Adı:
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Baskı tarihi:
Mart 2021
Sayfa sayısı:
140
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750748844
Orijinal adı:
Финляндия, страна белых лилий
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Grigory Petrov’un çeşitli aralıklarla çıktığı Finlandiya seyahatlerindeki notlardan oluşan Beyaz Zambaklar Ülkesinde, 1800’lerin sonlarında Finlandiya halkının içinde bulunduğu durumu, cehaletten kurtulmak için başta Johan Vilhelm Snellman olmak üzere ülkedeki bir avuç Fin aydınının verdiği olağanüstü mücadeleyi anlatır. Petrov’un 1923 yılında kaleme aldığı eser Finlandiya’ya adanmış olmakla beraber, gelişmekte olan ülkelere rehber olacak nitelikte bir uygarlık mücadelesinin öyküsüdür aynı zamanda.

Mustafa Kemal Atatürk’ün askerî okullarda okutulmasını istediği Beyaz Zambaklar Ülkesinde, hâlâ ilk günkü güncelliğini koruyor.
240 syf.
·4 günde·10/10 puan
Eser, Finlandiya’ya sürekli gidip gelen Rusya’nın bilinen papazlarından biri olan Grigory Petrov’un (1866, Rusya – 1925, Paris) gözlemlerinden oluşur. Onun gözünden Finlandiya’nın bataklıktan nasıl bir ülkeye dönüştüğünü, ekonomi, spor, sağlık, kültür, bilim, eğitim gibi birçok alandaki değişimi ortaya koyarak anlattığı bir eserdir. Bizde de öyle bir geçiş dönemi olması hasebiyle ulu önderin dikkatini çekmiş ve askeri okulların müfredatı na girmesini istemiştir.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
208 syf.
Kitap malumunuz Finlandiya'nın diriliş hikayesini anlatır. Ekonomi, sağlık, kültür, eğitim gibi bir çok alanda öncesi sonrası ve aradaki geçişi yansıtması, somut bir örnek eylemiş kitabı. Dirilme ve diriltme ruhunu istemeseniz inanmasanız dahi aşılıyor size. Okuyanların bence düşünmesi gereken bir husus, bu diriliş bizim topraklarımızda bizim koşullarımızda nasıl yaşatılabilir olmalı.

Ve lütfen biri size bana okuyacağım bir kitap önerir misin deyince, Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi eline tutuşturuverin. Bir yerde bi liseli görürseniz çantasına gizlice de olsa koyun. Sevgilinize hediye olarak alın. Ne bileyim okuyun okutturun işte :)
  • Beyaz Diş
    8.6/10 (9,4bin Oy)9,1bin beğeni38,1bin okunma16bin alıntı287bin gösterim
  • Denemeler
    8.7/10 (7,1bin Oy)7,6bin beğeni29,5bin okunma90,5bin alıntı134,9bin gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (9,9bin Oy)10,2bin beğeni35,7bin okunma40,9bin alıntı181,2bin gösterim
  • Dava
    7.7/10 (7,2bin Oy)6,7bin beğeni30,6bin okunma17,8bin alıntı165,1bin gösterim
  • Fedailerin Kalesi Alamut
    8.9/10 (7,5bin Oy)7,7bin beğeni24,7bin okunma17,6bin alıntı112,1bin gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (14,5bin Oy)13,2bin beğeni54,3bin okunma105bin alıntı386,1bin gösterim
  • Toprak Ana
    8.9/10 (8,4bin Oy)8bin beğeni30,1bin okunma25,9bin alıntı102,9bin gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (6bin Oy)6,3bin beğeni24,4bin okunma23,2bin alıntı117,8bin gösterim
  • Şu Çılgın Türkler
    8.9/10 (3.986 Oy)3.907 beğeni15,5bin okunma4.530 alıntı50,2bin gösterim
  • Sofie'nin Dünyası
    8.6/10 (5,8bin Oy)6,4bin beğeni22,1bin okunma30,3bin alıntı160,5bin gösterim
235 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
> Merhaba arkadaşlar! Bugün sizler ile birlikte Grigory Petrov’dan son okumuş olduğum Beyaz Zambaklar Ülkesinde’yi incelemek, daha doğrusu ele almak istiyorum. Biliyorum, belki birçoğunuzun aklından, burada da herkes hep aynı yazarların eserlerini okuyor düşüncesi geçiyor olabilir, ama inanın ben bu kitabı okumayı belli bir sebepten ötürü daha önceden planlamış olsam da, işlerimin yoğunluğundan ve bazı isteklerden dolayı ötelemiştim diyebilirim ve kısmet bu güzel Aralık ayınaymış. Sanırım bu kitap için en uygun zaman Aralık ya da soğuk kış günleridir diyebilirim çünkü Finlandiya’yı ve bulunduğu coğrafi ortamı biraz olsun anlayabilmek de soğuk havadan geçer düşüncesindeyim. Neyse, lafı sözü çok ballandırıp, aşırı tatlandırmadan konuya geçelim o zaman! İşte size Finlandiya ve Finlandiyalı “Yaşam Mimarları”.


Beyaz Zambaklar Ülkesinde:

“Bu milletin her şeyi var. Sa’y ü ameli, akl ü ameli, akl ü nakdi, an’anat-ı muhimmesi ile Finlandiya milleti her ne türlü terakki etmek lazım ise etmiş, yalnız bir eksiği var: Milli bayrağı. Finlandiya’da yalnız fazla, lüzumsuz ve zararlı bir şey var: Rus bayrağı.“ ~ Celal Nuri (İleri) ~


> Bir ülke hayal edin; coğrafi olarak neredeyse Avrupalı, kuzey batısında Murmansk’a, güney doğusunda St. Petersburg’a, güneyinde Estonya’ya, batısında ise İsveç’e komşu. Ama aslında zamanın şartları gereği, yıllarca iki emperyal gücün sarmalında kalmış, iki milyon nüfuslu kendi halinde zavallı bir halk düşünün. Milli bir kimlikten, dilden, tarihten ve hayatın diğer ülkelere cömertçe davrandığı tüm nimetlerden yoksun insanları düşünün! Tüm bu yazdıklarım ve yazamadıklarımın içerisinde, samana düşecek bir kıvılcımı beklercesine uyanmak için o günü bekleyen bir toplum düşünün. Hepimizin unutmaması gereken şudur ki, dünya tarihi, tarih sahnesinde kimi uluslara ve ülkelere hazin bir son öngördüğü gibi, bazı devletlerin ve ulusların ise kalkınmasını ve ilerlemelerini kaydetmek için temiz, beyaz sayfalar açmaktadır.

"İnsanlar ülkelerinin istikbaline dair şahsi mesuliyetlerinin bilincine varmazlarsa o ülkenin kalkınıp müreffeh bir ülke haline gelmesi imkânsızdır. Her gerçek vatandaş ‛hayat mimarı’ olmalıdır." (S.48)

“Bütün bunları ciddiye alarak düşününüz! Tırtıllar gibi kendi önemsiz ve kişisel meselelerinizin ve dertlerinizin bataklığında kıvranmayınız.” ~ Bilge Daniyal ~


> Hep başka bir ülke krallığı ve egemenliği altında yaşamış olan Finliler, yüzyıllarca İsveç Krallığı’nın siyasi ve kültürel egemenliği altındaydılar. Fakat on dokuzuncu yüzyılın başlarında İsveç mandasından kurtulan Finliler bu kez özgürlüklerini Çarlık Rusyası’nın siyasal egemenliğine teslim etmek zorunda kalmışlardır. O dönemin yayılmacı Rus siyaseti, başkentleri olan Sankt Petersburg’un Finlandiya’ya çok yakın olması ve bu coğrafi konumun Rus karar mercilerince jeopolitik, jeostratejik bir risk olarak görülmesinden kaynaklı olarak bu güzel ülkenin işgali için yeterli nedenlerden sadece birisiydi. Bu stratejik konumun ileride bazı batılı güçler tarafından suistimal edilebileceği ve bir harekât üssü olarak kullanılabileceği düşüncesi bile Ruslar’a, başkentlerini Sankt Petersburg’dan daha iç bölgeye, Moskova’ya taşınmasına sebep olacak derecede önemliydi. İşte böylesi bir zamanda, 19. yüzyılın muhteşem imparatorluklarını bile yerle yeksan eden “nasyonalizm - ulusçuluk” ateşi, Finlandiya’da da başladı. Kuzeyin “Yalnız Kurt”ları Fin Halkının edebiyatçıları, müzisyenleri, fikir önderleri, kamu çalışanları, İsveç ve Rusların baskı ve zorbalıklarına karşı Finlandiya’nın değerlerini yeniden diriltme, geliştirme ve tüm bunları korumak adına büyük gayret sarf ettiler. Finlandiya halkının sahip olduğu büyük kültür ve medeniyet birikimi, sadece ve sadece ulusun bütün üyelerinin ortak çalışması sonucu bugünkü müreffeh düzeye ve zenginliğe kavuşmalarını mümkün kılmıştır. (Darısı bizlere!)

Bu ülkede her şey küçük: Şehirler küçük, ülkenin sahip olduğu kaynaklar sınırlı. Buna rağmen ülkenin eriştiği refah düzeyi hiç de küçümsenemeyecek kadar ileri boyuttadır. (S.26)


> Thomas Carlyle‘ye göre; Millet, cansız bir çamur tabakası gibidir. Eğer bir sanatçının eline geçmeyecek olursa sonsuza kadar şekilsiz ve hareketsiz kalır. Evet, Fin halkının kahramanı ve sanatçısı da filozof Johan Vilhelm Snellman’dır Bu kitabımızda kendisinin ve diğer dava arkadaşlarının yaz kış demeden, tüm ülkeyi en zorlu şartlar altında dolaşarak milli şuuru tekrar uyandırma ve en ileri seviyeye çekme çabalarına şahit olacaksınız. Bu “Yaşam Mimarları” olan “sanatçı”ların halkı nasıl şekillendirdiğini, nelere öncü olduğunu okudukça aklınızdan, “Neden, neden bizler de böyle bir şeye öncü olamıyoruz?!” diyeceksiniz. Snellman’ın vefaat ettiği 1881 yılında Atatürk dünyaya geldi ve ileride ülkemiz adına yaklaşık aynı yolu izledi. 1938 yılına kadar biz halkını şekillendirmek isteyen “sanatçı”mızın ömrü düşüncelerini tam olarak yoluna koymaya yetmediyse de, çok güvendiği genç nesil bugüne dek elinden geldiğince bu yolda yürüdü ve bir hayli mesafe kat etti. Biliyorum, belki bazılarınız hadi canım diyecek, ama onun düşüncelerini hala benimseyen, savunan ve ileri taşıma gayreti içerisinde olan milyonlar var. Bu bugünün şartlarında ne kadar zor da olsa, son zamanda yaşatılmak istenilen ile Atatürk’e olan ilgi de gitgide artmaktadır.

“Sizin göreviniz onları yetiştirmek, uygar ve gelişmiş halklar arasında yer almalarını sağlamaktır. Halkımızın cehaleti, kabalığı, ayyaş ve ahlaksız yaşam tarzı, hastalıkları ve fakirliği sizin utancınızdır, bu durumun suçlusu sizsiniz.”


> Yazarımız Grigoriy Spridonoviç Petrov, 1868'de Petrograd ilinin Yamburg kentinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Okumuş olduğum kitapta da konu edilmiş olduğu gibi, “Bir tüccar ve meyhanecinin oğlu olarak küfürden başka hiçbir şey duymadı, sarhoşlardan başka da hiçbir şey görmedi,” (S.7). Kendisi 20. yüzyıl başında Rusya'nın en tanınmış din adamlarından, makaleleri, yazıları sıklık ile okunan halk yazarlarındandı. Düşünce ve görüşünden dolayı kilisede kendisinin çalışmalarına son verildikten sonra, Petrov kendisini tamamen yazarlığa adadı. Bir gazeteci, yazar ve bağımsız din adamı olarak gittiği her yerde insanları etkilemeyi başardı. Petrov; Bilimin, dinin, felsefenin ve sanatın insanlığın mutlu olması için yarar sağlamadıkça hiçbir değer ifade etmeyeceği kanısındaydı. Tüm bunların insanlığı daha aydınlık günlere götürmesi gerektiği düşüncesindeydi ve bu düşüncelerine bağlı kaldı. Bu din adamının karanlığa ve yozlaşmış gidişata karşı yanan bir meşale olduğu kaçınılmaz bir gerçekti. Yıllarca halkı uyandırmak için çabalayan Petrov’un neredeyse tüm çalışmaları ve seminerleri Çarlık polisi tarafından yakinen takip edildi ve sonrasında yönetimi ele geçiren Bolşevikler ile de yıldızı asla barışmadı diyebilirim. Bu Bolşevik Devrimi gerçekleştikten sonra gene çok sevdiği ülkesinden kaçmak zorundaydı. Hayatına Yugoslavya Krallığı'nda devam etti ve ömrünün kalan son yıllarında birçok eseri kaleme aldı ve halkları aydınlatmak adına konferanslar düzenledi. Eski Sovyet Rusya'da, kendi anavatanın da yasaklanan birçok eseri Bulgaristan’da ve Atatürk’ün silah arkadaşları ve Yüce Türk Milleti ile kurmuş olduğu yeni Türkiye Cumhuriyeti'nde baya etkili oldu. “Beyaz Zambaklar Ülkesinde”, Türkiye’de en çok okunan ve rağbet gören yabancı kitaplar arasına girmeyi başarmıştır.

“Zinulya, 1 Ocak 1921 günü beş parasız, iç çamaşırsız ve ayağımda yırtık pırtık eski çizmelerimle bir berduş gibi Belgrat’a vasıl oldum. 26 Ocak 1921 tarihinde 2 numaralı lisede Rusça bir konferans verdim. Karşılığında 300 dinar aldım ve böylece sefaletten kurtulmak için ilk adımı atmış oldum. 2 numaralı lisenin müdürü çok iyi bir insan ve mükemmel bir öğretmen.” (S.18)


> Bulgaristan’da yaşayan arkadaşı Bojkov'un bu ülkede kurduğu 'Petɾov Kültür ve Eğitim Cemiyeti' sayesinde kitapları Bulgarcaya çevrilip yayımlanan yazar, bu ülkede büyük ilgi gördü. Özellikle 1925'te Beyaz Zambaklar Ülkesinde (Finlandiya) adlı eseri Bulgaristan’da yayımlandığında Bulgar Eğitim Bakanlığı tarafından kitlelere önerildi ve Bulgaristan’da tüm eserlerine karşı büyük ilgi doğdu.

Petɾov'un kitaplarının başarısı Türkiye’ye göç eden Bulgaristan Türkleri yoluyla Türkiye’ye ulaştı. 1928'de 3 ayrı kitabı Bulgarcadan Türkçeye çevrilip basıldı. Özellikle Ali Haydaɾ Taneɾ'in çevirisi ile yayımlanan Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı yapıt, Türkiye’deki aydınların dikkatini çekti. Kitabın içindeki fikirler ülkede uygulanması gereken bir eğitim ve kalkınma modeli olarak görüldü. Eser, 2008'e kadar dört defa Türkçeye çevrildi ve en az 41 kez baskı yaptı. (Wikipedia)


> İlk defa Gazi Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçe çevirisi yapılıp neşredilen bu güzide eserin, Atatürk tarafından Türkiye’de bulunan tüm okulların dersliklerinde okutulması adına müfredata eklenmesi istenmiştir. Türkiye’de çok popüler olan ve geniş bir kitle tarafından okunan bu kitap, daha sonra inceleme kapsamında genç cumhuriyetin aydınlarınca da bir hayli ilgi görmüştür. Burada kitaptan bazı ufak tefek alıntılar vermiş olsam da, fazla ileri gitmemek ve okumamış olanlara da saygısızlık etmemek adına incelemeyi yavaş yavaş sonlandıracağım. Fakat okuyacak olanlara kesin tavsiyem, kitabı Fark Yayınlarından tercih etmeleri olacaktır. 235 Sayfa tam olmak kaydıyla benim gördüklerim arasında belki de en geniş kapsamlı olanıydı diyebilirim. Kitap beni gerçekten çok etkiledi ve siz okuyacak olanları da etkileyeceğinden eminim. Bu kitabı uzun aradan sonra, Ankara’da Metro ile oradan oraya git gel yaparken okudum ve inanın çok beğendim.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
240 syf.
·5 günde·Beğendi
Anlatıma nasıl başlayacağım inanın ki bilmiyorum. Şimdiye kadarki okuduğum kitapların en en en iyisiydi diyebilirim. İşlenen konular o kadar güzel bir şekilde ele alınmış ki, okudukça hem üzüldüm insanların çektiklerine hem de cesaretlendim kazanılan zaferleri okudukça. O kadar çok alıntı paylaştım ki, herhalde kendimce katkıda bulunmak istedim bu düşüncelerin yayılmasına.

"Beyaz Zambaklar Ülkesinde" Finlandiya’yı konu edinen bir kitap. Kitapta, bataklıklar ve kayalıklar arasında yer alan, doğal kaynakları olmayan bu küçük ülkenin adeta "yoktan varoluşunu" anlatan; yani yoksulluktan kurtuluşunun ve siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan gelişmiş bir ülkeye dönüşümünün hikâyesi anlatılıyor.

Bu dönüşümün mimarları da, yani kitaptaki tanımıyla "yaşam mimarları"; toplumun her kesiminden, kalbi vatan sevgisi ve hizmet aşkıyla çarpan avukat, mimar, din görevlisi, öğretmen, köylü, işçi ve mermer ustasıdır. Bu bir avuç aydın kesim, bütün gerici güçlere karşı; sözde vatanını seven ama yalancılıktan, dolandırıcılıktan, ahlâksızlıktan ve yolsuzluktan başka bir iş peşinde olmayan insanlara karşı büyük bir savaşım içine girmişlerdir. Ve bunu sevgi, eğitim ve sabırla yerine getirmişler, kan dökerek değil.

Kesinlikle herkese tavsiye ederim. Okumayan çok şey kaçırır.

A.Y. abi.. çok haklıymışsın..Ecem sen de canım..
240 syf.
·4 günde·9/10 puan
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, kitabı alışım, okuduğum yerler ve içerik anlamında bende oldukça farklı bir yere sahip oldu. Kitabın incelemesine başlamadan önce benle olan hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Arkadaşımla beraber hafta sonunda ne yapmalı diye çokça düşündük ve en nihayetinde Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde Nargile içmeye karar verdik. Kararımız sonrası Beyazıt yolculuğu başlamış, sonrasında nefesi sahaflarda almıştık. Yerlere serili olan kitaplar arasından listemde olan Beyaz Zambaklar Ülkesinde ve Sineklerin Tanrısı gözüme çarptı. Çok fazla zamanımız olmadığından bu iki kitabı alıp mekâna geçtik ve kitabın başlangıcını orada yaptım. Sonrasında başka bir arkadaşım ertesi gün Bursa’ya gitmeyi teklif etti ve bende kabul ettim. Pazartesi günü İstanbul trafiğinin en yoğun olduğu vakit yola çıktık ve tam dört buçuk saat sonra ancak Nilüfere varabildik. Geceyi dinlenerek geçirdikten sonra sabahtan merkeze gidip Bursa’nın tarihle iç içe olan merkezini gezdik. Gün batımına doğru tekrardan Nilüfere geçtik. Arkadaşım bir arkadaşı ile görüşmek için beni arabada yalnız bıraktı ve o an geldi. Hava tam manasıyla kararmamış olmasına rağmen sokak lambaları ışık vermeye başlamıştı. Arabanın içerisinde, koltuğu hafiften arkaya dayadım ve kitabımı açıp tek tük insanların sessizliğini bozamadığı sokakta, sokak lambalarının loş ışığıyla tekrardan okumaya koyuldum. (Sanıyorum kitabın dili olsa bu şekilde okunduğu için bana teşekkür ederdi. :) )

Gelelim kitabın incelemesine. Kitapta Finlerin yükseliş hikâyesine tanık oluyoruz. Deyim yerindeyse gerçek bir diriliş hareketi diyebiliriz. Kitabın sayfaları arasında dolaşırken okurun aklında dönüp dolaşan ve tam manasıyla net bir cevap veremediği o soru beliriyor. Neden? Neden biz yapamıyoruz? Dediğim gibi bu sorunun bir sürü cevabı olabilir ve ancak tüm bu cevaplar birleştiğinde ancak bir diriliş, bir yükseliş hareketi meydana gelebilir. İşte bende bu incelemede bunun cevaplarını yansıtmaya çalışacağım.

Bana göre, bir toplumun yükselişi için en gerekli unsur, eğitim ve eğitim ile gelen farkındalıktır. Toplumun tabanına inmek ise en çok önem arz eden durumdur. Finler, İsveç’in himayesi altında yozlaşmış ve çürümüş bir millet iken Rusya’nın himayesine geçmesi (tabii Rusya’nın himayesine geçerken kendi bağımsız iradesi ile yönetilebilme ayrıcalığı alarak geçiyor.) ile diriliş hareketi başlıyor. Öncelikle tarihten dersler çıkartabilen bilinçli bireylerin gayretleri son derece önem arz ettiği mesajı veriliyor.

Ülke genelinde bir vatansever bilgenin(Snelman) çıkardığı bir kıvılcım ile başlıyor Finlerin diriliş hareketi. Hedeflenen yükseliş için toplumun her kademesine farkındalık konferansları veriliyor ve bununla beraber ülkenin dört bir yanına halk kütüphaneleri açılıyor. Dikkat çekmek istediğim bir diğer konu ise halkın cahiliyeti sadece okuma yazma bilmeyen en alt tabakadan ibaret olmadığı, doktorların, avukatların, memurların yani bir anlamda eğitim görmüş bireylerinde bu kapsama girdiği kitap içerisinde çarpıcı örneklerle gözler önüne seriliyor. Bir memurun mesai saatlerinde halkın ihtiyaçlarını karşılama anlamında eksik kaldığı, mesai saatleri dışında da kâğıt oyunları ve alkol gibi insanı uyuşturan, yaşama amacını donduran uğraşlarla meşgul olduğu çürümüş toplumun birer çarkları olarak varlıklarını sürdürdükleri gibi örnekler. Devlet kademelerinde tüm bu çürümüşlüğün yanında birde ahlaksızlar boy gösterince halk için ülke yaşanılmaz bir yer haline geliyor. Bu anlamda kitapta yer alan “Ahlaki Oksijen” kavramı ile alakalı bir alıntı yapmak istiyorum. “Metternich zamanında rüşvet alıp vererek, hafif ve kolay kazançlar elde etmek, saygın bir işmiş gibi yaygınlaşmıştı. Toplum içerisinde ahlaki oksijen kalmamıştı.”

Kitap bir ülke için, bireyler için neredeyse tüm gerekli konulara değinmiştir. Üzerine konuşulacak o kadar çok konu var ki ama okunmayacağı, amacına ulaşamayacağı için incelememi yine kitapta yer alan dindarlık üzerine yapılan inanılmaz tespitle sonlandırıyorum. Herkesin ama herkesin okuması üzerine düşünmesi ve bu düşünceleri amaç edinmesi gereken bir kitap. Keyifli ve bol kazanımlı okumalar.

“Evrene zarar verirsen, insanlara ya da hayvanlara kötülük edersen, ailenin bir ferdine kötülük etmiş sayılırsın. İşte buna dindarlık denir.”
208 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Son zamanlarda bazı şeyleri düşünmeme adına okumaya daha çok verdim kendimi. Baya çılgınlar gibi pdf, alıntı, inceleme, şiir, yazı, makale... neye denk gelirsem okuyorum. İşe yarıyor mu peki? Evet. Ama gece uyuyana kadar (:
Ama malesef alıntı paylaşmanın ya da inceleme yazmanın da zaman kaybı gibi geldiğini fark ettim. Sırf bu yüzden boş olduğum zamanlarda alıntıları not defterime falan kayıt ettim ki ara ara zaman kaybetmeden kopyala yapıştır yapabileyim. O yüzden çılgınlar gibi seri bir şekilde geliyor o alıntılar :D
İyi de bizene bunlardan? Sen kitaptan incelemeden haber ver diyenler için:

Öncelikle bu kitap için “inceleme“ adı altında ister yorumlama, ister saçmalama, ister bir kaç cümle kurma diyin, bir şeyler yazmazsam eğer Petrov‘un mezarından çıkıp “Be insafsız, Be vicdansız, Be nankör kediii! O kadar alıntı yaptın bari bir şeyler karala!“ falan demesinden korktum *-*
En son da söyleyeceğimi başta söyleyeyim “ısrarla, şiddetle ya da şiddetsiz ister kahveli ister kahvesiz belki arka fonda starbucks temalı ya da denize karşı hiç fark etmez, mutlaka ama mutlaka okumanızı ve okutmanızı tavsiye ederim“

Kitabın ana konusunu ilk sayfada yer verdiği “Tarihten Ders Almak“ isimli kısa öyküsü ile özetlemiş Petrov.
Kitap hakkında ise;
“Avrupa’nın Kuzeyinde bulunan Finlandiya’nın sert bir iklimi vardır. Havası, genellikle sislidir. İlkbaharda don olayları görülür. Ağustostan itibaren soğuklar başlar. Arazisi ise çok fenadır. Ülkenin birçok yeri çıplak granit kayaları ile örtülüdür. Diğer yerleri ise alçak ve bataklıktır. Ülkede maden adına, hemen hiçbir şey yoktur. Tarım çok zor yapılır. Halkı da, hiçbir zaman gerçek anlamda bağımsız olmamıştır. Bazen bir komşusunun bazen de diğer bir komşunun egemeni altında kalmıştır.
Finler, kendilerine Suom ve çok sevdikleri ülkelerine de ‘bataklık arazi‘ anlamına gelen Suomi derler“
(Syf 13)

Böyle bir ülkenin deyimi yerindeyse yeniden dirilişine sebep olan Snelman’ın yaptığı çalışma ve mücadeleleri anlatıyor Petrov. Kitabı okuyana kadar ne Finlandiya ne de iklimi ve tarihi hakkında çok bir bilgim (hatta hiç) yoktu malesef. (“Hiii! Cahiiilll! Nasıl bilmezsin yaa“ falan diyen iç sesinize cevaben “Evet bir bilgim yoktu :D tekrar belirtmek istedim ) Bildiğim ve okuduğum tek şey Finlandiya’nın eğitim sistemi ve refah seviyesi en yüksek ülkeler sıralamasında üst sıralarda yer aldığı idi. “Nerden buldun, neye dayanarak söyledin, kaynak göster diyenler için https://www.ntv.com.tr/...8_z1iO5EiplGdEtV9k4g
Bu eski veri diyenler için de “ Güncel bir şey bulamadım malesef en yakını 2016 idi. “
Eğitim sistemi için çok fazla makale buldum ama en özetleyici ve güzel olan şu video sanırım
https://www.youtube.com/watch?v=VUiP1pa6qPE
Bu da Türkiye ve Finlandiya eğitim sistemi arasındaki fark
http://www.gelecekegitimde.com/...-arasindaki-15-fark/
Bir kere daha okursam eğer sanırım tüm kitabı baştan sona çizebilirim. Çünkü yerinde ve müthiş tespitleri ile hayran kaldım resmen. Bu yüzden bazı paragrafları da birkaç kez okuduğum olmuştur.
En çok beğendiklerimden bazıları
#27942935
#27942773
#27942413
#27917437
#27917050
#27907735

Snelman gittiği her yerde, katıldığı toplantıda, konuştuğu herkese doktorundan avukatına, memurundan, işçisine, köylüsüne, tüccarına, siyasetçisine, esnafına hatta kışladaki askerine kadar ülkenin refaha kavuşması ve eğitim seviyesinin yükselmesi , herkesin kendini geliştirmesi, aşağılanmaması hor görülmemesi için yapılması gerekenleri anlatır ve bunun ancak çok çalışmak ile mümkün olduğunu söyler.

Bu paragraf yeterince çekici gelmeyebilir. Amaaan bunları zaten her gün bir yerlerde okuyor, görüyor ya da duyuyoruz da diyebilirsiniz. Benim düzgün bir şekilde ifade edememiş ya da bilgi yetersizliğimden ötürü de dikkat çekici gelmemiş olabilir ama sadece paylaştığım alıntılar bile bence kitabın okunması için başlı başına yeterli bir sebep.

Biraz düzensiz biraz karışık bir inceleme olduğunun farkındayım. Son olarak ve ikinci kez belirtmek istiyorum ki mutlaka okumanız gereken kitaplar arasına almalısınız.
Sevgi ve kitap ile kalın.
96 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bu kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan iş adamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.
Beyaz Zambaklar Ülkesinde, bataklıkta bitap düşmüş bir ülke olan Finlandiya'nın, tüm olumsuz şartlara rağmen bir beyaz zambaklar ülkesine dönüşümünü konu alıyor. İnce çizgilerle işlenen kitabın içeriğinde halktan aydınlara, aydınlardan iş adamlarına kadar her sınıfa hitap ve mesajlar bulunuyor.Finler ülkelerine bataklık arazi anlamına gelen Suomi kendilerine de Suom adını vermiştir.Işte bu durumdaki bir ülkenin kurtarıcısı olarak gösterebileceğiniz Snelmanın ülkeyi geliştirmek adına verdiği mücadeleyi anlatmaktadır.Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Türkiye'de yayımlanarak raflarda yer alışı, oldukça etkileyici bir geçmiş taşıyor. Kitabın Türkçeye ilk defa çevrildiği tarihler, Mustafa Kemal Atatürk zamanına tekabül ediyor. Çevirisi ilk defa yapılan kitabı okuyan Atatürk, kitaptan çok etkileniyor ve duyduğu hayranlığı açıkça belli ediyor. Kitabın okullarda ders olarak işletilmesinin uygun olacağını düsünüyor ve bilhassa okul müfredatına alınmasını emrediyor.Kitabın başında bir söz var Atatürk'ün düşüncesi bu yöndeydi sanırım.
İlim Çin’de de olsa gidip öğreniniz” diyerek bize yol gösteren bir inanç sistemine bağlı olanlar, elbet-lte yazarın inancına ya da yabancı bir ülkenin halkına hayranlık duymakla itham edilemezler. Söz konusu endişeye mahal veren bu anlayış, ne yazık ki yaşadığımız topumda yer etmiştir ve ülkemizin kalkınmasının önünde en büyük engeldir. Düşünmek, tartışmak, örnek almak ve iyi örnekler üzerinden toplumu yönlendirmeye çalışmak nasıl hayranlık olarak algılanabilir?
Dolayısıyla herkes tarafından pek sahiplenilen bir kitap haline geliyor.Ve gerçekten de içerdiği bilgilerle bundan yüz yıl öncesini değil bu günü de ilgilendiren önemli tavsiyeler mesajlar içeren bir kitap.Kitabı okudukça net bir şekilde şunu anlıyorsunuz;Herkes her şeyi bildiğini zannediyor sürekli yanlış giden işlerden şikayetçiler,değişim ve dönüşümden bahsedip dururluyor.Yanlız kendilerini dönüşümün dışında görmekteler işin aslıda değişime kendilerinden başlamadan dönüşüm gerçekleşmesi isteniliyor.Kitap UYANIN niteliğinde.
Keyifli okumalar....
208 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabın önermesi, ülkeler ekomomik, sosyal, sanatsal, sportif kısacası kültürel gelişmişliklerini toplumsal reformlardan ziyade bireysel farkındalıklarına ve dolayısıyla bireyin kendi içindeki değişim ateşine borçludur. Bir insan topraktaki siyanür gibi tonlarca metreküp alanı zehirleyebilir yine aynı insan çölde orman da yaratabilir.

Yazarımız Petrov, Finlandiya' daki kültürel değişimi kendi gözlemleriyle yansıtmış kitabında. Avrupa’nın hiçbir ülkesinde Finlandiya’da olduğu gibi büyük birkültürel ilerleme yaşanmamış. Finlandiya’nın Avrupa’nın en genç ülkelerinden biri olması da ayrıca dikkat çeken bir özelliktir. Fin halkı, bir zamanlar Ural boylarından kalkmış, Volga sahillerinden geçmiş, bir süre Bulgarlar’a komşu olarak yaşamışlardır. Barışçı bir yapıya sahip olan Finler, kimsenin kendilerine saldırmayacağı kendilerinin de kimseyi tedirgin etmeyecekleri sa​kin bir yurt aramışlar ve bugünkü yaşadıkları yeri kendilerine yurt edinmişlerdir. O zamanlar uzak sayılan bu bölgede hiçbir ulus bulunmuyormuş .Bugünkü Fin toprakları yüzlerce yıl Rusya ile İsveç arasında doğal bir kale hizmeti görmüş. Bölgede geniş bataklıklar ve girilmesi zor ormanlar olduğundan ne Ruslar, ne de İsveçliler bu topraklardan ordularını ve ihtiyaç maddelerini geçirememişlerdir.

Böyle bir ortamda, Çar I. Alexandr’ in sağlığında Fin kültürünü yükseltmek isteyenlerin başına Snelman adında biri geçmiş. İşte aydınlığın simgesi olan meşaleyi Snelman yakmıştır.

Önceleri vaizlik yaparak ülkenin dört bir yanını dolaşarak ateşini etrafa saçan Snelman, daha sonraları toplumun tüm katmanlarını eğiticek insanlar kolonisi kurmuş. Öğretmenleri bir merkezde toplayarak iki-üç haftalık kurslar düzenlemiş. Kurslara yüzün üzerinde öğretmen katılıyormuş. Ülkenin ücra köşelerinde bütün kış hizmet ederek yorgun düşen öğretmenlerin çoğu aslında mesleklerinden memnun değillermiş. Kurslara isteksizce katılıyorlar, hatta bazıları “Bu kurslar da nereden çıktı başımıza? Öğretmenleri eğitmeye kalkışmak da neyin nesi?” diyerek sitem ediyorlarmış. Fakat çok sonra anlaşılacak ki Fin halkı, kendi alın terlerinden fedakarlık ederek toplum için çabaladıkça ülkenin tüm birimlerinde iyileşmeler meydana geliyor. Ve bugünkü refah düzeyine ulaşıyor, ABD 'ye eğitim patenti satacak hale geliyorlar.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde bir milletin küllerinden doğuşunun kitabıdır. Mesleki açıdan içinde bulunduğum durumun aksayan yönleri olsa da ben kendi payıma öğretmenlik mesleğinin hakkını vermek adına bu aksayan yönleri kapatmak için gücümü bu zambak ülkesinden alacağım. Şikayet etmek en kolayıdır, aslolan içinde bulunduğun imkanlarla çevrenizi yeşertmektir. Şahsen kendimi bu kitaba geç kalmış hissettim okuduktan sonra. Fakat kitabı bitirdikten sonra öğrendim ki bundan şikayet etmek de kolay olanıdır.

Petrov bizlere bataklıktan orman yaratılan ülkenin hikayesini anlatıyor. Petrov bize geleneksel bir kültürü olmayan bir milletin, kısa zamanda nasıl gelişmiş bir kültür yarattığını örneklemliyor. Petrov bize yeterince inanırsak yeşertemeyeceğimiz bataklığın olmadığını anlatıyor. Petrov bize karşımızdaki insanla empati kurmayı öğretiyor, kendi çıkarı yerine başkasının çıkarını gözetmenin yine dönüp dolaşıp iyiliğin kendisini nasıl bulacağını anlatıyor. Bireyin toplumdan bağımsız olmadığını; aynı kasadaki çürük bir domatesin diğer domatesleri nasıl çürüteceğini anlatıyor. Kısacası Petrov bize insan olmayı öğretiyor.

~~Kitapla kalınız~~
160 syf.
·3 günde·Puan vermedi
İkinci defa okuduğum ve yine hayran olduğum bir kitap. Küçük bir ülkenin küllerinden doğuşuna şahit oluyoruz. Umarım olurda ilerde birer anne baba adayı olduğumuzda bizde çocuklarımızı birer elmas gibi parlatabiliriz..
"Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlaken çürüyor da, hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da bunu doğal bir durum sanıyor sanki. Ama bu böyle mi olmalıdır?"
“Ülke insanının çoğunluğunun eğitimden yoksun bırakılmış olması bir cinayettir. Devletin kendi kendini yok edişi, intihar etmesi demektir.”
Özür diliyorum ama sizlerle açık konuşmak istiyorum: Her meslekte olduğu gibi,öğretmenler arasında da mesleğine layık olmayan çok kişi var.Bunlar öğretmenlik etmeyi aşağılık bir iş kabul eden gündelikçilerdir.Böylelerine bir dost nasihati veriyorum: Öğretmenliği bırakıp kendilerine başka bir iş arasınlar.Tüccar olsunlar,başka işler bulsunlar ama canlı bir ruha ve bilgiye sahip fedakar insanların bulunması gereken yerleri işgal etmesinler.''
Yöneticiler iyi veya kötü olsunlar, kahraman veya zalim olsunlar, onlar kendi milletlerinin birer yansımasıdırlar. Onlar, milli ruhun birer kopyasıdır.Onlar, halk kitlesinin içinden doğmuştur. Bir millet nasılsa, devlet adamları da onlar gibidir. İşte bu nedendir ki eskiden beri "Her millet layık olduğu idareye ve devlet adamlarına sahip olur" denilmiştir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Baskı tarihi:
Mart 2021
Sayfa sayısı:
140
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750748844
Orijinal adı:
Финляндия, страна белых лилий
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Grigory Petrov’un çeşitli aralıklarla çıktığı Finlandiya seyahatlerindeki notlardan oluşan Beyaz Zambaklar Ülkesinde, 1800’lerin sonlarında Finlandiya halkının içinde bulunduğu durumu, cehaletten kurtulmak için başta Johan Vilhelm Snellman olmak üzere ülkedeki bir avuç Fin aydınının verdiği olağanüstü mücadeleyi anlatır. Petrov’un 1923 yılında kaleme aldığı eser Finlandiya’ya adanmış olmakla beraber, gelişmekte olan ülkelere rehber olacak nitelikte bir uygarlık mücadelesinin öyküsüdür aynı zamanda.

Mustafa Kemal Atatürk’ün askerî okullarda okutulmasını istediği Beyaz Zambaklar Ülkesinde, hâlâ ilk günkü güncelliğini koruyor.

Kitabı okuyanlar 48,4bin okur

  • betul kanneci
  • Asrın
  • Beyza
  • Ahmet BATTAL
  • Abdüssamed Hombaç
  • Gülbeyaz
  • Ömer Faruk Kılıç
  • Ayşe Naz
  • Olcay
  • yasingumbur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (6)
9
%0 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları