Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

·
Okunma
·
Beğeni
·
316960
Gösterim
Adı:
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
56
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052944424
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Maviçatı Yayınları
Bir zamanlar sadece benim olacağını hayal ederdim; seni, kaçak olan seni çocuğun içinde tutabileceğimi sandım. Ama o senin oğlundu! Gece vakti acımasızca benden uzaklaşıp bir yolculuğa çıktı; beni unuttu ve asla geri gelmeyecek. Bir kez daha yalnızım, her zamankinden daha beter hem de. Sana ait hiç bir şey yok elimde, hiçbir şey. Ne çocuk ne bir kelime, ne bir satır, ne de hafızanda bir yer...
68 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabını yorumladım : https://www.youtube.com/watch?v=CwJC6YxG8do&

İçselleştirmelere doyamadığım, hatıralarıyla birlikte Ring Caddesi'nde dolaştığım, dönemin siyasetini ve erkek-kadın ilişkilerini en iyi kurguya döken yazarlardan biri: Stefan Zweig.

Zweig, novellalarında tezatlıkları seviyor. Ulaşılmak istenen taraf bazen bir kişi olsa bile bazen bir kalp oluyor bazen de bir hedef oluyor fakat o hedefte her daim bir umursamazlık hakim. Anlatıcı karakterlerin bitmek bilmeyen çabası bu kitapta da en çok göze batan çabalardan biri. Kürk Mantolu Madonna'nın Raif Bey'i gibi kapıda beklemelerden tutun da Amelie filmindeki gibi amaçlanmış kişiden başka kişilerin asla ve asla anlatıcıya tam olarak ulaşamadığı, kitapta esintileri olan konulardan.

İlk kez 1922’de yayınlanmış bir novella bu, yani I. Dünya Savaşı’ndan sonra elinde sadece kan, şiddet ve sefalet kalmış bir Avrupa. Elinde bunların olduğunu düşününce böyle bir ortamda sevgiyi bulan bir kadın bir sevgiyi çok kolaylıkla saplantı haline getirebilir diye düşünüyorum.

Ayrıca I. ve II. Dünya Savaşı arasının çocuğu olarak nitelendirilen faşizmin görüldüğü, ataerkilliğin ve güçlü olanın, erkeğin daha ön plana çıktığı bir cinsiyet paradigması da olduğunu düşünürsek bilinmeyen bir kadının neden bilinen bir adamı saplantı halinde sevdiğini de biraz olsun anlayabiliriz.

Olayın psikolojik boyutu ise apayrı. Baba ve anne sevgisinden yoksun büyüyen bir çocuk psikolojisinde babasından bulamadığı sevgiyi başka bir adamda bulmak isteyen ve bu davranışıyla da Elektra kompleksinin belirtilerinin görüldüğü bir hale bürünür. Çünkü bilinmeyen bir kadın, bilinen bir adamın sevgisiyle bilinmek ister.

Çocuk psikolojisi konusunda harika bir kitap olduğunu düşünüyorum. Burada fakir bir çocukluktan, zengin bir gence doğru giden bir yol var. Çocuk halinde iken anne şefkatinden bile mahrum bırakılan çocuğun başka şeylere yönelmek istemesi kadar doğal bir şey yok. Çocuk olduğumuz zaman o kadar şeyle aynı anda ilgilenmeyi istiyoruz ki, etrafımızdaki çocuklardan, büyüklerden herhangi bir tepki alamayınca bile bazen çıldırabiliyoruz. Kitaptaki anlatıcı da adamı her şey olarak gördüğü için elinden ya da ruhundan ona ait bir şeyler çıkarılınca epey pesimist bir auraya bürünmek zorunda kalıyor.

Bence bilinmeyen bir kadın hep bilinmeyen olarak kaldı. Çünkü çocukluktan kadın tanımına geçmeyi bile adamın onu tanıması olarak görüyordu. Böylelikle o ilgisizlikle yetişmiş, fakir bir çocukluk hayatından gelme insan, kendi potansiyelini gerçekleştirme uğruna kariyer, okul ya da başka herhangi bir şey değil sadece onun kendisini tanımasını istiyordu.

Bilinmeyen bir kadın, bilinmeyi istemediği kişiler tarafından o kadar çok bilinen bir kadın oldu ki bu bilinirliğini artırmak yerine ruhunun bilinmeyenliğini daha çok artırdı. Deneyimsizlik, sevgi konusundaki saflık, herhangi bir şeyden habersiz olması, manevi yöndeki eksiklikler bu kızı oluşturan parçalar.

Bu kitapta hiçbir cümle boş değil, her cümle o kadar samimi ki bilinmeyen bir kadının sevdiği adam keşke siz olaymışsınız da bu mektubu size yazsaymış diyesiniz geliyor. 1920 yılında bir gün, postacı gelip de kapınıza böyle bir mektup bıraksa sizin de eliniz ayağınız düğümlenirdi. Fakat şimdi Twitter var, Whatsapp var. Mektubun altına numara iliştirme, Twitter adresini bırakma falan var. Hatta mektup kültürü bile kalmadı artık. 20.yy'ın sevgileri bile insanın insan olarak hissetmesini sağlayan sevgiler be kardeşim. Ben bu anonimliğin, bu habersizliğin, bu veri eksikliğinin olduğu yıllarda bir kadın tarafından sevilmek isterdim.

"Sen" kelimesini bu kitapla birlikte gerçekten çok sevdim. Sanırım bu kitap bize "Sen" kelimesinin gizemli ve en samimi anlamını öğretiyor. Eğer o "sen"i bir kere bile olsun tanımak isteseydin, o kızın içinde kopan buhranları da anlayabilecektin be R. Sen onun çocuk saflığındaki sevgisini değil, bedenini istedin. Sen onu sen olarak istemedin ki hiçbir zaman, sen onu et parçası olarak gördün. Bir kere değil, bir çok kez gördün hem de R. Buna rağmen seni sevmekten hiç usanmadı ama. Biliyorsun değil mi? Sen ne kadar o kadına beden algısıyla baktıysan o kadın da sana o kadar ruhuyla baktı be R. Fakat R... O hiç pişman değil. Bugüne kadar aklına gelebilecek herhangi bir pişmanlık kavramına bile sığmaz o kadının düşündükleri. Hiçbir hareketinde pişman değil. Senden kopan bir parça olarak gördüğü o çocuk için yaptığı onca şeyden bile pişman değil. Seni sevdiği için de hiç pişman değil. Pişman olsaydı, o kadar sayfa yazı yazdıktan sonraki sözleri günümüz gençleri gibi "Allah belanı versin, engelliyorum seni." yerine "Sana teşekkür ederim... seni seviyorum, seni seviyorum... elveda." olur muydu be R?

Sana bir şarkı hediye ediyorum R, umarım bu şarkıyı dinlemek kadına baktığın bakış açını değiştirmene yardımcı olur : https://www.youtube.com/watch?v=kt7yrISdoAM

"Affetmesen de fark etmez.
Ben çoktan affettim seni,
Benimki bir beklenti değil.
Gökyüzü mavidir değişmez...."

----spoiler----
Not : Kitap gerçek anlamda tüylerimin tamamen diken diken olmasını sağlayabilmiş bir kitaptır. Sadece iki kelimesiyle.
"Kendimi sattım."
----spoiler----
68 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Sana, beni asla tanımamış olan sana."
Bu cümlede tüm kitabın özetini bulacaksınız aslında..
Birçok arkadaşımın tavsiyesiydi bu güzel kitap, oturduğum yerde birbirinden farklı duygusal anlar yaşadım sayesinde..

Bir kadın düşünün; aşık, kör ve her şeye rağmen umutlarını hiç yitirmeyen.. Bir kadın düşünün; bilinmeyen, tanınmayan ve hiçbir şartta hatırlanamayan.. Ve bir adam; yakışıklı, zengin, yardımsever ancak karşısındakini bir yabancıdan öte görmeyen, onu hatırlamayı beceremeyen ve onu umursamayan...

Birçoğumuzun bazen dönüp baktığı ve karşısındaki kişiyi bir anlık da olsa tanıdığını düşündüğü o birkaç saniyenin dayanılmaz muamması bu kitapta da yaşansaydı ne olurdu acaba? R., bilinmeyen kadını ya tanısaydı. Bilinçli bir şekilde yaklaşsaydı, gençliğinde günler geçirdiği kadını yıllar sonra tekrar gördüğünde tanıdık bir ifadeyle alsaydı kollarına. Ne olurdu? Yine aynı tutkuyla sever miydi kadın ulaşılmaz olan adama ulaşsa, ya da bir kitap olur muydu bundan, bu kadar severek okur muyduk bizler? Bence okumazdık, hatta kitap dahi olmazdı o zaman..

Bilinmezliğin karşı konulmaz cazibesi etrafımızı sararken, üzüntü ve umutsuzluk da bir yandan yakamızı bırakmıyor ve bu bize kesinlikle çekici geliyor.. Kadının sürekli olarak kullandığı 'Sen beni asla tanımadın' cümlesiyle içimizde oluşan keşke bir kereliğine de olsa tanısaydı hissi kitap boyunca bizi hiç bırakmıyor.

Bazılarına göre bir aşk, bazılarına göreyse bir saplantı olan bu duyguları son sayfaya kadar yaşıyor, biten mektupla birlikte R. ne hissediyorsa aynılarını hissediyorsunuz.. Aynı pişmanlık, aynı merak, aynı hatırlamaya çalışma çabası ve aynı korku.

Ara vermeden, soluksuz okunacak ve her sayfasında bir tane bile boşa yazılmış cümle bulamayacağınız harika bir kitap.. Okumak için tereddüt etmeyin. Yalnızca elinize alıp ilk sayfayı çevirin, sonrasını Zweig'e bırakın..
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (14.632 Oy)15.744 beğeni50.960 okunma2.928 alıntı186.222 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (11.081 Oy)11.433 beğeni41.887 okunma2.661 alıntı196.556 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (14.526 Oy)17.107 beğeni53.511 okunma6.652 alıntı293.398 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (17.835 Oy)18.243 beğeni59.923 okunma5.551 alıntı228.845 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (17.986 Oy)21.682 beğeni66.293 okunma10.683 alıntı860.580 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (10.391 Oy)11.354 beğeni40.705 okunma5.574 alıntı143.010 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (15.487 Oy)18.080 beğeni52.213 okunma3.790 alıntı221.223 gösterim
  • Serenad
    9.1/10 (10.243 Oy)11.574 beğeni33.888 okunma5.113 alıntı131.803 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (9.134 Oy)10.329 beğeni33.972 okunma12.929 alıntı193.257 gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (9.464 Oy)10.546 beğeni34.610 okunma1.646 alıntı165.488 gösterim
68 syf.
·Beğendi·10/10
Kitap bittiğinde duraksadım ve bir kaç saniye öyle(ce) kaldım.. Sonra şu soruyu sordum kendime;

"Sevmek gerçekten ağzımızdan çıkan (bir) iki kelime(den) mi (ibaret)? Yoksa (bundan) daha fazlası mı? Bunu çok az insan anlayabiliyor sanırım."

İyi okumalar..
68 syf.
Öyle bir yerdeyim ki...
Birini sevememek, sevdiğine ait olamamak ve hiçbir şey hissetmemek çok tuhaf bir duygu. Hani kimseyi sevemezsin ya ama sürekli bunun acısını çekersin ya aynı onun gibi işte, sürekli bir yalnızlık hissi… Neden korkuyorum ki birisiyle aşk yaşamaktan? Neden bir adım atamıyor ve neden korkularımı yenemiyorum? Cevap bulamadığım en zor sorulardan biri her halde. Bu soruları sürekli kendi kendime sorarak da yaşanılmaz ki . Hayat aslında önüme bir sürü kişi çıkarıyor, seçimlerimi bana bırakıyor ben ise seçim yapmaktan korkuyorum. Sanki böyle sürekli mutsuz olacakmışım gibi, sanki yolda yürürken aniden arkamdan biri gelip beni bıçaklayacakmış gibi. Hani mutlu olmayı istemiyor da değilim aslında. Kim istemez ki; her sabah güne gülerek başlamayı, yarınlara umutla bakmayı ama sürekli bir üzüntü, mutsuzluk içindeyim gerçek aşkı bulamamanın korkusundan dolayı. Hissettiğim acıyı kimseye söyleyemiyor ve sessizce ağlayıp atlatmaya çalışarak, her şey yolundaymış gibi yapmaya devam ediyorum ama bir yere kadar. ..

“Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?” (Sayfa:52)

Acılarla kendimi sürekli dibe vurup, vurdukça en dibe batıyorum. İçim kor gibi yanarken susmak acıların en beteri oluyor benim için. Her şeyi bırakıp gitmek istiyorum hiçbir şey olmayacağını bile bile. Sonra hayat beni amaçsız bir hortuma sürüklüyor. Günler geçtikçe her şeyim darmadağın olup, kayboluyor. Kimseye karşı bir şey hissedemez hale geldim. Bunların hepsi bilmediğim amaçsız bir korku, sebepsiz bir korku. Belki de tam aşkı buldum derken kaybetmiş olmanın hezimeti? Her sorumun cevabı çıkmaz sokak işte. Ne duygularıma tercüman olabiliyorum ne de bitmek bilmeyen gereksiz beni üzen sorulara. Hayatın onca güzel şeylerini yaşamak varken saçma bir konuda takılıp kalıyorum. Sanki her şey sona ermiş, umutlarım yıkılmış, sevdiğim kişi yıllar önce ölmüş de hayata küsmüş, hayat bağlarım kopmuş gibi tıpkı bu yazıyı yazarken konudan kopmam gibi. Her şey zor geliyor artık kaderime razı olur hale geldim. Mutsuzluk ise artık yaşam biçimim oldu. Her sabaha hayal kırıklığı ile uyanmak. Günlerimin boş ve sıkıntılı geçmesi de cabası. Kimsesizliğin, hissizliğin verdiği zehri gün geçtikçe içime çekiyorum. Bir ilaç lazım bana zehri atmam için. O ilaç ise ne bilmiyorum. Belki de eczanelerde bulunmayan bir şey. Bir yere kadar toparlar belki ama ben hep aynı yerde hissedecek gibiyim kendimi.

''Ben, bütün o zaman boyunca yalnızca sende yaşadım.'' (Sayfa:21)

Artık beni kurtaracak hiçbir şeyim kalmadı. Mahkumum yalnızlığa, kimsesizliğe, hissizliğe, mutsuzluğa ve sensizliğe.. Bazı sokaklardan hızlı bazılarından salınarak geçilir, bir de hiç geçmek istemediğimiz sokaklar vardır ya hani ben ise çıkmaz sokakta kurtulmayı bekliyorum, umutsuz bir şekilde..
Keyifle okurken eşlik etsin size.
https://www.youtube.com/watch?v=dPCzZuMR8eY
68 syf.
·3 günde·10/10
Özgün adı "Brief einer Unbekannten" olan eser ilk kez 1922 yılında basılmıştır.
Mektubun kahramanları bir kadın ve tanınmış roman yazarı Bay R. Konusu ise bu kadının Bay R ye yazdığı uzun bir mektuptan oluşuyor.

Yazar kendisine gelen birçok mektup arasından “Sana, beni asla tanımamış olan sana… Bu mektup sana ulaştığında ben hayatta olmayacağım “ ile baslayan bir mektubu farkeder ve hikaye başlar. Çocuğunun ölümünden sonra yazara aşkını itiraf eden kadın 13 yaşından beri eski komşuları olan yazara olan aşkını en başından anlatmaya başlar.

Keyifli okumalar diler, yazar hakkında detaylı bilgi almak için bloguma beklerim. https://1yazar1kitap.blogspot.com/...weig-ve-satranc.html
68 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bu seni ilk görüşümdü...
Apartman merdivenlerinden koşarak yukarı çıkarken görmüştüm seni. Karşı dairemize taşınmıştın. Hayal olduğunu varsaymak istedim, oldukça genç ve yakışıklıydın. Tavırlarının, yüreğimdeki sevginin cellatı olmayı talep ettiğini fark edememiştim o an. Günlerce seni gözetledim. Bu duyguyu ilk defa tadıyordum. Seni gördüğümde titereyen bacaklarımı, terleyen avuç içlerimi bilmem ki nasıl anlatsam...
Babam vefat etti annem ise bunu üzerine gittikçe içine kapandı ve benimle ilgilenmeyi bıraktı. Eksikliğini hissettiğim o aile sıcaklığını, şefkati sende aradım; sen tamamla istedim. Aptal mıydım? Hayır beyefendi, yalnızca on üç yaşındaydım.

Daha sonra bir genç kızken girmek istedim hayatınıza. Çocukluktan çıkmış, güzelleşmiştim. Artık ne istediğimi biliyordum, sizi istiyordum Bay R... Tüm uzuvlarımda eksikliğinizi hissediyordum. Bütün varlığımı feda edebilirdim sizin için lakin siz yalnızca bedenimi istediniz benden. Ah hayır beyefendi size kızmıyorum, karnımda sizden bir parça taşıdım zira. Fakat kırgınım.
Beni tanımadınız...

Yetişkin bir kadındım artık. İnsanların yanımdan geçerken iki - üç kere baktığı bir kadın. Son kez girmek istedim hayatınıza... Etrafımda benim bedenimi değil ruhumu, çocuk masumluğundaki sevgimi isteyen erkekler vardı. Beni hayatının merkezine koyan pek çok erkek... Fakat ben sizi istiyordum, beni kıl ucu kadar da olsa hayatına almaya tenezzül etmeyen sizi. Sahi fark etseydiniz acaba bu kadar arzular mıydım? Yoksa diğerlerinden bir farkınız kalmaz mıydı benim için?
O gün karşılaşmıştık sizinle. Üzerimde gezinen istekli bakışlarınızı hatırlıyorum. Beni beğenmiştiniz lakin tanımamıştınız beyefendi.
Yalnızca siz hiç tanımadınız beni...

"Sana, beni asla tanımamış olan sana," diyerek başladım mektubuma. Bunları neden mi yazıyorum? Bilin istedim Bay R. Siz beni bir geceye sığdırdınız da ben sizi bir ömre sığdıramadım.

Zweig... Ne yaptın sen? Yıktın geçtin beni. Bu nasıl bir anlatım? Soruyorum Zweig, bir erkek bir kadını nasıl bu kadar iyi anlatır? Mektubu yazan kadının zamanın beraberinde getirdiği değişimini ve gelişimini hissediyor, birebir yaşıyorsunuz. Beğendiğim bir eser oldu. Yer yer " Kürk Mantolu Madonna" kitabına benzettim. Zweig geç kalınmış bir tanışma oldu bu ama telafi edeceğim. Bu ilk kitabın ve kesinlikle son olmayacak. Sana da kızgınım Bay R.
O seni hiç unutmadı, sen onu hiç hatırlamadın. Nasıl bu kadar nahoş bir karakter olabilirsin? O kızı anlamaya çalışmalıydın. İçindeki "sen"i anlamaya çalışsaydın eğer bu kitap olmazdı belki ama ben de bilinmeyen kadın da üzülmezdik en azından.
68 syf.
·10/10
Sayın R. ki ben kendisine Rafet diyorum. En aşina olduğum isim Rafet El Roman'dan dolayı Rafet sanırım. Sizler okurken Rasim, Rıza, Rıdvan gibi seçenekler kullanabilirsiniz. İşte kitap Rafet'e yazılan bir mektup ve ona duyulan derin bir aşkı anlatıyor.

Dün bir kaç arkadaşın okuyup alıntılar paylaştığını görünce kitabı okuduğumu ancak inceleme yazmadığımı fark ettim.

Her okuduğum kitaba inceleme yazma isteğim nedeniyle bu kitabi es geçmemek adına iki satır bir şeyler karalayabilmek için tekrar okuyayım dedim ancak okuyamadım. Çok sıkıcı geldi. Halbuki ilk okuyuşumda çok etkisinde kalmıştım.

Yani sonuç olarak Stefan Zweig kitapları okuyacaksanız eğer sessiz sakin bir ortamda kitabın satırlarını görebilecek kadar bir loş ışıkta okursanız emin olun kendinizden geçeceksiniz. Başka türlü sıkılabilirsiniz.
68 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Ben sana mecburum bilemezsin
Aԁını mıh gibi aklımԁa tutuуorum
Büуüԁükçe büуüуor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıуorum."

Böyle bir kitaba ancak bu dörtlük yakışırdı.

Erken gittin Zweig, çok erken. Kalemin susmamalıydı senin, Fırat gibi akmalıydı ve coşmalıydı...

Bir insanı kendinizden vazgeçecek kadar sevdiniz mi hiç? Tanrıymış gibi gözünüzde büyüterek, taparcasına, tüm iliklerinize kadar sevdiniz mi?
Bu bilinmeyen kadının adı "Aşk" olmalıydı. Evet evet onun adını Aşk koydum. Tutku ve bağlılık olsun göbek adı da.
O mektubu okurken ben utandım be R... Nasıl bir insansın diye tartaklamak isterdim seni. Ve seni kıskandım R... "Aşk" sana o kadar bağlı ki yaptığın hiçbir şeyde suçlamıyor seni, karşılıksız seviliyorsun R...

Düşünüyorum da hala bu denli seven insanlar var mı acaba?
"... bu aşk yüzünden omuzlarına hiçbir yük binmiyor. Benim eksikliğimi duymayacaksın-bu beni teselli ediyor. O güzel, aydınlık hayatında hiçbir şey şimdiye kadarkinden farklı olmayacak... Ölümümle sana hiçbir üzüntü vermiyorum... Bu beni teselli ediyor sevgilim. "

Yok ya kalmadı böylesi. Yeni nesil beddualarla, sövüşlerle gönderme yapıyor. Karşılıksız sevgi anlayışı yok. Şimdiki aşklar R gibi bedenlerle sınırlı kalıyor. Koca bir beyin yerini nefsine ve arzularına teslim ediyor ve o içi boş beyinler oksijen israfı yapıyor malesef.

Spoiler var deyip hevesinizi kursağınızda bırakmayacağım gençler. Okuyun... Sevin... Aşkla kalın...

Atilla ilhan'la başladım ama Ataol Behramoğlu ile bitiyorum... Güzel yüreklerde yer bulun emi :)

BU AŞK BURADA BİTER

Bu aşk buraԁa biter ve ben çekip giԁerim
Уüreğimԁe bir çocuk cebimԁe bir revolver
Bu aşk buraԁa biter iуi günler sevgilim
Ve ben çekip giԁerim bir nehir akıp giԁer

Bir hatıraԁır şimԁi ԁalgın uуuуan şehir
Solarken albümlerԁe çocuklar ve askerler
Уüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uуku ve unutkanlık gittikçe ԁerinleşir

Уanуana uzanırԁık ve ıslaktı çimenler
Ne kaԁar güzelԁin sen! nasıl eşsiz bir уazԁı!
Bunu anlattılar hep, уani уiten bir aşkı
Geçerek bu ԁünуaԁan bütün ölü şairler

Bu aşk buraԁa biter ve ben çekip giԁerim
Уüreğimԁe bir çocuk cebimԁe bir revolver
Bu aşk buraԁa biter iуi günler sevgilim
Ve ben çekip giԁerim bir nehir akıp giԁer

Ataol BEHRAMOĞLU
68 syf.
Yine mi diye sordum kendime?
Bu, nasıl olabilir?
100 tane kadını toplasak bir yere, yaz desek, bu kadar iyi anlatabilirler mi bir kadının çocuksu aşkını?
Bu adam nasıl yapabiliyor bunu???
Yok, inanmıyorum. Bir kadın var kesin bunları yazara anlatan. Belki de Zweig ünlü olduğu için hazır kitabı bir kadından satın alıp kendi ismiyle bastırmıştır. Aklıma yatan en mantıklı durum bu gözüküyor.

Kitabı okurken bir yandan da şükürler olsun bu bir kitap, gerçek değil diye kendimi teselli ediyordum.

Gerçekten, gerçek değil mi?!

Umarım değildir.

Mektubu okudukça, kızgın bir demir deşip durdu göğsümü.

Nasıl katlanılabilir ki böyle bir acıya?!

Normalde tüm yurdum erkekleri gibi gözlerime sigara dumanı kaçtığını (ağladığımı) söylemekten utanırım. Fakat öylesine acı yüklenmiş ki bu kitaba, asıl bu kitabı okuyup da ağlamayan varsa ben onun adına insanlığımdan utanırım!!!
Bu arada sigara kullanmıyorum, kötü örnek olmamak adına söylemek istedim, genç arkadaşlarım da okuyor olabilir.

Tek dileğim bu mektubun gerçek olmaması.
Umarım hiçbir kadın, hiçbir erkek yüzünden bunları çekmemiştir.
Umarım, yazmayan adeta yaşatan üstat bunları uydurmuştur.

Yalnızca bir nokta var canımı sıkan. Böylesi muhteşem bir kadının karşısındaki adam böylesine embesil nasıl olabilir? Bir kadının böylesi büyük bir aşkı, öylesi bir şapşala nasıl hissettiğini açıklayabilseydi bana Zweig; o zaman bu kitabı bir insan elinden çıkmış en muhteşem kitap olarak kabul ederdim.

Yine de uzun bir süre Zweig okumayacağım. Kendime gelmem ne kadar sürer bilmiyorum ama uzun bir süre gibi görünüyor.

En çok da şuna şaşırıyorum: Hayalimdeki kadın kaleme alınmış ama o kadını bir erkek yazmış.

Büyüksün Zweig!
68 syf.
·Beğendi·10/10
Böyle bir iç dünyaya, böyle bir sevgiye, aşka ne söylenir bilmiyorum. Kendi adıma konuşmak gerekirse hayatımda böyle bir sevgi olsa sanırım dünyanın en şanslı erkeği ben olurdum...
68 syf.
Okurken içim acıdı, yüreğim sızladı.

Sanki, sanki ruhum bedenimden ayrıldı.
Her genç kız gibi göz yaşlarıma hakim olamadım bir an ( pardon sanırım hala kitabın etkisindeyim )
Tabi ağladığım yalan
Ama duygulandigim ve gözlerimin dolduğu bir gerçek...

Insan bazen;
Bir başkasına karşı kalp atışlarına hakim olamaz
Yüzü kızarır,
Eli ayağı birbirine dolanır
Titremeye varacak bir şiddetle heyecanlanmaya başlar

Saçmalamaya,
Hiç yapmadığın şeyleri yaparken bulursun kendini
Kendinden bile utanırsın
Akıl mantık almaz

Zaten o an akıl da
Mantık da durmuştur
Dünya durmuştur
Ama adrenalin en yüksek seviyeye ulaşır...

Işte o an
Yanarsın ulan yanarsın
Hemde kor ateşler içinde yanarsın
Hiç bir şeyi tanımazsın
Kendinden bile uzaklasirsin

Sadece ve sadece o vardır
Aklında, hayallerinde, rüyanda
Hayatının her yerinde
Her anında onu düşünür
Ve hayallerinde yaşatırsın...

Buna ister platonik bir aşk
Ister saplantı deyin,
Ne derseniz deyin
Ama her zaman aşka sevgiye saygı duyun.


Peki neden saf duygularıyla yaklaşan
Gerçekten seven değer veren insanlar
Neden aynı karşılığı değeri bulamıyor
Neden sıkıcı geliyordu bu bize?

Yoksa bir yerde bir yanlış mi vardı ?
Peki neydi,
Neydi buna sebep ?

Fazla duygusal görünmesi,
Heyecan eksikliligi,
Şerefsiz likler yapmaması,
Çok değer vermesi,

Onu bu kadar zayıf gösteren,
Bu kadar sıkıcı yapan neydi ?

Siz bunun muhasebesini yapın
Kendi içinizde
Yüreğiniz de
Vicdanınızla...

Yada yapmayın ben kitap okumaya gidiyorum :)

Kısacık kitaplara koca duyguları sığdırmış bir yazar...
Herkes her şeyi beğenecek diye bir kaide yok.
Tabi ki bende bütün kitaplarını bir tutmuyorum.
Ama bana sorarsanız duyguları anlatım ve ifade biçimi insan biyografisi üzerine muhteşem bir yazardır kendisi...

Tek taraflı, karşılıksız bir aşkın hikayesi
Herkese tafsiye ederim.
Simdiden herkese keyifli okumalar
Sağlıcakla kalın emi :)
Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
56
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052944424
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Maviçatı Yayınları
Bir zamanlar sadece benim olacağını hayal ederdim; seni, kaçak olan seni çocuğun içinde tutabileceğimi sandım. Ama o senin oğlundu! Gece vakti acımasızca benden uzaklaşıp bir yolculuğa çıktı; beni unuttu ve asla geri gelmeyecek. Bir kez daha yalnızım, her zamankinden daha beter hem de. Sana ait hiç bir şey yok elimde, hiçbir şey. Ne çocuk ne bir kelime, ne bir satır, ne de hafızanda bir yer...

Kitabı okuyanlar 45.070 okur

  • melda duran
  • kitapkolik mustafa
  • ~ Sultan GÖKÇE ~
  • Görkem Şahinhan
  • Rabia KURUM
  • ayşegül b.
  • Fatih Ç.
  • Dilann
  • Dinoş
  • Çelik İnal

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71
Erkek
%29

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (4)
9
%0 (2)
8
%0 (2)
7
%0
6
%0 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları