Bilim Tarihi SohbetleriFuat Sezgin

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.735
Gösterim
Adı:
Bilim Tarihi Sohbetleri
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051141589
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Yaptığı çalışmalarla uluslararası bilim camiasının İslam Bilimler Tarihi alanında en önemli ismi kabul edilen, Müslüman âlimlerin bilim dünyasında oynadıkları yeri doldurulamaz rolü tüm dünyaya tanıtan değerli bilim adamımız Prof. Dr. Fuat Sezginin yaşam serüvenini ve çalışmalarının arka planını anlatan Bilimler Tarihçisi Fuat Sezgin.

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük İslam Bilimler tarihçisi Fuat Sezgin, "Bir valizle çıktım yola. Valizde biraz çamaşır ve birkaç önemli yazmanın fişleri vardı... Onları aldım, çektim gittim." diye anlatıyor yaşam öyküsünü. 40lı yıllardan itibaren en büyük şarkiyatçı olarak kabul edilen Hellmut Ritterin talebesi olarak Bilim tarihine ilk adımını atan Fuat Sezgin 60 darbesi sırasında 147likler diye anılan, üniversiteden uzaklaştırılan öğretim üyelerinden biridir. Birdenbire İstanbul Üniversitesindeyken çalışmaları yarıda kalan Sezgin kaynaklardan uzak kalma pahasına mecburen yurt dışındaki üniversitelere başvuruda bulunur. Günde 17 saatten az çalışmayan, öğle yemeklerini zaman almasın diye bir parça ekmekle geçiştiren biri için birkaç hafta beklemek kâbus gibidir. 15 gün içerisinde Berkeley, Yale gibi çok ünlü Amerikan üniversiteleri kapılarını sonuna açarlar Sezgine fakat Sezgin kaynaklardan uzak kalma endişesiyle okyanusun bu tarafında, Frankfurtta çalışmalarına devam etmeye karar verir.

Sezginin bu ürünleri vermesi hiç de kolay olmaz. Toplam 27 dil bilen Fuat Sezgin, 60ın üzerinde ülkede çalışmalar yapar, çeşitli dillerde yazılmış toplam 600.000 el yazmasını teker teker elden geçirir, İslam coğrafyasında inceleme yapmadığı kütüphane kalmaz. Devlet başkanlarının, kralların ve dünyanın en önemli akademisyen ve işadamlarının saygı ve destekte kusur etmediği Sezginin kıymeti kendi memleketinde geç de olsa yeni yeni anlaşılmaya başlıyor. Açılışını Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın yaptığı İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi bu olumlu yaklaşımın en somut örneği. Sevindirici örnekler bunla da son bulmuyor. Sezginin İslamda Bilim ve Teknik adlı 5 ciltlik eseri Türkçeye tercüme edildi.
30 Haziran 2018 (Hakk’ın rahmetine kavuştu.)


MÜSLÜMANLARIN DİKKATİNE....!!!! Bu kitap, öyle bir kitap ki, Müslümanlara kim olduğunu, nereden geldiğini, tarih sahnesinde nerede bulunduğunu, bilim tarihine ne kattıklarını, 9. ve 16. Yüzyılda ortaya çıkardıkları buluşları... Daha sayamadığım onlarca meselenin cevabını bu kitapta buldum. Artık biz Müslümanlar, Avrupa’ya karşı olan “AŞAĞILIK KOMPLEKSİ” duygularımızdan vazgeçmeliyiz. Batı, her şeyi bizden öğrendi, bizi taklit ederek gelişti. Ey Müslüman! Uyan! Kuran’a sarıl! Tüm varlığınla O’na müteveccih ol! İlim Çin’de de olsa onu al! Müslümanlar kim olduğunu hatırlamalı! Bizden bişey olmaz, yapamayız gibi tavırlardan artık sıyrılmalı! Ey kendine Müslüman diyen! Artık okumanın, araştırmanın ve bilim tarihine yeni katkılar yapmanın zamanı gelmedi mi ?
“Bütün mesele müthiş bir şekilde gelişen ve 800 yıl insan akıl tarihinde büyük bir rol oynayan bir medeniyetin mensubu olan insanların, bütün bunların nasıl olduğunu düşünmesi, bu medeniyeti geliştiren insan tiplerini tanımasıdır. Bir Birûni’yi bir İbni Sinâ’yı tanımalarını, nasıl çalıştıklarını bilmelerini istiyorum.”


Batı’nın empoze ettiği, sorgulama ve araştırma ihtiyacı gütmeksizin kabul edilen bir şey vardır: Müslümanlar sanatta, mimaride ve daha önemlisi bilimde tarihin her safhasında geri kalmış, insanlık adına önemli bir katkıda bulunamamıştır. Sezgin’in dediği gibi, “İslam medeniyetinin büyüklüğünü kendi insanımıza anlatmak, batılılara anlatmaktan daha zor…” gerçekten de bu acı önyargının her geçen gün bilinçsizce büyümeye devam ettiğini görmek, insanların, ülkesine ve medeniyetine sahip çıkmadığını da gözler önüne seriyor aynı zamanda…


Konuşulan yabancı dilden, modaya, ilgi alanlarından, gidilen mekanlara kadar her şey dört gözle takip edilir. İzlenilen bir filmden sonra “kahraman ekol” bilince egemen olur; her yerde bir kurtarıcı moduna girer, böylece hayat onun için bir film penceresi haline gelir. Ilımlılığını buhar edip sürekli bir şeyleri yerme hevesine kapılır. “Böyle yapmakla ileri gidiyorsun.” “Şurada yanlış yaptın.”ların yerini, Amerikan hegemonyasının ürünleri olan, “Bu sersem herif ne yaptığının farkında mı?” “Bu bir aptallık, canı cehenneme!”gibi çok cesur görünen fakat perdenin arkasında korkakça söylevler duyulur. Dört gözle izlenilen bu üstün insan motifinin çok somut bir şey üretmesine gerek de yoktur, yalnızca mensubu olduğu milliyetini bile kendi özgün düşüncelerinin önüne geçirebilir ve hiçbir şeyi süzgeçten geçirme ihtiyacı duymaz. Kendi yetenek ve bilincinin farkında olan bir kişinin başka uygarlıkların üstünlük ve getirilerini bu kadar kolay kabul etmesi çok acınılası bir durum. Önünde yiyeceği olduğu halde başka yerlere dadanan kargayı andırması gibi, sürekli kendinde olanı “yabancı” bulur. Benliğini, kültürünü ve değerlerini unutarak aşağılık kompleksine giren bir insan, ya yozlaşmayı kabul etmiştir ya da kast gururunu içinde taşıyordur…


“(…) Oradaki bilgiyi yabancı bulmadığım için bende bir aşağılık duygusu yok onlara karşı. Bir Müslüman iyi şartlar içerisinde çok iyi çalışabilirse, çok büyük neticelere varabileceği inancı var bende. Onun için milletimden Türk milletinden, Müslümanlardan böylesi bir davranışa sahip olmalarını isterim. Artık Türkler korkak ve taklitçi bir millet olmaktan kurtulmalıdır. Türkler yaratıcı olmalıdır.”

_______________________________________


MÜSLÜMANLARIN GERİLEMESİNE TARİHSEL BİR BAKIŞ
İnsanların sosyal ve bireysel yaşamlarında iniş çıkış dönemleri olabileceği gibi devletlerin ve medeniyetlerin de tarih sahnesinde bu dönemleri geçirerek çöktüğü, ayağa kalktığı ya da silindiği anlarını oluşturan yaşamları vardır, fakat, 70 - 80 yıl yerine ‘asırlar’ olarak görürsek bu şekilde değerlendirebiliriz. Buna, büyük kültürlerin ve medeniyetlerin kaderleri açısından bakmalıyız. Bu medeniyetler, zamanı geldiğinde bulundukları konumlarını, yükselişlerini, kendilerinin hazırladığı ardılı olan medeniyete vermek zorundadır. Bütün uygarlıklarda olduğu gibi, onların da kısa veya uzun bir süreden sonra yıpranmaları, aşınmaları, yaşlanmaları, yerlerini bir veya birkaç ardıla bırakmaları tarih sahnesinin bir gereği haline gelir. Yaşlının bir zamandan sonra önderliğini gence bırakması gibi tarihin bir gerçeği vardır. Müslümanların bu alanda tarih sahnesinden çekilmesi Portekizlilerin Afrika’nın bakir topraklarına işgaliyle beraber Hint Okyanusu’na yaptıkları seferler ile başlar; Müslümanlardan elde ettikleri deniz kılavuzlarıyla yeni rotalara keşifler yaparak bir anlamda fitili ateşlemiş olurlar. Coğrafi keşifler ve akabinde gelen Rönesans hareketleri bayrağın kimde olduğunun tescili haline gelir…


Bir bölümde “Din bilime engel değil.” cümlesiyle iddialı bir teze varıyor Sezgin. Hakkında bir kitap yazılabilecek, belki en az 10 satırla altı doldurulabilecek cümlenin açıklaması olarak yine cümlenin kendisini görüyoruz. Müslümanların gerilemesiyle ilgili bir geçiştirme yolunun izlenmesi ise eserin, dolayısıyla söyleşinin getirdiği bir diğer diğer eksi yön olarak görebiliriz.

Asırlar önce bir insan düşünün ki sayısı 100’leri bulan eserlere imza atsın ve bu eserler Avrupa’da yüzyıllar boyu ders kitabı olarak okutulsun. İbn Sina’dan Fahreddin Razi’ye, El Biruni’den, İbnü’l Heysem’e kadar birçok İslam müfessiri, bilgini, filozofu ve gökbilimcisi, sayılamayan birçok vasfı icra etmiş, bilimlerde "öncü" olarak birçok şeyin temelini atmışlardır... Bütün bu hakikatin yok sayılmasına mı üzülür insan, yoksa bilinip de hatırlanmayışına mı? Haklarının teslim edilmemesine mi, yoksa hiç isimlerinin bilinmiyor oluşuna mı? Gülhane’deki İslam Bilim Tarihi Müzesi’nde hep bunu sordum kendime… Kalıplaşan önyargılar ve geçmişi öğrenmenin ancak malumat şişkinliği getireceği düşüncesi çok kez tırmaladı zihnimi. Okudukça ve daha yakından gözlemledikçe, geçmişe dönük tamamen bir asimile ürünü olan bilgi kirliliğini daha net görebilmiş oldum…


“Ben, 60 yılımı verdim. Milletler için zaman, bir insanın ömründen ibaret değildir. Bugünkü Avrupa medeniyeti, İslam medeniyetinin muayyen şartlar içerisinde, muayyen bir devirden sonra, başka iktisadi ve jeopolitik şartlar altında ortaya çıkan devamından ibarettir.”


Sayfaları çevirdikçe dil öğrenmenin önemine vurgu yapıldığını görüyoruz çok kez. Sezgin'e göre dil masa başında öğrenilmeli. Anadilimizin bile çok iyi konuşulmadığı ülkemizde, İlkokul düzeyinde sunulan bir yabancı dil öğreniminin hepimizin bildiği üzere işe yaramadığı hatırlatılıyor. Arapça öğrenebilmek için her gün 7 saat masa başında çalışıp bunun sonucunda 7 ay gibi bir sürede öğrenebilen bir insan görüyorsak, bu işin eğitim ile değil, sebat etmek ile mümkün olduğunu tasdik edebiriz. Fakat her şeyi çok kısa sürede elde etmek gibi tezcanlı olmaktan ötürü istediğimizle kalıyoruz. Artık klişe haline gelen kötü sistemsellik gibi laflardan sıyrılıp çamuru üzerimizde aramak gerekir. Sezgin’in bu konudaki tavsiyeleri oldukça umut verici. “Bir dil öğrenmekle insan bir medeniyetin mirasına konar. Ancak Türklerin gramer bilgileri olmadığı için yazmak konusunda sorun yaşıyorlar. Bu bizim milletimizin en büyük problemlerinden biri.”


“Yaşadığımız çağda bilgiye ulaşmak elimizin altındayken, insanların bilgiden bu kadar uzak oluşlarına şaşırmamak elde değil.” Paketlenmiş hazır bilginin kolay edinimi insanı tembelliğe sürüklemesinin ana sebebi. Zor insanı yoğurur, derine inmesini sağlar, uğraşmak karşılığında güç getirir; daha önemlisi öğrenmeyi keskinleştirir, yeni zorlara hazırlıklı kılar. “Yaşadığımız çağda insanların bilgiye ulaşması zor bir şey iken, bilgiye bu kadar yakın olmalarına şaşırmamak elde değil.” diye zamanı geri sararak uyarlayalım cümleyi. Salt internet ortamında ulaşılan ne idüğü belirsiz bilgiler şunu demeye vardırıyor: “Her zaman, her şeye fazla çabalamadan ulaşabilirim.” Elde tutma düşüncesi insanı uyuşturduğu gibi insanın kendi kendini kandırmasından da başka bir işe de yaramıyor maalesef. Yarın, yarın, yarın, hep yarın…

_____________________________________


ORYANTALİZM VE TEFRİKA OYUNLARI
Batı oryantalistliği, İslami ilimler başta olmak üzere birçok alana bulaştırdıkları birtakım fikir ve tefrika oyunlarıyla rotasından saptırma girişimini amaçlayan bir oluşumu amaçlar. Bir nevi gizli ajan rolüne soyunmak da denilebilir. Arabistan’lı Lawrence’ın ektiği fitne nasıl ussal bir düşünce olarak kabul edildiyse, batıl inanç kabul edilen birtakım unsurlar da oryantalistlerin farklı bir yoldan izlediği tefrikaların ürünüdür. Doğruyu yanlış, yanlışı doğru kabul ettirmek için Müslüman kimliğine bürünüp sahte fikirlerini aşılayan şeytanımsı ideolojilerdir bir nevi…


Müslümanların bilimler tarihindeki hazinelerini keşfetmeye çalışan Sezgin, Batılılardaki intihalle İslam kültüründeki rivayet zincirini kıyaslarken hem Avrupalıları hem de Müslümanları eleştirir. Sezgin, kaynak zikrederek ilim yapma geleneğinin tarihte belki de ilk defa İslam medeniyetinde teşekkül ettiğinin altını her zaman çizme gereği duyar. Söyleşisinde çok kez yineler bunu.
İslam prensiplerinin başında ‘Hak’ gelir. İster ecnebi hakkı, ister ateşe tapan hakkı olsun, kaynak zikretmede gereken dikkat verilmiyorsa hırsızlığa düşülmüş olur. “Müslümanlar ecnebi hocalardan öğrendiler, onlarla birlikte çalıştılar, komplekse kapılmadılar, aşağılık duygusu hissetmediler. Bilgiyi Aristo’dan alınca Aristo’yu düşman görmediler. Ondan büyük üstat diye bahsettiler.” Sezgin’e göre, Batılı birçok düşünür, İbn Rüşd, El Cezeri ve İbnü’l Heysem’den aldıklarını eserlerinde zikretmez, intihalcilik yaparak kaynak isimleri göstermezler. Dolayısıyla İslam’da kaynak zikretme diğer kültür diyarlarında olduğundan daha fazla özen gösterilmesini Sezgin’den öğreniyoruz. Bir zamanlar o üstün Müslümanların, Hak ile bilimi yoğuran o büyük insanların, Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim etmemesi beklenemezdi zaten…


Geçtiğimiz Haziran ayında aramızdan ayrılan Fuat Sezgin’i, gelecek nesillerce okunup, eserleriyle çokça hatırlanacak bu güzel insanı rahmet ve minnetle anıyorum. Geride bıraktığı eserlerle daima akıllarda olacak…


Perdelenmiş birtakım gerçekleri ortaya çıkarmak için İslam Bilimler Tarihi alanında bir ömür adayan Fuat Sezgin'in bizlere bıraktığı bazı tavsiyeleri...
-Dünyanın nimetlerinden feragat edebilmek!
-Allah korkusunu tüm şuurumuzda hissetmek.
-Masa başında oturmak ve okumak.
-Dil korkusunu yenip hemen gramere sarılmak.


Kitaplarla ve gerçeklerle kalınız. İyi okumalar…
  • Satranç
    8.7/10 (7.899 Oy)7.879 beğeni21.036 okunma1.112 alıntı97.947 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (13.359 Oy)16.596 beğeni37.150 okunma1.718 alıntı156.908 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.483 Oy)11.868 beğeni29.914 okunma2.193 alıntı125.839 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.419 Oy)6.904 beğeni19.119 okunma527 alıntı73.985 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.414 Oy)7.747 beğeni24.358 okunma527 alıntı119.866 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (6.781 Oy)7.669 beğeni22.509 okunma1.276 alıntı95.825 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (3.641 Oy)3.521 beğeni13.384 okunma840 alıntı65.101 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (5.837 Oy)7.028 beğeni19.032 okunma2.513 alıntı112.011 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (4.948 Oy)5.094 beğeni17.178 okunma585 alıntı84.740 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.588 Oy)7.935 beğeni21.895 okunma993 alıntı106.235 gösterim
"Belki 60 ülkenin kütüphanelerini gezdim. Bütün Avrupa’nın kütüphanelerini gördüm. Fas’tan Kahire’ye kadar bütün kuzey Afrika’nın, Suriye ve İran’ın kütüphanelerini gördüm. İran kütüphaneleri de çok zengindir. Hindistan, Rusya ne varsa bütün ihtimalleri denedim."

Ilk kitabının yazılması aşamasında bu kütüphanelerde 400.000 'e yakın cilt kitabı inceliyor.Imkansiz gibi görülen bir alanda dünyada tek olma özelliğine sahip önemli bir kitabın sahibi oluyor.

 "İnsanlar zamanlarının çok kısa olduğunu unutuyorlar. Allah’ın kendilerine bir lütuf olarak verdiği bu zamanı faydalı olarak doldurma vecibesinin şuurunda değiller."

Günlük en az 17 saat çalışma prensibini hayatına oturtmuş, hocasının verdiği hedef üzerine her yıl bir dil öğrenmeye çalışmış, 27 dil bilen bir zamane alimi.
Böyle bir insanın yazdığı kitabın fihristini okumak bile bize seviye atlatir:)
Bu bereketli ömrünün meyvesi matematiksel coğrafya, Astronomi, kimya..vb bilimlerinin tarihleri hakkında her biri için titizce  yazilmis kitaplari ve İstanbul'da açılan bir müze. Bu kitap daha çok O'nu ve araştırmalarını tanıtmaya yönelik. Sizlerde bu değerli insanla  tanışmak isterseniz bu kitap başlangıç için güzel bir adım.
Son birkaç yüzyılın en temel soru ve sorunlarından biridir: İslam dünyası neden geri kaldı? Bu sorunun içerdiği "geri kalma" varsayımı son yıllarda epeyce sorgulanır hale gelmişse de, yaklaşık iki yüz yıldır siyasetin ve elitlerin verdiği cevap aynıdır: İslam dini dolayısıyla. Sefer Turan'ın Fuat Sezgin üstadımız ile yaptığı söyleşiler ve eserlerinden yapılan alıntılardan meydana gelen Bilim Tarihi Sohbetleri, nazara verdiğimiz soru ile alakadar olanlara muazzam bir malzeme sunuyor. Çok önemli ve dikkate değer, üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken bir tez de ortaya koyuyor Sezgin Hoca eserinde: İslam dünyasındaki gerileme İslam dininden, bilimden ya da düşünceden değil, siyasetten; siyasetin gerilemesinden ve acziyetinden kaynaklanıyor. Derdi olanlarımız, bu eserden başlayarak Fuat Sezgin'in bütün te'lifatını temellük etmeli. Fuat Sezgin'in Bilim Tarihi Sohbetleri adlı eseri sadece okunması değil, inceden inceye mütalaa edilmesi, ezberlenmesi gereken bir eser. Gelecekte adını daha çok duyacağımız Sezgin gibi bir değere sahip olmak milletimiz açısından büyük iftihar. Allah sağlıklı ve uzun ömür versin.
Sefer Turan ve Fuat Sezgin söyleşisinden oluşan kitapta büyük İslam alimleri tanıtılırken, bilime nasıl bir bakış açımız olması gerektiği hakkında da bilgiler verilmektedir.
Hani bazı kitaplar vardır okuyunca kitap için, yazarı için veya ikisi için de "vay be" dersiniz. İşte bu kitap öyle oldu benim için. Fuat Sezgin kimdir, necidir, neler yapmıştır gibi sorulara cevaplar arıyorsanız bu kitap sizin için bulunmaz kaftandır. Fuat Sezgin mi? O ise bulunmaz bir derya... Bir önceki okuduğum kitap: Arapların Gözünden Haçlı Seferleri idi. İki kitap sonunda da işte, tarihe, bilime böyle bakılmalı, yıllarca bu yorumları aradım dedim kendime.
27 dil bilmesi, 17 saat çalışması günde herkesin duyduğu bilgilerdir Sezgin hakkında. Gene öğle yemeklerini on dakikaya sıkıştırdığı da... Boş zaman bulmanın dört gözle beklendiği, bulunduğu zamanda ise maalesef ki boşa harcandığı günümüzde böyle de yaşanabilirmiş, belki bu kadar olmasa da hayatımda olumlu değişiklikler yapabilirim dememizi sağlayacak bir isim... Onu Fuat Sezgin yapan durumlardan bazıları da sevdiği alana yönelmiş ve büyük bir hocadan ders almış olmasıdır.
27 Mayıs 1960 darbesi sırasında üniversitesiden uzaklaştırılan 147 akademisyenden olduğu haberini aldığında kütüphaneye gitmesi önemli bir ayrıntıdır. 1961 sonrası Almanya'ya gider ve oraya yerleşir. 1982'de Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü'nü ve buranın müzesini kurar. İstanbul'da kurduğu müzeyi ziyaret etmek için ise sabırsızlanıyorum İslam Bilimleri Tarihi ile ilgili ciltlerce eserleri mevcuttur.
Araplar'ın manevi uyanış havasına ve zaferlerden doğan güvenlerine paralel olarak güçlü bilgi açlığı yaşadığını ve bununla birlikte bilime yöneldiklerini belirtir. 7.yy ile başlayan bu süreç 9. yy'da iyice gelişir. 800 yıllık bir ilerleme dönemi söz konusu olur. Sezgin'in sürekli vurguladığı bilimde ilerleyen Müslümanlar'ın Yunanlılardan alıntılar yaparken aşağılık duygusuna kapılmadığıdır. "Büyük Aristo" gibi tasvirler dahi bulunurken, Müslümanlardan büyük bir nefretle alıntılar yapan Avrupa eserlerinde Müslümanlardan alınan bilgileri kendilerininmiş gibi kullanırlar. Oysa ki bilim ortak bir mirastır ve herkes tarafından eklemeler yapılan büyük bir nehirdir. Şimdi bizim yapmamız gereken ise "vay be neydik" kibirlenmesiyle "Avrupalılar kadar olamadık" aşağılanmasından kurtulup daima çalışmaktır!
Fuat Sezgin hocam... Tam bir efsane, deha, ülkemiz ve İslam dünyası için oldukça önemli bir şahsiyet. Onun hayatına, eserlerine ve çalışmalarına dair küçük kırıntılar okumak oldukça keyif vericiydi. Keşke daha fazla bilgim olsa da 15 ciltlik eserini okuyabilsem. Ayrıca İslam bilimi ve bilimadamlarına dair yeni bilgiler öğrenmek çok heyecan vericiydi.En kısa zamanda İstanbul'da açtığı İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi müzesini ziyaret etmek istiyorum. Gelelim biraz yılan dile, kitap editörlük ve içerik açısından oldukça yetersiz, hiç bir akış ve gruplandırma yok. Hocamızın küçük bir hayat hikayesi ile başlayan kitap aniden başka bir yere geçiyor sonra bakıyorsunuz hop başka bir yer, hop başka bir alan... okuması oldukça boğucuydu, ayrıca öz Türkçe karşılıkları varken sürekli eski Türkçe kelimelerin kullanılmasını da zorlama ve sevimsiz buldum. Kitabın içeriği demek varken, neden kitabın muhteviyatı denir ?
Fuat hocayı ve İslam medeniyetini tanıma açısından verimli olan kitap umarım gelecek baskılarında daha derli toplu ve okunabilitesi artar bir duruma getirilir.
Fuat Sezginin Sefer Turan ile söyleşisinden bahsedilmektedir.Gerçekten de Sezgin in ülkemiz için çabalarının ne kadar fazla olduğunu göreceksiniz.Yaşadığı tüm zorluklara rağmen asla ülküsünden vazgeçmemiştir.Nitekim yakın bir zamanda İstanbul a da müze açılmasını sağlamıştır.Bize, eskiden İslam dünyası nın fasarya işlerle uğraştığını düşünenlere karşı kanıtlarını vererek çok güzel bir eser daha bırakmıştır.
İslamiyetten önce Yunanlar, Mısırlılar vs bilimde ilerideydiler.Günümüzde ise Avrupalılar ve Amerikalılar bilimde öndedir..Peki bu arada kalan süre zarfında ne olmuştur?Sezgin ömür boyunca uğraştığı alan tam da budur.İslamiyet döneminde 800 yıl boyunca müthiş atılımlar yapıldığından bahsetmiştir.Matematiksel coğrafya,beşeri coğrafya, sosyoloji, matematik, astronomi,müzik, sağlık, felsefe vs alanlarında çağlarının çok ilerisinde olan bir islam dünyasından bahsetmiştir.Amerikanın bulunuşu gibi güncel konular da mevcuttur.
Biz islamiyetten sonra birkaç yy boyunca çağımızın çok ilerisindeydik(9-16yy).Bu ilerlemeyi öncelikle yunan ve latin dünyasının kitaplarını tercüme ederek kazandık.Sonra bilim ürettik ama bunun reklamını yapmayı beceremedik(Şuanki modern dünyada reklamcılık çok ileridedir.)Avrupalılar birçok buluşu kendilerine mal ettiler.Hatta bazı çeviri eserleri bile kendilerine mal ettiler.Bu komik durum karşısında bile Sezgin e kadar kimse etkin bir şekilde itiraz etmemişti. Asırlar boyunca refah ve bilim içinde yaşadık.Sonra üstünlüğümüzü kaybettik.Daha da kötüsü ne yaptığımızı bilmez hale geldik.Bu durumu fark edemedik ve bu duruma bağlı oluşan aşağılık duygusuna kapıldık.Bu olguyu aşmada bir basamak teşkil eden bu eseri okuyabilirsiniz.
Kitap içeriği Fuat Sezgin ve Sefer Turan'ın sohbeti şeklinde, zaten ismi bu nedenle Bilim Tarihi Sohbetleri. Kitabı okuduktan sonra çok şey değişti kafamda. Kitabı okurken bilim tarihi hakkında önbilgi ve fikirler ediniyorsunuz.

daha ayrıntılı incelemeyi sitemde paylaşmıştım;
https://www.kadirdurukan.com/...i-sohbetleri-kitabi/
ilk emri "oku" olan dinin insanları düşünmüş okumuş kainatı ve yaşamış yaşatmış. geçmişinden utanan bir nesil aslında geçmişinden ne kadar da bihaber. bu kitapla onu anladım. kendini ilme bilime adayan bir insanın başarabildikleri. hayallerin sınırlı tutulmaması gerektiğini Fuad Sezgin ile daha iyi anladım.
Frankfurt'ta Johann Wolfgang Goethe Üniversitesinde Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü'nü kuran, 60'a yakın ülkenin kütüphane ve müzelerindeki İslam bilimleri ile ilgili 100 binlerce el yazmasını inceleyerek 50 yıllık bir calışma sonucu hiçbir insanın tek başına altından kalkamayacağı 15 ciltlik İslam Bilim Tarihi Ansiklopedisini tek başına hazırlayan, Müslüman alimlerin yüzyıllar içinde kullandığı 800'e yakın ölçüm cihazını yazılı kaynaklardaki modellerine göre tekrar yaptırıp İstanbul'da kuruluşuna ön ayak olduğu İstanbul Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'nde sergileyen, haftanın yedi günü günde 17 saat çalışıp üreten Fuat Sezgin'i bu kitap sayesinde tanımış oldum, kendisinden ve başarılarından oldukça etkilendim. Kitabı bilim tarihi ile ilgilenen herkese tavsiye ediyorum.
Fuat Sezgin çeşitli sebeplerle ülkeden gitmiş ve Almanya’da bir enstitü kurmuş. Kendisini Celal Şengör’ün bir programda bahsetmesiyle keşfettim fakat geç kaldım tabii ki. Çünkü karşımızda hayatını tam anlamıyla bilime, gelişime adamış bir insan var. Yakın zamanda Türkiye’ye geldi ancak Almanya kitaplarını (yazma eserler vs) getirmesine müsaade etmedi. Burada bir müze kurdular, Gülhane Parkı’nda. Bu müzede İslam alimlerinin buluşlarının maketlerini sergiliyorlar. Bu kitap röportaj halinde o yüzden daha kolay okunuyor. Birçok konuda fikir sahibi olabilirsiniz faydalı bir söyleşi olduğunu düşünüyorum.
Müslümanları ve özellikle milletimizi uyandırmaya çalışan bir hayat öyküsünün kendi dilinden güzel bir röportaj. Bir kendini adamışlığın ve bilme aşkın muşahhas ve yaşayan hali değerli hocamız Fuat Sezgin.
Birûni 27 yaşındayken 18 yaşındaki İbn-i Sina'yla yazılı bir münakaşaya giriyor. Konu nedir biliyor musunuz? "Işığın sürati ölçüsüz müdür yani lâ mütenahi midir, yoksa zamanla ölçülebilir mi?" Ne müthiş bir şey değil mi! Böyle bir şey bugünün Türkiye'sinde bile olmaz.
Fuat Sezgin
Sayfa 79 - Timaş Yayınları, 12. baskı, 2017.
“Şimdi düşününüz; siz bir dinin mensubusunuz ve o dinin Peygamberi(SAS) ne diyor: “İki günü birbirine eşit olan insan zarardadır.” Bunu Müslümanlar kâfi derecede göz önüne almadılar. İnsanların dikkatini buna çekmediler. Demek ki İslam dini sizden her gün yeni bir şey istiyor. Yani bu soruyu her Müslüman’ın kendisine sorması lazım.”
"Türklerin gramer bilgileri yok, o yüzden dili öğrenemiyorlar, bazen iyi konuşuyorlar fakat yazamıyorlar. Bu bizim milletimizin önemli problemlerinden biridir."
EVREN bütün değişmelerine rağmen bir düzen ve bütün ayrıntılarına rağmen bir ahenk içindedir.
Fuat Sezgin
Sayfa 165 - Timaş Yayınları, 12. baskı, 2017.
Mesela bir işe başladıktan bir hafta sonra, insanın kendi kendisine sorması lazım “Bu hafta ben bir şey öğrendim mi?” diye.
Ben medeniyet tarihini bir bütün olarak kabul ediyorum. Bu, bütün insanlığın müşterek malıdır. Eğer Kongo'daki insanların bugün medeniyetin gelişmesine katkıları yoksa da, onlar bizim Afrika'nın ücra köşesinde kalan kardeşlerimizdir. Bizler, Yunanlılar ve bugünkü modern Avrupalılar modern teknolojiyi gerçekleştirmişlerse, o başka bölgelerde yaşayan insanların da bu süreçte katkısı vardır.
Fuat Sezgin
Sayfa 41 - Timaş Yayınları, 12. baskı, 2017.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bilim Tarihi Sohbetleri
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051141589
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Yaptığı çalışmalarla uluslararası bilim camiasının İslam Bilimler Tarihi alanında en önemli ismi kabul edilen, Müslüman âlimlerin bilim dünyasında oynadıkları yeri doldurulamaz rolü tüm dünyaya tanıtan değerli bilim adamımız Prof. Dr. Fuat Sezginin yaşam serüvenini ve çalışmalarının arka planını anlatan Bilimler Tarihçisi Fuat Sezgin.

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük İslam Bilimler tarihçisi Fuat Sezgin, "Bir valizle çıktım yola. Valizde biraz çamaşır ve birkaç önemli yazmanın fişleri vardı... Onları aldım, çektim gittim." diye anlatıyor yaşam öyküsünü. 40lı yıllardan itibaren en büyük şarkiyatçı olarak kabul edilen Hellmut Ritterin talebesi olarak Bilim tarihine ilk adımını atan Fuat Sezgin 60 darbesi sırasında 147likler diye anılan, üniversiteden uzaklaştırılan öğretim üyelerinden biridir. Birdenbire İstanbul Üniversitesindeyken çalışmaları yarıda kalan Sezgin kaynaklardan uzak kalma pahasına mecburen yurt dışındaki üniversitelere başvuruda bulunur. Günde 17 saatten az çalışmayan, öğle yemeklerini zaman almasın diye bir parça ekmekle geçiştiren biri için birkaç hafta beklemek kâbus gibidir. 15 gün içerisinde Berkeley, Yale gibi çok ünlü Amerikan üniversiteleri kapılarını sonuna açarlar Sezgine fakat Sezgin kaynaklardan uzak kalma endişesiyle okyanusun bu tarafında, Frankfurtta çalışmalarına devam etmeye karar verir.

Sezginin bu ürünleri vermesi hiç de kolay olmaz. Toplam 27 dil bilen Fuat Sezgin, 60ın üzerinde ülkede çalışmalar yapar, çeşitli dillerde yazılmış toplam 600.000 el yazmasını teker teker elden geçirir, İslam coğrafyasında inceleme yapmadığı kütüphane kalmaz. Devlet başkanlarının, kralların ve dünyanın en önemli akademisyen ve işadamlarının saygı ve destekte kusur etmediği Sezginin kıymeti kendi memleketinde geç de olsa yeni yeni anlaşılmaya başlıyor. Açılışını Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın yaptığı İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi bu olumlu yaklaşımın en somut örneği. Sevindirici örnekler bunla da son bulmuyor. Sezginin İslamda Bilim ve Teknik adlı 5 ciltlik eseri Türkçeye tercüme edildi.

Kitabı okuyanlar 101 okur

  • Erdi Gürbüz
  • Muhammed Âsım..
  • Hcrt  ÇT
  • İsmail Yılmaz
  • Sevim aydın
  • Rahile
  • ludmilla.92
  • Özlem Özek
  • Onur
  • Sude

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.1
14-17 Yaş
%7.4
18-24 Yaş
%29.6
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%7.4
45-54 Yaş
%7.4
55-64 Yaş
%3.7
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%44
Erkek
%56

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.5 (20)
9
%13 (6)
8
%28.3 (13)
7
%6.5 (3)
6
%4.3 (2)
5
%2.2 (1)
4
%0
3
%2.2 (1)
2
%0
1
%0