Adı:
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
156
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055205782
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Araf Yayıncılık
Rus yazar Grigory Petrov'un çeşitli aralıklarla çıktığı Finlandiya seyahatlerindeki notlardan oluşan bu kitap, kısa sürede birçok dile çevrilerek dünyanın her tarafına yayıldı. Petrov, kendini milletine ve ülkesine adamış bir avuç aydın ve din adamının, karış karış her köyü gezip, gönül tokluğu ve özverili çalışmalarıyla insanları nasıl motive ederek kalkınma hamlesi başlattıklarını akıcı bir dille anlatıyor.

Gara inersin, bir yolcu gibi büfeyi ararsın. Bütün Avrupa'da büfenin ne olduğunu, orada herşeyin üç misli, beş misli fiyatla satıldığını herkes bilir. Fin büfesinde, Fin lokantasında olduğu gibi, bildiğim kadar, hiçbir şey satılmaz. Büfeye sofra kurulur. Yemekler büyük bir orta masasına konur. Rafların bir kenarından her çeşit tabak, kaşık, bıçak, çatal görünür. Herşey masaya açık olarak konulmuştur. Kimse dağıtım yapmaz. Yemek, içmek isteyen her yolcu dilediği şeyi kendisi alır, doldurur. Doyasıya yer, içer. Öğle, akşam yemekleri için bir ya da bir buçuk markı kendisi kasaya öder.
200 syf.
·Beğendi·10/10
Ülke ve meslek farketmeksizin kedini ve çevresini geliştirmek, sürekli ilerilere taşımak isteyen bir insanın mutlaka okuması gereken bir kitap. Bir insanın nasıl yaşarsa insan gibi yaşamış olacağını, nasıl gelişeceğini ve geliştireceğini daha önemlisi en basit ölçekte İYİ insan sıfatına nasıl sahip olunacağını anlatan fakat anlatırken olaylar ve sunuş şekli ile sıkılmanızı engelleyen muazzam bir eser.

Devlet dairelerinin tamamında çalışan tüm memurların meslek hayatlarına başlamadan okumasının zorunlu olması gereken ve tekrar müfredata zorunlu olarak sokulması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yani içeriğinin ne kadar dolu ve önemli olduğunu buradan anlayabilirsiniz.
Bu sebeplerden dolayıdır ki Türkiye de Kuran-ı Kerim’ den sonra en çok okunan kitaptır ve yine bu sebeplerden dolayıdır ki Mustafa Kemal zamanında müfredata zorunlu olarak getirtmiştir.
196 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Kitap içerik olarak çok güzel herkesin okuması lazım. Fakat indigo yayın evinden okumayın. Kitapta anlatılan olayların gerçek olmadığını dip notlarda vermiş. Doğruları söyleyim derken okuyucunun kurduğu hayal dünyasının yıktı. Kitaptan alınabilecel zevki en aza indirdi.
256 syf.
·8 günde·9/10
Atatürk’ün askeri okullarda okutulmasını önerdiği bir kitapmış. Bunu görünce ilgim daha da artıp okumaya başladım ve hizmet ettiği amaca ne kadar uygun olduğunu gerçekten anlamış oldum.

Fakirliğin , imkansızlığın,dışa bağımlılığın batağındaki ülke Finlandiya’nın (Suomi) yönetimden eğitime köylülerden dine kadar 13 adet konu işlenmiş ve bu konularda gelişip kendi içinde mutlu bir ülke olması için yapılması gerekenlerden bahsetmiş ve aslında kızıma söylüyorum gelinim sen anla niteliğinde tüm ülkelere adetâ bir tarif vermiş yazar.

Hak verdiğim o kadar çok nokta oldu ki kitapta altını çizmediğim yer kalmadı neredeyse.

Keyifli okumalar dilerim.
105 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
“Zaman geçip gittikçe nesiller değişiyor, yenileniyor. Her nesil gelişirken kendisiyle birlikte yeni kavramlar, söylemler, ihtiyaçlar, talepler de getiriyor.” ... http://www.bumesele.com/...inde-grigory-petrov/
160 syf.
·61 günde·Beğendi·7/10
Atatürk’ün de okunmasını istediği bu kitabı okumadan olmazdı. Umut veren, hala yapılabilecek çok şey olduğunu örneklerle gösteren bir kitap. Ülkesini en çok sevenler, ülkesi için en çok çalışanlardır. Kısaca diyor ki; aylaklığı bırakın, kimsenin bişeyler yapmasını beklemeyin, ayağa kalkın ve ne yapıyorsanız en iyisini yapın ülkeniz için, geleceğiniz için. Ne yazık ki baskıcı toplumlarda bazı kesimler için isyanın, özgürlük sevdasının bir timsali olmuştur alkol. Oysa ülke olarak aşırı tüketildiğinde de yine üretkenliğin ve dolayısı ile özgürlüğün sonu da olabileceğini anlatıyor. Okuduğuma çok memnunum. Akıcılığı ne yazık ki bir romandan olması gerektiği kadar iyi değil. Bir de benim okuduğum bu versiyon da tam 51 sayfada kitap kendini övmüş, keşke bunu biraz okuyucuya bıraksaydı. Bu biraz antipatik olmuş. Genel olarak ülkemizin durumu da düşünüldüğün de mutlaka okunmalı bence, Finlandiya’lılar yapabildilerse bence biz de yapabiliriz.
200 syf.
·Beğendi·10/10
Asla geç kalmamanız gereken bir kitap. Herkesin kendine pay biçip aklına işleyeceği çpk şey var kitapta. Kesinlikle öneriyorum. Biran önce okumalısınız okumadıysanız.
160 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitap, bir ulusun başka bir ulus tarafından asimile edildikten sonra farkli meslek ve uğraşlara sahip bir grup vatandaş ve aydin kesimin mücadelesi sonucu her türlü imkansizliğa, yoksulluğa ve elverişsiz doğa şartlarına rağmen bir bataklık ülkesi olan, Finlandiya'yi Beyaz Zambaklar ülkesine dönüştürülmesini konu alıyor.
Yazarın hayatı, düşünce yapısı ve mücadelesi kitabına o kadar güzel yansımış ki! bu kitap ancak dertli bir adamin, dava adamının elinden çıkar! Dedirtiyor adeta.
Ülkemizde de dünya çapında da ses getiren bir kitap olması hasebiyle herkes okumasa bile bir davaya, bir fikre mensup her insanın mutlaka okuması gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü kitap tam bir dava şuuru aşılıyor, derin ve sarsılmaz bir inanç sonucu önce kendinden başlayıp, halkı eğitmeye dayalı bir dünya öngörüyor. Halk kesimini görmezden gelip, tavandan tabana inme metod ve stratejilerin asla sonuç verilmeyeceğinin en güzel örneğini teşkil ediyor bu kitap. Kardeşlik ve birlik olmadan, ahlak, inanç, maneviyat, plan,program; eğitimsiz kitlelerle başarı elde edemeyeceğinin altı çiziliyor.
Bir konuya daha temas etmeden de edemeyeceğim. Bir dönem Atatürk tarafından okullarin müfredatına konulması istenen bu kitabın, Atatürk'ün ilke ve inkılaplarına birçok noktada çelişkili yaptırımlar gözlerime çarptı. Örneğin, din meselesinde yazarin, dine bakış açısı ve önerileri asla ve asla mevcut inkilaplarla uyuşmamakta ve tezat düşmektedir. Yine halka verilen değer tek bir ferdi bile göz ardı etmemek, değerlendirmek ne olursa olsun sahiplenmek ama biz istiklal mahkemelerinde yargisiz infaz sonucu katledilen yuzlerce alime, aydina ve halka şahidiz . Yine Aydinlara değer verilen bir toplumu öngörse de biz aydınları, alimleri katledilen bir neslin devamıyız.! Yine eğitime çok fazla önem veren bu kitap, biz de bir gecede harf inkilabiyla cahil bırakılan bir toplum vb... vb ...
Kitabı herkes kendince okur herkes kendi davasına, kendi görüşüne göre yorumlar ama dikkatlerimden asla kaçmayan bir konu daha var; bu kitabın önerdiği dünya, örnek gösterdiği ülke, yapmak istedikleri, takip edilmesi gereken yol, ancak ve ancak bir dinle hayata geçebilir ve hayata geçtikten sonra kalıcı olabilir. O da kitapla hemen hemen ayni düşünceye sahip olan Islâm ittkadidir. Kitabın vermek istediğinden fazlasına sahip. Halka bu kadar önem veren ve halkın değişmesini öngören bu kitaba yanıt, bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez ayeti olacaktır ve buna benzer yüzlerce sosyolojik ayet... Biz aslında daha güzeline en güzeline sahibiz dedim kitabin sonunda:) .
Iyi okumalar.
186 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitabı Mustafa Kemal Atatürk'ün neden okutmak istediğini okuyunca daha iyi anladım. Bir milletin bir ulusun nasıl sıfırdan bağımsızlığı için mücadele ettiğini adeta yaşayarak okudum. Bu kitap bize gelecekte nasıl bir ülke olucağımıza ışık tutar nitelikte herkesin ders çıkarması lazım.
256 syf.
·3 günde·1/10
#Gereksiz ünlü kitaplar vol.1

Bu kitabın indigo yayınevinden çıkan baskısını okudum . Çevirmen öyle detaylı bir iş çıkarmış ki yazardan fazla şey sunuyor okuyucuya. Kitabı okumamın tek iyi yanı çevirmeni oldu. Petrov un anlattığı şeylerin nerdeyse tamamı şaşkınlık verici şekilde çevirmen tarafından işaretlenmiş ve hiçbir delil bulamadığı , öyle bir ismin olmadığı, falanca uygulamanın bahsi geçen yerde gerçekleşmesinin imkansız olduğu yazılmış . Kitaba olan merakımı da söndürdü bu durum. Çünkü kitap ütopyalara konu olacak bir yerin gerçekten var olma durumunu vaadediyor ve böyle çekiyor okuyucuyu. Tam bir gezi yazısı. Ancak içerisinde uydurma ve abartı gerçekten bu kadar çoksa bu durum kitabı temeldeki iddiasından epey uzaklaştırır.
112 syf.
·Puan vermedi
Bu kitap Atatürk’ün askerlere ve öğretmenlere tavsiye ettiği bir kitapmış bir arkadasım bana önermişti . okuyunca ne kadar haklı olduğunu anladım . Kitap kısaca Finlandiya’nın Rusya ve İsveç sömürgesinden nasıl kurtulduğunu ve snelman’ın halkı nasıl bilinclendirdigini anlatıyor

Şimdiden iyi okumalar
208 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Yine çok ünlü bir eserle beraberiz. Bu kitabı okuyunca herkes diyor ki neden finlandiya eğitimi gibi bir sisteme sahip değiliz. Doğrudur adamlar güzel bir sistem kurmuş uyguluyorlar. Ama şunu unutmamak gerek onlar küçük bir ülke ve uygulamak istedikleri sistemde yıllardır ısrar ediyorlar. Onlar bu yola çıkarken uzun vadede sonuç bekliyorlardı ve beklediklerine kavuştular. Sabır gösterdiler ve başardılar. Kitap işte tüm bu çabaları anlatiyor. Zaten okullarda ders kitabı olarak onerilmesi boşuna değil.
Bizde en büyük eksik sabırlı olamiyoruz birde sürekli olumsuz şeylere takılıp kaliyoruz. Çözüm üreten insan sayımız az. Bir şeye bakarken hep yanlışları görüyoruz. Maç izlerken hakem hatalarini kaçan golleri görürüz. Film izlerken çekim görüntü hatalarını görürüz. Eğitimde de sorun aynı bep sistemi eleştiririz ama işin içine girince ayni şeyi hataları biz de yaparız. Neyse yine uzattik biraz. Kolay gelain keyifli okumalar.
239 syf.
·40 günde·5/10
Atatürk'ün tüm ülkede ders müfredatına koyulmasını istediği kitap olduğu için beklentiyi de biraz yüksek tutarak okumaya başladım. Kitap, Snelman ve benzer görüşte öncü insanların Finlandiya'nın kültürel,sosyolojik,ekonomik,ticari ve daha pek çok konuda atlama yaparak gelişmesine olan katkılarını anlatmakta. Yazıldığı dönemin şartlarına göre dil ve mantık içermekte olduğu unutulmamalıdır. Kitap, anlatması gerektiği noktaları iyi anlatmakta olup beğenmediğim en önemli kısım aynı olguların benzer kelimelerle sürekli olarak tekrar edilmesi. Bu,büyük ihtimal olguları okuyucunun zihnine sokmak için yapılmış bir döngü ancak hem kitabın dilinden hem de kendi içinde çok tekrar etmesinden dolayı biraz yavaş giden ve sıkıcı bir kitap oldu benim için. Yine de Atatürk'ün büyük ihtimal kendi devrimlerine yakın bulup müfredata sokulması isteğinde bulunduğu bu kitabı tavsiye ediyorum.
Eğer gençliğin ruhunu tarım yapılmayan bir tarla gibi kendi halinde bırakırsanız, orada ısırgan otları ve dikenler yetişir.
Ülkelerin güçlü veya zayıf, halkların gelişmiş veya geri kalmış olmasının altında yatan tek neden yöneticinin adil veya yetersiz olması değildir. Yönetici nasıl biri olursa olsun -iyi veya kötü, kahraman veya zalim- her zaman kendi halkının canından bir candır, onun bir parçası, ruhunun yansımasıdır.
! Halk nasılsa, onu yönetenlerde öyledir. Bu yüzden de her halkın hak ettiği iktidarlara ve yöneticilere sahip olduğu eskiden beri söylenegelmektedir.
Halk cahil, kaba, ayyaş ve tembeldir. Ayrıca, açgözlü, pis, yalancı ve kıskançtır... Peki, bunun suçlusu kimdir?
Bakımsız, terk edilmiş boş arazilerde ne gül, ne elma ne de patates yetişebilir. Oralarda en fazla ısırgan otu, devedikeni ve pıtrak biter. Halk kitlelerinin beyni ve kalbi de böyledir.
Anne ve babalar, çocukları daha fazla bu durumda bırakmayın. Onların terbiyeden yoksun, zeka ve kalpleri bilinç ve sevgi fakiri bireyler olarak büyümesi ahlaka ve maneviyata sığmayan bir suçtur. BU SADECE SİZİN AİLE MESELENİZ DEĞİL, BU AYNI ZAMANDA TOPLUMU, DEVLETİ VE HALKI İLGİLENDİREN BİR KONUDUR!
Grigory Petrov
Sayfa 128 - Koridor Yayınları
Açık söylemek gerekirse, çocuklar anne babaları ve çok sayıda teyze ve amcaları ile birlikte aynı evde yaşasalar da, bir yetim gibi büyümektedirler. Onları çok iyi yedirip giydiriyor ve sağlıkları ile ilgileniyor olabilirler, fakat çocuğun zekası ve kalbinin temizliği konusunda çok az kafa yoruyorlar. Hakikaten, çocuklarımızın şimdikinden daha kötü olmamalarına hayret etmek gerekir.

...

Anne ve babalar, iyi düşünün ve açık yüreklilikle, samimi olarak cevap verin: Çocuklarınızın yetişmekte olduğu ve kişiliklerinin şekillendiği aile ortamı zihinsel ve manevi açıdan yeteri kadar sağlıklı mıdır?

Çocuklara sürekli "Yalan söyleme, kimseyi kandırma! Bu iyi değil, şunu yapmak çok kötüdür, günahtır! Tanrı bundan hoşlanmaz ve sizi cezalandırır!" diyorlar. Ama kendileri yalan söylüyorlar, kandırıyorlar. Birbirlerine, başkalarına, çocuklarına yalan söylüyorlar. "Birilerine yalan söylemek, kaba ve kinli olmak günahtır!" diye nasihat ediyorlar, ama kendileri kaba, kindar ve yalancıdırlar. Söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmamaktadır.

...

Çocuklardan sevgi, saygı ve itaat beklemeyin, bunları kendilerini korkutarak, azarlayarak veya cezalandırarak elde edebileceğinizi düşünmeyin. Çocukların önünde onların size saygı duyacakları ve sizi, sahip olduğunuz erdemler sayesinde sevebilecekleri gibi davranın.
Grigory Petrov
Sayfa 124 - Koridor Yayınları
''Finlandiya vatandaşlarının azimli ve gayretli bir şekilde çalışarak özgür ve kalkınan bir ülke kurdukları açıkça ortadadır.''
Kitlelerin dine karşı ilgisizliği halk için çok tehlikeli bir hastalığa dönüşebilir. Ciddiyetten uzak gençlik ve akıl fakiri liberal düşünürler, dinsizliğin özgür düşüncenin yansıması olduğunu söylemekle büyük bir hata yapıyorlar. Dinsizlik - manevi fakirlik ve hastalıklı ruh halinin belirtisidir. Dinsizlik - halkın sahip olduğu bütün kutsal değerlerin ölmesidir. Bunun sonucu olarak, insanlar hayvani duygularının esiri olur, maneviyatsızlık, ahlaksızlık, kaba egoizm, hırsızlık ve had safhaya varan duygusal çöküntü başlar.
Grigory Petrov
Sayfa 96 - Koridor Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
156
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055205782
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Araf Yayıncılık
Rus yazar Grigory Petrov'un çeşitli aralıklarla çıktığı Finlandiya seyahatlerindeki notlardan oluşan bu kitap, kısa sürede birçok dile çevrilerek dünyanın her tarafına yayıldı. Petrov, kendini milletine ve ülkesine adamış bir avuç aydın ve din adamının, karış karış her köyü gezip, gönül tokluğu ve özverili çalışmalarıyla insanları nasıl motive ederek kalkınma hamlesi başlattıklarını akıcı bir dille anlatıyor.

Gara inersin, bir yolcu gibi büfeyi ararsın. Bütün Avrupa'da büfenin ne olduğunu, orada herşeyin üç misli, beş misli fiyatla satıldığını herkes bilir. Fin büfesinde, Fin lokantasında olduğu gibi, bildiğim kadar, hiçbir şey satılmaz. Büfeye sofra kurulur. Yemekler büyük bir orta masasına konur. Rafların bir kenarından her çeşit tabak, kaşık, bıçak, çatal görünür. Herşey masaya açık olarak konulmuştur. Kimse dağıtım yapmaz. Yemek, içmek isteyen her yolcu dilediği şeyi kendisi alır, doldurur. Doyasıya yer, içer. Öğle, akşam yemekleri için bir ya da bir buçuk markı kendisi kasaya öder.

Kitabı okuyanlar 16.034 okur

  • ESRA BAYSAL
  • Zeyy
  • Uğur Salur
  • Anıl Duran
  • Gülşen Yazıcı

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları