Beyaz Zambaklar Ülkesinde

·
Okunma
·
Beğeni
·
314,5bin
Gösterim
Adı:
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
105
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059489935
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Meşhur bir atasözü der ki: “Yeni toplumlar, kendileriyle birlikte yeni şarkılar üretirler.”

Zaman geçip gittikçe nesiller değişiyor ve yenileniyor. Her nesil gelişirken kendisiyle birlikte yeni kavramlar, yeni söylemler, yeni ihtiyaçlar ve talepler de getiriyor.

Artık yeni nesillere eskimiş ve zaman aşımına uğramış yönetim biçimleri ve yasalar zorla uygulanamaz.
203 syf.
·16 günde·10/10 puan
Herkese Merhabalar!
Beyaz Zambaklar ülkesinde kitabını henüz bitirdim ve bilgiler tazeyken söze hemen başlamak istedim zira kitabı okurken inceleme yapacağım anı sabırsızlıkla bekliyordum.
Kitap Grigoriy Petrov'un 1920'li yıllarda yazmış olduğu bir kitap ve kitapta Findanliya'nın kuruluşunu bataklıklar ülkesi bir ülkenin Beyaz zambaklar ülkesine dönüşümünü anlatıyor. Sadece bu konu bile ilgi çekiciyken Mustafa Kemal Atatürk'ün şiddetle önermesi ve okulların müfredatına konulmasını, özellikle istemesi beni daha da ilgisi altına aldı. Kitabın ilk 51 sayfasında yazar ile ilgili kısımlara değiniliyor . Beyaz Zambaklar ülkesi bu sayfalardan sonra başlıyor eser olarak didaktik bir tarzda yazılmış sade bir eser. Anlatımı sade ve anlaşılır ben koridor yayınlarından okudum ve çeviri olarak beğendim, öneriler üzerine bu yayını tercih etmiştim zaten.
Kitabı okuyup bitirdikten sonra idealist bir ruha bürünüyor ve daha önce neden okumadığınızı sorguluyorsunuz. Finlandiya'nın eğitim olarak ne kadar ileride olduğunu bilmeyeniniz yoktur peki yıllarca baskı altında kalmış ve herhangi bir gücü olmayan bir ülke şu an ki konumuna nasıl geldi dersiniz? Bir avuç aydının isteyip ,çabalamalarıyla ve halkın bu direnişe ayak uydurulması ile hakedilmiş bir zafer bu. İlk öncelik eğitime önem vermişler ama öyle genel geçer değil gerçekten 7sinden 70ine. Kitabı okurken şu kısım çok hoşuma gitmişti yaşlı insanlar bir ayağım çukurda ben öğrensem ne öğrenmesem ne demeden her gün sayısızca kitap gazete okumuşlar, okuma yazma bilmeyenler de torunlarına veya komşu çocuklarına okutmuşlar. Böylelikle çift taraflı bir gelişim sağlanmış hem yaşlılar, hem çocuklar açısından. Finlandiya ile ilgili diğer bir dikkatimi çeken konu ise "Bizi bitirmek istiyorsanız okullarımızı elimizden alın" demeleri. Eğitime ne denli önem verildiği bu cümlelerden kolayca anlaşılmakta. Eğitimsiz bir toplum yokolmaya mahkumdur ne yazık ki. Bu bilinçlerine hayran olmamak elde değil.
Uzun zamandır gündemimde olan bir konu vardı: Ülkemiz.. Sanırım herkesin de gündeminde. Bir şeylerin yanlış olduğunun farkındayız ama sanki çıkamıyoruz bu durumun içinden yada nasıl çıkabileceğimizi bilemiyoruz. Sorsan herkes mutsuz, umutsuz en çok da şikayetçi... Haksızlar mı peki ? Hayır değiller. Peki ne yapmalı ? Bu konuyla ilgili çevremdeki insanlarla sürekli bir görüş halindeyim. Ben bir öğretmenim yıllardır bu işin içerisindeyim ve her zaman şiddetle önerdiğim ve kendi nacizane çabalarımla yapmak için didindiğim belli uğraşlar vardı. Bunlara birazdan değineceğim ama öncesinde şunu sormak istiyorum. Her birimiz bir yerlere gelebilmek için sayısız eğitim ve öğretimden sayısız sınavdan geçiyoruz değil mi ? Lakin şunu hiç sorguladınız mı anne baba olmak için neden herhangi bir şart aranmıyor ? Ya da hadi aranmadı diyelim ki neden bir eğitime tabi tutulmuyorlar. Onlar ki geleceğimizin ilk eğitimini veriyorlar ama nasıl bir eğitim vereceklerinden bi haberler. Böylelikle ne mi oluyor: Ben her bir sorunlu öğrencimi araştırdığımda altında sorunlu bir aile yatıyor. Kitapta çok beğendiğim ve severek alıntıladığım bir söz vardı:" Genç nesli değil, kendinizi suçlayın. Siz nasıl yetiştirdiyseniz, gençler de öyle olacaklar." Ne kadar da haklı bir laf... Çocuklarını dinlemeyen, onları önemsemeyen, bireyselleştiğini fark etmeyen bir aileden gelen ilgisiz bir çocuğa eğitim ve öğretim o kadar zor ki.. Öncelik aile eğitimi diyorum her zaman dediğim gibi. Ruhlarında aydınlık olmayan insanlar nasıl bir yola ışık tutabilirler ? ya da o yolda yürüyenler yolun sonuna nasıl ulaşabilir sormak istiyorum? Bunlar benim nacizane görüşlerim. Okuyan herkese minnettarım. Görüşleriniz ve fikirleriniz benim için çok önemli bu konularda ne yapılabilir aydınlanma için napabiliriz benimle paylaşırsanız memnun kalırım. Herkese iyi okumalar diliyorum.
208 syf.
·Beğendi·10/10 puan
''Beyaz Zambaklar Ülkesinde. ''

-Başlıkta yazdığım üzere bu kitap Türkiye'de en çok satın alınan ve baskısı yapılan kitaplardan biri. Çok satın alıyoruz fakat anlıyor muyuz? Anladıysak uyguluyor muyuz? Hayır. Bu incelemeyi yazmamın en temel sebebi kitabın yeterince anlaşılıp uygulanmıyor olmasıdır.

-Beyaz Zambaklar Ülkesi kitabı kısaca bir ülkenini nasıl 0'dan kalkındığını anlatan bir kitap. Halkın önemsenmediği ve saltanatla yönetilen bir ülkede Cumhuriyetin esaslarının uygulanmaya konması ve ülkenin kalkınması anlatılıyor. Size tanıdık geldi mi ? Tanıdık gelmesi çok normal çünkü Finlandiya halkı ile Türkiye halkı birbirlerine birçok yönden aşırı benzemekte.

-Beyaz Zambaklar Ülkesi Atatürk'ün en sevdiği kitaplardan ve halka okutturulmasını istediği kitaplardan çünkü bu kitap bizlere bir ülkenin 0'dan nasıl, hangi temellere dayanarak kurulması ve kalkındırılması gerektiğini anlatıyor. Bir ülkede iyi bir eğitimin halka doğru şekilde ulaştırılmasının nelere mâl olabileceği olağanca güzel anlatılmış.

-Kısaca halk nasılsa yöneticilerde öyledir. Halk eğitimli ve bilinçliyse yöneticilerde halka benzeyecektir. Bir ülkenin temelleri bir binanın temellerine benzemektedir. Bir ülkenin temelinde iyi bir eğitim, adalet, ekonomi, siyaset yatmıyorsa o ülke mutlaka hüsrana uğrayacaktır.
  • Beyaz Diş
    8.6/10 (10bin Oy)9,6bin beğeni40,2bin okunma17,6bin alıntı297,6bin gösterim
  • Denemeler
    8.7/10 (7,6bin Oy)8bin beğeni31,1bin okunma99,7bin alıntı144bin gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (10,4bin Oy)10,7bin beğeni37,5bin okunma44,4bin alıntı191bin gösterim
  • Dava
    7.7/10 (7,5bin Oy)7bin beğeni32,1bin okunma19,1bin alıntı173,8bin gösterim
  • Fedailerin Kalesi Alamut
    8.9/10 (7,8bin Oy)8bin beğeni25,8bin okunma19,3bin alıntı117,8bin gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.2/10 (15,4bin Oy)13,9bin beğeni57,6bin okunma114,4bin alıntı406,9bin gösterim
  • Toprak Ana
    8.9/10 (8,9bin Oy)8,4bin beğeni31,8bin okunma28,2bin alıntı109,5bin gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (6,3bin Oy)6,6bin beğeni25,6bin okunma25,3bin alıntı125,4bin gösterim
  • Şu Çılgın Türkler
    8.9/10 (4.096 Oy)4.029 beğeni15,9bin okunma4.863 alıntı52bin gösterim
  • Sofie'nin Dünyası
    8.6/10 (6,1bin Oy)6,7bin beğeni23bin okunma32,8bin alıntı167,6bin gösterim
240 syf.
·5 günde·Beğendi
Anlatıma nasıl başlayacağım inanın ki bilmiyorum. Şimdiye kadarki okuduğum kitapların en en en iyisiydi diyebilirim. İşlenen konular o kadar güzel bir şekilde ele alınmış ki, okudukça hem üzüldüm insanların çektiklerine hem de cesaretlendim kazanılan zaferleri okudukça. O kadar çok alıntı paylaştım ki, herhalde kendimce katkıda bulunmak istedim bu düşüncelerin yayılmasına.

"Beyaz Zambaklar Ülkesinde" Finlandiya’yı konu edinen bir kitap. Kitapta, bataklıklar ve kayalıklar arasında yer alan, doğal kaynakları olmayan bu küçük ülkenin adeta "yoktan varoluşunu" anlatan; yani yoksulluktan kurtuluşunun ve siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan gelişmiş bir ülkeye dönüşümünün hikâyesi anlatılıyor.

Bu dönüşümün mimarları da, yani kitaptaki tanımıyla "yaşam mimarları"; toplumun her kesiminden, kalbi vatan sevgisi ve hizmet aşkıyla çarpan avukat, mimar, din görevlisi, öğretmen, köylü, işçi ve mermer ustasıdır. Bu bir avuç aydın kesim, bütün gerici güçlere karşı; sözde vatanını seven ama yalancılıktan, dolandırıcılıktan, ahlâksızlıktan ve yolsuzluktan başka bir iş peşinde olmayan insanlara karşı büyük bir savaşım içine girmişlerdir. Ve bunu sevgi, eğitim ve sabırla yerine getirmişler, kan dökerek değil.

Kesinlikle herkese tavsiye ederim. Okumayan çok şey kaçırır.

A.Y. abi.. çok haklıymışsın..Ecem sen de canım..
235 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
> Merhaba arkadaşlar! Bugün sizler ile birlikte Grigory Petrov’dan son okumuş olduğum Beyaz Zambaklar Ülkesinde’yi incelemek, daha doğrusu ele almak istiyorum. Biliyorum, belki birçoğunuzun aklından, burada da herkes hep aynı yazarların eserlerini okuyor düşüncesi geçiyor olabilir, ama inanın ben bu kitabı okumayı belli bir sebepten ötürü daha önceden planlamış olsam da, işlerimin yoğunluğundan ve bazı isteklerden dolayı ötelemiştim diyebilirim ve kısmet bu güzel Aralık ayınaymış. Sanırım bu kitap için en uygun zaman Aralık ya da soğuk kış günleridir diyebilirim çünkü Finlandiya’yı ve bulunduğu coğrafi ortamı biraz olsun anlayabilmek de soğuk havadan geçer düşüncesindeyim. Neyse, lafı sözü çok ballandırıp, aşırı tatlandırmadan konuya geçelim o zaman! İşte size Finlandiya ve Finlandiyalı “Yaşam Mimarları”.


Beyaz Zambaklar Ülkesinde:

“Bu milletin her şeyi var. Sa’y ü ameli, akl ü ameli, akl ü nakdi, an’anat-ı muhimmesi ile Finlandiya milleti her ne türlü terakki etmek lazım ise etmiş, yalnız bir eksiği var: Milli bayrağı. Finlandiya’da yalnız fazla, lüzumsuz ve zararlı bir şey var: Rus bayrağı.“ ~ Celal Nuri (İleri) ~


> Bir ülke hayal edin; coğrafi olarak neredeyse Avrupalı, kuzey batısında Murmansk’a, güney doğusunda St. Petersburg’a, güneyinde Estonya’ya, batısında ise İsveç’e komşu. Ama aslında zamanın şartları gereği, yıllarca iki emperyal gücün sarmalında kalmış, iki milyon nüfuslu kendi halinde zavallı bir halk düşünün. Milli bir kimlikten, dilden, tarihten ve hayatın diğer ülkelere cömertçe davrandığı tüm nimetlerden yoksun insanları düşünün! Tüm bu yazdıklarım ve yazamadıklarımın içerisinde, samana düşecek bir kıvılcımı beklercesine uyanmak için o günü bekleyen bir toplum düşünün. Hepimizin unutmaması gereken şudur ki, dünya tarihi, tarih sahnesinde kimi uluslara ve ülkelere hazin bir son öngördüğü gibi, bazı devletlerin ve ulusların ise kalkınmasını ve ilerlemelerini kaydetmek için temiz, beyaz sayfalar açmaktadır.

"İnsanlar ülkelerinin istikbaline dair şahsi mesuliyetlerinin bilincine varmazlarsa o ülkenin kalkınıp müreffeh bir ülke haline gelmesi imkânsızdır. Her gerçek vatandaş ‛hayat mimarı’ olmalıdır." (S.48)

“Bütün bunları ciddiye alarak düşününüz! Tırtıllar gibi kendi önemsiz ve kişisel meselelerinizin ve dertlerinizin bataklığında kıvranmayınız.” ~ Bilge Daniyal ~


> Hep başka bir ülke krallığı ve egemenliği altında yaşamış olan Finliler, yüzyıllarca İsveç Krallığı’nın siyasi ve kültürel egemenliği altındaydılar. Fakat on dokuzuncu yüzyılın başlarında İsveç mandasından kurtulan Finliler bu kez özgürlüklerini Çarlık Rusyası’nın siyasal egemenliğine teslim etmek zorunda kalmışlardır. O dönemin yayılmacı Rus siyaseti, başkentleri olan Sankt Petersburg’un Finlandiya’ya çok yakın olması ve bu coğrafi konumun Rus karar mercilerince jeopolitik, jeostratejik bir risk olarak görülmesinden kaynaklı olarak bu güzel ülkenin işgali için yeterli nedenlerden sadece birisiydi. Bu stratejik konumun ileride bazı batılı güçler tarafından suistimal edilebileceği ve bir harekât üssü olarak kullanılabileceği düşüncesi bile Ruslar’a, başkentlerini Sankt Petersburg’dan daha iç bölgeye, Moskova’ya taşınmasına sebep olacak derecede önemliydi. İşte böylesi bir zamanda, 19. yüzyılın muhteşem imparatorluklarını bile yerle yeksan eden “nasyonalizm - ulusçuluk” ateşi, Finlandiya’da da başladı. Kuzeyin “Yalnız Kurt”ları Fin Halkının edebiyatçıları, müzisyenleri, fikir önderleri, kamu çalışanları, İsveç ve Rusların baskı ve zorbalıklarına karşı Finlandiya’nın değerlerini yeniden diriltme, geliştirme ve tüm bunları korumak adına büyük gayret sarf ettiler. Finlandiya halkının sahip olduğu büyük kültür ve medeniyet birikimi, sadece ve sadece ulusun bütün üyelerinin ortak çalışması sonucu bugünkü müreffeh düzeye ve zenginliğe kavuşmalarını mümkün kılmıştır. (Darısı bizlere!)

Bu ülkede her şey küçük: Şehirler küçük, ülkenin sahip olduğu kaynaklar sınırlı. Buna rağmen ülkenin eriştiği refah düzeyi hiç de küçümsenemeyecek kadar ileri boyuttadır. (S.26)


> Thomas Carlyle‘ye göre; Millet, cansız bir çamur tabakası gibidir. Eğer bir sanatçının eline geçmeyecek olursa sonsuza kadar şekilsiz ve hareketsiz kalır. Evet, Fin halkının kahramanı ve sanatçısı da filozof Johan Vilhelm Snellman’dır Bu kitabımızda kendisinin ve diğer dava arkadaşlarının yaz kış demeden, tüm ülkeyi en zorlu şartlar altında dolaşarak milli şuuru tekrar uyandırma ve en ileri seviyeye çekme çabalarına şahit olacaksınız. Bu “Yaşam Mimarları” olan “sanatçı”ların halkı nasıl şekillendirdiğini, nelere öncü olduğunu okudukça aklınızdan, “Neden, neden bizler de böyle bir şeye öncü olamıyoruz?!” diyeceksiniz. Snellman’ın vefaat ettiği 1881 yılında Atatürk dünyaya geldi ve ileride ülkemiz adına yaklaşık aynı yolu izledi. 1938 yılına kadar biz halkını şekillendirmek isteyen “sanatçı”mızın ömrü düşüncelerini tam olarak yoluna koymaya yetmediyse de, çok güvendiği genç nesil bugüne dek elinden geldiğince bu yolda yürüdü ve bir hayli mesafe kat etti. Biliyorum, belki bazılarınız hadi canım diyecek, ama onun düşüncelerini hala benimseyen, savunan ve ileri taşıma gayreti içerisinde olan milyonlar var. Bu bugünün şartlarında ne kadar zor da olsa, son zamanda yaşatılmak istenilen ile Atatürk’e olan ilgi de gitgide artmaktadır.

“Sizin göreviniz onları yetiştirmek, uygar ve gelişmiş halklar arasında yer almalarını sağlamaktır. Halkımızın cehaleti, kabalığı, ayyaş ve ahlaksız yaşam tarzı, hastalıkları ve fakirliği sizin utancınızdır, bu durumun suçlusu sizsiniz.”


> Yazarımız Grigoriy Spridonoviç Petrov, 1868'de Petrograd ilinin Yamburg kentinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Okumuş olduğum kitapta da konu edilmiş olduğu gibi, “Bir tüccar ve meyhanecinin oğlu olarak küfürden başka hiçbir şey duymadı, sarhoşlardan başka da hiçbir şey görmedi,” (S.7). Kendisi 20. yüzyıl başında Rusya'nın en tanınmış din adamlarından, makaleleri, yazıları sıklık ile okunan halk yazarlarındandı. Düşünce ve görüşünden dolayı kilisede kendisinin çalışmalarına son verildikten sonra, Petrov kendisini tamamen yazarlığa adadı. Bir gazeteci, yazar ve bağımsız din adamı olarak gittiği her yerde insanları etkilemeyi başardı. Petrov; Bilimin, dinin, felsefenin ve sanatın insanlığın mutlu olması için yarar sağlamadıkça hiçbir değer ifade etmeyeceği kanısındaydı. Tüm bunların insanlığı daha aydınlık günlere götürmesi gerektiği düşüncesindeydi ve bu düşüncelerine bağlı kaldı. Bu din adamının karanlığa ve yozlaşmış gidişata karşı yanan bir meşale olduğu kaçınılmaz bir gerçekti. Yıllarca halkı uyandırmak için çabalayan Petrov’un neredeyse tüm çalışmaları ve seminerleri Çarlık polisi tarafından yakinen takip edildi ve sonrasında yönetimi ele geçiren Bolşevikler ile de yıldızı asla barışmadı diyebilirim. Bu Bolşevik Devrimi gerçekleştikten sonra gene çok sevdiği ülkesinden kaçmak zorundaydı. Hayatına Yugoslavya Krallığı'nda devam etti ve ömrünün kalan son yıllarında birçok eseri kaleme aldı ve halkları aydınlatmak adına konferanslar düzenledi. Eski Sovyet Rusya'da, kendi anavatanın da yasaklanan birçok eseri Bulgaristan’da ve Atatürk’ün silah arkadaşları ve Yüce Türk Milleti ile kurmuş olduğu yeni Türkiye Cumhuriyeti'nde baya etkili oldu. “Beyaz Zambaklar Ülkesinde”, Türkiye’de en çok okunan ve rağbet gören yabancı kitaplar arasına girmeyi başarmıştır.

“Zinulya, 1 Ocak 1921 günü beş parasız, iç çamaşırsız ve ayağımda yırtık pırtık eski çizmelerimle bir berduş gibi Belgrat’a vasıl oldum. 26 Ocak 1921 tarihinde 2 numaralı lisede Rusça bir konferans verdim. Karşılığında 300 dinar aldım ve böylece sefaletten kurtulmak için ilk adımı atmış oldum. 2 numaralı lisenin müdürü çok iyi bir insan ve mükemmel bir öğretmen.” (S.18)


> Bulgaristan’da yaşayan arkadaşı Bojkov'un bu ülkede kurduğu 'Petɾov Kültür ve Eğitim Cemiyeti' sayesinde kitapları Bulgarcaya çevrilip yayımlanan yazar, bu ülkede büyük ilgi gördü. Özellikle 1925'te Beyaz Zambaklar Ülkesinde (Finlandiya) adlı eseri Bulgaristan’da yayımlandığında Bulgar Eğitim Bakanlığı tarafından kitlelere önerildi ve Bulgaristan’da tüm eserlerine karşı büyük ilgi doğdu.

Petɾov'un kitaplarının başarısı Türkiye’ye göç eden Bulgaristan Türkleri yoluyla Türkiye’ye ulaştı. 1928'de 3 ayrı kitabı Bulgarcadan Türkçeye çevrilip basıldı. Özellikle Ali Haydaɾ Taneɾ'in çevirisi ile yayımlanan Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı yapıt, Türkiye’deki aydınların dikkatini çekti. Kitabın içindeki fikirler ülkede uygulanması gereken bir eğitim ve kalkınma modeli olarak görüldü. Eser, 2008'e kadar dört defa Türkçeye çevrildi ve en az 41 kez baskı yaptı. (Wikipedia)


> İlk defa Gazi Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçe çevirisi yapılıp neşredilen bu güzide eserin, Atatürk tarafından Türkiye’de bulunan tüm okulların dersliklerinde okutulması adına müfredata eklenmesi istenmiştir. Türkiye’de çok popüler olan ve geniş bir kitle tarafından okunan bu kitap, daha sonra inceleme kapsamında genç cumhuriyetin aydınlarınca da bir hayli ilgi görmüştür. Burada kitaptan bazı ufak tefek alıntılar vermiş olsam da, fazla ileri gitmemek ve okumamış olanlara da saygısızlık etmemek adına incelemeyi yavaş yavaş sonlandıracağım. Fakat okuyacak olanlara kesin tavsiyem, kitabı Fark Yayınlarından tercih etmeleri olacaktır. 235 Sayfa tam olmak kaydıyla benim gördüklerim arasında belki de en geniş kapsamlı olanıydı diyebilirim. Kitap beni gerçekten çok etkiledi ve siz okuyacak olanları da etkileyeceğinden eminim. Bu kitabı uzun aradan sonra, Ankara’da Metro ile oradan oraya git gel yaparken okudum ve inanın çok beğendim.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
208 syf.
Kitap malumunuz Finlandiya'nın diriliş hikayesini anlatır. Ekonomi, sağlık, kültür, eğitim gibi bir çok alanda öncesi sonrası ve aradaki geçişi yansıtması, somut bir örnek eylemiş kitabı. Dirilme ve diriltme ruhunu istemeseniz inanmasanız dahi aşılıyor size. Okuyanların bence düşünmesi gereken bir husus, bu diriliş bizim topraklarımızda bizim koşullarımızda nasıl yaşatılabilir olmalı.

Ve lütfen biri size bana okuyacağım bir kitap önerir misin deyince, Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi eline tutuşturuverin. Bir yerde bi liseli görürseniz çantasına gizlice de olsa koyun. Sevgilinize hediye olarak alın. Ne bileyim okuyun okutturun işte :)
240 syf.
·4 günde·10/10 puan
Eser, Finlandiya’ya sürekli gidip gelen Rusya’nın bilinen papazlarından biri olan Grigory Petrov’un (1866, Rusya – 1925, Paris) gözlemlerinden oluşur. Onun gözünden Finlandiya’nın bataklıktan nasıl bir ülkeye dönüştüğünü, ekonomi, spor, sağlık, kültür, bilim, eğitim gibi birçok alandaki değişimi ortaya koyarak anlattığı bir eserdir. Bizde de öyle bir geçiş dönemi olması hasebiyle ulu önderin dikkatini çekmiş ve askeri okulların müfredatı na girmesini istemiştir.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
188 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Qriqori Petrov tərəfindən 1923-cü ildə yazılmış bu tarixi romanda yazıçının çıxdığı Finlandiya səyahətlərində gördükləri əks olunmuşdur.

Kitabda Finlandiyanın Rusiyaya birləşdirilməsindən sonra keçdiyi inkişaf yolu təsvir edilir. Əlbəttə, burada təsvir olunan hadisələr bütünlüklə reallığı əks etdirmir. Q.Petrov Finlandiyanın timsalında geri qalmış bir ölkənin yüksəlməsi və çiçəklənən bir ölkəyə çevrilməsinin özünəməxsus modelini yaradaraq ortaya qoymuş, həmçinin, Yohan Vilhelm Snelman adlı fin mütəfəkkirin öz xalqını düşmüş olduğu ağır vəziyyətdən çıxarması yolunda apardığı mübarizəni qələmə almışdır.

İndi gəlin bir ölkə düşünək; Bataqlıqlar ölkəsindən Ağ zanbaqlar ölkəsinə çevrilən. Bir xalq düşünək; şəhərlisindən kəndlisinə, əsgərindən nazirinə, din adamlarından müəllimlərə qədər hamının birləşərək ölkənin dirçəlməsinə kömək edən. Bunu biz də edə bilmərikmi? Edə bilərik, amma bunun üçün bizim də "Snelmanlara" ehtiyacımız var.
Yazıçının da qeyd etdiyi kimi: "Baxın, belə bir dəyişiklik hər ölkədə, hər şəhərdə, hər bölgədə və unudulmuş, tərk edilmiş hər bir kənddə edilə bilər. Bunun üçün sadəcə dinamik fikirli, oyaq ruhlu və inkişaf yolunda çalışmaqdan yorulmayan, usanmayan, əksinə bundan zövq alan, etdiklərindən həyəcanlanan insanlara ehtiyac var..."
96 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bu kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan iş adamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, bataklıkta bitap düşmüş bir ülke olan Finlandiya'nın, tüm olumsuz şartlara rağmen bir beyaz zambaklar ülkesine dönüşümünü konu alıyor. İnce çizgilerle işlenen kitabın içeriğinde halktan aydınlara, aydınlardan iş adamlarına kadar her sınıfa hitap ve mesajlar bulunuyor.Finler ülkelerine bataklık arazi anlamına gelen Suomi kendilerine de Suom adını vermiştir.Işte bu durumdaki bir ülkenin kurtarıcısı olarak gösterebileceğiniz Snelmanın ülkeyi geliştirmek adına verdiği mücadeleyi anlatmaktadır.Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Türkiye'de yayımlanarak raflarda yer alışı, oldukça etkileyici bir geçmiş taşıyor. Kitabın Türkçeye ilk defa çevrildiği tarihler, Mustafa Kemal Atatürk zamanına tekabül ediyor. Çevirisi ilk defa yapılan kitabı okuyan Atatürk, kitaptan çok etkileniyor ve duyduğu hayranlığı açıkça belli ediyor. Kitabın okullarda ders olarak işletilmesinin uygun olacağını düsünüyor ve bilhassa okul müfredatına alınmasını emrediyor.Kitabın başında bir söz var Atatürk'ün düşüncesi bu yöndeydi sanırım.
İlim Çin’de de olsa gidip öğreniniz” diyerek bize yol gösteren bir inanç sistemine bağlı olanlar, elbet-lte yazarın inancına ya da yabancı bir ülkenin halkına hayranlık duymakla itham edilemezler. Söz konusu endişeye mahal veren bu anlayış, ne yazık ki yaşadığımız topumda yer etmiştir ve ülkemizin kalkınmasının önünde en büyük engeldir. Düşünmek, tartışmak, örnek almak ve iyi örnekler üzerinden toplumu yönlendirmeye çalışmak nasıl hayranlık olarak algılanabilir?
Dolayısıyla herkes tarafından pek sahiplenilen bir kitap haline geliyor.Ve gerçekten de içerdiği bilgilerle bundan yüz yıl öncesini değil bu günü de ilgilendiren önemli tavsiyeler mesajlar içeren bir kitap.Kitabı okudukça net bir şekilde şunu anlıyorsunuz;Herkes her şeyi bildiğini zannediyor sürekli yanlış giden işlerden şikayetçiler,değişim ve dönüşümden bahsedip dururluyor.Yanlız kendilerini dönüşümün dışında görmekteler işin aslıda değişime kendilerinden başlamadan dönüşüm gerçekleşmesi isteniliyor.Kitap UYANIN niteliğinde.
Keyifli okumalar....
200 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Əsasən milli hisslər əsasında yazılan bu kitab, müəllifinin dediyi kimi, ən möhkəm yatmış insanları belə oyadacaq tərzdədir. Əsərin böyük qismində savadsızlığa qarşı mübarizə təsvir olunur. İnsanlarda mədəni səviyyənin yüksəldilməsinin vacibliyi ilə yanaşı, vətən üçün faydalı cəmiyyətin yaradılması və inkişaf etdirilməsi yazarın əsas məqsədidir deyə bilərəm.
Hər bir ölkənin "Snelman"lara ehtiyacı var. Həmçinin də bizim. Təəssüflə qeyd etmək lazımdır ki, Azərbaycanda da mədəni səviyyə olması gərəkəndən çox aşağıdır və savadsızlıq qar uçqunu kimi getdikcə böyüyür və xalqı ağuşuna alır. Ümid edirəm ki, gənclər boş işlərindən vaxt ayıraraq kitab oxuyar və "oyanar".
240 syf.
·4 günde·9/10 puan
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, yazarın belirli aralıklarla çıktığı Finlandiya seyahatlerinden çıkarttığı notlardan oluşmaktadır. Eser, Finlandiya’nın direniş ve diriliş hikâyesini anlatmaktadır. Finlandiya “Bataklıklar Ülkesi” olarak anılmaktadır. Doğal kaynakları bile olmayan bu bataklıklar ülkesi yoktan var edilmektedir. Finlandiya’yı cehaletten kurtarmak için aydınlar bir hareket başlatmışlardır. Eğitimde, askeriyede, din işlerinde, devlet yönetiminde, sporda, ekonomide, kültürde köklü değişiklikler yapmışlardır. Tüm bu değişikliklerin mimarları sadece devlet yöneticileri değildir. Askerler, çiftçiler, din adamları, öğretmenler, tüccarlar, mimarlar ve halk hep birlikte bir avuç yeri bataklıktan beyaz zambaklar ülkesine çevirmişlerdir. Kan dökmek yerine eğitimi ve ahlak kurallarını dikkate almışlardır.
Eseri ilk okuduğumda lise öğrencisiydim. Bende çok güzel izler bırakmıştı. Tekrar okuma fırsatı bulduğumda ise daha derin anlamlar olduğu hissettim. Öncelikle kitap çok akıcı. Kurgu metin olmamasına rağmen akıp gidiyor. Her bir bölümün çok önemli mesajları var. Mustafa Kemal Atatürk’ün de okulların müfredatına konulmasını istediği kitap beni hayal kırıklığına uğratamazdı. Her Türk gencinin okuyup “Biz neden daha iyisini yapamayalım? Biz neler yapabiliriz?” diye sorgulama yapması gereken bir eser. Müslüman olduğumuz için en ahlaklı biziz diye düşünüyoruz fakat ahlaki, açıdan birçok eksiğimiz var. Eğitim sistemimiz yıllardır oturtulmaya çalışılıyor fakat bir türlü oturtulamadı. Tam oturtacakken başka bir sisteme geçiyoruz. Din adamlarımız ne kadar örnek oluyorlar milletine? Mimarlarımız, işçilerimiz, çiftçilerimiz, öğretmenlerimiz, yöneticilerimiz ne kadar hakkıyla yapıyorlar işlerini? Eğitim futboldan ne zaman daha önceliğimiz olacak? Siyasetçilerimiz ne zaman ilk önce kendi
halkını düşünecek? Toplumun en ufak yapı taşı bile kendi üstüne düşen görevi yerine getirse biz de aşacağız çoğu şeyi. Tam olarak bataklıklar içerisinde değiliz ama bir gün bizim de lavantalarımız açacak belki.
104 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Atatürk’ün neden okullarda okutulmasını tavsiye ettiğini kitabı okumaya başlayınca anlıyorsunuz. Bu zamanda ortaokul seviyesinde her öğrenciye okutulması gerektiren bir kitap olduğunu düşünüyorum.
240 syf.
·4 günde·9/10 puan
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, kitabı alışım, okuduğum yerler ve içerik anlamında bende oldukça farklı bir yere sahip oldu. Kitabın incelemesine başlamadan önce benle olan hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Arkadaşımla beraber hafta sonunda ne yapmalı diye çokça düşündük ve en nihayetinde Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde Nargile içmeye karar verdik. Kararımız sonrası Beyazıt yolculuğu başlamış, sonrasında nefesi sahaflarda almıştık. Yerlere serili olan kitaplar arasından listemde olan Beyaz Zambaklar Ülkesinde ve Sineklerin Tanrısı gözüme çarptı. Çok fazla zamanımız olmadığından bu iki kitabı alıp mekâna geçtik ve kitabın başlangıcını orada yaptım. Sonrasında başka bir arkadaşım ertesi gün Bursa’ya gitmeyi teklif etti ve bende kabul ettim. Pazartesi günü İstanbul trafiğinin en yoğun olduğu vakit yola çıktık ve tam dört buçuk saat sonra ancak Nilüfere varabildik. Geceyi dinlenerek geçirdikten sonra sabahtan merkeze gidip Bursa’nın tarihle iç içe olan merkezini gezdik. Gün batımına doğru tekrardan Nilüfere geçtik. Arkadaşım bir arkadaşı ile görüşmek için beni arabada yalnız bıraktı ve o an geldi. Hava tam manasıyla kararmamış olmasına rağmen sokak lambaları ışık vermeye başlamıştı. Arabanın içerisinde, koltuğu hafiften arkaya dayadım ve kitabımı açıp tek tük insanların sessizliğini bozamadığı sokakta, sokak lambalarının loş ışığıyla tekrardan okumaya koyuldum. (Sanıyorum kitabın dili olsa bu şekilde okunduğu için bana teşekkür ederdi. :) )

Gelelim kitabın incelemesine. Kitapta Finlerin yükseliş hikâyesine tanık oluyoruz. Deyim yerindeyse gerçek bir diriliş hareketi diyebiliriz. Kitabın sayfaları arasında dolaşırken okurun aklında dönüp dolaşan ve tam manasıyla net bir cevap veremediği o soru beliriyor. Neden? Neden biz yapamıyoruz? Dediğim gibi bu sorunun bir sürü cevabı olabilir ve ancak tüm bu cevaplar birleştiğinde ancak bir diriliş, bir yükseliş hareketi meydana gelebilir. İşte bende bu incelemede bunun cevaplarını yansıtmaya çalışacağım.

Bana göre, bir toplumun yükselişi için en gerekli unsur, eğitim ve eğitim ile gelen farkındalıktır. Toplumun tabanına inmek ise en çok önem arz eden durumdur. Finler, İsveç’in himayesi altında yozlaşmış ve çürümüş bir millet iken Rusya’nın himayesine geçmesi (tabii Rusya’nın himayesine geçerken kendi bağımsız iradesi ile yönetilebilme ayrıcalığı alarak geçiyor.) ile diriliş hareketi başlıyor. Öncelikle tarihten dersler çıkartabilen bilinçli bireylerin gayretleri son derece önem arz ettiği mesajı veriliyor.

Ülke genelinde bir vatansever bilgenin(Snelman) çıkardığı bir kıvılcım ile başlıyor Finlerin diriliş hareketi. Hedeflenen yükseliş için toplumun her kademesine farkındalık konferansları veriliyor ve bununla beraber ülkenin dört bir yanına halk kütüphaneleri açılıyor. Dikkat çekmek istediğim bir diğer konu ise halkın cahiliyeti sadece okuma yazma bilmeyen en alt tabakadan ibaret olmadığı, doktorların, avukatların, memurların yani bir anlamda eğitim görmüş bireylerinde bu kapsama girdiği kitap içerisinde çarpıcı örneklerle gözler önüne seriliyor. Bir memurun mesai saatlerinde halkın ihtiyaçlarını karşılama anlamında eksik kaldığı, mesai saatleri dışında da kâğıt oyunları ve alkol gibi insanı uyuşturan, yaşama amacını donduran uğraşlarla meşgul olduğu çürümüş toplumun birer çarkları olarak varlıklarını sürdürdükleri gibi örnekler. Devlet kademelerinde tüm bu çürümüşlüğün yanında birde ahlaksızlar boy gösterince halk için ülke yaşanılmaz bir yer haline geliyor. Bu anlamda kitapta yer alan “Ahlaki Oksijen” kavramı ile alakalı bir alıntı yapmak istiyorum. “Metternich zamanında rüşvet alıp vererek, hafif ve kolay kazançlar elde etmek, saygın bir işmiş gibi yaygınlaşmıştı. Toplum içerisinde ahlaki oksijen kalmamıştı.”

Kitap bir ülke için, bireyler için neredeyse tüm gerekli konulara değinmiştir. Üzerine konuşulacak o kadar çok konu var ki ama okunmayacağı, amacına ulaşamayacağı için incelememi yine kitapta yer alan dindarlık üzerine yapılan inanılmaz tespitle sonlandırıyorum. Herkesin ama herkesin okuması üzerine düşünmesi ve bu düşünceleri amaç edinmesi gereken bir kitap. Keyifli ve bol kazanımlı okumalar.

“Evrene zarar verirsen, insanlara ya da hayvanlara kötülük edersen, ailenin bir ferdine kötülük etmiş sayılırsın. İşte buna dindarlık denir.”
Zaman değişmiş, bunu değerlendirin. İlk andan itibaren sıkı çalışın, eski ruhu kovun, tamamen uzaklaştırın, hiç izi kalmasın.
Herkes hayattan mümkün olduğu kadar fazlasını almaya çalışırken,hayata da bir şeyler katmak gerektiğini düşünen yok.
Ülke insanının çoğunluğunun eğitimden yoksun bırakılmış olması bir cinayettir. Devletin kendi kendini yok edişi, intihar etmesi demektir.
Ücra bölgelerde sizlerin emeğine değer vermeyen cahil insanların arasında hangi şartlarda yaşadığınızdan haberdarım..
Şunu unutmayın:bizler halkın uyandırılması gibi büyük bir işe daha yeni başlıyoruz
Hayattaki aşırı düzensizliğin başlıca nedenlerinden birisi herkesin hayatta iyi bir düzen kurmaya çakışması, fakat hiç kimsenin hayatın kendisini düzene sokmak istememesidir.
Boğuluyoruz, ruh ve şevkini kaybetmiş bir topluluk olarak, parmağımızı bile kıpırdatmadan ve risk almadan bir şeyler elde etmeye çalışıyoruz. Yeni bir hayat kurmak istiyorsak, bunu çıplak elle yapamayız.
Herkes büyük işlere, büyük şahsiyetlere, büyük sevinçlere özlem duyuyor da; çok az insan, kendini ve etrafındaki yaşamı o alışılmış bayağılığın, aptallığın ve bir hiç olmanın bir milim olsun üzerine çıkarmaya kafa yoruyor.
"Ülke insanının çoğunluğunun eğitimden yoksun bırakılmış olması bir cinayettir. Devletin kendi kendini yok edişi, intihar etmesi demektir.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
105
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059489935
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Meşhur bir atasözü der ki: “Yeni toplumlar, kendileriyle birlikte yeni şarkılar üretirler.”

Zaman geçip gittikçe nesiller değişiyor ve yenileniyor. Her nesil gelişirken kendisiyle birlikte yeni kavramlar, yeni söylemler, yeni ihtiyaçlar ve talepler de getiriyor.

Artık yeni nesillere eskimiş ve zaman aşımına uğramış yönetim biçimleri ve yasalar zorla uygulanamaz.

Kitabı okuyanlar 51,4bin okur

  • Selman Sevim
  • Sinem Bayar
  • sedef şık
  • Sadık KURUKAN
  • ERTAN MERTEK
  • Demet Yazıcı
  • Elif
  • Altay
  • ALİ TÜRKEL
  • MllŞebnem

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%8.3
13-17 Yaş
%18.2
18-24 Yaş
%36.5
25-34 Yaş
%18.8
35-44 Yaş
%13
45-54 Yaş
%2.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.9
Erkek
%37.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.6 (234)
9
%0.9 (128)
8
%0.6 (94)
7
%0.2 (30)
6
%0.1 (9)
5
%0 (6)
4
%0 (2)
3
%0
2
%0 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları