Adı:
Bin Hüzünlü Haz
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850047
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Bin Hüzünlü Haz
Bin Hüzünlü Haz
Bin Hüzünlü Haz
Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...

Yazma serüvenini hayatı kelime kelime genişletmek olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...
Hikâyenin bütünlüğü daha fazla çözülmesin diye, bu bölümde de boş bırakılmış birkaç sayfa tadı bulunsun istiyorum çünkü ve böylece hikâye, bir süre de olsa benliğimin sınırlı bakışından kurtulup rahat bir soluk alabilsin, kendisi kalabilsin, ya da anlatmakla ben onu bir yandan yaşatıp bir yandan öldürüyorsam bu güzel günahın birazı da sizin olabilsin istiyorum.

Bin Hüzünlü Haz olağanüstü bir metin, gecikmiş Türk romantizminin başyapıtı. - Yıldız Ecevit
152 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Anlatıcı kâğıdı önüne, kalemi eline almış ve betimlemiş. Cümlelerce, paragraflarca, sayfalarca betimlemesini sürdürmüş ve kitabını sonlandırmış. Her bir betimlemenin olduğu cümlelerin içindeki kelimeler de ayrı ayrı konuşmuş. Anlatıcı her gördüğünü, her duyduğunu, her düşündüğünü betimlerken de bir arayışın içinde, kitap zaten bir arayışın kitabı ama sanki bu arayışında bulmayı hedef olarak kafasına koymamış gibi, betimliyor, soruyor, soruşturuyor ama her bir kuvvetli betimlemesini de “belki'lerle”, “ya da'larla” aksini betimliyor, sorarken bize de sordurtuyor, yer yer kitabın sizi eline alıp sizi okuduğunu hissettiriyor. Alaaddin, Alaaddin’i arıyor. Bilmiyorum, belki de her şey, her kişi Alaaddin’dir. Bir masal içinde gibiyiz, Doğu ile Batı’nın masallarının içinde arıyoruz, roman kendini arıyor da diyebiliriz. Doğu ve Batı’nın masalları içinde ararken de kitaba başarılı bir metinlerarasılık hâkim ve aynı zamanda kurgu içinde kurgu da hâkim, yani güzel, başarılı bir şekilde de bir üstkurmaca örneği. Hasan Ali Toptaş’a Türkçeyi en iyi şekilde kullanan yazar denilmesi haklı bir övgü, sanki dilimizdeki her bir kelimenin sahibi gibi ve onları da eğitmiş gibi. Eğittiği her bir kelime de Toptaş’tan aldıkları komutları yerine getirmede son derece sadıklar. Bu komutlar sayesinde de ortaya bu değişik, bu ilginç, ilginç olduğu kadar da başarılı roman çıkmış. Kelimeler çıkarmış diyorum çünkü bu kitapta olan kelimeler, kitabın içinde Toptaş’ın onların sahibi olmasına rağmen bağımsızlığını ilan etmişler. Yazıldıkları satırlarda olduğu kadar, yazılmadıkları, boş bırakıldıkları hatta eksik ve yarım yazıldıkları yerlerde de egemenliklerini gösteriyorlar. İşte bu kısımlarda Toptaş topu kısmi olarak bize bırakıyor, bilinç akışını yapıyor ve bizim tamamlamamızı istiyor, kitaptaki baş etken olan arayışa, sormaya bizi de dahil ediyor, kitap bizi okuyor buralarda çünkü okumak istiyor bizi. Kimi yerlere kelimeler bulabilsek de yok hayır hepsine bulamıyoruz.

Okuduğum en değişik, en ilginç kitaplardan biri hatta üst sıralarda kendine rahatlıkla yer edinebilecek kadar da başarılı. Kitap içinde öylesine değişik, öylesine özenli seçilmiş kelimeler var ki, belki de kelimeler kendine yer edinmiş ve ahenkli cümleler ile bu kitabı oluşturmuşlar, ki bu kelimelerin büyüsüne kapılmamak elde değil. Sanki kelimeler bir uyum içinde, su damlası sesinin, kırılan bir kristal tanesi ile beraber çıkardıkları güzel bir ses gibi, notaların uyumlu dizilişiyle oluşan ezgilerinden ortaya çıkan güzel beste gibi büyüsünü hissettiriyor, takım çalışmasının en güzel örneğini gösteren, her birinin görevini bilerek, arka arkaya, bir nizama göre ip gibi sırayla çalışan karıncalar gibi kâğıdın üstüne dizilmiş kelimelerin kendilerine yer edindiği, ya da ince, kıvrak estetik parmakları ile önündeki ıstara keyifle, özenle dokuduğu motifleri, Türk tarihinde kendine sürekli yer edinen renklerin kullanılması ile beraber, desen kompozisyonunun dokunduğu gibi cümlelerin olduğu, ya da bir nakkaşın çok istemesine rağmen, üslup diye tutturulan, kişisel bir iz bırakılmamasına yol açan hatanın etkisi ile mutluymuş gibi görünürken, kedi tüyünden yapılmış, o çok sevdiği fırçasını ustalıkla her kullanışında ortaya çıkardığı, en başarılı tezhipinin verdiği güzellik hissi gibi cümlelerin de his verdiği bir kitap. Belki de bu dediklerimin hiçbirinin olmadığı, benim tamamen yanıldığım, patlayan bir cin mısırı tanesi gibi, bir araya toplanıp bir top şekli oluşturan kelimelerin, parça tesirli bir bomba gibi patladıktan sonra etrafa kelimelerin saçıldığı, saçılıp yükseklere çıktığı ve sonrasında da etrafa sevinçli ve hüzünlü belki de ruhu, duyguları okşayan kelimelerin, yükseklerden aşağılara bir akvaryum içine, içindeki balıklara beyaz ekmeğin içini parmaklarımızın arasında ufalayıp, suya bıraktığımız kırıntılar gibi düştüğü, belki de Aralık ayında yağan, yağarken de birbirine hiç çarpmayan kar taneleri gibi yere düşüşlerinin olduğu gibi, düştüklerinde de düştükleri yerde kuluçkadaki bir yumurta gibi yatıp kalan kelimelerin, bir güç tarafından, bir lider tarafından bir sesle, bir çağırışla kaldırıldığı, onları bir araya toplayıp, üzerlerinden her bir şeyi alınmış, yaşamları kısıtlanan, özgürlüklerine el konulan insanlar gibi Spartacus’un kendilerine seslenmesi sonucu bir araya toplanıp ayaklanmaları gibi ayaklanıp, her bir kelimenin görevlerini anımsayıp, cümle oluşturmaları gerektiğini fark edip kitabın içinde yer alıp cümlelerin oluşturulduğu bir kitap da olabilir. Oluşturulan bu cümlelerde de kelimelerin öz benliklerine layık olan hakkı verebildikleri bir kitap. Belki de yine tamamen yanılıyorum ve
tarzında bir kitaptır, kitabında içinde okura etki eden
cümlelerin de bulunduğu bir kitaptır. Şunu anl m ki sa ım bu tarzbir ki p dahakolaykolay karşıma çık z ve Bin Hüzünlü Haz da benim için hep ayrı bir yerde olur.

Bir belirsizlik hâkim kitaba, sayfalarca betimlemeleri okusak da aslında birçok şeyi bilmiyoruz, yazar-anlatıcı bizi bir bilinmezliğe sürüklüyor. Sözgelimi ile yapılan, aksi belirtilen betimlemeler, çoğulculuk ve belirsizlik ile beraber okuru esir alıyor ve bırakmıyor. Bu çoğulculuğu, aksi ve zıt kavramları ile kitap içinde sıklıkla görüyoruz, aslında kitabın ismi de bize bu belirsizliği, çoğul anlamı veriyor; Hüzün ve Haz birbirine ne kadar zıt birer kavramlar değil mi? Daha da çok var bunlardan kitabın içinde, at nallarının, kişnemelerinin seslerini duyarken hemen arkasından da otomobillerin homurtularını duyuyoruz, ibadethane içindeyken genelevden bilgiler alıyoruz. Onun için kitaptan fazlasıyla aldığımız belirsizliğin yanında çoğulculuğu da alıyoruz ve bu çoğul bakışlar da belirsizliği pekiştirip kuvvetlendiriyor.

Bin Hüzünlü Haz, postmodern bir arayışın kitabı. Edebiyatımızın en güzel, en farklı çalışmalarından biri. Bir orman içindeyken sanki bir kütüphane içindeymişiz gibi birçok masal ve birçok roman karakteri ile zaman ve akış hiç olmadan metinlerarasılığın olduğu, belki de her bir yaprağın farklı bir kitap olduğu bu ormanda arayışın devam ettiği, sorgunun sürdüğü bir kitap. Kendini anlatıyor kitap buralarda, kurgu içinde yaptığı kurguyla postmodern esasları kuvvetlendiriyor. Zaman zaman içinde akıyor, kronolojik bir akış olmadan akan zaman ihlal edilip belirsizlik büyüyor. Kitaba kaybolmuşluk daha ilk başlarında hâkimken her bir kelime sonrası daha da yetişip büyüyor. Anlatıcı sanki ara ara değişiyor, değişmese de zamanı değiştiriyor.

“Galiba bu durumda ben, artık kızı oradaki ben de fark ettiğine göre, yıllar öncesine gidip kıza o zamanki gözlerimle baksam ve onun için ‘koşuyor’ yerine ‘koştu’ desem daha iyi olacak.”

Sanki roman değil de uzun bir şiir okudum. Ülkemizde böyle bir yazarın, böyle bir eserin olması biz okurlar için büyük bir sevinç olsa gerek.
152 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Kelimelerden müteşekkil bir adam: Hasan Ali Toptaş...
Gözleri kelimelerden, elleri kelimelerden, dili kelimelerden...
Binbir Gece Masalları'ndan fırlamış gibiyim şuan. Sanki Kafka'nın Dönüşüm kitabındaki Gragor Samsa'yım, evet, bir böceğim, kendi için verdiği savaşımla var olan. Sanki o mahşeri kalabalıktaki Dante'yim...

Evet görmüştüm, çok iyi yazan Türk yazarlar görmüştüm. Sabahattin Ali'ler, Zülfü Livaneli'ler, Orhan Kemal'ler, İbrahim Tenekeci'ler, Ali Ural'lar... Evet görmüştüm ama kelimelerle bu denli dans eden, kelimeleri bu denli muntazam kullanan bir yazar hiç görmemiştim. Hayran kaldım.

Sayın Toptaş kitabı otoscopi yöntemiyle kaleme almış. Psikolojide "kendi dışında bir kişi gibi kendini görme, izleme" olarak tanımlanıyor bu terim. Kitap da kendi dışındaki bir kişi onu görüyormuşçasına kaleme alınmış. Daha önce bu şekilde bir kaç roman okumuştum, ama hiçbiri bu kadar kaliteli değildi.

Çok keyifli bir kitaptı. Okuması zordu ama anladığınız her kelime size ayrı bir haz veriyordu. Uzun uzun cümleler, müthiş güzel tasvirler... Muazzam diyebilirim.
İlk kez okuyacaklara bu kitapla başlamalarını önermiyorum. Biraz değişik ve baya ağır bir kitap. Okumaya başlarken ilk önce diğer kitaplarını tercih etmenizi öneririm.

Çok güzeldi, resmen kelimelerle edilen dansı izledim kitap boyunca, üstadlardan yaptığı alıntılar da takdire şayandı. Günahın mahzenlerinde cirit attırdı bana sevgili Toptaş. Muazzam bir değer, muazzam bir kalem. Şuan bitirdiğim bu kitabın yazarı bir Dostoyevski'den bir Kafka'dan aşağı değil. Hiç abartısız söylüyorum. Böyle bir yazara sahip olduğumuz için gurur duydum.
Kesinlikle ve kesinlikle öneriyorum, keyifli okumalar...
152 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
“ ‘Bin Hüzünlü Haz’, beni en çok üzen kitabım oldu. Bir yayınevinden, ‘Sen bunun etini, yağını, suyunu, tuzunu, baharatını o kadar çok koymuşsun ki, bir oturuşta yenmiyor’ dediler. Bir oturuşta tüketiliverecek yapıtlar istiyorlardı. Dehşete kapıldım. İyi yapıt, zaten edebiyat dışıdır. Yani edebiyatın o ana dek oluşagelmiş kurallarının dışına fırlamış bir yapıttır. Daha sonra edebiyata dönüşecektir.”

152 sayfayı 9 günde okuyuşuma teselli olan bu cümleler “ hazza doymak için hüzünden geçmek gerektiğinin” ispatıdır.
Türk edebiyatının yeni Yusuf Atılgan’ı, Doğu’nun Kafka’sı denilen Toptaş hem sadisttir hem mazoşist.

Mazoşisttir çünkü :
“Yalnızca güzel romanlar yazmak istiyorum. Üstelik çok zor yazıyorum, kıvrana kıvrana. Mükemmeliyetçilik bir hastalık. Müsveddelerimi el yazısıyla, siyah mürekkepli dolmakalemle, beyaz kağıda yazıyorum. Sayfanın sonunda bir sözcük karalamışsam o sayfayı yeniden yazıyorum. Mazoşist bir yanım mı var bilmiyorum.” der.

Sadisttir çünkü okuyucu da onu kıvrana kıvrana anlamaya çalışmak zorunda kalır.

Arayışın romanıdır Bin Hüzünlü Haz...
Aranan Alaaddin’dir güya...

KAYIP ALAADDİN
KAYIP ŞEHİRLER
Parçalanmış yaşamlar...
Lekeli anılar...
İnsan kalpleri...
İnsan yüzleri...
Genç ölüler...
Karanlık korkular...
Zifiri karanlıklar...
Küflenen bakışlar...

Yüzlerce yıldır aranmaktadır Alaaddin :
Padişah saraylarında...
Çöllerde...
Bozkırlarda...
Ormanlarda...
Metropollerde...
Mahallelerde...
Kahvehanelerde...
Yeryüzünün dört bir yanında...
Bir cellat boynunu vurmadan,
kurda kuşa yem olmadan bulunmalıdır.

Okuyucuya bir kaosun başrolünü vererek huzursuzluğuna ortak ediyor Toptaş.
Sanki Dante’nin İlahi Komedyası’ndaki Araf’ta Cehennem’e doğru yol alıyoruz...
Sanki Kafka’nın Dönüşüm’ündeki Samsa’yız...
Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki kurdu alt etmeye çalışıyoruz...
Kırk Haramileriz ...
Böylece metinlerarası gezerken aynı zamanda postmodernin “bunalımlı” çocuklarıyız.
Kelimelerle gidiyoruz...
Kelimelerle kalıyoruz...
Kelimelerle yaşıyoruz...
Kelimelerle gülüyoruz...
Kelimelerle ağlıyoruz...
Sonra kelimelerle kös kös geri dönüyoruz!

Hayatın ağırlığına katlanabilmek için içinde açılan yaraları onarabilmek için bir serap yaratmış Toptaş.

Bakmayın onun Alaaddin deyip durduğuna
bu Alaaddin, pekâlâ hiç tadılmamış bir özlemin, kelimelere hiç dökülmemiş bir duygunun, henüz şekline göz değmemiş bir eşyanın, ya da hayali bile kurulmamış bambaşka bir hayatın adı olabilirmiş ...

Kolundan tutup birbirini gezdiren, birbirini öldüren, birbirini doğuran, binlerce, on binlerce,yüz binlerce hikâyenin arasında gezinip sağ çıkabiliyorsanız Toptaş sizindir.

Çok zorlu bir kitap...
Zoru sevenlere tavsiye edilir.
152 syf.
·4 günde·10/10
Romanlarını varlık ve yokluk üzerine kuran "Doğu'nun Kafkası" Hasan Ali Toptaş, yine aklın gerçek dünyada yapılandıramadığı bir roman yazmış. Klasik roman anlayışından uzak, fantastik gibi görünen romanlarında, dili araç olmaktan çıkarıp amaca dönüştüren Toptaş, bu dönüşümü sanatsal bir şiirsellikle bu romanında taçlandırmış. Gerçeği ve kurguyu belirsizliklerle birleştirilmiş. Anlayacağınız övmekle bitmez.

Kitabı bitirdikten sonra postmodern tarzda yazıldığını öğrendim. Postmodernizmin üstkurmaca, metinlerarasılık, imgeleme gibi öğeleri sıkça kullanılmış. Bu yapıya uygun yazılan romanda detaylar kaçırılmamış.

Roman, Alaaddin isimli varlığı ve yokluğu bilinmeyen bir kahramanın içsel anlatılarıyla kendini aramasıyla başlıyor. Bir bölümden sonra ray değiştiren yazar, başka bir anlatıcıya Alaadin'i roman boyunca farklı mekanlarda ve kişiliklerde aratıyor. Klasik veya modern romanlardaki öğelerden söz etmek bu romanda imkansız. Anlamlı ve izlenebilir bir olay örgüsünün yerine sürekli arayış içinde olmak, içsel monologlar ve gözlemlerin sıkça kullanılması sizi sıkabilir. Uzun cümlelerin yer aldığı romanda dilin ustaca kullanımı bu cümleler arasında sapma ya da kopukluk oluşturmamış. Belirsizlik ve arayış tüm kitap boyunca devam ediyor.

Romanda zaman bir akış içinde yer almıyor. Dünyadaki zaman ve tarih algısının olmayışı geçmişle geleceğin iç içe ve üst üste olmasını sağlamış. Zamanda olduğu gibi mekânda da bir belirsizlik var. Çesitli mekânlarda geçen arayış, mekânın merkezden çekilmesi noktasında iyice silikleşip, detaylı bir mekân tasvirini ortadan kaldırıyor.

Kısaca; yukarda bahsettiğim gibi postmodern roman özelliklerine sıkı sıkıya sarılmış bir kitap. Sürekli bir arayış ve belirsizlik var. Tavsiyem olay örgüsüz roman sevmeyenlerin okumaması. İyi okumalar.
152 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Hislerini anlatabilmek için çareyi mürekkepte bulmuş, yazarak kendini ifade etmeyi seçmiş bir kadın ve kadının büyük bir beklentiyle aradığı adam, Alaaddin...

Yüzünü hiç görmediği ve sadece kalabalıklar arasında bazen sesini işittiği bir adamı bulmalı kadın. Serseri, üç kağıtçı ve ayyaşların bulunduğu ücra köşelere bakmalı Alaaddin'i bulmak için çünkü Alaaddin masum olsa bile arkadaşları serserilerdir. Herkesin birilerini aradığı yerlere bakar ama ne mümkün bulabilmek! Belki de artık sadece aramaya başladığı için aradı durdu.
Alaaddin'i beklerken kelimelere sığındı, içinde uzun zamandır bekleyen kelimelerin tozlarını aldı. Kalbinde onun yokluğuna çarptı. Herkeste bir parça buldu Alaaddin'den. Yeri geldi adımları ileri değil hep geriye gitti...

Neredeydi bu adam? Nereye bakmalı, kimlere sormalı? Sokaklarda boşluğa fırlatılmış bıçak gibi savrulanlarda, hapishanelerde türkü söyleye söyleye çürüyenlerde, kapı kapı gezip ekmek dilenenlerde, şehir çöplüklerinden yiyecek artığı toplayanlarda bulabilirdi belki...

Uçsuz bucaksız ormanlar, bilinmeyen şehirler, şövalyeler, savaşçılar vardı bu kadının arayışlarında. Masallar diyarına sarsıcı bir yolculuk yaptım. Belli belirsiz görüntüler, düşler gördüm. Çaresizliğine şahit oldum, zaman zaman kendimi buldum bu çaresizliklerde. Ölüme meydan okuyan, ölümle hayat arasında sıkışan bedenlere rastladım...

Sahi bu kadın Alaaddin'i seviyor muydu? En nihayetinde günlerce, aylarca, mevsimlerce ve hatta yıllarca okunmak istemez miydi?
Bir de "ALAADDİN HÂLÂ BULUNMADI MI?"


İlk Hasan Ali Toptaş eserimi okunmuş bulunmaktayım. Erkek yazarların bir kadına kitapta baş karakter olarak yer vermeleri, kadınların hissiyatlarını ve içsel hesaplaşmalarını bu denli etkileyici anlatabilmeleri okuma hevesimi katlıyor da katlıyor doğrusu.
Farklı bir üsluba sahip Hasan Ali Toptaş. Bir cümle bir paragraf kadar sürüyor bazen ve bu yüzden çok dikkatli okumak gerekiyor. Bir kelimeyi kaçırmak paragraf başına tekrar dönmek demek! Betimlemeler zaten neredeyse kitabın her satırında var...
Bu kitapta muhteşem bir kurgu var, yazara hayran kalmamak mümkün değil. Masallar diyarına böyle zekice kurgulanmış bir eserle yolculuk yapmak farklı bir deneyim oldu. Boşuna okumuyormuş Hasan Ali Toptaş okuyanlar! Yazara "HİÇLİK MERTEBESİNDE VARLIK BULAN ADAM" der birileri, sonuna kadar katılıyorum bu söze. ;)
Bu kitapla yazarla olan serüvenim başlamıştır o halde.
Bu adamı okumayan çok şey kaçırıyor. Benden söylemesi!
Keyifli okumalar diliyorum...
152 syf.
·3 günde
Muhteşem bir çağdaş masal okudum. Kelimelerin akıntısına kapılıp, rüyalar alemine daldım sanki. İnceleme videom için tıklayınız : https://youtu.be/R2djUvA3KJQ
Roman yazan şair diye boşuna dememişler Hasan Ali Toptaş’a. Muazzam bir dil işçiliği vardı.
Roman aslında var olma, var etme ve arayışı konu edinen, kendi yokluğunda var olmaya çalışan bir kahramanın çevresinde gelişen fantastik hikayelerden oluşuyor.
Alaaddin, anlatıcının sokaklarda, hikayelerde aradığı biri. Ama bir yandan Alaaddin de arıyor kendini. Yazarsa bu metnin kahramanını arıyor, okuyucu da hepsini birden :) Çok sesliliği ve belirli bir kurgusu olmaması okuyucuya daha geniş bir hayal gücü sunmuş.
Bu kadar az sayfayla, böyle dolu dolu yazmak, kaleminin gücünü, işçiliğini konuşturmak ustalık ister. Ben ayakta alkışlıyorum.
152 syf.
·3 günde·10/10
Ah Alaaddin ah ! Nerelerdesin be ? Sanırım uzun zamandır böylesine bir roman okuduğumu sanmıyorum. Hiçbir olay yokken bu kadar güzel yazmak gerçekten muazzam.

Romana Alaadin'i aramakla başlıyor yazar ama öyle bir arıyor ki gerçekten anlatılmaz okunması gerekir. Şiirsel bir dil, muhteşem kelime oyunları, bol bol gizem... Hani Kafka'ya benzetiyorlar ya bu yazarı bence de benzetmekte haklılar.

Gizem,cinayetler,şiddet,ölüm ve tüm toplumsal olaylara öylesine dikkat çekmiş ki. Gerçekten muhteşem. Eşyaların, hayvanların kişileştirilmesi ve anlam yüklenip benzetmelerle kullanılması tam bir edebiyatçı dili, upuzun cümleler, üstkurmacalar, imgeleme kısacası her şey var.

Masal masal içinde diye bir tanım yaparız işte tam da bu deyimle alakalı. Kırk Haramilere giriyoruz oradan Kırmızı Başlıklı Kız falan aklın derinliklerine işleyen mükemmel bir anlatı ya. Önce içsel bir arayışa giren Toptaş Alaadini bulayım derken kendini bir roman içinde buluyor ve bu sefer hikayelerin içine giriyor farklı kurgularda Alaadin'i kendi canlandırıp onu yaşatıyor.

Hakan Hocam'ın ve Murat Sezgin'in incelemeri gerçekten muazzam olmuş. Üstüne ne ekleyebilirim diye düşündüm ama yok. Kesinlikle bu kitapla yazara başlamayınız çünkü gerçekten anlaşılması zor ve yorucu bir kitap. Klasik bildiğiniz romanlardan değil daha fantastik, daha gizemli bir belirsizliklerle dolu mükemmel bir eser.

Zaman, mekan, bolca karakter barındırmayan; belirli bir örgü ve kurgu olmayan, tamamen bildiğiniz romanlardan farklı postmodern türünde bir eser okumak istiyorsanız gözü kapalı tercih edebileceğiniz bir Hasan Ali TOPTAŞ klasiği sanırım.
152 syf.
·11 günde·9/10
Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş'ın okuduğum ilk kitabı. Daha kitabın adını görünce, farklı bir şey okuyacağınızı anlıyorsunuz. Okumaya başlayınca da ben nasıl bir dünyanın içine düştüm diye umarsızca bakıyorsunuz etrafınıza. Betimlemeler, kelime oyunları, başlangıçlar, bitemeyişler, işte her şey çevrenizi sarıyor. Bir bataklık gibi gömülüyorsunuz kitabın içine. Kurtulmak istemiyorsunuz ama, zevk alıyorsunuz bu zorlu arayıştan, Stockholm sendromu sanki. Bu kısa ama farklı yolculuk bitince de üzülmüyorsunuz, tatmin oluyorsunuz tam manasıyla. Kitabı bitirebilmekten değil bu tatmin olma duygusu, kitabı yaşamaktan. Hani "Hedef değil, yolculuk önemlidir " diye bir söz var ya, tam bu kitap için söylenmiş sanki. Bir belirsizlik içinde sonuna kadar gidiyorsunuz ve bu gidişi seviyorsunuz. Buraya kadar yazdıklarımdan bu kitabın farklı bir kitap olduğunu anlamışsınızdır sanırım. Sıkılanlar, saçma bulanlar, yarım bırakanlar çıkabilir elbette, ama ben seviyorum farklı olanları. Ve evet, bana göre farklı olan her şey güzel:) Kanımca bu kitap iki farklı şekilde okunabilir. Ya kendimizi kitabın sularına bırakıp, onun ahengiyle sonuna kadar gideceksiniz, ya da cümleleri- ki çoğunlukla nerede başlayıp nerede bittiği belli olmuyor-tek tek defalarca okuyup kitabın içine girmeye çalışacaksınız. Birisi doğru diğeri yanlıştır diyemem, sonuçta iki şekilde de kitapdan zevk almak mümkün. Ama bence Hasan Ali Toptaş, benim okuduğum gibi, yani bir nehir gibi yazmış bu kitabı. Başlamış ve bitirmiş, içindeki binlerce kelime, cümle betimleme ve bin hüzünlü haz ile. Başka türlü olmaz, yani yazılamaz bu kitap gibi geliyor. Neyse, "Hasan Ali Toptaş ve Diğer Güzel Kitapları Okuma Etkinliği"nde de geçtiği gibi gerçekten güzel bir kitap bu. Okuyun, okutun :)
152 syf.
Kelimelerle oynamasına, oynadığı kelimelerle cümleler kurmasına, kurduğu cümlelerle paragraf oluşturmasına, oluşturduğu paragraflarla kitabı yazmasına bayıldım derken yazarın her cümlesinin ağırlığı bence bazı yazarlarımızın kitabına bedel. Ne anlattığından ziyade nasıl anlattığı için okunmalı.
152 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Karpatların Kafka' sı olarak duyduğum ve ilk okuduğum kitabı olmakla birlikte 1997 yazımı bu eserden anladığım, okuyucuyu adeta hipnoz edip yazarın imgelem dünyasında dolaştırıyor. Ara ara rüya görüyorsunuz sonra birden yazar bunu anlıyor ve sizi uyandırıyor. "Heeey kendine gel" ... "Uyuma! Alooo!" ...

Hayatım boyunca hiç böyle bir tarzla karşılaşmadım. Çok farklı bir üslubu var. Bazen anlatıdan kopmanıza yol açabiliyor fakat dingin bir kafayla okursanız, hani böyle sevgilisi olanlar sırayla okurlar ya birbirlerine... Hah işte o tarzda bir kitap. Üzerine edebî tartışmalar yapılabilir bir havası var.

Kitabın ismiyle içeriği arasında bağlantı kuramadım. :(

(Spoiler) Alaaddin'e eminim herkes farklı bir anlam yükleyecektir. Bana göre Alaaddin, kucak dolusu insanlık kadar kocaman ve onu kendimize indirgeyecek kadar da yalnız!

Yalın bir dili yok. Oldukça yoğun bir anlatımı var. Düşsel öğeler oldukça fazla. Kitabın bütünü edebi bir giz ayrıca. Yazar okuyucu aklıyla oynuyor (: gerçekten çok ilginç buldum. (Çok iyi)

Kapak tasarım, punto, kitap boyutu tam ideal tarzda hazırlanmış. Bazen internetten verilen siparişler hayal kırıklığı olabiliyor. (:

Benden bu kadar... He, şunu da söylemeliyim ki Toptaş' ın bir iki kitabıyla kendisini anlamak imkansız. (: Çok farklı bir yazarla tanışacaksınız...

~~Keyifli okumalar~~
~~Kitapla kalın~~
152 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bundan aylar öncesinde tanıştım sevgili Toptaş ile. Biraz hızlı ilerledi samimiyetimiz, bir anda onun evreninde son sürat ilerlerken buldum kendimi. En son sekizinci kitabını okurken farkına vardım, okunacak çok az kitabı kaldığının. Özlediğimde ne yapacağımı bilemedim. O nedenle biraz ara vermiştim ki özlem ağır bastı. Üstelik Ölü Zaman Gezginleri ile başladığım bu yolculukta cümlelerine tutulmuştum ben sevgili Toptaş'ın. Haliyle Kuşlar Yasına Gider'de sadeliğe sürüklenen dil ile birlikte büyük bir hüzün kaplamıştı içimi. Şimdi o baş döndüren büyülü cümleler evrenine girdim ya yine; ne desem boş. Belki lafı dolandırıp sizi oyalayabilirim sözgelimi ya da çok güzel bir masaldan çıktım diyebilirim. Ben bunu derken siz de Hansel ile Gratel'i düşünebilirsiniz sözgelimi bir ormanda kaybolmuşken, belki de kırk haramiler ile karşılaşırsınız o ormanda ama karşılaşırsanız da korkar mısınız bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da başınızın döneceğidir.

Toptaş'ın gerçek hayatta bir olayı anlatırken nasıl anlattığını çok merak ediyorum. Ya da hayaller dünyasını. Çünkü bu kadar hiçliğin üzerine bu kadar bir kitap oturtmak hiç kolay iş değil. Nasıl desem, müthiş bir yetenek bence. Olay kurgusu kurmak zordur belki ama koca bir kitabın içinde olayları yakalayabilmek için müthiş dikkat gerektirecek kadar betimlemeye boğulması size sıkıcı gelir mi bilmiyorum. Ben çok seviyorum. Postmodern kavramını daha yeni öğrendim. Bu konuda emeği geçen Barbaros Hocam'a da teşekkür etmem gerekiyor sanırım bu kısımda. :) Postmodern kavramına dair okuduğum her bilgide Toptaş geldi aklıma. Onunla bağdaştırdım tüm kavramları. Ve bu türü ne kadar sevdiğimi ve Toptaş'a niye bu kadar tutkun olduğumu fark etmiş oldum. Bu da bu alanda ne kadar başarılı olduğunu gösterir değil mi? Bu kavramı hiç bilmeyen birine onun kitaplarını örnek verseniz yetiyor ya sonuçta.

Fakat özellikle bu kitap için oldukça zor bir kitap olduğunu söylemeliyim. Tam neyin ne olduğunu anladım, işte tamam şimdi belli oldu derken bir bakmışım kendi kuyruğumu kovalıyormuşum diyordum ki Murat Sezgin imdadıma yetişti. Kitabı bitirdikten sonra okumam üzerine gönderdiği makaleler ile birlikte taşlar yerine oturdu. O makaleleri de kitabı okumuş olanlar için alta ekliyorum. Ben birçok terime aşina olmadığım halde oldukça bilgilendirici oldu benim için de. Demem o ki arkadaşlar, dostlar; Hasan Ali Toptaş'ı sevin. Bırakın içindeki o kelime şelalesi dolu dolu aksın. Size akmasına izin verin. Bırakın karıştırsın kafanızı, bırakın nerede olduğunu unutacak kadar şaşırın. Bazen rüzgarların çıkardığı fısıltıları duyacak, bazen dünyanın dönüşünü hissedecek kadar dumura uğrayın. Emin olun iyi gelecek. Hiç bakmadığınız pencerelerden bakacaksınız dünyaya. Masmavi titreyişler içinde, sırf şaşırmadan oluşmuş bir insan olarak bakacaksınız. Peşinden maceralara atıldığınız kişinin siz olduğunuzu bile bilmeden ne masallar yaşayacaksınız. İzin verin, sizi de alsın evrenine. Orada her şey mümkün.



*https://tr.scribd.com/...%9Fin-Bilgeli%C4%9Fi
*http://www.okaraburgu.com/...er/OKaraburgu_02.pdf
*http://www.turkishstudies.net/...siye-tde-271-294.pdf
152 syf.
Siz hiç kuşkusuz benim gibi, kimi zaman harflerin harf suretinde belirip kaybolan titreşimlerine, kimi zaman gözlerimizin gözü önünde akıp giden kelime katarlarının arkasına, kimi zaman apayrı birer kelime edasıyla uğuldayan kelimeler arasındaki boşlukların içine eğilip mahzenin karanlığındaki o yüzün kime ait olduğunu görmeye, göremeyince de şiddetle merak etmeyebaşlarsınız ya!
İşte bu o kitap
Anlaşılan, insanoğlunun, kendi yarattığı şeyi bile elinde tutamayacak kadar zayıf ve çaresiz bir yaratık olduğunu bilmiyormuşum daha.
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 52 - Everest Yayınları
Artık gözlerimi kime çevirsem mutlaka ona ait bir renge, bir kıpırtıya, bir şekle ya da kokuya rastlayabiliyordum. Alaaddin ne yapıp edip un ufak parçalanmıştı da, kimse kendisini bulamasın ve bilemesin diye, tıpkı güzellik ya da çirkinlik gibi bütün insanların varlığına biraz biraz dağılmıştı sanki.
Yürüyordum ister istemez. Zaten yürümeyip diretsem bile, zamanın hızlılığı beni elimden eteğimden tutup kendi içerisinde savrulup duran insanların, otomobillerin, eşyaların, seslerin ve ışıkların karmaşasına doğru çekiyordu.
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 66 - Everest Yayınları
Kendi dışımda kalan birçok şeyi bilmediğim gibi, ne yazık ki insanın aradığını hiçbir zaman, hiçbir yerde bulamayacağını da bilmiyormuşum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bin Hüzünlü Haz
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850047
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Bin Hüzünlü Haz
Bin Hüzünlü Haz
Bin Hüzünlü Haz
Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...

Yazma serüvenini hayatı kelime kelime genişletmek olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...
Hikâyenin bütünlüğü daha fazla çözülmesin diye, bu bölümde de boş bırakılmış birkaç sayfa tadı bulunsun istiyorum çünkü ve böylece hikâye, bir süre de olsa benliğimin sınırlı bakışından kurtulup rahat bir soluk alabilsin, kendisi kalabilsin, ya da anlatmakla ben onu bir yandan yaşatıp bir yandan öldürüyorsam bu güzel günahın birazı da sizin olabilsin istiyorum.

Bin Hüzünlü Haz olağanüstü bir metin, gecikmiş Türk romantizminin başyapıtı. - Yıldız Ecevit

Kitabı okuyanlar 1.027 okur

  • Samet Yılmaz
  • Arzu
  • Nar Ağacı
  • Zeynep kisa
  • Kübra Akbulut
  • Canan Şengül
  • Fatih Dönmez
  • Sara ELEFTOZ
  • Büşra İlkar
  • Tuğçe ışıksaçan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2
14-17 Yaş
%1.6
18-24 Yaş
%25.3
25-34 Yaş
%45.1
35-44 Yaş
%20.2
45-54 Yaş
%2.8
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.5
Erkek
%38.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.5 (77)
9
%20.4 (67)
8
%22.9 (75)
7
%13.1 (43)
6
%7.9 (26)
5
%4 (13)
4
%1.5 (5)
3
%1.2 (4)
2
%0
1
%1.5 (5)

Kitabın sıralamaları