Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov

·
Okunma
·
Beğeni
·
38.773
Gösterim
Adı:
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944184151
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Antik Kitap
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, küçük ve geri kalmış bir sömürge ülkesi olan Finlandiya’nın, eğitim ve kültür hamlesi ile kısa süre içinde nasıl kalkındığını anlatan klasik bir metindir.

Rus Yazar Grigory Petrov’un çeşitli aralıklarla çıktığı Finlandiye seyahatlerinde tuttuğu notlardan oluşan bu kitap, kısa sürede bir çok dile çevrilerek dünyanın her tarafına yayıldı. Kendini ülkesine adamış bir avuç aydın ve din adamının özverili çalışmalarıyla her köyü karış karış gezip nasıl bir kalkınma hamlesi başlattıklarını okurken o havayı siz de teneffüs edeceksiniz.
Kitap malumunuz Finlandiya'nın diriliş hikayesini anlatır. Ekonomi, sağlık, kültür, eğitim gibi bir çok alanda öncesi sonrası ve aradaki geçişi yansıtması, somut bir örnek eylemiş kitabı. Dirilme ve diriltme ruhunu istemeseniz inanmasanız dahi aşılıyor size. Okuyanların bence düşünmesi gereken bir husus, bu diriliş bizim topraklarımızda bizim koşullarımızda nasıl yaşatılabilir olmalı.

Ve lütfen biri size bana okuyacağım bir kitap önerir misin deyince, Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi eline tutuşturuverin. Bir yerde bi liseli görürseniz çantasına gizlice de olsa koyun. Sevgilinize hediye olarak alın. Ne bileyim okuyun okutturun işte :)
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, kitabı alışım, okuduğum yerler ve içerik anlamında bende oldukça farklı bir yere sahip oldu. Kitabın incelemesine başlamadan önce benle olan hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Arkadaşımla beraber hafta sonunda ne yapmalı diye çokça düşündük ve en nihayetinde Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde Nargile içmeye karar verdik. Kararımız sonrası Beyazıt yolculuğu başlamış, sonrasında nefesi sahaflarda almıştık. Yerlere serili olan kitaplar arasından listemde olan Beyaz Zambaklar Ülkesinde ve Sineklerin Tanrısı gözüme çarptı. Çok fazla zamanımız olmadığından bu iki kitabı alıp mekâna geçtik ve kitabın başlangıcını orada yaptım. Sonrasında başka bir arkadaşım ertesi gün Bursa’ya gitmeyi teklif etti ve bende kabul ettim. Pazartesi günü İstanbul trafiğinin en yoğun olduğu vakit yola çıktık ve tam dört buçuk saat sonra ancak Nilüfere varabildik. Geceyi dinlenerek geçirdikten sonra sabahtan merkeze gidip Bursa’nın tarihle iç içe olan merkezini gezdik. Gün batımına doğru tekrardan Nilüfere geçtik. Arkadaşım bir arkadaşı ile görüşmek için beni arabada yalnız bıraktı ve o an geldi. Hava tam manasıyla kararmamış olmasına rağmen sokak lambaları ışık vermeye başlamıştı. Arabanın içerisinde, koltuğu hafiften arkaya dayadım ve kitabımı açıp tek tük insanların sessizliğini bozamadığı sokakta, sokak lambalarının loş ışığıyla tekrardan okumaya koyuldum. (Sanıyorum kitabın dili olsa bu şekilde okunduğu için bana teşekkür ederdi. :) )

Gelelim kitabın incelemesine. Kitapta Finlerin yükseliş hikâyesine tanık oluyoruz. Deyim yerindeyse gerçek bir diriliş hareketi diyebiliriz. Kitabın sayfaları arasında dolaşırken okurun aklında dönüp dolaşan ve tam manasıyla net bir cevap veremediği o soru beliriyor. Neden? Neden biz yapamıyoruz? Dediğim gibi bu sorunun bir sürü cevabı olabilir ve ancak tüm bu cevaplar birleştiğinde ancak bir diriliş, bir yükseliş hareketi meydana gelebilir. İşte bende bu incelemede bunun cevaplarını yansıtmaya çalışacağım.

Bana göre, bir toplumun yükselişi için en gerekli unsur, eğitim ve eğitim ile gelen farkındalıktır. Toplumun tabanına inmek ise en çok önem arz eden durumdur. Finler, İsveç’in himayesi altında yozlaşmış ve çürümüş bir millet iken Rusya’nın himayesine geçmesi (tabii Rusya’nın himayesine geçerken kendi bağımsız iradesi ile yönetilebilme ayrıcalığı alarak geçiyor.) ile diriliş hareketi başlıyor. Öncelikle tarihten dersler çıkartabilen bilinçli bireylerin gayretleri son derece önem arz ettiği mesajı veriliyor.

Ülke genelinde bir vatansever bilgenin(Snelman) çıkardığı bir kıvılcım ile başlıyor Finlerin diriliş hareketi. Hedeflenen yükseliş için toplumun her kademesine farkındalık konferansları veriliyor ve bununla beraber ülkenin dört bir yanına halk kütüphaneleri açılıyor. Dikkat çekmek istediğim bir diğer konu ise halkın cahiliyeti sadece okuma yazma bilmeyen en alt tabakadan ibaret olmadığı, doktorların, avukatların, memurların yani bir anlamda eğitim görmüş bireylerinde bu kapsama girdiği kitap içerisinde çarpıcı örneklerle gözler önüne seriliyor. Bir memurun mesai saatlerinde halkın ihtiyaçlarını karşılama anlamında eksik kaldığı, mesai saatleri dışında da kâğıt oyunları ve alkol gibi insanı uyuşturan, yaşama amacını donduran uğraşlarla meşgul olduğu çürümüş toplumun birer çarkları olarak varlıklarını sürdürdükleri gibi örnekler. Devlet kademelerinde tüm bu çürümüşlüğün yanında birde ahlaksızlar boy gösterince halk için ülke yaşanılmaz bir yer haline geliyor. Bu anlamda kitapta yer alan “Ahlaki Oksijen” kavramı ile alakalı bir alıntı yapmak istiyorum. “Metternich zamanında rüşvet alıp vererek, hafif ve kolay kazançlar elde etmek, saygın bir işmiş gibi yaygınlaşmıştı. Toplum içerisinde ahlaki oksijen kalmamıştı.”

Kitap bir ülke için, bireyler için neredeyse tüm gerekli konulara değinmiştir. Üzerine konuşulacak o kadar çok konu var ki ama okunmayacağı, amacına ulaşamayacağı için incelememi yine kitapta yer alan dindarlık üzerine yapılan inanılmaz tespitle sonlandırıyorum. Herkesin ama herkesin okuması üzerine düşünmesi ve bu düşünceleri amaç edinmesi gereken bir kitap. Keyifli ve bol kazanımlı okumalar.

“Evrene zarar verirsen, insanlara ya da hayvanlara kötülük edersen, ailenin bir ferdine kötülük etmiş sayılırsın. İşte buna dindarlık denir.”
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.123 Oy)17.514 beğeni39.563 okunma2.120 alıntı165.686 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.019 Oy)12.495 beğeni31.805 okunma2.798 alıntı132.806 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.874 Oy)8.159 beğeni26.065 okunma628 alıntı126.953 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.241 Oy)8.160 beğeni24.025 okunma1.944 alıntı102.717 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.491 Oy)8.436 beğeni22.896 okunma1.456 alıntı105.903 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.840 Oy)7.372 beğeni20.668 okunma692 alıntı79.922 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.162 Oy)10.826 beğeni26.601 okunma1.386 alıntı139.924 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.985 Oy)8.376 beğeni23.274 okunma1.152 alıntı113.137 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.264 Oy)5.370 beğeni18.178 okunma688 alıntı92.473 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.538 Oy)5.820 beğeni15.269 okunma2.250 alıntı78.746 gösterim
Son zamanlarda bazı şeyleri düşünmeme adına okumaya daha çok verdim kendimi. Baya çılgınlar gibi pdf, alıntı, inceleme, şiir, yazı, makale... neye denk gelirsem okuyorum. İşe yarıyor mu peki? Evet. Ama gece uyuyana kadar (:
Ama malesef alıntı paylaşmanın ya da inceleme yazmanın da zaman kaybı gibi geldiğini fark ettim. Sırf bu yüzden boş olduğum zamanlarda alıntıları not defterime falan kayıt ettim ki ara ara zaman kaybetmeden kopyala yapıştır yapabileyim. O yüzden çılgınlar gibi seri bir şekilde geliyor o alıntılar :D
İyi de bizene bunlardan? Sen kitaptan incelemeden haber ver diyenler için:

Öncelikle bu kitap için “inceleme“ adı altında ister yorumlama, ister saçmalama, ister bir kaç cümle kurma diyin, bir şeyler yazmazsam eğer Petrov‘un mezarından çıkıp “Be insafsız, Be vicdansız, Be nankör kediii! O kadar alıntı yaptın bari bir şeyler karala!“ falan demesinden korktum *-*
En son da söyleyeceğimi başta söyleyeyim “ısrarla, şiddetle ya da şiddetsiz ister kahveli ister kahvesiz belki arka fonda starbucks temalı ya da denize karşı hiç fark etmez, mutlaka ama mutlaka okumanızı ve okutmanızı tavsiye ederim“

Kitabın ana konusunu ilk sayfada yer verdiği “Tarihten Ders Almak“ isimli kısa öyküsü ile özetlemiş Petrov.
Kitap hakkında ise;
“Avrupa’nın Kuzeyinde bulunan Finlandiya’nın sert bir iklimi vardır. Havası, genellikle sislidir. İlkbaharda don olayları görülür. Ağustostan itibaren soğuklar başlar. Arazisi ise çok fenadır. Ülkenin birçok yeri çıplak granit kayaları ile örtülüdür. Diğer yerleri ise alçak ve bataklıktır. Ülkede maden adına, hemen hiçbir şey yoktur. Tarım çok zor yapılır. Halkı da, hiçbir zaman gerçek anlamda bağımsız olmamıştır. Bazen bir komşusunun bazen de diğer bir komşunun egemeni altında kalmıştır.
Finler, kendilerine Suom ve çok sevdikleri ülkelerine de ‘bataklık arazi‘ anlamına gelen Suomi derler“
(Syf 13)

Böyle bir ülkenin deyimi yerindeyse yeniden dirilişine sebep olan Snelman’ın yaptığı çalışma ve mücadeleleri anlatıyor Petrov. Kitabı okuyana kadar ne Finlandiya ne de iklimi ve tarihi hakkında çok bir bilgim (hatta hiç) yoktu malesef. (“Hiii! Cahiiilll! Nasıl bilmezsin yaa“ falan diyen iç sesinize cevaben “Evet bir bilgim yoktu :D tekrar belirtmek istedim ) Bildiğim ve okuduğum tek şey Finlandiya’nın eğitim sistemi ve refah seviyesi en yüksek ülkeler sıralamasında üst sıralarda yer aldığı idi. “Nerden buldun, neye dayanarak söyledin, kaynak göster diyenler için https://www.ntv.com.tr/...8_z1iO5EiplGdEtV9k4g
Bu eski veri diyenler için de “ Güncel bir şey bulamadım malesef en yakını 2016 idi. “
Eğitim sistemi için çok fazla makale buldum ama en özetleyici ve güzel olan şu video sanırım
https://www.youtube.com/watch?v=VUiP1pa6qPE
Bu da Türkiye ve Finlandiya eğitim sistemi arasındaki fark
http://www.gelecekegitimde.com/...-arasindaki-15-fark/
Bir kere daha okursam eğer sanırım tüm kitabı baştan sona çizebilirim. Çünkü yerinde ve müthiş tespitleri ile hayran kaldım resmen. Bu yüzden bazı paragrafları da birkaç kez okuduğum olmuştur.
En çok beğendiklerimden bazıları
#27942935
#27942773
#27942413
#27917437
#27917050
#27907735

Snelman gittiği her yerde, katıldığı toplantıda, konuştuğu herkese doktorundan avukatına, memurundan, işçisine, köylüsüne, tüccarına, siyasetçisine, esnafına hatta kışladaki askerine kadar ülkenin refaha kavuşması ve eğitim seviyesinin yükselmesi , herkesin kendini geliştirmesi, aşağılanmaması hor görülmemesi için yapılması gerekenleri anlatır ve bunun ancak çok çalışmak ile mümkün olduğunu söyler.

Bu paragraf yeterince çekici gelmeyebilir. Amaaan bunları zaten her gün bir yerlerde okuyor, görüyor ya da duyuyoruz da diyebilirsiniz. Benim düzgün bir şekilde ifade edememiş ya da bilgi yetersizliğimden ötürü de dikkat çekici gelmemiş olabilir ama sadece paylaştığım alıntılar bile bence kitabın okunması için başlı başına yeterli bir sebep.

Biraz düzensiz biraz karışık bir inceleme olduğunun farkındayım. Son olarak ve ikinci kez belirtmek istiyorum ki mutlaka okumanız gereken kitaplar arasına almalısınız.
Sevgi ve kitap ile kalın.
Geçen hafta kullandığım üç günlük izin dönüşü,masamda bulduğum ve Sağlık Bakanlığının tüm sağlık personeline ücretsiz olarak dağıttığını öğrendiğim bir kitap. Açıkçası o anda işlerimin yoğunluğu dolayısıyla çok fazla incelemeden çantama koydum ve ancak dün bakma fırsatı bulabildim. Ve hemen de okumaya başladım. Kitap beni okudukça içine çekti.

Kitap,bir zamanlar bataklıklar ülkesi olan,fakir,eğitimsiz insanların yaşadığı Finlandiya'nın o durumdan nasıl kurtulduğunun hikayesini anlatıyor. Kitap o zamanlar Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkçeye çevriltilmiş ve Askeri okullardan başlayarak diğer bir çok okulda müfredata koydurulmuştur.

Kitap, Snelman ismindeki bir kişinin Finlandiya'daki eğitimsizliği ve yanlışları görmesi ve bunu düzeltmek ve ülkeyi refaha kavuşturmak için , Doktorundan,avukatına,din adamından,siyasetçisine,tüccarından,esnafına.....kadar tüm eğitimli insanların, kendilerinden daha alt seviye de bulunan köylü,işçi,çiftçi...gibi cahil ve ilkel şartlarda yaşayan insanları eğitmelerini ,onlara yardımcı olmalarını,onları aşağılamamalarını istemesi ; eğer ülke kalkınacaksa bunun, ancak böyle davranılması ve çok çalışılması ile mümkün olabileceğini ortaya atması ve bunun gerçekleşmesi içinde ömür boyu bütün gücüyle çabalamasını anlatır. Ve bu çabanın sonucunu da alır.

Peki burada,Türkiye neden bunu başaramadı sorusu hemen akla gelir. Oysa, aynı amaçla Türkiye'de de o dönem de bizzat Atatürk tarafından Halkevleri açılmış, daha sonra ise 1940 lı yıllarda Köy Enstitüleri faaliyete geçirilmiş ve ülke de gerçekten bir eğitim seferberliği başlatılmıştır. Ama ne yazık ki sonraki gelen hükümetler döneminde özellikle 1950 li yılların hemen başında,her iki kurumda çeşitli siyasi hesaplarla kapatılmıştır. Bence neden Türkiye başaramadı sorusunun cevabı burada yatmaktadır diye düşünüyorum.

Son cümle olarak kitabı, mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olarak değerlendiriyorum.
Öncelikle bana bu kitabı hediye gönderen kitap kardeşim Hakan kahraman Beyefendiye çok teşekkür ederim.

Grigoriy Petrov, Rusya'nın en tanınmış papazlarından, ve en çok okunan halk yazarlarından biri olarak, Finlandiya halkı hakkında yazdığı bu eser ile dünya da ölümsüzleşmiştir. Eserleri, Sovyet döneminde ülkesi Rusya’da yasaklanmıştır ancak Bulgaristan’da ve o yıllarda yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde etkili olmuş, devrin aydınlarını etkilemiştir. Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitabı, Türkçede en çok okunan yabancı eserler arasına girmiştir...Kaynak: Vikipedi

Eserin konusuna gelecek olursak:
Bir aydın, bilim adamı, siyasetçi olan Snelman'ın Finlandıya toplumunu eğitmek için, daha iyi yaşam şartlarının oluşması için din adamlarından siyasetçilere, öğretmenlerden sporculara kadar halkın her kesiminden üstüne düşen görevi yapmasını isteyerek ülke adına reformlar düzenlemiş ve bunu hayata geçirerek bu yoksul halkı dünyanın "Beyaz Zambaklar Ülkesi" oma yolunda emek ve cesaretlendirip bu yönde adımlar atmıştır. Halkı bilinçlendirerek her bir ferdin üstüne düşen görevi yerine getirmesi için onlarla bir olup ülkesine hizmet etmiştir...

Bir devlet düşünün bir yanı Rusya bir yanı İsveç. bu iki ülke arasında kalan Finlandiya'nın kaderini bir avuç azimli ve kararlı aydının halkı bilgilendirerek yeniden doğmasına sebep oluyor. İnsanın birey olarak eğitime önce kendinden ve ailesinden başlamasını öğütleyen bu insanlar azimleri ile başarılı olurken bizlere de benzer durumlardan geçtiğimizi hatırlatıp, kendimizi ve tüm toplumu, aydınlarımızı üstüne düşen görevleri yapıp yapmadığımızı sorgulamamız gerektiğini hatırlatıyor...

Ulu Önder Atatürk'ün bu kitabı müfredata koydurmasını okuyan her bireyin anladığını düşünüyorum. Bizler de Finlandiya gibi küllerimizden doğmuş bir ülke iken onlar refah seviyesi olarak en üstlerde yer alırken biz neden doğuşumuzu onlar gibi yükseltemedik. Eğitimcilerin, aydınların, din adamlarının, bilim insanlarının toplumdan ayrıldığı zaman nasıl bir çöküş yaşandığının cevabını bu eser de bulacaksınız.

Defalarca okunup, ders çıkarılacak bir kitap. Yazarın gözlemlerinin tarafsız oluşu ise takdire şayan...

Okumamış olan tüm kitap dostlarına tavsiye ederim.
Aslında biz bu kitapta anlatılanları yaşadık, yani atalarımız, dedelerimiz, ninelerimiz yaşadı. Ne zaman? Cumhuriyet Döneminde. Geldi Mavi Gözlü Dev'imiz önce düşmanı kovdu, sonra üstümüzdeki kapkara bulutları kovdu Türk Milleti baştan yarattı.
Şimdi bu kitabı sevmemizin nedeni de işte yine o kaplanan kapkara bulutlar. Halk yine fakir, halk yine cahil. Okumadan, bilmeden, açlıkla terbiye ediliyor.
Şimdi bizim yine Mavi Gözlü bir Dev'e ihtiyacımız var.
İsterse bir halk neler yapabilir hem kendi tarihimizden hem kitaptan görüyoruz.
Bir insanın kendini yetiştirmesi, gerek ahlaki gerek teknik konuda çok zorken bunu toplumun her alanına yaymak ve bunu başarmak.
Aslında fazla lafa da gerek yoktu.
MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR!
Kitaptan o kadar çok alıntı paylaştım ki,yeni okuyacaklara karşı büyüyü bozmaktan korktum açıkçası.Ama burası benim not defterim ve geri dönüp baktığımda sayfamda görmek isteyeceğim,kendime bir hatırlatma olarak kalmasını isteyeceğim cümleleri paylaştım.

Kitabın özeti “eğitim”.O kadar etkileyiciydi ki insanı hemen harekete geçirecek motivasyonu sağlıyor.Okurken öğretmen oldum,doktor oldum,başbakan oldum,ebeveyn oldum,memur oldum,din adamı oldum,köylü oldum,tüccar oldum.En önemlisi insan oldum.Sorguladım,sorguladım,sorguladım. Sadece ben değişirsem ,değişir mi toplum?Kendimi geliştirirsem,öğrendiklerimi aktarabilirsem,insanları okumaya teşvik edebilirsem,düşünmelerini sağlayabilirsem...Değişir !

Atatürk’ün okuyup çok etkilendiği ve askeriyede,okullarda muhakkak okutulmasını istediği bu kitap aynı zamanda onun düşüncelerini de aktarıyor bize.Atatürk de eğitime çok önem vermişti:

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”

“Yeni nesli, Cumhuriyet'in özverili öğretmen ve eğitmenleri, sizler yetiştireceksiniz; yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin yeteneğiniz ve özveriniz derecesiyle uygun olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister.”

“Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.”

Sadece benim değişmemle ne olacak ki diye düşünmemek lazım.Hiçbir mesleğe sahip olamasak bile en azından her birimizin ebeveyn olma ihtimali çok fazla.Ve ileride bizim yetiştireceğimiz çocuklar yönetecek bu vatanı.

Nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız bu kitabı okumaktan ve çevrenize okutmaktan başlayabilirsiniz.
BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE ~ PETROV

"Aydınları korkak olan ülkenin, zalimleri cüretkâr olur."
Yerinde tespitlerle yurtsever her insanı silkelemek amacıyla yazılmış bir kitap. Klasikler arasına girebilmeyi başarmış çünkü ele aldığı konular zamana ait olarak biçebileceğimiz türden konular değil.. ama zamanı aşabilen kitapların işledikleri konular ve sorunlarda zamanı aşıyor kitaplarla birlikte. Dolayısıyla her klasik aslında yazıldığı zaman da dahil olmak üzere, zamandan bağımsız dünya sorunlarına ayna tutuyor, bu yüzden çok dikkate alınmalı bağırdıkları, fısıldadıkları her cümle aksi takdirde sorun sorun olarak kalıyor, yazılanlar kitap sayfalarında cümle olarak kalmaya devam edip gelecek zamana ulaşıyor; yüzyıl atlıyoruz yalnızca -onu da bilinçli olarak yapmıyoruz zaten- Özeleştiri yapabilen bir yazarla karşı karşıya oluyorsunuz tüm kitap boyunca, Halkta değil Aydın'da arıyordu çünkü suçu. Bu yüzden Beyaz Zambaklar Ülkesinde'nin her bir sayfasında Yakup Kadri'nin çıkmasını bekledi gözlerim. Fin halkının yeniden dirilişini ele alıyor kitap, her anlamda Yeniden Dirilişini. Önce İsveç yönetiminde ardından Rusya Federasyonu himayesindeki Fin Halkının Aydınını köyünüze götürme isteği doğuruyor içinizde sayfalar: Doktorlarını, papazlarını.. Daha sonra, okuduğunuz sayfalardaki azim ve inanca sahip olmayan Aydınların ve Halkın kol gezdiği bir ülkede yaşadığınız gerçeği kaynar su gibi dökülüyor başınızdan aşağıya. Ne fedakarlık yapan üst tabakaya ne de yapılacak fedakarlıklara hazır temele, hazır halka sahip olamadığınızı anlamak, başka bir milletin dirilişini okurken, canınızı acıtıyor, en azından benim canım çok acıdı. Kendi menfaatlerini düşünen azınlık, sefalet içinde yaşayan halk, korku, korku ve korku: Sahip olduklarınıza bakarak kitabın son sayfasına kadar geliyor "Helal olsun insanlara!" deyip, bitirdiğiniz kitabı rafınıza kaldırıp, kumandanızı elinize alıp -demokrasiyle yönetilen bir ülkede (!) yönetebildiğiniz tek şey o çünkü- açıyorsunuz televizyonunuzu, başka halkların kurtuluş hikayesini kitaplardan okumaya devam ediyorsunuz. Ama hiç kimsenin aklına azimle yıkanmış bir halkın başarı kitabını yazmak gelmiyor, işine gelmiyor çoğu zaman, kimse "Güneş Sarısı Çiğdemler Ülkesinde" adlı bir silkinme kitabı yazmak istemiyor. Herkes eleştiriyor, kimse harekete geçmiyor. Okur azınlık, biran önce yurt dışına çıkıp, biran önce "yetiştirdiği" çocukları yurt dışındaki eğitime tabii tutmak istiyor; bu azınlık kesimin çoğu da bu kitabı okuyup "Aa ne güzel, millet yapıyor!" demesi işin cabası.
Neden?
Böyle mi olmalı?
Aydın, ne zaman ekecek, ne zaman ektiğini biçecek?
Petrov, kitabı Finlandiya’yı ziyaretleri sırasında aldığı notlarla oluşturmuştur.
Kitap Finlandiya’nın siyasi, ekonomik ve en önemlisi kültürel olarak cehaletten, yoksulluktan kurtulmasını ülkede bulunan tüm insanların kendi öz vatanlarını nasıl ayağa kaldırdığı anlatılmaktadır.


Tarih, bazı uluslara ve bazı devletlere korkunç bir son hazırladığı gibi bazı devletlerin ve ulusların, kalkınmasını ve ilerlemelerini yazmak için de parlak sayfalar açmaktadır.


Petrov, ülkesi Rusya’nın büyük bir ülke olmasına rağmen tembellik ve kokuşmuşluğun içinde kaldığını bunun aksine Finlandiya gibi küçük ve doğal kaynak olarak fakir bir ülkenin refah içinde nasıl yaşadığı anlaşılmaktadır.

Finlandiya'yı uyandırmak için bütün umutlarını yeni yetişen nesle terbiye vermeye bağlamışlardı.

"Suç gençlerde değil, sizde! Siz gençleri nasıl eğitirseniz, onlarda öyle yetişir. Gençlere ne terbiye verdiniz?" Çünkü gençlerin eğitilip eğitilmemesi , yalnız anne ve babalarını ilgilendiren bir durum değildir. Bu aynı zamanda toplumu ve devleti de yakından ilgilendiren bir meseledir.
Ne ekerseniz, onu biçersiniz! Ne pişirirseniz, onu yersiniz!

Herkes hayattan bir şeyler almak ister, fakat ona bir şey vermeyi aklının ucundan bile geçirmez...

Son olarak Lev Tolstoy ne güzel demiş:
" Hayattaki düzensizliklerin en önemli nedenlerinden birisi şudur: Herkes, hayatında sadece ve sadece refaha kavuşmayı arzular. Ancak hiç kimse hayatı yükseltmek için çalışmaz ve çalışarak hayatını daha iyi bir hâle getirme ihtiyacı duymaz."
"Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan Ömer Gezen'e çok teşekkür ediyorum:)
Grigory Petrov'un okuduğum ilk kitabı. Harika bir Kitaptı birçok öğrenemediklerimi bu kitabı okurken öğrendim. Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkçeye çevritilmiş ve askeri okullarda müfredate koydurulmuş. Kitabı anlatan kişi ise Snelman ismindeki bir Finlandiyan'lı, bir zamanlar bataklıklar ülkesi olan, fakir eğitimsiz, cahil insanların yaşadığı hikayesi anlatılmakta kitabın her bir sayfası insanın daha çok okumasına alıştırıyor işte "Beyaz Zambaklar Ülkesi kitabını da okuyan herkese alıştırıyor. Bu kitabı niye daha önce okumamış ki? Şimdi sıra sizde, okuma vakti sizde, keyifli okumalar herkese."
Finlandiya yani onların tabiriyle Suomi..Kitaba başlarken ilk edindiğim bilgi Atatürk'ün askeri okulların müfredatına koyduğu ve bir dönem Türkiyede çok okunan bir kitap olduğuydu. ilk iş olarak haritadan finlandiyanın yerine bakıp coğrafi bilgilerimi tazeleme ihtiyacı hissettim.. ve şimdinin Finlandiyası hakkında ufak bir araştırma yaptım..İsveç ve Rusya arasında kalan ve bataklıklarıyla meşhur bu kuzey ülkesi nasıl biryerdi?? 338 bin küsür km2 yüzölçümlü yani Türkiyenin yüzölçümünün yarısından biraz az ( Türkiye 783.562 km2) bir ülke.. şu anki nüfusu 6 milyon civarı..okuma oranı yüzde 100 ve kişi başına düşen geliri aylık 8000-9000 tl kadar..

Ne olabilir ki böyle bir kitap yazılmış olsun ve atatürk neden bunu müfredata koymuş diye merak ettim açıkçası..sade bir dille tercüme edilmiş kitabı okumak da zor olmadı..yazıldığı dönemde 2 milyon olan tüm Finlandiya nüfusu (yani şu an bizim İstanbul ve Ankara'dan sonra bu nüfusa sahip illerimizin Adana,Antalya,Antep,Urfa, Konya olduğunu düşünün) ne yaşıyordu diye okudum..
Ruhen fikren çökmüş, kokuşmuş ve genel anlamda silik ve bitik bir milleti Snelman denen bir adamın başlattığı ve Yarvinen,Okunen ve Gulbe denen üç tane iş adamının da katkılarının olduğu bir diriliş öyküsü bu kitap aslında.. Diriliş derken hemen aklınıza darbeler kanlı çatışmalar vs gelmesin sakın.. bu tamamen ahlaki ve ulvi bir diriliş..
TEK KELİMEYLE '' İNSAN OLMANIN FARKINDA OLMAK VE İNSANCA YAŞAMA ADINA'' VERİLMİŞ BİR DİRİLİŞ ÖYKÜSÜ..Bir Snelman'ın başlattığı ve birsürü Snelman larla devam eden bir süreç..

Bitirdikten sonra ne düşündüm biliyor musunuz.. Keşke her ilimize bir Snelmanvari biri düşse!! yani bize 81 il ve 80 milyon nüfus.. istanbul 15 milyon ve ankara 7 milyon sa eğer 79+8+4= 91 Snelman yeter :)
yada düz hesap 100 tane hayatını sırf bu ülke için adayan adam lazım..
Okuyunca ben bu düşüncelere kapıldım açıkçası..Çünkü toplum olarak bu ahlaki insani samimi dirilişe bizim de ihtiyacımız var diye düşünüyorum..
Kitabı okuyun ve bu düşünceme hak verip vermemek size kalmış..
Okumaya başlamadan tereddütle elime aldıgım bir kitaptı bana ne katabilecegi anlamında bir tereddüt.
Okumaya devam ettikçe iyiki okudugmu anladım
Ve tavsiye eden dostuma teşekkr ederim.
Snelman isimli vatansever kahraman filozof aydın fedakar cefakar memleket sevdalısı birinin ülkesi Finlandiya yı
Sosyal, ekonomik, kültürel, ekonomik, siyasi, egitim anlamında nasıl kalkındırmasına sebep oldugun anlatıyor
Hani bir kıvılcım bir ormanı yakar kül eder ya
Tersine Snelman'ın bir kıvılcım olup yakmıyor
belki ülkesinde fikir mumları yanmasını saglıyor
Motoru calıştıran ilk buji ateşleme sistemi gbi
ve sonra
Bir damla iken diger damlaları bulup pınar olup nehir olup ceşme olup
Ülkesini ayaga kaldırmasını kalkındırmasını anlatan bir kitap.
Ülkesini,milletini,medeniyetini seven
Her genc her yetişkin her okur,
mutlaka okumalı.. Diye düşünüyorum
"Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlaken çürüyor da, hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da bunu doğal bir durum sanıyor sanki. Ama bu böyle mi olmalıdır?"
Özür diliyorum ama sizlerle açık konuşmak istiyorum: Her meslekte olduğu gibi,öğretmenler arasında da mesleğine layık olmayan çok kişi var.Bunlar öğretmenlik etmeyi aşağılık bir iş kabul eden gündelikçilerdir.Böylelerine bir dost nasihati veriyorum: Öğretmenliği bırakıp kendilerine başka bir iş arasınlar.Tüccar olsunlar,başka işler bulsunlar ama canlı bir ruha ve bilgiye sahip fedakar insanların bulunması gereken yerleri işgal etmesinler.''
''Baylar! Körebe oynamaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Vatanseverliği, halk sevgisini, kültürel gelişime sağladığınız katkıyı bağırarak anlatıyorsunuz. Kendiniz halk ve vatan için, kültür adına ne yaptınız,söyler misiniz? Bazıları utanmadan, inatla ve haince bir arsızlıkla bu ''değerli vatanı'' talan ediyor, ''sevgili halkını'' soyup soğana çeviriyor. Diğerleri bürolarda, yayınevlerinde aylak aylak vakit öldürüyor, okul ve üniversitelerde memur olarak çalışıyor. Ve bütün bunlar olurken ''sevgili halkı'' temsil eden milyonlarca insan maddi manevi çöküşe sürükleniyor, sakat kalıyor, içip kendini kaybediyor, kalpleri kin ve öfke doluyor. Halkın temel değerleri giderek yok oluyor.''
''Her halkın içinden hem büyük şahsiyetler hem de aşağılık insanlar çıkabilmektedir. Bunlardan hangisinin iktidara geleceğini belirleyen temel etken halk kitlelerine hakim olan ruh halidir.''

''Burada hepimizin hayatı ve çalışmaları sorgulanmaktadır aslında. Kendi ülkemizde ne işle meşgulüz, halkımızın kaderinde nasıl bir rol üstleniyoruz?''
Eski bir söz vardır: "Yeni toplumlar yeni şarkılar üretirler."
Zaman geçtikçe yeni nesiller geliyor. Yeni anlayışlar, yeni hedefler ve yeni istekler oluşuyor. Ve bu yeni nesilleri eski, köhnemiş kurallarla yönetemezsiniz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944184151
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Antik Kitap
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, küçük ve geri kalmış bir sömürge ülkesi olan Finlandiya’nın, eğitim ve kültür hamlesi ile kısa süre içinde nasıl kalkındığını anlatan klasik bir metindir.

Rus Yazar Grigory Petrov’un çeşitli aralıklarla çıktığı Finlandiye seyahatlerinde tuttuğu notlardan oluşan bu kitap, kısa sürede bir çok dile çevrilerek dünyanın her tarafına yayıldı. Kendini ülkesine adamış bir avuç aydın ve din adamının özverili çalışmalarıyla her köyü karış karış gezip nasıl bir kalkınma hamlesi başlattıklarını okurken o havayı siz de teneffüs edeceksiniz.

Kitabı okuyanlar 6.564 okur

  • Casım Aytekin
  • S.D. Şahin
  • Müjgan
  • Demet

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları