Adı:
Beyazdaki Kara
Baskı tarihi:
Aralık 2005
Sayfa sayısı:
316
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394763
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The White Family
Çeviri:
Handan Akdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Maggie Gee, bu romanında, sıradan bir İngiliz ailesinin dokunaklı öyküsünü anlatırken, ırkçılığı da masaya yatırıyor. İngiliz ailesinde ve toplumunda şiddetin kaynağını arıyor. Yazarın dert edindikleri, aynı zamanda çağımızın da en önemli meseleleri: Aile içi şiddet, kanser, yaşlılık, kardeşler arası rekabet, çok kültürlülük... Üstelik bu meseleleri farklı bakış açılarından sunmaya olanak veren çok katmanlı bir anlatıyla karşı karşıyayız. Beyazdaki Kara’nın “çağımızın ideolojik ve duygusal kaosunu kucaklayan çağdaş bir roman, hatta bir milenyum romanı” olarak selamlanması boşuna değil.

White’lar nefret ve ölümün hem birleştirdiği, hem de ayırdığı bir aile. Yirmi birinci yüzyılın başında Londra’da park bekçiliği yapan Alfred White, ailesini yıllardır yaptığı gibi sertlik ve baskıyla yönetmeye devam etme azminde olsa da, artık o köprülerin altından çok sular geçmiştir. Aniden rahatsızlanarak hastaneye kaldırılması, White’ları bir araya getirir: Alfred’in kırk yıllık eşi; zengin bir gazeteci olup, ailesine pislik muamelesi yapan büyük oğlu; yabancılardan nefret eden homoseksüel küçük oğlu; bir zenciyle evlenip babasının nefretini üzerine çeken kızı, sevgiyle değilse de, aile kurumunun dayatmasıyla bağlıdırlar birbirlerine. İşçi sınıfına mensup White çiftinin çocukları sosyal merdivende anne babalarından yukardadırlar ve onlara tepeden bakarlar.

Beyazdaki Kara kuşaklar arası mobiliteyle ilgili olduğu kadar, kırsal yaşamın yok oluşuyla da ilgili bir roman. Alfred’in bekçilik yaptığı Albion Parkı, adeta romanın başka bir karakteri. Park, İngiliz geleneğini, geçmişi temsil ediyor. Alfred yabancıların olmadığı “eski güzel günler”den özlemle söz ediyor. Pastoral İngiltere yerini şehirleşmiş, çok kültürlü çağdaş İngiltere’ye; suşi barların, kaldırım kafelerinin, “renkli derililer”in, yeni yetmelerden oluşan çetelerin dünyasına bırakmıştır. Bu yeni dünyada Alfred gibilere yer yoktur...
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Sert bir bahar sabahında Albion Parkı. Buzdan ve ateşten deli bir mart günü. Thomas'ın ayakları yolun üzerine dövme gibi iz bırakıyor. Çenesinin üzerindeki her bir tüy,her bir kıl diken diken olmuş. Sinir uçlarından kıvılcımlar çıkan küçük bir yıldız gemisi o.
"Biz de mevsimler gibiyiz, sular gibi yükselip geri çekiliyoruz. Kırk bilmem kaç yıldan sonra insan kabulleniyor artık. Anahtarının dönüşü. "May" diyen sesi. Ne kadar geç olursa olsun hep aynı çıkan tanıdık sesi."
"Çantasında bir kitap olması her zaman hoşuna giderdi. Olur ya bir yerlerde takılıp kalırım, olur ya kaybolurum diye düşünürdü. Yoksa kitapları olmadığında mı kendini kaybolmuş hissediyordu? Manasızdı belki ama yanında bir kitap olmasını seviyordu, kitabın omzunda hafif bir ağırlık yapmasını, rüzgârda ona eşlik etmesini, onu daha sağlam, daha somut yapmasını, daha az uçucu, daha az yalnız. Daha bir birey."
Maggie Gee
Sayfa 19 - May
Ona "derisi renkli" ve "siyah" arasındaki farkı sormuştum, o da bana "Tam şu anda yüzün kızarıyor Shirley" demişti. "Canın sıkıldığında yüzün renkten renge giriyor. Sence de beyaz tenliler bizden daha fazla renk değiştirmiyor mu?" Başka bir dünyaydı bu, düşünce biçimleri başkaydı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyazdaki Kara
Baskı tarihi:
Aralık 2005
Sayfa sayısı:
316
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394763
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The White Family
Çeviri:
Handan Akdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Maggie Gee, bu romanında, sıradan bir İngiliz ailesinin dokunaklı öyküsünü anlatırken, ırkçılığı da masaya yatırıyor. İngiliz ailesinde ve toplumunda şiddetin kaynağını arıyor. Yazarın dert edindikleri, aynı zamanda çağımızın da en önemli meseleleri: Aile içi şiddet, kanser, yaşlılık, kardeşler arası rekabet, çok kültürlülük... Üstelik bu meseleleri farklı bakış açılarından sunmaya olanak veren çok katmanlı bir anlatıyla karşı karşıyayız. Beyazdaki Kara’nın “çağımızın ideolojik ve duygusal kaosunu kucaklayan çağdaş bir roman, hatta bir milenyum romanı” olarak selamlanması boşuna değil.

White’lar nefret ve ölümün hem birleştirdiği, hem de ayırdığı bir aile. Yirmi birinci yüzyılın başında Londra’da park bekçiliği yapan Alfred White, ailesini yıllardır yaptığı gibi sertlik ve baskıyla yönetmeye devam etme azminde olsa da, artık o köprülerin altından çok sular geçmiştir. Aniden rahatsızlanarak hastaneye kaldırılması, White’ları bir araya getirir: Alfred’in kırk yıllık eşi; zengin bir gazeteci olup, ailesine pislik muamelesi yapan büyük oğlu; yabancılardan nefret eden homoseksüel küçük oğlu; bir zenciyle evlenip babasının nefretini üzerine çeken kızı, sevgiyle değilse de, aile kurumunun dayatmasıyla bağlıdırlar birbirlerine. İşçi sınıfına mensup White çiftinin çocukları sosyal merdivende anne babalarından yukardadırlar ve onlara tepeden bakarlar.

Beyazdaki Kara kuşaklar arası mobiliteyle ilgili olduğu kadar, kırsal yaşamın yok oluşuyla da ilgili bir roman. Alfred’in bekçilik yaptığı Albion Parkı, adeta romanın başka bir karakteri. Park, İngiliz geleneğini, geçmişi temsil ediyor. Alfred yabancıların olmadığı “eski güzel günler”den özlemle söz ediyor. Pastoral İngiltere yerini şehirleşmiş, çok kültürlü çağdaş İngiltere’ye; suşi barların, kaldırım kafelerinin, “renkli derililer”in, yeni yetmelerden oluşan çetelerin dünyasına bırakmıştır. Bu yeni dünyada Alfred gibilere yer yoktur...

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • Esra
  • venus
  • ozan erdoğan
  • HÜSEYİN KAHRAMAN

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%66.7 (2)
6
%0
5
%0
4
%33.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0