Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

·
Okunma
·
Beğeni
·
293.653
Gösterim
Adı:
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Baskı tarihi:
13 Kasım 2017
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052398418
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Brief einer Unbekannten
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ren Kitap
(
İyi şeyler unutulmaz, seni unutmayacağım.”





Stefan Zweig, 1920’lerde yazdığı Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nda karşılıksız bir aşkın sahibi kimliksiz bir kadının yaşadıklarını anlatır. İsimsiz bu genç kadın, kendisinden habersiz olan sevgilisine bu uzun mektupta, tanıştıkları ilk günden itibaren yaşadıklarını anlatır. Ömür boyu süren suskunluğun ve saklanmanın sabrını takdir ederken, okur olarak bu kadını tanımadığımız gibi, mektubu okuyan sevgilisi de onun hiç farkına varmamıştır. Hiçbir zaman bilinmemenin yarattığı silinmişlik hissi sayesinde derin psikolojik yönü ve insanın sevgi duygusundan hareketle en dehliz yönlerini, saplantılarını keşfedebildiğimiz bu kısa ama etkileyici eser, Zweig’ın edebi yeteneğiyle birlikte edebiyatımızda unutulmaz bir yere sahip olmuştur. Zweig yazınının başarısını bilen her okur, onun diğerlerine nazaran daha az bilinen bu eserini de hayranlıkla okuyacaktır.
68 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabını yorumladım : https://www.youtube.com/watch?v=CwJC6YxG8do&

İçselleştirmelere doyamadığım, hatıralarıyla birlikte Ring Caddesi'nde dolaştığım, dönemin siyasetini ve erkek-kadın ilişkilerini en iyi kurguya döken yazarlardan biri: Stefan Zweig.

Zweig, novellalarında tezatlıkları seviyor. Ulaşılmak istenen taraf bazen bir kişi olsa bile bazen bir kalp oluyor bazen de bir hedef oluyor fakat o hedefte her daim bir umursamazlık hakim. Anlatıcı karakterlerin bitmek bilmeyen çabası bu kitapta da en çok göze batan çabalardan biri. Kürk Mantolu Madonna'nın Raif Bey'i gibi kapıda beklemelerden tutun da Amelie filmindeki gibi amaçlanmış kişiden başka kişilerin asla ve asla anlatıcıya tam olarak ulaşamadığı, kitapta esintileri olan konulardan.

İlk kez 1922’de yayınlanmış bir novella bu, yani I. Dünya Savaşı’ndan sonra elinde sadece kan, şiddet ve sefalet kalmış bir Avrupa. Elinde bunların olduğunu düşününce böyle bir ortamda sevgiyi bulan bir kadın bir sevgiyi çok kolaylıkla saplantı haline getirebilir diye düşünüyorum.

Ayrıca I. ve II. Dünya Savaşı arasının çocuğu olarak nitelendirilen faşizmin görüldüğü, ataerkilliğin ve güçlü olanın, erkeğin daha ön plana çıktığı bir cinsiyet paradigması da olduğunu düşünürsek bilinmeyen bir kadının neden bilinen bir adamı saplantı halinde sevdiğini de biraz olsun anlayabiliriz.

Olayın psikolojik boyutu ise apayrı. Baba ve anne sevgisinden yoksun büyüyen bir çocuk psikolojisinde babasından bulamadığı sevgiyi başka bir adamda bulmak isteyen ve bu davranışıyla da Elektra kompleksinin belirtilerinin görüldüğü bir hale bürünür. Çünkü bilinmeyen bir kadın, bilinen bir adamın sevgisiyle bilinmek ister.

Çocuk psikolojisi konusunda harika bir kitap olduğunu düşünüyorum. Burada fakir bir çocukluktan, zengin bir gence doğru giden bir yol var. Çocuk halinde iken anne şefkatinden bile mahrum bırakılan çocuğun başka şeylere yönelmek istemesi kadar doğal bir şey yok. Çocuk olduğumuz zaman o kadar şeyle aynı anda ilgilenmeyi istiyoruz ki, etrafımızdaki çocuklardan, büyüklerden herhangi bir tepki alamayınca bile bazen çıldırabiliyoruz. Kitaptaki anlatıcı da adamı her şey olarak gördüğü için elinden ya da ruhundan ona ait bir şeyler çıkarılınca epey pesimist bir auraya bürünmek zorunda kalıyor.

Bence bilinmeyen bir kadın hep bilinmeyen olarak kaldı. Çünkü çocukluktan kadın tanımına geçmeyi bile adamın onu tanıması olarak görüyordu. Böylelikle o ilgisizlikle yetişmiş, fakir bir çocukluk hayatından gelme insan, kendi potansiyelini gerçekleştirme uğruna kariyer, okul ya da başka herhangi bir şey değil sadece onun kendisini tanımasını istiyordu.

Bilinmeyen bir kadın, bilinmeyi istemediği kişiler tarafından o kadar çok bilinen bir kadın oldu ki bu bilinirliğini artırmak yerine ruhunun bilinmeyenliğini daha çok artırdı. Deneyimsizlik, sevgi konusundaki saflık, herhangi bir şeyden habersiz olması, manevi yöndeki eksiklikler bu kızı oluşturan parçalar.

Bu kitapta hiçbir cümle boş değil, her cümle o kadar samimi ki bilinmeyen bir kadının sevdiği adam keşke siz olaymışsınız da bu mektubu size yazsaymış diyesiniz geliyor. 1920 yılında bir gün, postacı gelip de kapınıza böyle bir mektup bıraksa sizin de eliniz ayağınız düğümlenirdi. Fakat şimdi Twitter var, Whatsapp var. Mektubun altına numara iliştirme, Twitter adresini bırakma falan var. Hatta mektup kültürü bile kalmadı artık. 20.yy'ın sevgileri bile insanın insan olarak hissetmesini sağlayan sevgiler be kardeşim. Ben bu anonimliğin, bu habersizliğin, bu veri eksikliğinin olduğu yıllarda bir kadın tarafından sevilmek isterdim.

"Sen" kelimesini bu kitapla birlikte gerçekten çok sevdim. Sanırım bu kitap bize "Sen" kelimesinin gizemli ve en samimi anlamını öğretiyor. Eğer o "sen"i bir kere bile olsun tanımak isteseydin, o kızın içinde kopan buhranları da anlayabilecektin be R. Sen onun çocuk saflığındaki sevgisini değil, bedenini istedin. Sen onu sen olarak istemedin ki hiçbir zaman, sen onu et parçası olarak gördün. Bir kere değil, bir çok kez gördün hem de R. Buna rağmen seni sevmekten hiç usanmadı ama. Biliyorsun değil mi? Sen ne kadar o kadına beden algısıyla baktıysan o kadın da sana o kadar ruhuyla baktı be R. Fakat R... O hiç pişman değil. Bugüne kadar aklına gelebilecek herhangi bir pişmanlık kavramına bile sığmaz o kadının düşündükleri. Hiçbir hareketinde pişman değil. Senden kopan bir parça olarak gördüğü o çocuk için yaptığı onca şeyden bile pişman değil. Seni sevdiği için de hiç pişman değil. Pişman olsaydı, o kadar sayfa yazı yazdıktan sonraki sözleri günümüz gençleri gibi "Allah belanı versin, engelliyorum seni." yerine "Sana teşekkür ederim... seni seviyorum, seni seviyorum... elveda." olur muydu be R?

Sana bir şarkı hediye ediyorum R, umarım bu şarkıyı dinlemek kadına baktığın bakış açını değiştirmene yardımcı olur : https://www.youtube.com/watch?v=kt7yrISdoAM

"Affetmesen de fark etmez.
Ben çoktan affettim seni,
Benimki bir beklenti değil.
Gökyüzü mavidir değişmez...."

----spoiler----
Not : Kitap gerçek anlamda tüylerimin tamamen diken diken olmasını sağlayabilmiş bir kitaptır. Sadece iki kelimesiyle.
"Kendimi sattım."
----spoiler----
68 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Sana, beni asla tanımamış olan sana."
Bu cümlede tüm kitabın özetini bulacaksınız aslında..
Birçok arkadaşımın tavsiyesiydi bu güzel kitap, oturduğum yerde birbirinden farklı duygusal anlar yaşadım sayesinde..

Bir kadın düşünün; aşık, kör ve her şeye rağmen umutlarını hiç yitirmeyen.. Bir kadın düşünün; bilinmeyen, tanınmayan ve hiçbir şartta hatırlanamayan.. Ve bir adam; yakışıklı, zengin, yardımsever ancak karşısındakini bir yabancıdan öte görmeyen, onu hatırlamayı beceremeyen ve onu umursamayan...

Birçoğumuzun bazen dönüp baktığı ve karşısındaki kişiyi bir anlık da olsa tanıdığını düşündüğü o birkaç saniyenin dayanılmaz muamması bu kitapta da yaşansaydı ne olurdu acaba? R., bilinmeyen kadını ya tanısaydı. Bilinçli bir şekilde yaklaşsaydı, gençliğinde günler geçirdiği kadını yıllar sonra tekrar gördüğünde tanıdık bir ifadeyle alsaydı kollarına. Ne olurdu? Yine aynı tutkuyla sever miydi kadın ulaşılmaz olan adama ulaşsa, ya da bir kitap olur muydu bundan, bu kadar severek okur muyduk bizler? Bence okumazdık, hatta kitap dahi olmazdı o zaman..

Bilinmezliğin karşı konulmaz cazibesi etrafımızı sararken, üzüntü ve umutsuzluk da bir yandan yakamızı bırakmıyor ve bu bize kesinlikle çekici geliyor.. Kadının sürekli olarak kullandığı 'Sen beni asla tanımadın' cümlesiyle içimizde oluşan keşke bir kereliğine de olsa tanısaydı hissi kitap boyunca bizi hiç bırakmıyor.

Bazılarına göre bir aşk, bazılarına göreyse bir saplantı olan bu duyguları son sayfaya kadar yaşıyor, biten mektupla birlikte R. ne hissediyorsa aynılarını hissediyorsunuz.. Aynı pişmanlık, aynı merak, aynı hatırlamaya çalışma çabası ve aynı korku.

Ara vermeden, soluksuz okunacak ve her sayfasında bir tane bile boşa yazılmış cümle bulamayacağınız harika bir kitap.. Okumak için tereddüt etmeyin. Yalnızca elinize alıp ilk sayfayı çevirin, sonrasını Zweig'e bırakın..
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (13.044 Oy)13.978 beğeni44.069 okunma2.331 alıntı166.016 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (9.874 Oy)10.117 beğeni36.550 okunma2.222 alıntı176.049 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (12.911 Oy)15.087 beğeni46.332 okunma5.411 alıntı249.252 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (16.002 Oy)16.197 beğeni51.729 okunma4.752 alıntı203.360 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (16.393 Oy)19.759 beğeni58.361 okunma9.012 alıntı412.818 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (9.177 Oy)9.975 beğeni34.780 okunma4.497 alıntı124.511 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (14.173 Oy)16.494 beğeni46.391 okunma3.267 alıntı205.282 gösterim
  • Serenad
    9.1/10 (9.082 Oy)10.190 beğeni29.278 okunma4.423 alıntı115.466 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (7.919 Oy)8.946 beğeni28.515 okunma10.708 alıntı166.395 gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (8.772 Oy)9.704 beğeni31.238 okunma1.471 alıntı154.524 gösterim
68 syf.
·Beğendi·10/10
Kitap bittiğinde duraksadım ve bir kaç saniye öyle(ce) kaldım.. Sonra şu soruyu sordum kendime;

"Sevmek gerçekten ağzımızdan çıkan (bir) iki kelime(den) mi (ibaret)? Yoksa (bundan) daha fazlası mı? Bunu çok az insan anlayabiliyor sanırım."

İyi okumalar..
68 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bir dönem özellikle kadın yazarların kitaplarını okudum. Amacım kadınların bakış açısına biraz yaklaşabilmekti. Onlarca kadın yazarı okurken yalnızca kadınların duygularına uzaktan baktım. Fakat Zweig, kendi de kadın olmuş yazarken, okuyucuyu da kadın bedeninin içine girmeye mecbur bırakıyor.

Sanıyorum en çok alıntı yaptığım kitap bu. Kendimi durdurmasam kitabı yeniden yazacaktım alıntılar bölümüne. Müthiş etkileyici!

Yine mi diye sordum kendime?
Bu, nasıl olabilir?
100 tane kızı toplasak bir yere, yaz desek, bu kadar iyi anlatabilirler mi bir kadının çocuksu aşkını?

Bu adam nasıl yapabiliyor bunu???


Kitabı okurken bir yandan da şükürler olsun bu bir kitap, gerçek değil diye kendimi teselli ediyordum.

Gerçekten, gerçek değil mi(?)!

Umarım değildir.

Mektubu okudukça, kızgın bir demir deşip durdu göğsümü. Bu nasıl bir acı! Aman Allah’ım…
Nasıl katlanılabilir ki böyle acılara (?)!

Normalde tüm yurdum erkekleri gibi gözlerime sigara dumanı kaçtığını (ağladığımı) söylemekten utanırım. Fakat öylesine acı yüklenmiş ki bu kitaba, asıl bu kitabı okuyup da ağlamayan varsa ben onun adına insanlığımdan utanırım!!!

Bu arada sigara kullanmıyorum, kötü örnek olmamak adına söylemek istedim, genç arkadaşlarım da okuyor olabilir.

Alacağın olsun Zweig. Ben de bir daha senin kitabını okursam. Dağıldım.
Dağıttın!
Neden bu kadar gerçekçi anlatıyorsun?
Ben mecbur muyum kitap okuyorum diye çıktığım yolculukta tüm olayları görmüş gibi yaşamaya!

Tek dileğim bu mektubun gerçek olmaması.
Umarım hiçbir kadın, hiçbir erkek yüzünden bunları çekmemiştir.
Umarım, yazmayan adeta yaşatan üstat bunları uydurmuştur.


Yalnızca bir nokta var canımı sıkan. Böylesi muhteşem bir kadının karşısındaki adam böylesine embesil nasıl olabilir? Böylesine büyük bir aşkla sevebilen bir kadının böylesi bir şapşala nasıl aşık olduğunu izah edebilseydi bana Zweig; o zaman bu kitabı bir insan elinden çıkmış en muhteşem kitap olarak kabul ederdim.

Yine de uzun bir süre Zweig okumayacağım. Kendime gelmem ne kadar sürer bilmiyorum ama uzun bir süre gibi görünüyor.

En çok da şuna şaşırıyorum; Hayalimdeki kadın kaleme alınmış ama o kadını bir erkek yazmış.
Büyüksün Zweig. Çok büyüksün!
68 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bu seni ilk görüşümdü...
Apartman merdivenlerinden koşarak yukarı çıkarken görmüştüm seni. Karşı dairemize taşınmıştın. Hayal olduğunu varsaymak istedim, oldukça genç ve yakışıklıydın. Tavırlarının, yüreğimdeki sevginin cellatı olmayı talep ettiğini fark edememiştim o an. Günlerce seni gözetledim. Bu duyguyu ilk defa tadıyordum. Seni gördüğümde titereyen bacaklarımı, terleyen avuç içlerimi bilmem ki nasıl anlatsam...
Babam vefat etti annem ise bunu üzerine gittikçe içine kapandı ve benimle ilgilenmeyi bıraktı. Eksikliğini hissettiğim o aile sıcaklığını, şefkati sende aradım; sen tamamla istedim. Aptal mıydım? Hayır beyefendi, yalnızca on üç yaşındaydım.

Daha sonra bir genç kızken girmek istedim hayatınıza. Çocukluktan çıkmış, güzelleşmiştim. Artık ne istediğimi biliyordum, sizi istiyordum Bay R... Tüm uzuvlarımda eksikliğinizi hissediyordum. Bütün varlığımı feda edebilirdim sizin için lakin siz yalnızca bedenimi istediniz benden. Ah hayır beyefendi size kızmıyorum, karnımda sizden bir parça taşıdım zira. Fakat kırgınım.
Beni tanımadınız...

Yetişkin bir kadındım artık. İnsanların yanımdan geçerken iki - üç kere baktığı bir kadın. Son kez girmek istedim hayatınıza... Etrafımda benim bedenimi değil ruhumu, çocuk masumluğundaki sevgimi isteyen erkekler vardı. Beni hayatının merkezine koyan pek çok erkek... Fakat ben sizi istiyordum, beni kıl ucu kadar da olsa hayatına almaya tenezzül etmeyen sizi. Sahi fark etseydiniz acaba bu kadar arzular mıydım? Yoksa diğerlerinden bir farkınız kalmaz mıydı benim için?
O gün karşılaşmıştık sizinle. Üzerimde gezinen istekli bakışlarınızı hatırlıyorum. Beni beğenmiştiniz lakin tanımamıştınız beyefendi.
Yalnızca siz hiç tanımadınız beni...

"Sana, beni asla tanımamış olan sana," diyerek başladım mektubuma. Bunları neden mi yazıyorum? Bilin istedim Bay R. Siz beni bir geceye sığdırdınız da ben sizi bir ömre sığdıramadım.

Zweig... Ne yaptın sen? Yıktın geçtin beni. Bu nasıl bir anlatım? Soruyorum Zweig, bir erkek bir kadını nasıl bu kadar iyi anlatır? Mektubu yazan kadının zamanın beraberinde getirdiği değişimini ve gelişimini hissediyor, birebir yaşıyorsunuz. Beğendiğim bir eser oldu. Yer yer " Kürk Mantolu Madonna" kitabına benzettim. Zweig geç kalınmış bir tanışma oldu bu ama telafi edeceğim. Bu ilk kitabın ve kesinlikle son olmayacak. Sana da kızgınım Bay R.
O seni hiç unutmadı, sen onu hiç hatırlamadın. Nasıl bu kadar nahoş bir karakter olabilirsin? O kızı anlamaya çalışmalıydın. İçindeki "sen"i anlamaya çalışsaydın eğer bu kitap olmazdı belki ama ben de bilinmeyen kadın da üzülmezdik en azından.
68 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Ben sana mecburum bilemezsin
Aԁını mıh gibi aklımԁa tutuуorum
Büуüԁükçe büуüуor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıуorum."

Böyle bir kitaba ancak bu dörtlük yakışırdı.

Erken gittin Zweig, çok erken. Kalemin susmamalıydı senin, Fırat gibi akmalıydı ve coşmalıydı...

Bir insanı kendinizden vazgeçecek kadar sevdiniz mi hiç? Tanrıymış gibi gözünüzde büyüterek, taparcasına, tüm iliklerinize kadar sevdiniz mi?
Bu bilinmeyen kadının adı "Aşk" olmalıydı. Evet evet onun adını Aşk koydum. Tutku ve bağlılık olsun göbek adı da.
O mektubu okurken ben utandım be R... Nasıl bir insansın diye tartaklamak isterdim seni. Ve seni kıskandım R... "Aşk" sana o kadar bağlı ki yaptığın hiçbir şeyde suçlamıyor seni, karşılıksız seviliyorsun R...

Düşünüyorum da hala bu denli seven insanlar var mı acaba?
"... bu aşk yüzünden omuzlarına hiçbir yük binmiyor. Benim eksikliğimi duymayacaksın-bu beni teselli ediyor. O güzel, aydınlık hayatında hiçbir şey şimdiye kadarkinden farklı olmayacak... Ölümümle sana hiçbir üzüntü vermiyorum... Bu beni teselli ediyor sevgilim. "

Yok ya kalmadı böylesi. Yeni nesil beddualarla, sövüşlerle gönderme yapıyor. Karşılıksız sevgi anlayışı yok. Şimdiki aşklar R gibi bedenlerle sınırlı kalıyor. Koca bir beyin yerini nefsine ve arzularına teslim ediyor ve o içi boş beyinler oksijen israfı yapıyor malesef.

Spoiler var deyip hevesinizi kursağınızda bırakmayacağım gençler. Okuyun... Sevin... Aşkla kalın...

Atilla ilhan'la başladım ama Ataol Behramoğlu ile bitiyorum... Güzel yüreklerde yer bulun emi :)

BU AŞK BURADA BİTER

Bu aşk buraԁa biter ve ben çekip giԁerim
Уüreğimԁe bir çocuk cebimԁe bir revolver
Bu aşk buraԁa biter iуi günler sevgilim
Ve ben çekip giԁerim bir nehir akıp giԁer

Bir hatıraԁır şimԁi ԁalgın uуuуan şehir
Solarken albümlerԁe çocuklar ve askerler
Уüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uуku ve unutkanlık gittikçe ԁerinleşir

Уanуana uzanırԁık ve ıslaktı çimenler
Ne kaԁar güzelԁin sen! nasıl eşsiz bir уazԁı!
Bunu anlattılar hep, уani уiten bir aşkı
Geçerek bu ԁünуaԁan bütün ölü şairler

Bu aşk buraԁa biter ve ben çekip giԁerim
Уüreğimԁe bir çocuk cebimԁe bir revolver
Bu aşk buraԁa biter iуi günler sevgilim
Ve ben çekip giԁerim bir nehir akıp giԁer

Ataol BEHRAMOĞLU
68 syf.
·10/10
Sayın R. ki ben kendisine Rafet diyorum. En aşina olduğum isim Rafet El Roman'dan dolayı Rafet sanırım. Sizler okurken Rasim, Rıza, Rıdvan gibi seçenekler kullanabilirsiniz. İşte kitap Rafet'e yazılan bir mektup ve ona duyulan derin bir aşkı anlatıyor.

Dün bir kaç arkadaşın okuyup alıntılar paylaştığını görünce kitabı okuduğumu ancak inceleme yazmadığımı fark ettim.

Her okuduğum kitaba inceleme yazma isteğim nedeniyle bu kitabi es geçmemek adına iki satır bir şeyler karalayabilmek için tekrar okuyayım dedim ancak okuyamadım. Çok sıkıcı geldi. Halbuki ilk okuyuşumda çok etkisinde kalmıştım.

Yani sonuç olarak Stefan Zweig kitapları okuyacaksanız eğer sessiz sakin bir ortamda kitabın satırlarını görebilecek kadar bir loş ışıkta okursanız emin olun kendinizden geçeceksiniz. Başka türlü sıkılabilirsiniz.
68 syf.
Okurken içim acıdı, yüreğim sızladı.

Sanki, sanki ruhum bedenimden ayrıldı.
Her genç kız gibi göz yaşlarıma hakim olamadım bir an ( pardon sanırım hala kitabın etkisindeyim )
Tabi ağladığım yalan
Ama duygulandigim ve gözlerimin dolduğu bir gerçek...

Insan bazen;
Bir başkasına karşı kalp atışlarına hakim olamaz
Yüzü kızarır,
Eli ayağı birbirine dolanır
Titremeye varacak bir şiddetle heyecanlanmaya başlar

Saçmalamaya,
Hiç yapmadığın şeyleri yaparken bulursun kendini
Kendinden bile utanırsın
Akıl mantık almaz

Zaten o an akıl da
Mantık da durmuştur
Dünya durmuştur
Ama adrenalin en yüksek seviyeye ulaşır...

Işte o an
Yanarsın ulan yanarsın
Hemde kor ateşler içinde yanarsın
Hiç bir şeyi tanımazsın
Kendinden bile uzaklasirsin

Sadece ve sadece o vardır
Aklında, hayallerinde, rüyanda
Hayatının her yerinde
Her anında onu düşünür
Ve hayallerinde yaşatırsın...

Buna ister platonik bir aşk
Ister saplantı deyin,
Ne derseniz deyin
Ama her zaman aşka sevgiye saygı duyun.


Peki neden saf duygularıyla yaklaşan
Gerçekten seven değer veren insanlar
Neden aynı karşılığı değeri bulamıyor
Neden sıkıcı geliyordu bu bize?

Yoksa bir yerde bir yanlış mi vardı ?
Peki neydi,
Neydi buna sebep ?

Fazla duygusal görünmesi,
Heyecan eksikliligi,
Şerefsiz likler yapmaması,
Çok değer vermesi,

Onu bu kadar zayıf gösteren,
Bu kadar sıkıcı yapan neydi ?

Siz bunun muhasebesini yapın
Kendi içinizde
Yüreğiniz de
Vicdanınızla...

Yada yapmayın ben kitap okumaya gidiyorum :)

Kısacık kitaplara koca duyguları sığdırmış bir yazar...
Herkes her şeyi beğenecek diye bir kaide yok.
Tabi ki bende bütün kitaplarını bir tutmuyorum.
Ama bana sorarsanız duyguları anlatım ve ifade biçimi insan biyografisi üzerine muhteşem bir yazardır kendisi...

Tek taraflı, karşılıksız bir aşkın hikayesi
Herkese tafsiye ederim.
Simdiden herkese keyifli okumalar
Sağlıcakla kalın emi :)
68 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Gizemli bir kadının onu tanımayan ünlü R'ye yazdığı mektup...

Tanınmış roman yazarı R' doğum günün de aldığı isimsiz ve adressiz mektubu incelerken; "Sana beni asla tanımamış olan sana," diye başlayan satırlarını hayretle okumaya başlıyor. İki düzine kadar özensiz olarak yazılmış bu mektuptan ziyade müsvedde benzeri kağıtlar da sıkça karşılaştığı bu cümle ile kendisine olan aşkı, masumiyeti. özlemi, acıları, korkuları, yalnızlığı, tutkuyu ve bir insana duyulan derin hisleri okuyacağından habersizdir...

Bilinmeyen kadın saf duyguları ile onu ilk gördüğü günden yıllar sonra mektubu yazdığı güne kadar olan aşkını ve onun için hissettiklerini anlatmaya çalışmıştır.

"Sana beni asla tanımamış olan sana." derken aslında karşılaştıklarını ve onun gözünde o tanınma duygusunu arayarak yıllarca içinde taşıdığı aşkı anlatırken; sizi duygularına ortak edecek kadar yalın ve kendinizi kitabın içinde onun yaşadığı duyguları hissederken bulacaksınız...

Stefan Zweig bu eseri ile aldığı tüm övgüleri hak ediyor. Bir kadının duygu dünyasına girip, onun aşka bakışını, hassasiyetini,psikolojik duygusal iniş çıkışlarını, karşısında ki erkeğin onun dünyasında ki yerini ve tutkularını, özlemini, acısını ve yalnızlığını kağıda dökmesine hayran kaldım. Henüz okumamış olanlara tavsiye ederim...
Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
Ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendisine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Baskı tarihi:
13 Kasım 2017
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052398418
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Brief einer Unbekannten
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ren Kitap
(
İyi şeyler unutulmaz, seni unutmayacağım.”





Stefan Zweig, 1920’lerde yazdığı Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nda karşılıksız bir aşkın sahibi kimliksiz bir kadının yaşadıklarını anlatır. İsimsiz bu genç kadın, kendisinden habersiz olan sevgilisine bu uzun mektupta, tanıştıkları ilk günden itibaren yaşadıklarını anlatır. Ömür boyu süren suskunluğun ve saklanmanın sabrını takdir ederken, okur olarak bu kadını tanımadığımız gibi, mektubu okuyan sevgilisi de onun hiç farkına varmamıştır. Hiçbir zaman bilinmemenin yarattığı silinmişlik hissi sayesinde derin psikolojik yönü ve insanın sevgi duygusundan hareketle en dehliz yönlerini, saplantılarını keşfedebildiğimiz bu kısa ama etkileyici eser, Zweig’ın edebi yeteneğiyle birlikte edebiyatımızda unutulmaz bir yere sahip olmuştur. Zweig yazınının başarısını bilen her okur, onun diğerlerine nazaran daha az bilinen bu eserini de hayranlıkla okuyacaktır.

Kitabı okuyanlar 38.087 okur

  • Cesur Güçlü
  • Beril Şunda
  • Cho Chang
  • caner bayram
  • Haydar yagmahan
  • Hilal Yazar
  • Rümeysa öküzcüoğlu
  • Papatya
  • Necmeddin Talha Al
  • Merve

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%45
18-24 Yaş
%5
25-34 Yaş
%25
35-44 Yaş
%15
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%84
Erkek
%16

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (13)
9
%0.1 (8)
8
%0 (5)
7
%0 (5)
6
%0.1 (7)
5
%0
4
%0 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları