Bilmem Hatırlar mısın?

·
Okunma
·
Beğeni
·
153
Gösterim
Adı:
Bilmem Hatırlar mısın?
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
132
Format:
Karton kapak
ISBN:
9944486958
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Unutamamak büyük acılar yaşatır insana, eski acılar...

Bazen de unutmak acı verir, hatırlayamadığın küçücük bir ayrıntı, tatlı biran...

O küçük ve değerli an'ın etrafını temizler, havalandırır, beklersin. Bir yerlerden hayal meyal belirsin, sonra yavaş yavaş görünür olsun, şekillensin istersin. Olmaz, öylece kararıp kalır. Kederlenirsin...

Bir an'ın, bir hayatın yaşanmamış gibi olması ne kadar ürkütücü! Ama gerçek... Ne çok an, ne kadar çok hayat yaşanmamış gibi oluyor; zamanın hoyrat ellerinden kurtarılabilen yaşamaklar ne kadar az!

Şu bizim küçük hayatlarımız da bir gün elbet yaşanmamış gibi olacak. Bütün yazma çabamız, o anlardan birer küçük hatırayı dondurmaktan ibaret değil mi? Zamanın elinden kurtarmak... Bir gün, oturup birbirimize bakacağız. Çok eski zamanlardan açar gibi, kısık bir sesle konuşacağız...

Bilmem hatırlar mısın?
132 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Beklemek, ömrü uzatıyor.Küçük şeylerden, küçük saadetlerden, küçük umutlardan bir gelecek birikiyor önümüzde. Başka nasıl yaşanacak bu ömür? Dünya... gölgeler birikintisi... Birazda biz oylanıp gideceğiz, oyalandigimiz kadar!
Güneş yarın da doğacak...
132 syf.
·Beğendi·10/10
Göçenin acisiyla ölen olmadi hic onlari cukurlara gömer gömmez arkamizi dönüp kaçtik yemekler yedik sonra, sarkilar dinledik hayatimiz sürüp gitti hicbirsey olmamis gibi bir söz uydurmustuk ölenle ölünmezdi..!
132 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Deneme türünde eserlerini
bir araya geldiği bir kitap olduğu için haliyle bir olay örgüsü yada tek bir tema bulunmamakta fakat şöyle bir bakacak olursam ortalama bir tema olarak ‘eski zamanlara duyulan özlem’ diyebiliriz çünkü kitabın hemen hemen tamamında yazarımız eski zamanlara duyduğu özlemi kendi anıları ile de pekiştirerek bizlere aktarıyor.
132 syf.
·Puan vermedi
Denemeler sıkıcıdır algısını kafamda yıkan adam. Türk kültürünü sere serpe, gözler önüne öyle güzel seriyor ki sanki hikaye yahut romanmış gibi, kendinizi mekanlarda karakter olarak hayal etmekten alıkoyamıyorsunuz.
132 syf.
·10/10
“Mazi kalbimde bir yaradır.” Ali Çolak’ın “Bilmem hatırlar mısın?” kitabını okurken bu şarkı sözü, peşimi bırakmadı. Kitapta yazar deneme türünde çocukluğuna, ilk gençlik yıllarına ait hatıralarını kaleme almış. İnsan belli bir yaştan sonra hatıralarla yaşıyor.

Yazar sokağındaki evleri, o evlerdeki koşuşturmayı, erik ağacını, o ağacın altında, çörekler, kekler eşliğinde edilen dedikoduları, fiskosları anlatıyor. “Kaynana, gelin, görümce… Kim demiş, ne demiş? Nereden almış, kaça almış; pek güzel, pek ucuz!” İçilen çaylar, etrafta çocuk neşesi öyle bir anlatılıyor ki, gözlerimin önünde bir sinema sahnesi canlanıyor sanki. “Şu var ki, yapıcıdır konuşmaları kadınların; avunmadır, avutmadır. Paylaşırlar ne varsa içlerinde; saklı-gizli, ayıp dökülür orta yere, sakınılmaz, gülünür kıs kıs, savrulur kahkahalar. İncesinden alaylar, takılmalar.” Sinema sahnesi dedim ya işte ben de çocukluğumun sokağındayım. Toprak yolda, sokağın en sonundaki evin önünde iğde ağacı. Ağacın altında sokağımın kadınları, Berber Saadet, Bekçi Güldane, Çöpçü Ayşe, Şekerci Güldane ellerinde dantellerle otururlardı. Belki görmedim çörekler börekler yanlarında, elimde domates salçası sürülmüş ekmeğimi iştahlı iştahlı yerken ben, onlar konuşurlardı. Ne konuşurlardı bilmiyorum. Belli ki yazarın bahsettiği konular onların da konularıydı.

Yazar annesini anlatmış. Her yaz ziyaretine gittiği annesini. Annesinin evini, çocukluğunu, her bir köşesinde hatıralarını çağrıştıran eşyaları, çiçekleri anlatıyor. Belki onlar konuşuyor yazar dinliyor. Bahçesindeki incir ağacından bahsediyor. İnciri dalından koparıp yemesine sevinen annesini anlatıyor. Ah, işte hatırlar benim de peşimi bırakmıyor. İşte ben de bir evdeyim. İşte benim de evimde bir incir ağacı var. İşte ben de koparıyorum dalından bir incir. Ama var işte bir fark:

Çocuklar vardır, inciri dalından kopardıklarında anneleri sevinen.
Çocuklar vardır, evin direği anneleri olan.
Bütün hatıralarını annesinin tebessümünde yaşayan çocuklar.

Çocuklar da vardır anneye dair bir hatırası olmayan.
Değildir dalından kopardığı incir kimsenin umurunda.
Çocuklar da vardır her şefkatli tebessümde annesini arayan.
Vardır işte.

Yazar, “Ben henüz, annesiz bir dünyada nasıl yaşanır, bilmiyorum.” diyor. Ne kadar fark var aramızda. Asıl siz bana anneli bir dünyayı anlatır mısınız? Gördüklerimin, bildiklerimin dışında bir dünya. Diyor ki yazar, “Annemin telefondaki sesi bile, bu çirkin dünyada üzerime bulaşan kirlerden, arındırmaya yetiyor beni.” Öyledir zannımca: “Bir anneyle ne konuşulur telefonda” bilmeyenler için, anneye dair bu yazılanlar bir anlam ifade etmiyor. Anlam ifade edenler için yazarın şu cümlelerini de buradan aktarmalıyım: “Bir gün dedi ki annem: ‘Sana bütün haklarımı helal ediyorum, hepsini… Yalnız bir tane hakkım var sende, ne biliyor musun?’ ‘Nedir anne?’ ‘Sevme hakkı… Seni seviyorum, hep seveceğim!’ Ne diyebilirdim… Sustum, uzunca sustum.”

Yazar kitabında İstanbul’un çiçeklerine de değiniyor. İstanbul’un çiçeği, erguvan mı yoksa lale mi tartışmasını da yazmış. Hilmi Yavuz tercihini hiçbir özen gerektirmeden, tıpkı İstanbul gibi, öylece ve kendiliğinden büyüyen erguvan ağacından yana kullanıyor. İkisi arasında ayrım yapmayan Ayfer Tunç var. İkisinden de vazgeçmiyor ama bir keşkesi var: “Erguvanın da lalenin de ömrü çok kısa ve ikisi de aynı zaman diliminde.” Biz diyor: “Yediveren gül şehri yapalım istanbul’u en iyisi.” Laledir erguvandır derken İstanbul’un çiçeğinin “serseri ot ve plastik çiçek” olduğunu gerçekçi bir dille söylüyor Birhan Keskin. İşte yazarımız hayıflanmasın da kim hayıflansın: “Eyvah, laleler, erguvanlar da geçip gidecek aşklar gibi ve biz, plastik çiçeklerle baş başa kalacağız.”

Yazar karanlıkları da yazmış. Şehrin ışıklarının, artık karanlık gecelere müsaade etmediğini, gecenin ve gündüzün iç içe geçtiğini anlatıyor. Eski kış gecelerinde birbirinin yüzlerini görmeden edilen sohbetlerin tadından, yaz gecelerinde seyredilen gökyüzünden, kayan yıldızlardan, tutulan dileklerden söz ediyor. O söz ettikçe kahramanın yerine sanki ben geçiyorum. Yıldızların altında damlarda yattığımız çocukluğumun en güzel anlarına gidiyorum. Hâlâ içimde bir ukdedir, yıldızların altında yatabilmek. Hadi gel yap bu site hayatı içerisinde yapabiliyorsan.

Kitap uzayıp gidiyor hatıralarla. Ben ancak birkaç yazıdan bahsedebildim. Tavsiyemdir, bu tarz kitapları okumak insanın ruhuna iyi geliyor. Ali Çolak deneme türünde başarılı bir yazar. Daha öncesinde yine deneme türünde yazılmış “Mavisini Yitirmiş Yaşamak, Günlük Güneşlik Şarkılar” kitaplarını da okumuştum. Onların da tıpkı bu kitap gibi tadı damağımda kalmıştı.
Yazımı başladığım şarkıyla bitirmek istiyorum.

“Mazi kalbimde bir yaradır
Bahtım, saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin hatıradır.”
“Bir gün dedi ki annem: ‘Sana bütün haklarımı helal ediyorum, hepsini… Yalnız bir tane hakkım var sende, ne biliyor musun?’ ‘Nedir anne?’ ‘Sevme hakkı… Seni seviyorum, hep seveceğim!’ Ne diyebilirdim… Sustum, uzunca sustum.”
Unutmak yoktur. Hatırlayamamak vardır. Bellek yahut hafıza dediğimiz o mucizevi kuyu, gözeneklerine,kılcallarında,duyduğu, yaşadığı hatta hayal ettiği her şeyi saklar,zerresini yitirmez.Yeryüzünde hiçbir ses,hiçbir koku,ve yaşanmış hiçbir an bütünüyle yok olmaz,silinmez.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bilmem Hatırlar mısın?
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
132
Format:
Karton kapak
ISBN:
9944486958
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Unutamamak büyük acılar yaşatır insana, eski acılar...

Bazen de unutmak acı verir, hatırlayamadığın küçücük bir ayrıntı, tatlı biran...

O küçük ve değerli an'ın etrafını temizler, havalandırır, beklersin. Bir yerlerden hayal meyal belirsin, sonra yavaş yavaş görünür olsun, şekillensin istersin. Olmaz, öylece kararıp kalır. Kederlenirsin...

Bir an'ın, bir hayatın yaşanmamış gibi olması ne kadar ürkütücü! Ama gerçek... Ne çok an, ne kadar çok hayat yaşanmamış gibi oluyor; zamanın hoyrat ellerinden kurtarılabilen yaşamaklar ne kadar az!

Şu bizim küçük hayatlarımız da bir gün elbet yaşanmamış gibi olacak. Bütün yazma çabamız, o anlardan birer küçük hatırayı dondurmaktan ibaret değil mi? Zamanın elinden kurtarmak... Bir gün, oturup birbirimize bakacağız. Çok eski zamanlardan açar gibi, kısık bir sesle konuşacağız...

Bilmem hatırlar mısın?

Kitabı okuyanlar 23 okur

  • Fatih Zeyrek
  • Sait Köşk
  • yağmur gündüzalp
  • Emre KIRMIZI
  • S.D
  • Derya Okcu
  • Meryem Elif
  • Şahin Yıldırım
  • Yusuf Kadri Şirinkan
  • bülent akbayır

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (2)
9
%20 (1)
8
%20 (1)
7
%0
6
%20 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0