Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç

·
Okunma
·
Beğeni
·
321
Gösterim
Adı:
Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç
Baskı tarihi:
Kasım 2015
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056464058
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hat Yayıncılık
Aliya İzzetbegoviç, Bosna savaşında varlığını tüm dünyaya kabul ettirmiş, halkının kaderini belirleyen ender devlet adamlarından biridir. Dayton Antlaşması ile ülkesinin bir takım kantonlara ayrılmasını ve bu kantonlarda Sırp ve Hırvatların da söz sahibi olmasını hazmedememiş, antlaşmayı “yüreğinden kan damlayarak” imzalamak zorunda kaldığını bizzat kendisi söylemiştir. Dört yıl boyunca dünyanın yok etmek istediği sistemler anaforunda Bosna’nın bir dal bulup tutunması idi bu. O dalın gövdeden koparılmak istendiğini yıllardır hep beraber gözlemliyoruz. Ülkesinin bu halde olması Aliya’nın duruşuna bir halel getirmez. O bütün bunların başına niçin geldiğini, halkının ve kendi kimliği yüzünden olmadık sıkıntılara katlandığını çok iyi biliyordu. Ya kimliğinden vazgeçecekti, ya da ülkesinden. Kimliğinden ödün vermediği için ülkesini bu kadar da olsun koruyabildi. Kimliğinden vazgeçseydi, ülkesinin bir Sırbistan’dan, bir Slovenya yahut Hırvatistan’dan farkı kalmayacaktı.
400 syf.
2007 yılında yine Hüseyin Yorulmaz'a ait olan Osmanlı'nın Batı Yakası Bosna kitabı okumuş ve çok beğenmiştim. Yazarın Bosna'ya olan vukufiyeti, bu kitabı da almam için öncelikli tercihti.

Kitabın ilk 250 sayfası doğrudan Aliya İzzetbegoviç ile ilgili. Kaynaklara dayalı, çok başarılı bir anlatımı var. Beni fazlasıyla tatmin ettiğini söylemem lazım. Aliya'nın tam da düşündüğüm ve hayran olduğum gibi bir lider, dahası insan olduğunu bir kez daha hissettim.

Kitabın son 150 sayfası ise Aliya'yı değil de Bosna'yı ve Boşnak kültürünü anlatan yazılardan müteşekkil idi. Hemen hepsi özenli ve ilgi çekici, ancak uzmanlık gerektiren makalelerdi. Bu nedenle bilge Lider Aliya adlı bir kitapta eklenti gibi durdukları çok açıktı. Kitabın adı Aliya ve Bosna olsa imiş keşke. Fakat tekrar söylüyorum, çok aydınlatıcı bir bölümdü o son bölüm.

Zaten Osmanlı'nın Batı Yakası Bosna okuduğum için şunu hemen fark ettim. Aslında o kitaptaki bazı bölümlerdi bunlar. Yorulmaz Hoca, o yıllarda 3F Yayınları'ndan çıkan ve yayınevi kapandığı için yeni baskısı olmayan o değerli çalışmasını tekrar okurlarıa sunmuş bu şekilde.

Özetle, Aliya'yı tanımak isteyenler ve Bosna'ya ilgi duyanlar için çok ciddi bir kaynak eser; tavsiye ederim.
Sakarya Üniversitesi’nden bir heyetle, Bosna’da özerk bir bölge olan Bırçko’nun Ticaret Bakanı İsmet Dedeiç’i 2003 yılında ziyaret ettiğimizde bize şöyle bir hatırasını anlattı:

1995 yılında savaş bittikten sonra bir gün Sırplar, Bırçko’nun gözde bir meydanına İkinci Dünya Savaşı yıllarında beş bin Müslümanı hunharca öldüren milli kahramanları Mihayloviç’in heykelini diktiler. O zaman Tito bile bu adama göz yummadı, işlediği cinayetlerden dolayı Mihayloviç’i öldürdü. Aradan yıllar geçtikten sonra zafer kazanmış bir eda ile bugün Sırplar onun heykelini dikiyor. Bir gün bakanlar kurulunda savaştan yeni çıktığımızı, bu heykelin kaldırılmasını, bunun hiç kimseye faydasının olmayacağını söyledim.

Karşı taraf da Mihayloviç’in kendileri için sembol bir isim olduğunu, o heykeli kimsenin kaldırmaya gücünün yetmeyeceğini ifade etti. Daha sonra ise, siz de isterseniz bir Boşnak kahramanın heykelini şehrin bir yerine dikebilirsiniz dediler.

Baktık, Sırplar heykeli indirmekten vazgeçmiyor, ben de arkadaşlarla konuştuktan sonra aynı meydana heykelini dikeceğimiz kahramanın ismini belirledim. Birkaç gün sonraki bakanlar kurulu toplantısında bu kahramanın ismini açıkladım: Sultan Murad. Yani Murad Hüdâvendigâr, Kosova Meydan Muharebesi’nin kahramanı olan ve ismi anıldığında bugün bile Sırpları diken diken eden Rumeli’nin sembol ismi. Sırplar, bu fatihe yenilmelerini hala hazmedemiyor. Bakanlar kurulu toplantısında Sırp temsilciler bu ismi duyunca sessizliğe büründü ve konuyu kapatmaya çalıştılar. Bir gün sonra baktık ki Mihayloviç’in heykelini kendi elleriyle kaldırdılar. İsmet Dedeiç, Murad Hüdâvendigâr Efendimizin ismini telaffuz etmek bile Sırpları korkutmaya yetti, dedi konuşmasının sonunda.
Doğum, seçme hakkımız olmayan bir çok şeyden birisi. Kaderimizin bir parçası. Bana yeniden hayat önerilseydi, reddederdim. Ancak yeniden doğmak zorunda kalsaydım, kendi hayatımı seçerdim.
Geleneğe göre şehrin yetişkin erkekleri, nişanlılarına cesaretlerini kanıtlamak için düğün öncesinde köprüden atlarmış.
Sırplar ve Hırvatlar, Boşnakların Müslüman oluşunu tarih boyunca hiç bir zaman içlerine sindirememiştir. Laik Boşnaklar, Mareşal Tito zamanında Partizan üyesi olsalar bile, Osmanlı'nın mayaladığı onların kimliğini aileleri ve isimleri ele veriyordu.
Yine bir 11 Temmuzdu. Sıcaktı.Hasan Nuhanoviç, panik halinde Birleşmiş Milletler'in Bosna'daki askeri karargâh binasına girdi. Hollandalı Binbaşı Franken'in odasına daldı.Elindeki listeyi Binbaşı'ya verdi.Binbaşı, listeyi önüne çekip incelemeye başladı.Bu, Srebrenica'daki Potoçari kampında görevli personelin listesiydi.

Kampı kuşatan Sırplar içeri sığınan Boşnak mültecilerin kendilerine teslimini istiyorlardı. Sadece kamp görevlileri içeride kalabilecek, aksi takdirde kamp bombalanacaktı.Hollandalı komutan bu baskıya direnememiş ve hemen personelin bir listesinin hazırlanmasını istemişti.Listedekiler kalacak, diğerleri Sırplara teslim edilecekti.

Kamptaki 25 bin mülteci arasında Hasan'ın annesi, babası ve kardeşi de vardı. Hasan kampta tercüman olarak çalışmaya başlayınca onları da kampa aldırmıştı.Burada güvende olduklarını düşünüyorlardı. Ama şimdi Hollandalı komutan onları Sırplara teslime karar vermişti. Kararı mültecilere bildirme işi de Hasan'a kalmıştı.Hasan, "Sizi teslim edecekler" deyince mültecilerden feryatlar yükseldi. Kimi isyan ediyor, kimi Sırplara verilmektense ölmeyi tercih edeceğini söylüyordu.Ama, Hollandalı komutan kararlıydı.

13 Temmuz günü kamp boşaltılmaya başlandı. Boşnaklar, Hollandalı askerlerin gözetiminde tek sıra halinde kamptan çıkarılıyor ve kapıda Sırp askeri araçlarına bindirilip götürülüyorlardı. Götürülenlerin hemen öldürüldüğü haberleri geliyordu.Hasan panikteydi.Kendisi görevli olduğu için kampta kalabilirdi, ama ailesi gidecekti.Hiç olmazsa kardeşini kurtarabilmek için bir formül düşündü. Komutana götürdüğü personel listesinin sonuna 19 yaşındaki kardeşi Muhammed Nuhanoviç'in adını yazdı.Listeyi inceleyen Hollandalı komutan parmağını listenin sonundaki bu isme basıp sordu:"Kim bu?"
"Yeni alınan temizlikçi" dedi Hasan, "İki hafta önce alınmıştı, ama Sırp kuşatması nedeniyle işe giriş formaliteleri tamamlanamadı.""Hayır. Bizde böyle biri çalışmıyor" dedi Komutan...Pembe bir kalem aldı ve listeden "Muhammed" ismini sildi.Bu kalem hareketiyle onu hayattan da silmiş oluyordu.

Hasan kanı donmuş bir şekilde ayrıldı odadan... Çılgın gibi sağa sola koşturdu. Bütün yetkililere yalvardı.Olmadı.Ailesiyle birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi. Ancak babası vazgeçirdi onu bundan:"Sen kalmalısın ve bu yaşananları tüm dünyaya anlatmalısın" dedi.Kucaklaştılar.Hasan, babasının, annesinin ve kardeşinin kamp çıkışında bir otobüse bindirildiğini gördü.Bu, onları son görüşü olacaktı.

Hasan, babasının vasiyetine uyup ömrünü Bosna katliamını dünyaya duyurmaya adadı.Sonunda başardı. Ama çok geçti. Srebrenica katliamında, aralarında Hasan'ın ailesinin de bulunduğu 8 bin Boşnak katledilmişti.Katliama seyirci kalan Hollanda hükümeti istifa etti.Kamptan alınanların kurşunlanıp gömüldüğü toplu mezarın olduğu yere yıllar sonra Clinton tarafından bir anıt dikildi.Hasan, katliamın 11. yıldönümü olan bugün, Saraybosna'da halkının mücadelesine devam ediyor.Dünya, Bosna'yı unuttu bile...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç
Baskı tarihi:
Kasım 2015
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056464058
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hat Yayıncılık
Aliya İzzetbegoviç, Bosna savaşında varlığını tüm dünyaya kabul ettirmiş, halkının kaderini belirleyen ender devlet adamlarından biridir. Dayton Antlaşması ile ülkesinin bir takım kantonlara ayrılmasını ve bu kantonlarda Sırp ve Hırvatların da söz sahibi olmasını hazmedememiş, antlaşmayı “yüreğinden kan damlayarak” imzalamak zorunda kaldığını bizzat kendisi söylemiştir. Dört yıl boyunca dünyanın yok etmek istediği sistemler anaforunda Bosna’nın bir dal bulup tutunması idi bu. O dalın gövdeden koparılmak istendiğini yıllardır hep beraber gözlemliyoruz. Ülkesinin bu halde olması Aliya’nın duruşuna bir halel getirmez. O bütün bunların başına niçin geldiğini, halkının ve kendi kimliği yüzünden olmadık sıkıntılara katlandığını çok iyi biliyordu. Ya kimliğinden vazgeçecekti, ya da ülkesinden. Kimliğinden ödün vermediği için ülkesini bu kadar da olsun koruyabildi. Kimliğinden vazgeçseydi, ülkesinin bir Sırbistan’dan, bir Slovenya yahut Hırvatistan’dan farkı kalmayacaktı.

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Emel Albayrak
  • Mehmet Y.
  • Hüseyin
  • Kader
  • Bey Böyrek
  • Quis
  • Yakamoz
  • tolga yıldız
  • Sena Ç

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%50 (2)
8
%25 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0