bunu iddia eden;sabret,şükret,tevekkül et,razı ol,isyan etme,onu etme,bunu etme diyerek kendisinin cennete gideceğini iddia eden din adamı arasındaki fark anlaşılsın diye uzattım.Uzatmayı sevmem ama ben bu kitabı,yazanı,ve içindekileri uzatmayı çok istiyorum.

Bu eser bir Ulusun kurtuluş manifestosudur.Kitapta kurtuluşa eren ulus Finlandiyalılardır.O dönem nüfusu 2 milyon olan bir Ulus (şuan 5,5-6 milyon civarı) 'un uyanışı ve yıllardır atalete (devinimsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk.) kapılmadan uyanık olma destanıdır.Toplumu oluşturan her birey,istisnasız hangi toplum olursa olsun bu eserde bahsedilen bildirileri,düşünceleri ve disiplini uygulasa ve uygularsa ancak o zaman ayakta kalabilir.Şuan dünyanın ayak basılmamış bir noktasına kafası çalışan yüz bin insanı koy,ver bu kitabı ellerine çok değil,20 sene sonra medeniyeti,uygarlığı öğretsin sana ! ki coğrafi olarak bataklık,dağ ve ormandan oluşan bir kara parçasına şu an günümüzde dünyanın en mutlu,refah,medeni,uygar olan o kara parçasına Finlandiya diyorlar.

Uysal,sakin ve barışçıl bir ırk olan Finliler,İsveç ve Rusya'nın ortasında kalan Finlandiya,bir dönem İsveç egemenliği altında yaşamış ve İsveç-Rusya savaşı sırasında İsveç'in mağlup olmasıyla birlikte Rusya'nın insaflı ve torpilli egemenliği altına girmiş.Torpilden kastım Rus çarı I. Alexandr Finlandiya'yı istila ettikten sonra İsveç mi,biz mi? Kimin egemenliği altında kalmak istiyorsunuz diye sormuş ve eğer kendilerini seçerse iç anayasalarını bağımsız bir şekilde hazırlayıp uygulayacaklarını samimi şekilde ifade etmiş ve Finlandiya eski tipsiz kocasını (İsveç) bırakıp yeni yakışıklı kocası (Rusya)' nı seçerek kurtuluş mücadelelerinde en büyük adımı atmış.Anayasalarını bağımsız bir şekilde hazırlayıp uygulamaya başlayan Finliler asla daha azıyla yetinmemişler ve Rabbilalem'in işine bakın ki burası çok önemli ve ilahidir bence,bir dönem egemenliği altında yaşadığı İsveç'in,İsveç doğumlu olan Fin filozof, yazar, diplomat SNELLMAN'ın kanaat önderliğinde kurtuluşa ve muratlarına ermişler.Kitabın yazarı Grigory PETROV ve bataklık,dağlık ve ormanlık kara parçasını (Finler kendilerine “Suomi” derler ve çok sevdikleri ülkelerini “Suomi” diye tanımlarlar ki bu“bataklık arazi” anlamına gelmektedir.) Beyaz Zambaklar Ülkesi yapan en önemli isimlerden biri SNELLMAN'ın ideojisinin birebir ve ortak olması kitabı okurken gözümden kaçmayan önemli detaylardan biriydi.

SNELLMAN'da tıpkı PETROV gibi bütün köylülerin, işçilerin, imalatçıların ve bütün halk kesimlerinin her yönden aydınlanmasını, öğrenim ve eğitimini hayatının en önemli görevi saymış; bir zamanlar Pierre d’Amiyen’in Haçlı Seferleri’ni kışkırttığı gibi, o da Finlandiya’da eğitim seferberliğinin öncüsü olmuştur.(alıntı) SNELLMAN ile bağlantı kurduğum bir diğer isim ise şüphesiz bizim önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK'tür.Kitabın her bölümünde SNELLMAN adını okuduğumda beynimde istemsiz olarak çıkan ''naber silahsız ATATÜRK'' sesine engel olamadım.

Birey değişirse toplum değişir.Birey bilinçlenirse toplum bilinçlenir.Bizim TÜRKLER olarak verdiğimiz kurtuluş mücadelesinin yanında Finliler'in mücadelesi SURVİVOR kalır.Hayır,küçümsemek için söylemiyorum.Bizim kurtuluş mücadelemiz sadece kafalara ışık yakıp dillere destan devrimler yaparak olmadı.Biz kurtuluş mücadelemizi aynı zamanda yüz binlerce Şehit vererek sahada da gerçekleştirdik.Finliler'in en azından böyle bir derdi olmadı.He bataklık,dağlık taşlık bir kara parçası için (Finlandiya'dan bahsediyorum) kan dökmeye gerek var mıydı?evet bence de yoktu :) Takdir edilecek yanları aslında bence kurtuluş mücadelelerini gerçekleştirmekten ziyade ta o günden bu güne bu mücadelelerini her geçen dönem boyunca üzerlerine daha fazlasını koyup sağlamlaştırmalarıdır.Dünya'nın şuan günümüzde bile en mutlu,huzurlu,refah,medeni ülkesi olmasının sırrı istikrarlarıdır.Bir milletin uyanışı tabi ki mühimdir ama daha mühimi uyanık kalıp uyumaması,uyuşmaması ve alışmamasıdır.Beni üzüntü ve karamsarlığa düşüren şey ise kendi ülkem adına,verdiğimiz ve kazandığımız kurtuluş mücadelemizin gerek toprak parçası olsun gerek devrimler olsun her geçen dönem çatırdadığını hissetmemdir.Özellikle de son dönemlerde!

Kurtuluş için bir kahraman mı gereklidir yoksa halk mı içinden bir kahraman çıkarır ikilemi var eserde.Bu ikilem aslında madalyonun iki yüzü.Her iki ikilem de teke düşürülüp kabul edilebilir ama bunca toplumsal yozlaşma ve çöküş yaşadığımız günlerde...üstelik Şövalye sandığımız kahramanların alüminyum folyoyla kaplanmış denyo olduklarını bariz bir şekilde anladığımız dönemde.Çok karamsarım çok.

Satırlarıma son verirken hasretle ve istekle derim ki;Öğretmen misiniz?Öğrencilerinize okutun bu eseri.Doktor musunuz? Hastanız çoktur sizin aaa (şaka) hastalarınıza okutun.İşçi misiniz? İşçi kalın! (bu da şaka) arkadaşlarınıza okutun, sakın patronunuza okutmayın, kovulursunuz. (bu şaka değil) Kısaca sizden kitap tavsiyesi isteyen herkese tavsiye etmekle kalmayın,alın okutun.Çünkü eserde de bariz şekilde göreceksiniz ki,her şey okumak,anlamak ve uygulamaktan geçiyor.Yoksa bu insanlar deli mi kurtuluş mücadeleleri için kapı kapı,köy köy dolaşıp dağ bayır aşıp insanlara kitap okutsunlar!!! Bu gün Finlandiya hükümeti 98 miyon dolar para harcayarak şehir kütüphanesi kuruyor.Deli mi bunlar!Kuruş paraları yokken de okudular,varken de okudular.

Ne mutlu TÜRK'ÜM bilinciyle büyüdük yetiştik ama onu da çok görüp söylenmeyecek dediler.İkinci bir şansım olursa şayet Ne mutlu FİN'im derdim.

Şuan şeytan diyor ki;sat malı mülkü git Finlandiya'ya yerleş.Sonra diyorum ki;olum mal mülk mü var!

Hani böyle karnın çok açtır,paran yoktur,sokakta lokantaların önünde durur da yemeklere bakar ağzını şapırdatırsın ya,he bildin? İşte kitap bittikten sonra pc'den mutlu,huzurlu,zengin Finlandiya'ya öyle baktım bende.Biraz araştırdım aşağıda güzel bilgiler var.Avrupa turuna çıktığım gün ilk durağım Finlandiya olacak.Kendime sözüm olsun.Ahan da bu da burda dursun!

Finlandiya ilginç bir ülke, dilleri vasıtasıyla Ural-Altay grubundan akraba olduğumuz Finliler ve ülkeleri daha önce pek karşılaşmadığınız özelliklere sahipler...

1. Finlandiya'da 187 bin 888 göl ve 179 bin 888 ada var.

2. Finlandiyalılar birer kahvekolik... Kişi başına yılda 12 kilo kahve düşüyor. Bu da günde 10 finan kahveye denk geliyor.

3. Dünyada en çok bilinen Fince kelime: Sauna

4. Finlandiya telekom endüstrisinin merkezlerinden biri. Ülkede ankesörlü telefon bulamazsınız.

5. Dünyanın en tuhaf etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. Eş taşıma dünya şampiyonası, Karınca yuvasına oturma yarışması ve çamur futbolu bunlardan sadece birkaçı.

6. Finlandiya bir inovasyon yuvası. Kullandığımız birçok şey Finlandiya'da icat edildi ya da üretildi. Linux işletim sistemi, buz kayağı, Angry Birds, molotof kokteyli, SMS, sauna, tuzlu likör, nabız ölçer vs...

7. Finlandiya aynı zamanda bir "kaybedenler" ülkesi. Her yıl 13 Ekim'de "Başarısızlık Günü" ülkede törenlerle kutlanıyor. Yani bu ülkede kaybeden olmak kötü bir şey değil.

8. Finlandiya'nın pizzaları İtalya'dan daha iyi. 2008'de Dünyanın En İyi Pizzası ödülünü aldı. Üstelik pizzanın adı "Berlusconi"ydi. Sebebi de Berlusconi'nin Finlandiya mutfağını beğenmediğini açıklamasıydı. Finlandiyalılar'ın intikamı acı oldu.


9. Finlandiya dünyanın en yüksek (yüksek ne kelime) trafikte hız yapma cezasına sahip. Örneğin bir Nokia yöneticisi 30'la gidilmesi gereken yolda 45'le gittiği için 103 bin dolar para cezasına çarptırılmıştı. Bu nedenle Finlandiya yollarından insanlardan daha yavaş giden otomobiller görmek mümkün.

10. Finlandiya heavy-metal grupları üretmede bir dünya lideri. Daha da ötesi bir heavy-metal grubuyla (Lordi), pop yarışması Eurovision'da birinci olarak tarih bile yazdılar.
"Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlaken çürüyor da, hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da bunu doğal bir durum sanıyor sanki. Ama bu böyle mi olmalıdır?"
Özür diliyorum ama sizlerle açık konuşmak istiyorum: Her meslekte olduğu gibi,öğretmenler arasında da mesleğine layık olmayan çok kişi var.Bunlar öğretmenlik etmeyi aşağılık bir iş kabul eden gündelikçilerdir.Böylelerine bir dost nasihati veriyorum: Öğretmenliği bırakıp kendilerine başka bir iş arasınlar.Tüccar olsunlar,başka işler bulsunlar ama canlı bir ruha ve bilgiye sahip fedakar insanların bulunması gereken yerleri işgal etmesinler.''
Yöneticiler iyi veya kötü olsunlar, kahraman veya zalim olsunlar, onlar kendi milletlerinin birer yansımasıdırlar. Onlar, milli ruhun birer kopyasıdır.Onlar, halk kitlesinin içinden doğmuştur. Bir millet nasılsa, devlet adamları da onlar gibidir. İşte bu nedendir ki eskiden beri "Her millet layık olduğu idareye ve devlet adamlarına sahip olur" denilmiştir.
Onlardır ki burada toplumun en alt sınıfındaki insanlar dahi, derin bir uykuda yere düşen dallar gibi çürümüyor, düşünüyorlar.
''Baylar! Körebe oynamaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Vatanseverliği, halk sevgisini, kültürel gelişime sağladığınız katkıyı bağırarak anlatıyorsunuz. Kendiniz halk ve vatan için, kültür adına ne yaptınız,söyler misiniz? Bazıları utanmadan, inatla ve haince bir arsızlıkla bu ''değerli vatanı'' talan ediyor, ''sevgili halkını'' soyup soğana çeviriyor. Diğerleri bürolarda, yayınevlerinde aylak aylak vakit öldürüyor, okul ve üniversitelerde memur olarak çalışıyor. Ve bütün bunlar olurken ''sevgili halkı'' temsil eden milyonlarca insan maddi manevi çöküşe sürükleniyor, sakat kalıyor, içip kendini kaybediyor, kalpleri kin ve öfke doluyor. Halkın temel değerleri giderek yok oluyor.''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Baskı tarihi:
6 Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
248
Format:
Ciltli
ISBN:
9786052177266
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Финляндия, страна белых лилий
Çeviri:
Fatma Arıkan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yabancı Yayınları
Grigoriy Petrov’un Rusça kaleme aldığı, Finlandiya’yı konu alan kitabı Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Türkiye’de hem Rusya’dan hem de Finlandiya’dan çok daha fazla basılmış ve okunmuştur. Ulus çapında bir eğitim ve diriliş seferberliğini ateşli bir dille anlatan eserin elinizdeki çevirisi Rusça aslından yapılmış, yazar ve kitabı hakkında doyurucu bir giriş kısmıyla zenginleştirilmiştir.

Kitabı okuyanlar 33,3bin okur

  • Yusuf Çakıcı
  • Şukran Ervan
  • nn1
  • Alperen Akgözlü
  • İrem C.
  • Olcay
  • Bahar Irmak Kocaman
  • İrem Uzun
  • Aysu yılan
  • taboooea

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%13.2
14-17 Yaş
%10.7
18-24 Yaş
%26.2
25-34 Yaş
%27.1
35-44 Yaş
%14.5
45-54 Yaş
%6
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.1
Erkek
%38.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.3 (130)
9
%0.7 (73)
8
%0.7 (68)
7
%0.3 (31)
6
%0.1 (10)
5
%0 (4)
4
%0 (3)
3
%0 (1)
2
%0
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları