Giriş Yap

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

8.310 üzerinden
79,9bin Puan · 11138 İnceleme
68 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
"Onu sevmek, nefes almak gibidir. Gel de nefes almaktan vazgeç şimdi" demiş Mevlana. Sevmek, şansın yoksa yaşarken ruhen ölmeyi göze almaktır. Stefan Zweig' in Satranç kitabını okudum ve beğenmişle beğenmemiş arasında kaldım. Yalnız iyi olan bir tarafı var bu yazarın; olay örgüsü kuvvetli ve okurken film izliyormuşçasına bir his uyandırıyor. Bu yüzden şansımı Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabında denedim ve bayıldım. Kitabı kesinlikle tavsiye edeceğim için spoiler vermeden yoğunlaştırılmış duyguların kenarlarından kalemle geçmek istiyorum. İnsan bir defa aşık olabilir ve eğer bir çok defa aşık olduğunu idda edebilen varsa hiç aşık olmamıştır çünkü şanslıysan aşk bir defa uğrar ve gider. Karşılıksız aşk, bedenen yaşayıp ruhen hayata veda etme cesaretidir bana göre. Herkes aşkı farklı şekilde yaşayabilir ama bazıları yaşayamaz ve yazmaya çalışır. Bilinmeyen bir kadından bilinen bir adama yazılan bu mektup sevgisiz ve sadakatsiz geçen bir ömrü kaleme almış. Yaş küçük, aşk kapıda ve sevdiğin kişi sadece kapı altından bir ayak sesi... Bir hayatı bir zarfa sığdırmış, halinden memnun, yaşama çocukluğundan ruhen veda etmiş bir kadın kaç kişiye nasip olur bilmiyorum. Seviyorsun, unutluyorsun tanınmayan bir yüz haline geliyorsun ve sevdiğin insanın yüzünü her insanda görüyorken, sevdiğin insan senin yüzünde hep tanımadığı farklı yüzler görüyor. Evine giriyorsun, hayatına dokunuyorsun, şansın varsa bir iki kelime konuşup nefesini hissediyorsun şansın yoksa uzaktan izleyip ölmeye devam ediyorsun. Bir ölümü bir kelime ile anlatabilirsin ama kağıtlara dökülen ölmeyi dinlemek kolay değil. Ellerinde titreme, gözlerinde buğulanma ve vazonda artık gül yoksa her şeyin sonuna geldiğini anlıyorsun. Bir sabah uyanıp o vazoyu boş görmek artık asla dolmayacağının bir belirtisidir. Her gece farklı koku alıp aynı şeyi yapan bir erkek en fazla tanımadığı kadın ölene dek sevilir sonrası yalnızlık ve boş vazo... Karşılıksız sevmek cesaret ister bana göre. Onu başka insanlarla görmek, evinde farklı kokular almak ve bunu sindirmek, bir de her yıl gönderdirğin o güller başka ellere de dokunuyorsa cesaret vazgeçilmez bir hal alıyor. Güzelsin, gençsin, sevdiğin insandan büyük bir hatıra ama tek bir insan aklında... Bunun ne demek olduğunu şuan okuyan bazı arkadaşlar anlamıyor çünkü yaşamadan bazı şeyler anlaşılmıyor. Bilinmeyen kadın bu yüzden sevilmeyi değil sevmeyi tercih etmiş. Fuzuli’ye sormuşlar: “sevmek mi daha güzeldir, sevilmek mi?” “Sevmek” demiş; “çünkü sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın.” Değil sevilmek asla tanınmayan uzaktan gelip geçen bir araba sesi gibiydi bilinmeyen kadın. Köpeğin en önemli ve belki de tek özelliği sahibine sevenlerine sadık kalabilmesidir. Adam sadakatsiz, sadık kalamayan biriydi. Kadın neyse adam tersiydi. Sevmek, sevdiğinin yürüdüğü yolu, okuduğu kitapları, dinlediği şarkıları, kullandığı kalemi, kitaplarında yazdığı cümleleri, taktığı kravatı, saati, giydiği çekete kadar bilme arzusurdur. Bazılarımız böyle şeylere burun kıvırıp köşeye çekiliriz bazırlarımızsa sevdiğinin giydiğini, evden çıktığı saati gördüğü için kendini şanslı hisseder. Görmeden aşık olan kaç insan vardır acaba? Sadece kullandığı kalemden, kitabına görüp yüzünü görmeden yaşanılan o aşk kaç kişiye nasip olur? Mevlanın sözünü incelememe ekledim çünkü aşkın öldürmesi değil nefes aldırması gerektiğine inanıyorum. Bilinmeyen kadın hiç sevildiğinden emin olamadan nefes aldı. Bu seven bir kadının yapabileceği en güçlü ayakta kalma şekildir. "Okyanusta ölmez de insan gider bir kaşık sevdada boğulur" demiş Cemal Süreya. O mektup bir kaşık sevdada boğulan bir kadının mektubu. O mektubu, o duyguları, o kısa filmi hayalinizde izlemeyi kesinlikle tavsiye ediyorum. Okuduğum en muhteşem kısa bir günlük romandı. Bazı yerleri aynı duyguları farklı şekilde dile getirmiş ve uzun uzadıya bahsedilmiş. Dili akıcı aynı zamanda dediğim gibi bir günde okuyup bitirebileceğiniz bir roman. Romandan keyif alabilirsiniz. İyi okumalar dilerim.
·
19 yorumun tümünü gör
Reklam
68 syf.
·
Puan vermedi
Aşk bir duygu mudur ? Yoksa hastalık mı?
• Zweig gerçekten enteresan bir yazar. Çok sevdiğim yazarların bile okunamaz derecede kitapları varken zweig ilk novellarında bile kendini okutuyor. Erkek olmasına rağmen bir kadının aşkını yazması da hayalgücünün kuvvetini gözler önüne seriyor. “Sana, beni asla tanımamış olan sana.” Bu cümle kitabın özeti gibi. Kitabın bir aşkı anlattığını açıkçası düşünmüyorum. Kesinlikle hastalık boyutunda olan bir takıntıyı anlatıyor ve olaylar gerçekten abartı derecesinde. Aşkın birçok tanımı var, bu kitaptaki tanım psikolojik bir rahatsızlık, obsesyon olarak işlenmiş gibi geldi bana.. Ki belki de öyledir genel olarak.. Ama "ben tanrıya da inanmıyorum artık, yalnızca sana inanıyorum" dedirten bir aşk tanımı, "başkalarına da bedenimi sattım, ama seni aldatmış sayılmam..." dedirten bir aşk tanımı benim kendi aşk tanımıma tamamen zıt. Yani düşünüyorum ; bir insan nasıl bu kadar bağlanır, nasıl bu kadar sever ve her şeye rağmen sevgisini nasıl kendi içinde bu denli yaşar? Sevdiği adamdan gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdikten sonra onu sadece kendi imkanları ile belli bir yaşa getirmesi ve sevdiği adama ölmeden önce yazacağı mektubu oğlunun ölü bedeninin bulunduğu odada yazması da ayrı bir irdelenilecek konu aslında. Belki ilk ve son mektubu yazıp intihar etmesinin sebebi oğlunun onu hayata bağlayan tek varlığın artık nefes almamasıdır kim bilir, sonuç olarak sevdiği hiç onun olmayacak ve biz kadınlar bir erkek ile hayata bağlanmayı kendimize bir amaç olarak adlediyoruz nedense... Bir babanın bir aşığın bir erkek çocuğun varlığı hayatımızda yer etmiyorsa biz kendimizi yaşama bağlayacak bir unsur bulamıyoruz... Şahsen ben bilinmeyen şu kadını hiç sevemedim. Sevmek güzel bir şeydir ancak bağımlılık ve saplantı tehlikeli şeylere yol açabilir. Başkalarının hayatına istediğimiz zaman giremeyiz, herkes bizi sevmek zorunda değil hatta bu hayattaki en zararsız ve yararlı bir birey olsanız bile kimse sizi sevmeyebilir bu normaldir. Normal olmayan ve izin vermemeniz gereken, kendinizi bu şekilde küçültmektir. Bir şey olmuyorsa olmuyordur, zorlamanın yada hayatınızı olmayan bir şey için bu şekilde mahvetmenin bir anlamı yok. Keyifli okumalar...
·
8 yorumun tümünü gör
68 syf.
·
20 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu o kadar güzeldi ki hayranlıkla her sayfasını çevirdim .Hele hele Stefan Zweig eseri olması kitabı daha ilgi çekici yaptı gözümde. Bir sanatçının dilini sevdiğinizde ve onla tanıştığınızda onu daha yakın tanımak istersiniz .Bütün kitaplarını okuyup hakkında bilgi edinmek istersiniz .Çünkü kitaplar aslında ne kadar inkar edilse bile çoğu zaman sanatçının içinden çıkan kişilikleri taşırlar . Stefan Zweıg okumak bu yüzden benim için merak edici ve sırlarla dolu . İlk okuduğum kitabı Satrançtı ve bu da okuduğum ikinci kitabı oldu . Kitaplar birbirinden o kadar farklı duygulara sahipki üstünde yazarın adı yazmasa başka bir yazar yazdı sanabilirsiniz . Tabii ikiside birbirinden güzel . Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu harika bir aşk'ı gözler önüne sunuyor .Öyle tahmin ettiğiniz türden bir aşkı değil . Çocukluk aşkı ,sonsuza kadar aşk ama tek taraflı aşk... Bir kitap boyunca mektup vardı ve bu mektup bu aşkı en derinlerinden hisseden on üç yaşından beri kalbinde tutan kişidendi. Bilmiyorum ama on üç yaşından beri sevgi gerçekten içime bir burukluk bıraktı . Kitap okurken ağlayan bir insan olsaydım kesin ağlardım çünkü kitapta geçen aşkın tadı çok tanıdık .
·
8 yorumun tümünü gör
68 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
İnsanı oldukça üzen bir fark edilme çabası, bittikten sonra mektubun yazıldığı tanınmış roman yazarı R.’nin de kendi hikayesini okuma isteği doğurmuştur. Bu mektubu aldıktan sonra hayatına nasıl devam etti, öncesinde gerçekten bilinmeyen kadının bize anlattığı gibi biri miydi vs. bir dolu soru ile baş başa kalıyorsunuz . Kitapla ilişkiniz hemen öyle bitmiyor. “... çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytuluklardaki bir çocuğun fark edilmeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz; çünkü bu sevgi, yetiştin bir kadının tutkulu ve bilinçaltında hep talep eden aşkının hiçbir zaman olamayacağı kadar umarsız, kendini karşındakine hizmet etmeye adayan, boyun eğen, hep pusuda yatan ve tutkuyla yoğrulmuş bir sevgidir. sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır, duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler.” Platonik aşka inanan, bir insanı uzaktan sevmenin tadına bayılan, yaklaşınca tüm büyü bozulacak diye korkanlardansanız -ki ben öyleyim- mutlaka okuyun. Bol okumalı güzel günler diliyorum…
·
Reklam
2
587
5,9bin öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42