Giriş Yap

Bilimsel Devrimlerin Yapısı

8.510 üzerinden
53 Puan · 14 İnceleme
Bilimsel Devrimlerin Yapısı
KİTAP KESİNLİKLE OKUNMASI GEREKEN ÇOK EĞLENCELİ BİR KİTAP (SPOİLER) Bilimsel yöntemin öğretilmesi kısmında öğretim yöntemi olarak kullanılan bakış açılarından biri olan tarihsel yaklaşımın en geniş haliyle Thomas Kuhn’un bu kitabında yer aldığını görmekteyiz. Kuhn’a göre tarihsel yaklaşım ve bakış açısı sadece yaşanmış olaylardan ibaret bir kavram olmaktan çok uzaktır. O tarihsel bakış açısını “Tarih yalnızca bir zaman dizimi ve anlatı deposu olarak görülmediği takdirde, şu anda bize egemen olan bilim imgesinde esaslı bir dönüşüme yol açabilir.” bu cümleleri ile ifade etmiştir. Kuhn’a göre bilim tarihsel süreçleri takip ederek ilerleyen ve gelişen bir süreçtir. Bu yüzden bilimin tarihsel süreçlerinin araştırılması ve ortaya çıkarılmasın da çok önemlidir. Kuhn’a göre bilimsel devrimlerin bilimsel tarih süreci benzer bilimsel tarih yöntemlerinden ve konularından oluşmaktadır. Hatta bir olgunun bilimsel olup olmamasına tarihi geçmişine bakılarak karar verilebileceğini öne sürmektedir. Ayrıca Kuhn bilimsel gelişmelerin yerine bilimsel devrimler ifadesini kullanmaktadır. Burada tarihsel yaklaşım bilimin gelişmesinde ve ilerlemesinde yöntemlerden biridir ve elbette bakılması ve incelenmesi gereken bir yapıdır. Ancak bir atlayış ve gerçek bir kavram ortaya çıkarmak için kişiler özgün fikirler üretmelidir. Burada kişilerin sürekli olarak geçmişte yapılanlardan hareketle bir şeyler üretmesi bilimin sadece sınırlı alanlarda ilerlemesine sebep olacaktır. İnsanlar geçmişi bilmesi ve yapılan çalışmaları bilmesi önemlidir ancak bunu bir referans olarak kabul ederek hareket etmesi kişilerin bakış açılarını sınırlandıracak ve aslında üretilmiş bir kavramdan çok güncellenmiş bir kavram olarak karşımıza çıkmasını sağlayacaktır. Şimdiye kadarki süreç belki de böyle ilerlemiştir ancak böyle ilerlememesi gerektiği açıktır. İnsanlar doğru bilginin arayışında olduğu bu dönemde kendisinden binlerce yıl öncesinde yapılan bir çalışmanın sonucuna veya o zamanda üretilmiş bir bilginin geçerliliğine bakarak onu kabul etmesi beklenmemelidir. Sağlıklı olarak nitelendirilen belki yakın geçmişimizde bile elde edilen birçok bilgi doğruluğu tartışma konusu olmaktadır. Mesela telefonun icadının Grahambel tarafından yapıldığı ve bir hikâyesi bile var olmasına karşın aslında onun bir Antonio Santi Giuseppe Meucci olduğu düşünülmektedir. Belki biraz daha derinlemesine araştıracak olursak bunun binlerce mucidi ortaya çıkabilir. İnsanların birbirleri ile olan yakından bağlantısı ancak 200 300 yıl öncesine dayanmaktadır. Bunun öncesinde yapılan çalışmalardan ve gelişmelerden kimsenin haberi yoktu. Buluş veya bilginin nasıl ve hangi koşullarda elde edildiği yine belirli değildi. Burada öneli olan bilimin kendisidir icat eden veya icat edilenin niteliği değildir diye düşünecek olursak o zamanda telefon sesi karşıya iletiyordu şimdide telefon sesi karşıya iletiyor şeklinde düşünmemiz gayet normaldir. Bu bakış açısı aslında tarihsel yaklaşımın bir katkısı olarak düşünülüyor olsa da aslında bilime olan bir zararıdır da aynı zamanda. Çünkü burada bilim ile uğraşan kişilerin olaylara bakış açılarının sınırlandırıldığı düşüncesine ulaşmak zor değildir. Bizler kişilerin özgün fikirler ve özgün karakterler olmalarına yönelik eğitim sistemlerimizi geliştiriyor olmamıza rağmen onları öğretmeye zorladığımız her “tarihsel” geçmiş öğretiler onların belirli kalıplar arasında kalmaya zorlamaktadır. Bu kalıplar kişilerin belirli kalıplarda kalarak konu sınırlaması yapmasına katkıda bulunurken bu kalıpları yıkarak özgün fikirler üretmesine de engel olmaktadır. Thomas Kuhn kitabın ikinci bölümünde olağan bilim kavramı üzerinde durmaktadır. Burada olağan bilim kendi ifadesiyle “ geçmişte kazanılmış bir ya da daha fazla bilimsel başarı üzerine sağlam olarak oturtulmuş araştırma” olarak kullanılacağı belirtilmiştir. Fizik alanında meydana gelen bazı gelişmelerden ve paradigma kavramı üzerinde durduktan sonra “Newton dan önceki fiziksel optiğin bir değerlendirmesini inceleyen kişi, bu alandaki uygulayıcıların gerçek bilim adamları olmalarına karşın, çalışmalarının toplam sonucunun tam olarak bilim sayılamayacağı yargısına varılabilir” bu cümleden hareketle Kuhn gerçek bilim adamı olarak kabul ettiği kişilerin özelliklerini de belirtmeliydi. Kuhn’a göre bu bilim insanlarını kendi gözünde gerçek yapan neydi? Gerçek bilim adamları olarak kabul edilen bilim adamlarının yapmış olduğu çalışmalar neden tam olarak sayılamazdı? Kuhn’a göre bilim sayılması için ne olması gerektiği kitabın bu bölümünden önce açıklanması gerekiyordu ki okuyanlar için daha anlaşılır olsun. Bu bölümde paradigma konusundan bahsetmekte ve paradigmanın farklı görüşleri kapsayacak geniş bir anlamda kullanıldığı belirtilmiştir. Ayrıca yine paradigma ve olağan bilim bilimin örnekleri sunulduğu ifade edilmiştir. Yine burada bir karşılaştırma veya benzeşim kurulacağı anlamı verilmişken konunun sonuna kadar verilen örneklerde ne bir paradigma kabul edilen açıklamaların niteliği üzerinde durulmuş nede olağan bilim kavramı üzerinde durulmuş. Örnekler verilecek denmesine rağmen olağan bilimin örneği şeklinde devam eden bir beklenti içerisinde olan okuyucunun beklentisi karşılanmamış. Başka konular üzerinden konular kopuk bir şekilde ilerlemiş okulların kabul ettiği paradigmaların onların kabul ettiği veya ret ettiği paradigmaların onları sınırladığından bahsetmiş. Bir fikir olarak mı kullanılmış burada paradigma yoksa bir yöntem olarak mı sınırlandırmış. Bu sınırlandırmanın bir konuda yazılan kitaplar içinde geçerli olduğu belirtilmesine karşın kitap bir konuda yapılan çalışmaları bir bütün olarak sunan derlenmiş ve toplanmış bir eserdir. Burada okuyucu sahip olmak istediği bilgi hakkında kitabı alır ve inceler. Yazar odak noktasından uzaklaşması halinde okuyucunun ulaşmak istediği bilgiye ulaşamamasına neden olur. Burada sınırlamak yanlış mıdır? Bir paradigmanın kabulü ve bu bağlamda yapılan çalışmalar eğer bir sınırlama ise tarihsel bakış açısı paradigması da sınırlama getirmez mi? Yazar paradigma kavramının farklı anlamlarda kullanabileceğini ifade etmesine rağmen paradigma ifadesini kullanmadan önce bir açıklama yapmaması yine karışıklıklara neden oluyor. “ fakat paradigma ya duyulan güvenden kaynaklanan bu kısıtlamalar sonuçla bilimin gelişmesi için gereklidir” burada kullanılan hangi paradigmaya duyulan güven? Bu kısmın okuyucu açısından anlaşılması zordur. Ayrıca çeviriden kaynaklı yazım hatalarından birisi cümlenin eksik anlaşılmasına neden olmaktadır. Burada kelimesi yerine “sonuçla” kelimesinin yerine “ sonuçta” kelimesinin kullanılması yerinde olacağı görüşündeyim. Kuhn yapılan buluş ilerleme veya çalışmaların tamamının kökeninin eskiye dayandığını ve aslında Kuhn’a göre bilginin bilimsellik ölçütü o bilginin tarihi ile olan bağlarına bakılarak bulunabilir olduğu düşüncesi okuyucuda oluşuyor. “Tycho Brahe’ den tutun da E.O. Lawrence’e kadar büyük ün yapmış nice bilim adamı, bu başarıyı buluşlarının alışılmamış lığına değil, önceden bilinen olguların yeniden belirlenmesi için geliştirdikleri yöntemlerin kapsamına güvenilirliğine ve kesinliğine borçludurlar.” Burada bir çelişkili durum ortaya çıkmaktadır her şeyin başında geçmiş yaşantılar varsa bunun başlangıcı nasıl mümkün olabilir? Aynı şekilde kitabın ilerleyen kısmında Einstein’ın kuramına geçmişe yönelik bir dayanak bulamadığı için kendi kuramını eleştirmek yerine Einstein’ in kuramını eleştirmekte kuramın uygulama alanının dar olduğunu henüz uygulanmadığını ortaya koymaktadır. Burada Einstein’ in kuramının doğruluğu ispatlanınca Kuhn’un teorileri çöp mü olacaktır? Kuhn ifadelerini çok keskin olarak kullanmaktadır. Bence veya bana göre şeklinde devam eden cümlelerinde bile kesinlik yargısını kullanmaktan kaçınmamıştır. Bu bir hatadır. Ortaya koyulan savın doğru olan noktalarını bile ortadan kaldırabilir. Öncesinde de ifade ettiğim gibi Kuhn söylemlerinde keskin ifadelerine yer vermektedir. “ Onun artık tek düşüncesi becerisini yeterince kullanabilmesi halinde, kendinden önce hiç kimsenin çözemediği ya da onun kadar iyi çözemediği çetin bir bulmacayı çözebileceği inancı ve iddiasıdır. İnsanlığın gelmiş geçmiş en büyük bilimsel kafalarının çoğu, tüm mesleki çabalarını bu tür çetin bulmacalara adamışlardır. Zaten çoğu zaman herhangi bir uzmanlık dalının insana verebileceği başka bir şeyde yoktur.” Kuhn her ne kadar bilimlerin bir soru cevap bulma güdüsünü tatmin etmeden ibaret olduğu düşüncesine sahip olsa da öğrenilen bilgilerin gerek biyolojik gerekse fizyolojik birçok farklı etkiye sahip olduğunu biliyoruz. Örneğin Kuhn’ un örneğinden gidecek olursak bulmaca çözenlerin alzheimer hastalığına yakalanma olasılığının düşük olması veya matematik ile uğraşan bireylerin problem çözme becerilerinin de gelişmesi gibi. Bir alanın ayrıca insanın bakış açısına ve evreni anlamlandırmasına bile katkısı olabilir. Einstein sadece bir bulmaca sorusunu çözerek kendisine haz sağlamamıştır bunun yanında kendisinin ve tüm insanlığın Dünyayı anlama şekline etki etmiştir. Hatta kütle enerji dönüşümleri ve çekirdeğin iç enerjisinin kontrol edilebilir bir şekle dönüştürmesi ile bir ülkede 210 bine yakın kişinin ölmesine neden olmuştur. Hala o bölgelerde insanlar yerleşememekte yaşayamamaktadır. Dolayısıyla burada bir bilim insanının uğraşını sadece bir bulmaca sorusu çözme hazzı olarak tarif etmek ve bundan ileri bir şey katmayacağını düşünmek hatadır. Kuhn’ un kemdi ifadesi ile “ buluşların temelde nasıl ortaya çıktığını somutlaştırma çabası içinde, bu örnekleri hem birbirinden hem de önceki oksijen örneğinden farklı olacak şekilde seçtik.” Kitabın geneli incelendiğinde verilen örnekler çok farklı disiplinlerden ve çok kapsamlı bilgiler içeren bazı örnekler içerdiği görülmekte. Burada okuyucu kitlesinin ilgilendiği alan itibariyle örneklerin farklı disiplinlerden seçilmiş olması anlaşılmasının kolaylaştırmasının yanında daha büyük bir kitleye de hitap etmiştir. Kitabın tarihsel anlamda bakış açısını ve buluş ve Kuhn’ un kendi tabiri ile bilimsel devrimlerinin gerçekten buluş gerçekten bilim veya gerçek bir devrim olarak nitelendirebilmenin yolu olarak sunabilmek için bazı temel yasaların bulunuş öykülerinden faydalanılmaktadır. Burada en çarpıcı örnek sürekli ifade edilen Newton’ un yasalarıdır. Einstein’ın yasalarının henüz Kuhn tarafından kabul edilmediği de açıktır. Sanırım yazar burada kendi bakış açısına ters olacak bir örnek olduğundan dolayı sürekli Einstein ve yasalarının denenemez veya kanıtlanamaz olduğunu öne sürmektedir. “Newton’un kuramı Einstein’ in kuramından türetilebilir ve dolayısıyla onun özel bir uygulama dalı sayılmalıdır.” Burada madem yeni buluşlar eskilerinden köken almakta sanki bir yanlışlık var aslında yazar Einstein’ in kuramı Newton’un kuramından türetilebilir demek istemiş algısı akla gelmektedir. Einstein’ in kuramının Newton’un kuramının bir alt başlığıdır şeklinde verilmesi gerekirdi veya çeviride bir hata olması da muhtemeldir. Belki yazar bir alt dalı olarak tarihsel köken dayatması yapmış ta olabilir. Çünkü ilerleyen kısımda Einsteinci bilim, Newton dinamiğini yanlışlamış görünüyorsa bunun tek nedeni bazı ölçüsüz Newtoncuların bu kuramın tamamıyla kesin sonuçlar verdiğini yahut çok yüksek göreli hızlarda da aynı şekilde geçerli olduğunu iddia etmektedir” burada büyük bir çelişki vardır. O zamana kadar yüksek hız veya düşük hız kavramı var mıydı? Ve ya bu hızların madde ve enerji üzerine etkisi denenmiş miydi? Veya değişime neden olacağı bilinmekte miydi? Bu sorular zaten Einstein in kuramından sonra ortaya çıktı ve tartışılmaya başlandı. Newton kuramlarında kütlenin korunumu, zaman sabit ve değişmez kabul edilmekteydi. O zamana kadar insanlar zamanın değişebilir bir ölçüt olduğunu kavramış değillerdi. Einstein ilk dönemlerinde kuramını Newton mekaniği üzerine oturtmaya çalışsa da birçok açıklanamayan noktanın varlığı ortaya çıktı. Daha sonra denemelerin ilerlemesi ile aslında çelişiyor gibi görülen gözlemci gözlenen deneylerinin ışık hızına etki etmemesi gibi çelişkiler sonucunda yüksek hızlarda zaman kavramının genişlediğini ortaya çıkarmıştır. Ancak Newton yasalarının kendi içerisinde bile çelişen yanları vardı. Ayrıca yine Einstein’ ın yasaları ile de çelişen birçok nokta vardır. Örnek vermek gerekirse Newton’un hareket prensiplerine göre bir cisme hareket doğrultusunda kuvvet uyguladıkça o cismin hızının sürekli artması gerekmektedir. Ancak bunun böyle olmayacağını bize Einstein yasaları ifade etmektedir. Newton yasalarında hıza ait bir sınırlama koymamıştır. Buradan hareketle şu anda yüksek hızları da dahil eden Newton bilimciler diye bir kavramı kullanmak yanlış olacaktır. Çünkü kavram kendi içinde yüksek hızlar veya düşük hızlar şeklinde bir ayrımı tespit edecek yeterlilikte değildi. “insan hatası olan bu abartmalardan temizlenmiş haliyle Newtoncu kuram hiçbir zaman çürütülmemiştir ve çürütülemez de.” Bir bilimci olarak geçmişte ortaya koyulmuş bir kuramın çürütülemez olduğunu iddia etmek hatadır. Doğru veya kesin bilgi kavramları günümüzde tartışılmakta ve bu kavramların o dönemin şartlarında ancak geçerli olabileceği söylenmektedir. Hal böyle iken bir kuramın çürütülemez olduğunu iddia etmek yanlıştır. Ayrıca neden eskiye bağlılık zorunluluğu ortaya çıksın anlaşılması zor. Bugün Einstein in söylemleri yarın başka bir bilimsel kuram tarafından reddedilebilir veya yanlışlanabilir. Bu durum ne Einstein in bilime olan hizmetinin değerini düşürür nede kuramlarının değerini düşürür. Bir emeklilik gibi hizmet eder ve daha iyisi ile yer değiştirir. Burada eskiye takılıp yeni henüz denenmedi veya test edilmedi demek hatadır. İnsanları geçmiş çerçevesine sıkışmasına ve özgün fikirler üretmesine engel olacaktır. Devrim denilen yenilikler kitapta da ifade edildiği gibi bunalımların sonucunda meydana çıkmaktadır. Bunalım ifadesi de bir kuramın mevcut şartlara da teknoloji ve bilimin gelişmesi ile ortaya çıkan olguların eldeki kuramlar ile açıklanamamasının bir sonucudur. Sancılı bir döneme girilir ve bu sancılı dönem sonucunda yeni bir kuram dünyaya gelir. Bu kuram eskiyle bağdaşıkta olabilir yeni bir kuramda olabilir. Ancak insanların kuramın eskiye bağdaşık olan kısmını anlamlandırması veya test edebilmesi daha kolaydır. Çünkü geçmişteki öğretileri ona yol gösterir. Einstein in kuramında geçmiş Newton mekaniği ile bağlantılı olan kısımların test edilebilirliğinin yüksek olması bundan ileri gelmektedir. Ayrıca bir kavramın test edilebilir olmaması veya test edilmemiş olması kuramın bir hatası değil insanların hatasıdır. Test edilir ve yanlışlanırsa daha yetkin bir kuram ortaya atılacaktır. İfade edilen açıklamalar ilerleyen sayfalarda Kuhn’ un kendi cümleleri ile şöyle ifade edilmektedir. “ zamanınını doldurmuş bir kurama çağdaş ardılının özel bir dalı gözüyle bakmak mümkün olsa bile, bunu dahi yapabilmek için o kuramın belli bir dönüşüm geçirmesi elzemdir. Böyle bir dönüşüm ancak geriye bakışın getirdiği yararlarla ve daha yeni olan kuramın kesin yol göstericiliğiyle gerçekleştirilebilir.” Bu ifade ile aslında kuramların zamanla değişen imkanlara göre bir değişim geçirmesi gerektiği vurgulamaktadır. Ancak burada geçmişe bağlı kalınarak ancak bu değişimin mümkün olacağı vurgulanıyor olmasına karşın ve gerçekten de böyle oluyor olması bunun doğru ve böyle olması gerektiğini gerektirmez. Çünkü geçmişteki bilgiler her ne kadar bizlere yol gösteriyor olsa da bir bakıma insanlığı benzer kalıpların içerisine hapsetmektedir. İnsanoğlu keşke kendisini sınırlayan geçmiş yaşantılarından bağımsız teoriler üretebilse ve kendi hayal gücünün imkanlarını zorlayabilse ancak bu şimdilik mümkün görünmese de olmayacağını veya olmaması gerektiğini söylemek yanlış olacaktır.
Reklam
324 syf.
·
Puan vermedi
Bilimin doğası nedir? Bilimsel bilginin öznel olduğunu söyleyebilir miyiz? Kuramdan paradigmaya giden yolun yapı taşları nelerdir ? Tarzı sorulara cevap veren, bilimin olgular - değerler ikileminde nerede durması gerektiğini sorgulamamızı isteyen güzel bir eser.
205 syf.
·
8/10 puan
Bilimsel Devrimlerin Yapısı - Thomas Kuhn
Bilim felsefesi alanında bir klasik hâle gelmiş olan bu eseri okumak, elbetteki kendim için ufuk açan bir okumaydı. Bu kitabı okumadan önce aklımda esaslı birkaç soru yanıtını bekliyordu: Bilim dediğimiz şey nasıl ilerliyor? Yani bir doğrusallıkla mı, yoksa ani sıçramalar yaparak mı ilerliyor? Bilimsel buluşların mantıksal yapısı nedir? Bilim yaparken bilim adamının kişiliği, bilim adamının mensup olduğu bilim topluluğu, veya bilim adamlarının siyasi-felsefi zihin dünyası bilimi etkiler miydi? İşte bu tür sorulara Thomas Kuhn, tarihsel bir düzlemde yanıtlamaya çalıştı. T. Kuhn'a yönelik eleştirileri; gerek internet aracılığıyla birkaç blogdan, gerekse çevirmenin ön-sözünden, gerekse Kuhn'un son-söz kısmından yeterince okudum. Fakat şunu ifade edeyim, Kuhn'un son-söz kısmını tekrar okumayı düşünüyorum çünkü kendisine yöneltilen eleştirileri yanıtlamaya çalıştığı bir bölümdü. Kitabın genelini anlamakla beraber "paradigma" kavramının hâlâ tanımlanamayan karanlık bir kavram olduğunu düşünüyorum. Fakat bu kavramın üç aşağı beş yukarı neyi anlattığını anladım. T. Kuhn'a yönelik tek bir eleştirim var; kitabı çok fazla örnekle boğmuş. Yüz sayfada bitirilebilir bir deneme olabilirdi. Her neyse, yine de genel olarak beğendim diyebilirim. Puan olarak 8/10 veriyorum. Bilim felsefesine merak edenlerin şiddetle okumasını tavsiye ederim.
324 syf.
·
11 günde
·
8/10 puan
Bir dile ya da kavramsal sisteme tarafsız bir gözlem açısından bakılamayacağını söylemek, aslında o dilde öne sürülen bütün önermelerin, hipotezlerin veya varsayımların kendi doğrulanma koşullarını da beraberlerinde getirdiklerini söylemekle özdeştir. Kullanılan gözlem verilerinin nesnel olamayacağı, gözlemin daha baştan kullandığımız kuram tarafından koşullandırıldığı önermelerinin anlamı budur. Dolayısıyla bir kuramdan diğerine, eski paradigmadan yenisine geçiş, verilerin farklı yorumlanmasıyla mümkün değildir, değişen verilerin kendileridir. Kuhn bu geçişin nasıl olduğunu betimleyebilmek için Gestalt psikolojisinden yararlanmıştır. Bu görüşe göre, insanlar çevrelerini parça parça değil, bütün olarak algılamayı öğrenirler. Bu benzetmeyi ilk ortaya atan ve Kuhn'un da görüşlerinden yararlandığı N. R. Hanson, insanın çevresini gözleme tarzında, algılama açısından temel birimlere varılamayacağını iddia etmiştir. Kuhn da bu görüşten yola çıkarak, kuram değiştirmenin parça parça gözlem ve yanlışlamayla mümkün olmadığı, tersine topyekün bir görüş dönüşümüyle meydana geldiği tezini geliştirmiştir...
Reklam
2
14 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42