Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.266
Gösterim
Adı:
Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev
Baskı tarihi:
1 Aralık 2009
Sayfa sayısı:
79
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054056354
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Baskılar:
Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev
Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev Seçme Düşünceler
İlimler ve Sanatlar Hakkında Nutuk
Bilimler ve Sanatlar Üzerine
Bilimler ve Sanatlar - Ekonomik Politik
Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev
Bana öyle geliyor ki ortaya atmaya cüret ettiğim bu görüşler o kadar da kolay affedilmeyecek. Hiç kuşku yok ki günümüzde çoğu insan tarafından hayranlık duyulan şeylere açık bir şekilde saldıran bir kişi herkesçe kınanacaktır. Yetkili ve bilge bazı kimselerin beni doğrulamaları herkes tarafından doğrulanacağım anlamına elbette gelmez. Öte yandan benim kararım önceden belirlenmiştir; münevver ve şöhret sahibi kimselerin iltifatını kazanmayı hiç umursamıyorum.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bilimi örneklemek için soyut ve somut kavramlara başvurduğum bu kitabı okurken, soyut bilimin ne kadar gerekli ve somut bilimin ise ne denli ahmak işi olduğu kanaatini getirdim. Bize gerekli olan bilim insan yaşamının gereksinimlerini karşılamak ve hayatı yaşanılabilir kılmaktır. Bu şekilde dingin ve sağlıklı bir hayat sürmemiz mümkündür. Ancak somut bilim ihtiyaca yöneliktir ve bağlı olduğu zamanı kurtarmakla yükümlüdür. Ve bilimin kadim arkadaşı sanat. Bilimden pek farkı olmayan ancak yörünge bulamadığında hiçbir değere aldırış etmeden, yetişkin-genç-çocuk kimsenin gözünün yaşına bakmadan sapkınlığa davetiye çıkarmanın resmi adıdır. Sanat sapkınlığı asla meşru kılamaz, sadece insanlar sanatı kullanıp sapkınlığa çevirirler.

“Artık bir insanın namuslu olup olmadığına değil, bir sanata kabiliyeti olup olmadığına bakılıyor; bir kitabın yararlı olması değil, iyi yazılmış olması isteniyor. Parlak zekâ insanı bütün nimetlere kavuşturuyor; erdem ise hiçbir şeref getirmiyor. Güzel söylevlere yüzlerce armağan veriliyor; güzel eylemlere ise hiçbir şey verildiği yok. Ama söyleyin, bu akademinin birincilik vereceği söylevlerin en iyisinin kazanacağı şeref, bu armağanı ortaya koymuş olmanın şerefiyle kıyaslanabilir mi?” (Alıntı #40727864 )

Eserin yazılması; yazarın evden işe giderken yaya yolunu tercih etmesinden Dijon Akademisi’nin yayımlamış olduğu dergide “Bilimlerin ve sanatların gelişmesi ahlakın düzelmesine yardım etmiş midir?” sorusu etken olmuş ve yazarın hayatını baştan sona değiştirmiştir. Sorunun cevabını dillere destan olacak bir biçimde olumsuz olarak cevaplamıştır. Kendisini ben baştan sona haklı buldum.

Yazar gün geçtikçe bilimde ve sanatta işlerin çığırından çıktığını, toplumları körelttiğini ve yok ettiğini örnekler vererek açıklamaktadır. Asıl bilimin insanın kendi içerisinde olduğunu ve doğanın ise bunu her zaman desteklediğini savunmaktadır. Olması gereken erdem ve ahlaktır. Bunlar bireylerde ve toplumlarda oldukça her türlü zorluğa göğüs gerebilecek kudrete sahip olduğunu savunmaktadır.

“Her sanatçı alkışlanmak ister. Beraber yaşadığı insanların övgüleri onun için en değerli armağandır. Bugünkü gibi, bilginlerin moda olduğu, eğlence düşkünü bir gençliğin zevklere hükmettiği, erkeklerin kadınlara kul köle olup onların istediği gibi yaşadığı, kadınların ürkek huylarına uygun gelmediği için dram şiirinin şaheserlerine, müzik harikalarına değer verilmediği bir çağda ve ülkede doğmak felaketine uğramış bir sanatçı kendini beğendirmek için ne yapar? Ne mi yapar, baylar? Dehasını zamanın düzeyine indirir; ölümünden çok sonra beğenilebilecek eşsiz eserler yaratacak yerde, yaşadığı sürece hoşa gidecek eserler vermeye çalışır.” (Alıntı #40725741 )

01 Kasım 2018 tarihinde yazılmış, kısa bir yazımı paylaşmak istiyorum.
“Ne kadar bilim insanı ve bilim adamı var ise canı cehenneme… Kesinlikle sadece kısa vadede insanlığa ve dünyaya yarar sağlayan bu kişiler yüzünden iler ki nesillerimizin bize “aptal insanlar” demeyeceğini kim garanti edebilir. Çünkü bilimin her buluşu uzun vadede hem insanı hem de dünyayı kaosa sürüklemekten başka bir şey değildir. İnsan ırkının bedenen zayıflatılmasından tutunda, toprağın kalitesini kaybetmesine, dünya nüfusunun bu denli artmasına, tabiat dengelerinin altüst olmasına, yitip giden tohumların dünyadan ebediyen silinmesine, hayvan türlerinin bu denli yok olmasına, oksijenin bu denli kirlenmesine sebep olan tek bir etken vardır buna ise kısaca biz bilim deriz. Çünkü bilim deneme ve yanılma yoluyla varsayımlar kurarak ilerler; önce insan nesli için bir motor icat ettiğini söyler ve ileri ki zamanda ise bu motorun oksijeni mahvettiğini o sebeple farklı bir motor seçeneğine geçmek istediğini söyler ve bu da insanın yararına olacağını savunur. İnsanı özgür kılmayı farz edinen bilim aslında insanı mahkûm edendir. Bilim sadece kendi çağına hizmet eden bir varsayımlar bütünüdür. Aynı şekilde bu sözlerim siz psikolog ve türevleri içinde geçerlidir. Lütfen insan düşüncesinden elinizi eteğinizi çekin! Sizin verdiğiniz hiçbir “antidepresan” bir annenin evladına sarılması kadar, bir babaya koşarken kollarını açan çocuk kadar kişiye dinginlik vermez. İlaçlarınız ancak bedeni ve beyni aldatmaktan öte bir şey değildir.”

Tanrı'nın insandan istediği saflık ve duruluk insanın kıymetli eserler vermesini olası kılar. Ünlü Yunan ve Roma düşünürleri bunlara en iyi örneklerdendir. Fakirlikleri ve saf dünya görüşlerini o kadar yüce bir şekilde hayatları ile akademilerine döktüler ki kendi dönemlerinin parlayan yıldızları olup, soyut bilimin yani ahlakın ve dahası insanın her halini ortaya döktüler. Ne zaman ki toplumda yükselmeler, zenginleşmeler ve lüks peyda oldu, işte o vakit o toplumlar; zevkin ve lüksün sarhoşluğunda kendi boyunlarına boyunduruklarını takıp yok oldular.

Aristoteles'in İskender'in ve Apollonius Molon'un Cicero ve Sezar'ın hocası olduğunu önceki okuduğumuz kitaplardan ezber ettik. Bu bilgin kişiler istelerdi bu yöneticilere tabi olup, zevk ve sefa içerisinde hayatlarını idame edebilirlerdi. - Cicero'yu da bu zenginliğin içine katmak mümkündür - Bu hususta verdikleri eserlerden ve değer kattıkları insanlarda ne denli değişimler olabileceğini tasavvur dahi edemezdiniz. Ne Aristo Aristo olarak kalırdı ne de Apollonius Molon Apollonius Molon olarak kalırdı. Ki bizim tarihimizde de toplum dinamikleri olan düşünürlerimiz vardır. Bunlarında istenilseydi eğer ki çok lüks içerisinde hayatları olabilirdi ancak onlar her zaman topluma maal olmak ve bu uğurda bedenleri, beyinlerini heba etme yollarını seçmişlerdir.

Sanatı ve bilimi layığı ile ileri götürenleri tenzih ederim.

Kitabım İş Bankası Kültür Yayınları’ndandır ve çevirisi gerçekten anlaşılabilecek inceliktedir. Kitap seksen sayfa olmasına rağmen küçük eklentiler yapılarak konu ikinci kez yeniden basılmıştır. Bu sebeple kitabın asıl sayfa sayını kırk dersek yalan söylememiş oluruz.

“Kendi içimizde bulabileceğimiz mutluluğu, başkalarının bizi beğenmesinde aramak neye yarar?” (Alıntı #40732905 )

Sözün özü; kitap son derece hoş ve okunulabilir. Özellikle birazcık merakınız var ise bu tarz yazımlara muhakkak okumanızı tavsiye ederim. Çünkü içerisinde çok iyi örnekler ve düşünceler bulunmaktadır.

Sevgi ile kalın.
80 syf.
·Puan vermedi
Bilim ve sanatın diriltilmesi, ahlâkı düzeltmeye yardım etmiş midir?
Rousseau 1749'da Dijon akademisinin ödüllü sorusuna (yukarıda yazdığım) istinaden yazıyor bu kitabı ve birinci oluyor. Cevabı ise, Hayır.

Bir düşünsenize yıl M.Ö bilmem kaç bin... ne derdiniz, kaç sorumluluğunuz var? Bir barınak bulmuşsunuz, alıyorsunuz, topluyorsunuz yiyip içip yatıyorsunuz. Güzellik, zenginlik, çirkinlik, cehalet, entellektüellik bilmem ne, hiçbir şey yok. Aptalca siyasi tatışmalar, salak salak akımlar, boş edebiyatlar, türlü sanatsal etkinlikler hiçbir şey yok.

Zaman geçiyor, yağmur yağıyor, seller akıyor, volkanlar patlıyor ve artık insanlar bir araya gelmeye başlıyor. Toplum olgusu oluşmaya başlıyor. X'i Y var etmeye başlıyor. Güzellik, çirkinlik, güçlü, zayıf gibi en temel kavramlar ortaya çıkarken buna paralel olarak kıskançlık, öfke, komplo gibi kavramlarda türüyor. Sonra, baktık işler çığırından çıkıyor katiller türüyor, güçlüler güçsüzleri eziyor, orman kanunları hüküm sürüyor, bizler de diyoruz ki "Bu iş böyle gitmez, bir sözleşme yapalım. Biz gücümüzü bir üst kimliğe vererek kendimizi sınırlayalım ve bir sözleşme oluşturalım böylelikle haklar dengesi oluşturmuş oluruz." Derken devlet dediğimiz kutsal varlığı kuruyoruuuz. Tabi sıkıntı yok, insanlar toplum olarak yaşamayı öğreniyor. Ortak kurallar, ortak çıkarlar devam ede dursun; insanlar, geçim derdinde ekiyor, biçiyor, yiyor, yatıyor. Gel zaman git zaman ortak değerler oluşyor, ortak bir kültür.
Zaman geçtikçe insanın merak duygusuna istinaden gelişen araştırmalar, çok zenginleşen insanların sanatsal eğilimleri falan filan boş zamanlarında geliştiriyorlar da geliştiriyorlar. Tiyatro, opera, sinema, keman, bale, bilmem ne, pusula, kağıt barut, bıçak, balta, falan filan. Geliştikçe gelişiyor, geliştikçe gelişiyor. İnsan doğal halinden uzaklaştığı her adımda da ahlak, haz, değer azalıyor. Mesela klasik bir geyik vardır yaa. Yani biz geyik deriz ama gerçekten de öyle hissederiz ya da hissedemediğimizi dile vururuz. "NERDEEE O ESKİ BAYRAMLAR" bakınız bu adam 1750'de "bilimlerimiz ve sanatlarımız olgunlaşmaya doğru gittikçe, ruhlarımız bozulmuştur." Cümlesini kuruyor ve yıl 2018 hâlâ bozulma devam ediyor ve sürekli bir eski özlem mevcut, neden? Çünkü bilim ileriye gittikçe insanlık geride kalıyor. Bilim arttıkça lüks, lüks arttıkça sımarıklık artıyor. Yok olan tüm uygarlıkları araştırdığımızda ortak özellikleri, yok olmalarının arefelerinde aşırı lüks ve sefaya dalmalarıdır.
Evet arkadaşlar, ben yazarın söylediklerine harfien katılıyorum. Diyor ki:
"Boş ve anlamsız merakımızın sebep olduğu kötülükler, bu dünya kadar eskidir."
Ve bunları söylerken, henüz yüzbinlerce Amerika yerlisi öldürülmedi, Çernobil patlamadı, atom icat edilmedi, Hiroşima ve Nagazaki yerindeydi, Nazi kampları kurulmamıştı. Milyonlarca altın harcanacak yapılan çalışmalara karşın, dünyanın başka bir yerinde milyarlarca insan açlığın pençesinde değildi.

"Sokrates yaşasaydı eğer o doğru adam bizim boş bilimlerimizi de küçümserdi. Her taraftan üzerimize çullanan bu kitap yığınının artmasına yardım etmezdi."
Diyor 28. Sayfada... doğru diyor yüzlerce kitap, hastalıklı ideolojiler, ahlaksızlık ve iç sıkıntısı vermekten başka ne işe yarar ki? Sorgulamak adı altında zihin bulandırıp olmadık şeyler türeten insanlar!! Ah o insanlar !! Diyor ki yazarımız;
"Ama bu boş adamlar, parlak sözleriyle her yere erişirler; uğursuz yüzleriyle silahlı, dinin temelini sarsarak her yöne yayılırlar, Erdemi yok ederler. Din, vatan gibi eski sözleri hor görürler, bütün kurnazlıklarıyla, felsefelerini insanların değer verdikleri ne varsa onu baltalamaya, yıkmaya, çalışırlar. Ne imandan ne de Erdem'den nefret ettikleri için değil; asıl düşmanları, başkalarının hep birden inandıkları şeylerdir."

Kitabı ikinci okuyuşum ön sözü vs. Atarsan toplam 37 sayfa felan. Ama 3700 sayfalık kitap yazılsa bu kadar yerinde ve ileri görüşlü tespitler yapılamaz diye düşünüyorum... fazla uzatmamak adına yarım kestim daha çoook söylenecek şey var bu kitabın üzerine abartısız söylüyorum hiçbir incelememde de böyle idda da bulunmadım ama bu kitap hakkında saatlerce tartışıp, sayfalarca yazabilirim. Hatta önümüzdeki ay istanbul okuma grubunda kitap önerisi olarak sunacağım...
80 syf.
·6 günde·10/10
Bir ders çıkışı hocanın elime oku diye tutuşturduğu bu eserin adına bile bakmadan çantaya atmıştım. Bu gamsızlık nereden inanın bende bilmiyorum. Uzun süre çantamda gezdi bu kitap birgün elime aldım "Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev" hâlâ dikkatimi çekmiyordu. Lâkin vakit geldi,
birgün başladım okunmaya.

Bu kitapçık asıl olarak 1749’da Dijon Akademisi’nin ödüllü sorusu üzerine yazılmış ve J.J.Rousseau’ya hem yarışmayı kazandırmış hem de tanınmasını sağlamış.
Soru ise şu şekildedir: “Bilimlerin ve sanatların gelişmesi ahlakın düzelmesine yardım etmiş midir?”

J. J. Rousseau’nun cevabı “hayır”dır. Hem de hakikatli bir hayır.

Sonradan öğrendim ki bu soruya "evet" cevabını veren bir din adamı yarışmada üçüncü oluyor. Eserde okuduklarım kadar bu bilgiye de çok şaşırdım okuyunca beni daha iyi anlayacaksınız. Çünkü Rousseau kitabında hakikat düşüncesini hiç bırakmamış hissi verdi bana. Bu tasviri yapmam ne denli doğru bilmiyorum ama sanki 'bir din adamı edasıyla yazılmış eser' çünkü Derin manalar içinde kayboluveriyorsunuz.

Rousseau' nun ise tanrı inancı olduğunu şu sözüyle anladım: "Bu hayatta o kadar sıkıntı çektim ki, diğer hayatta rahata ereceğimi beklememem olanaksız, inanıyorum ve bekliyorum."
Rousseau... Gerçekten okunması gereken bir düşünür.

Eserde ise her cümlesi size yeni bir kapı aralıyor. Yahu diyorsun, ne doğru söylemiş! Her cümle yüzünüze tokat gibi iniyor. Bilim ve sanatın insanoğlu gelişmesine faydalı olduğu kanaatinde olanlar elbet haz almayacaklardır. Lakin Rousseau penceresinden bakmak benim için büyük hazdı.

Esere kısaca değinecek olursak
Rousseau, bilimin ve sanatın insanları boş uğraşlara yönelttiğini ve erdem kavramını bitirdiğini söylüyor. Bilimin artması ve sanatın çoğalmasıyla yöneticilerin, askerlerin erdemlerini yitirmesi ve ahlaklarının bozulmasına sebep olduğunu anlatıyor. Bu yüzden bozgun ve yenilgilere uğranıldığından bahsediyor.

Rousseau yu tanımak için okunması gereken bir eser.
Keyifli okumalar
80 syf.
·1 günde·Beğendi·3/10
Bağnazlıkla ve sığ bir düşünceyle yazılmış bir kitap...
Rousseau hakkında böyle bir düşünceye sahip olacağım hiç aklıma gelmezdi fakat öyle bölümler vardı ki...
Bilim ve sanat insanlığın ahlakını bozup zayıflatırmış!!! Bugün ileride olan devletlerin aldığı yolu görebilme imkanın olsaydı keşke!
Bu arada bu ince kitabın kalınlığına hiç bakmayın. Yayınevi aynı metni 2 kez kitaba basmış. 1. bölüm günümüz Türkçesi, 2. bölüm çevirinin yapıldığı zamanın Türkçesine ait.
80 syf.
Rousseau'nun yazmış olduğu ve Diderot'un pek beğendiği bu eseri günümüz muhafazakarlariyla karsilastirsak, neredeyse aynı iki tip aydın yakalariz.

Rousseau'nun duygusal ulus devletçi mantığı, uygarlığı yererken, kendinde şeymiş gibi erdemi yüceltmesi, bunun yanında erdemin asıl gaye olarak görülüp, tüm kötülüklerin anasının bilimlere indirgemesi açıkçası eseri pek sıkıcılastirmis ve duygusal tepkilerle dolu olmasına yol açmıştır. Tabi ki edebi kaygı gütmemistir bu eseri yazarken. Ne var ki benzer örnekler daima aynı kapıya çıkmış ve tekrarla okuru boğmuştur.


Toplumsal donusumun ahlakı nasıl yapilandirdigina çocuksu duygusal tepkiler vermek bugün de moda olmaktan çıkmamıştır. Kafası çalışmayan demeyeyim- ancak yetkinlesmeyen bir toplumun birtakım kesimleri böylesi kötü bir sonucu ortaya koyabilir. Rousseau için de aynısı geçerli olmuştur. Klasik türk islam sentezci mantığa oturtmaya kalkın , Fansa'nın yerine Turkiye yazın, bugün de bu görüşlerin hakim olduğunu göreceksiniz.
80 syf.
·1 günde·2/10
Kitapla ilgili çokça şey yazılmış, ben uzun bir inceleme değil ama birkaç tespitte bulunmak istiyorum.

Eseri kıymetli kılan nokta Aydınlanma ethosunun egemen olduğu bir çağda ona karşı duran nadir metinlerden olması, bunun dışında kayda değer hiçbir yönünün olduğunu düşünmüyorum.

İlkin Rousseau'nun da sonradan fark ettiği gibi eserin dili ve akıl yürütme biçimi çok cılız. İlkokuldaki münazara yarışmalarında istemeye istemeye belirli bir konuyu savunmak zorunda kalan öğrencilerin yazım şekli ve kanıtlama biçimlerine oldukça benzeyen bir tarzı var.

Eserde yaygın olarak; yanlış yön, yetersiz örnek ve karmaşık nedenler safsataları kullanılmış. Neden ile sonuç birbirine karıştırılmış, tekil örneklerden aceleci genellemelere varılmış ve kompleks nedenler sonucunda gerçekleşen birçok tarihi olay tek bir nedene bağlanmış. Tabii mantık bu kadar kötü olunca, muhafazakar birçok düşünür gibi duygulara başvurulmuş. Vatan, namus, ahlak, bayrak, kral vb. birçok değerin elden gittiği üzerinden geliştirilen bir yaygara ile argümanların yetersizliği örtbas edilmeye çalışılmış.

Dikkatimi çeken bir başka nokta ise, sürekli biçimde erdem ve bilgiyi, bilimi birbirine zıt gösteren söylemlerde kanıt olarak Sokrates'in kullanılması. Halbuki Platon'un diyalogları aracılığıyla tanıdığımız Sokrates, Rousseau'nun tam aksine bilgi olmadan erdemin olmayacağını, erdem ve bilginin sürekli birbirini beslediğini hatta, radikal bir biçimde, bilen insanın kötülük eylemeyeceğini savunmuştur. Bu yönüyle de Fransız Aydınlanmacılarından ressam Jacques-Louis David tarafından bir Aydınlanma şehidi gibi görülüp, ölüm anı resmedilerek, döneminin sembolü haline gelmiştir.

Aydınlanma felsefesinin elbette kendi içerisinde çelişkili ve yanlış yönleri mevcut. Ancak Rousseau'nun metni Aydınlanma olmasa ne olurdu, ona alternatif olarak ne gelebilirdi sorusunun cevaplarından birisi olması bakımından, Aydınlanma'nın ne kadar kıymetli olduğunu kanıtladı bir daha gözümde. Bu anlamıyla amacının aksine hizmet etmiş oldu. "Aydınlanma niçin değerlidir?" sorusunun cevabı için okunması gereken eserlerden.
80 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Bilimin ve sanatın lüks ile iç içe olduğunu ve birbirlerinden ayrılamadıklarını iddia eden Rousseau'nun bu konuda oldukça haklı olduğunu düşündüm bir yandan. Sanatı allayıp pullayıp erişilmez yerlere kaldırmak, dokunulmaz ama misyonu yüksek bir halde muhafaza etmek önlem almak için yeterli miydi? Yahut bu gibi şeylerin ilerledikçe aslında bizi insan yapan değerlerden an be an uzaklaştığımızı biliyor muyduk? Hatta insan olmanın doğal olarak getirdiği erdemleri gün be gün kaybederken ve bunu fark edemeyişimizi nasıl telafi edebilirdik? Bilmek bir hastalık mıydı? O kadar fazla soru sordu ki hem kitap hem aklım, cümleleri toparlamak biraz zor oldu. Insani değerleri yok eden bilim sanattaki ilerleme mi? Çeşitli açılardan bakma şansı yakalayacaksınız.
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Rousseau bu Söylev'inde Dijon Bilimler Akademisi'nin sorduğu, bilimler ve sanatların gelişmesi ahlakın gelişimine nasıl etkide bulunmuştur sorusunu cevaplıyor. Rousseau'nun bu soruya yanıtı, bilim ve sanatların gelişiminin ahlakı, insani değerleri yozlaştırdığını iddia ediyor, temellendiriyor.

Tarih o kadar büyüktür, insanlar o kadar çok yaşamış ve söylemişlerdir ki, zaman belirli anlatılara örnek verilecek bir sürü yığın oluşturmuştur. Her savın bir desteğini tarihten, hayattan, doğadan bulmak mümkündür. Rousseau'nun örneğini verdiği bilmediğini bilen Sokrates nasıl bir örnekse, Rousseau da bilimler ve sanatların gelişmesinin iyi bir örneği mi o zaman? Yani şunu söylemek istiyorum, Sokrates ki arkasında bir tane bile yazılı eser bırakmamış bir düşünürdür ve onun düşüncesi yüzyıllardır dillere destan olmuştur. Peki ya Rousseau, o neden yazdı eğer yazılar yığını insanı erdemden ve insanlık değerlerinden uzaklaştırıyorsa?

Yazılar, bilimler tarih boyunca birçok düşünür tarafından mahkum edilmişlerdir. Ancak onlardan güçlü olduklarından mı yoksa insan doğasına uygun olduklarından mı yoksa yararlı olduklarından mı bu kadar uzun süreler güçlenerek devam edebildiler. Erdem üzerine konuşmanın erdemli insanları yok ettiği gibi bir düşünceye katılamıyorum. Erdemli bir insan kendi erdemini yaşarken dışsal etkileri kendi erdemiyle süzdüğü için onlardan etkilenmemelidir. İsa'nın dediği gibi kötülük insana dıştan gelmez, içinde olan vardır, dıştan alınan dışta kalır. Zaten eğer bilimler ve sanatlar kötülüğü yaygınlaştırıp, insan özgürlüğüne vurulan zincirlerse özgür insan diye bir şey artık yoktur ve olmayacaktır. Son özgür insan dillerin dahi gelişmediği bir zamanda ölmekle insanlık köleliğe dönüşmüştür.

Ben böyle düşünmüyorum, bilimler ve sanatlar nasıl insanları oyalıyorsa o kadar da harekete geçiriyor. İnsanlık uğraşlarının en hareketlilerinden olan akılsal işleri yozlaştırıcı olarak görmek kabul edilebilir gelmiyor bana. Evet doğru, insanların bazı uğraşları ilkel dönemlerden bu güne çok az değişiklikle geldi, örneğin lezzetler, ibadet şekilleri. Ancak en hızlı gelişen ve değişen bu tür uğraşlara yozlaştırıcı demek doğru değil, çünkü insan doğasında bulunan hareketi en iyi yakalayan yerlerden birisi bilimler diğeri ise vücut terbiyesidir. Spor ve bilim insanın en uyanık dostlarıdır ve en güçlü prangaları kırmaya bu ikisi yarar. Beden insana cesaret kazandırır, zihin ise gücü cesaretle kullanmayı öğretir.

Bence Rousseau'da haklı çünkü o da aslında bilimler ve sanatlara kızarken dönemdeki algıya ve tarihteki yığılmaya kızıyor. Yoksa hiçbir insanın pratik aklın ürünlerine karşı çıkacağını düşünmüyorum. Bu savıma destek olarak da Söylev'de Rousseau'nun, bazı bilim insanlarına hitaben, keşiflerinin insanın bu keşifler olmasa hayatında daha mı az güçlü, ahlaklı olacağını sorduğunu alıyorum. Söylemek istediğim Rousseau'da bilimlerin ve sanatların faydalı bir şekilde çoğalmasını istediğini düşünüyor olmam. İyi bilimler ve sanatlara kavuşabilmek umuduyla...
80 syf.
·11 günde·Beğendi·7/10
Güzel bir kitap, kesinlikle okunmalı diye düşünüyorum fakat okumaya başlamadan önce kendi düşüncelerinizi bir kenara bırakmakta fayda var. Çünkü yazar çok farklı bir yerden ele alıyor konuyu.Eğer kendi fikirlerinizi bir kenara bırakıp okumaya başlamazsanız büyük ihtimalle her sayfa da her paragrafta "öyle şey mi olur?" gibi cümleler kurarsınız kendi kendinize diye düşünüyorum. Ve son olarak kelimelerin doğru kullanıldığında ne kadar güçlü etkisi olduğunu göreceksiniz. Dünyanın doğru kabul ettiği bir noktayı acaba yanlış mı gerçekten bile diyeceksiniz.
80 syf.
·8/10
Kitap, Dijon Akademisi'nin 1749da ortaya attığı şu yarışma sorusuna cevap olarak yazılmıştır ve birinciliği kazanmıştır.
" Bilimlerin ve sanatların gelişmesi ahlakın düzelmesine yardım etmiş midir?"
Rousseau bu soruya bütün hayatı ve eserleriyle HAYIR cevabını vermiştir ve kitabın son sayfasına kadar verdiği cevabın açıklamasını yapar. Ahlaka, erdeme sıkça vurgu yaparak açık ifadelerle belli eder düşüncelerini.
Bence günümüzde etkisini daha fazla devam ettiren bir soru üzerine olduğu için herkesin okuması gereken bir kitap. Tavsiye ederim.
Keyifli okumalar dilerim...
80 syf.
·1 günde·4/10
Kitap oldukça güzel başlıyor." Cümlelerinin boş olmadığı ve kısacık kitapta beni olağanca bilgiyle dolduracak, kısaca az ve öz. " Diyorsunuz. Ama sonradan Rousseau ilk yerli Amerikan halkını tüm halklara keşke hep ilerlemeden sadece erdemlice, ahlak dolu yaşayıp gitseydik dermişcesine tüm halklara tercih edince ve sonrasında" bilimleri sanatları doğuran içimizdeki fenalık duygularıdır. " deyince hemen birkaç satır sonrasında da herkes kendi işine bakıp sevgi dolu iyiliksever olsaydı kimse ömrünü bu faydasız fikirlerle harcamayacaktı da deyince ben oldukça soğudum. 1750'de bu söylev Dijon Akademisince birinci olarak seçilmiş ve ödüllendirilmiş. Ahlakı bilime tercih eden bir insan iseniz kesinlikle beğeniceksiniz. Eğer Rousseau yazmış, zaten de bir klasik, okunmalı derseniz öneriyorum.
Ek olarak: Farklı zamanlardan farklı insanları örnek göstererek anlatıyı pekiştirmesi.
Örneğin: Sokrates'in cehalete övgülerine övgüleri.

Son olarak: Bu kitaptan Rousseau'ya göre 18.yüzyıl Avrupasında sanatın bir değer değil şöhret basamağı, sahnede alkışlarla kendini tatmin etme gibi durumlarda görüldüğü yani yozlaştığını da görebiliyoruz.
Artık bir insanın namuslu olup olmadığına değil, bir sanata kabiliyeti olup olmadığına bakılıyor; bir kitabın yararlı olması değil, iyi yazılmış olması isteniyor. Parlak zekâ insanı bütün nimetlere kavuşturuyor; erdem ise hiçbir şeref getirmiyor. Güzel söylevlere yüzlerce armağan veriliyor; güzel eylemlere ise hiçbir şey verildiği yok. Ama söyleyin, bu akademinin birincilik vereceği söylevlerin en iyisinin kazanacağı şeref, bu armağanı ortaya koymuş olmanın şerefiyle kıyaslanabilir mi?
Jean-Jacques Rousseau
Sayfa 28 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 5. Basım - 2015 - Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu
Ey erdem, basit ruhların yüksek bilgisi, sana ulaşmak için bu kadar zahmete ve külfete lüzum mu var? Senin ilkelerin bütün kalplerde yazılı değil mi?
Haksızlıklar olmasaydı, hukuk bilimi ne işimize yarardı?
Jean-Jacques Rousseau
Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 5. Basım - 2015 - Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev
Baskı tarihi:
1 Aralık 2009
Sayfa sayısı:
79
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054056354
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Baskılar:
Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev
Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev Seçme Düşünceler
İlimler ve Sanatlar Hakkında Nutuk
Bilimler ve Sanatlar Üzerine
Bilimler ve Sanatlar - Ekonomik Politik
Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev
Bana öyle geliyor ki ortaya atmaya cüret ettiğim bu görüşler o kadar da kolay affedilmeyecek. Hiç kuşku yok ki günümüzde çoğu insan tarafından hayranlık duyulan şeylere açık bir şekilde saldıran bir kişi herkesçe kınanacaktır. Yetkili ve bilge bazı kimselerin beni doğrulamaları herkes tarafından doğrulanacağım anlamına elbette gelmez. Öte yandan benim kararım önceden belirlenmiştir; münevver ve şöhret sahibi kimselerin iltifatını kazanmayı hiç umursamıyorum.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 10 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0