Bin Hüzünlü Haz

8,6/10  (67 Oy) · 
205 okunma  · 
59 beğeni  · 
2.281 gösterim
Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...

Yazma serüvenini hayatı kelime kelime genişletmek olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...
Hikâyenin bütünlüğü daha fazla çözülmesin diye, bu bölümde de boş bırakılmış birkaç sayfa tadı bulunsun istiyorum çünkü ve böylece hikâye, bir süre de olsa benliğimin sınırlı bakışından kurtulup rahat bir soluk alabilsin, kendisi kalabilsin, ya da anlatmakla ben onu bir yandan yaşatıp bir yandan öldürüyorsam bu güzel günahın birazı da sizin olabilsin istiyorum.

Bin Hüzünlü Haz olağanüstü bir metin, gecikmiş Türk romantizminin başyapıtı. - Yıldız Ecevit
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2017
  • Sayfa Sayısı:
    152
  • ISBN:
    9786051850047
  • Yayınevi:
    Everest Yayınları
  • Kitabın Türü:
mithrandir21 | Uğur D. 
 29 Tem 21:00 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Anlatıcı kâğıdı önüne, kalemi eline almış ve betimlemiş. Cümlelerce, paragraflarca, sayfalarca betimlemesini sürdürmüş ve kitabını sonlandırmış. Her bir betimlemenin olduğu cümlelerin içindeki kelimeler de ayrı ayrı konuşmuş. Anlatıcı her gördüğünü, her duyduğunu, her düşündüğünü betimlerken de bir arayışın içinde, kitap zaten bir arayışın kitabı ama sanki bu arayışında bulmayı hedef olarak kafasına koymamış gibi, betimliyor, soruyor, soruşturuyor ama her bir kuvvetli betimlemesini de “belki'lerle”, “ya da'larla” aksini betimliyor, sorarken bize de sordurtuyor, yer yer kitabın sizi eline alıp sizi okuduğunu hissettiriyor. Alaaddin, Alaaddin’i arıyor. Bilmiyorum, belki de her şey, her kişi Alaaddin’dir. Bir masal içinde gibiyiz, Doğu ile Batı’nın masallarının içinde arıyoruz, roman kendini arıyor da diyebiliriz. Doğu ve Batı’nın masalları içinde ararken de kitaba başarılı bir metinlerarasılık hâkim ve aynı zamanda kurgu içinde kurgu da hâkim, yani güzel, başarılı bir şekilde de bir üstkurmaca örneği. Hasan Ali Toptaş’a Türkçeyi en iyi şekilde kullanan yazar denilmesi haklı bir övgü, sanki dilimizdeki her bir kelimenin sahibi gibi ve onları da eğitmiş gibi. Eğittiği her bir kelime de Toptaş’tan aldıkları komutları yerine getirmede son derece sadıklar. Bu komutlar sayesinde de ortaya bu değişik, bu ilginç, ilginç olduğu kadar da başarılı roman çıkmış. Kelimeler çıkarmış diyorum çünkü bu kitapta olan kelimeler, kitabın içinde Toptaş’ın onların sahibi olmasına rağmen bağımsızlığını ilan etmişler. Yazıldıkları satırlarda olduğu kadar, yazılmadıkları, boş bırakıldıkları hatta eksik ve yarım yazıldıkları yerlerde de egemenliklerini gösteriyorlar. İşte bu kısımlarda Toptaş topu kısmi olarak bize bırakıyor, bilinç akışını yapıyor ve bizim tamamlamamızı istiyor, kitaptaki baş etken olan arayışa, sormaya bizi de dahil ediyor, kitap bizi okuyor buralarda çünkü okumak istiyor bizi. Kimi yerlere kelimeler bulabilsek de yok hayır hepsine bulamıyoruz.

Okuduğum en değişik, en ilginç kitaplardan biri hatta üst sıralarda kendine rahatlıkla yer edinebilecek kadar da başarılı. Kitap içinde öylesine değişik, öylesine özenli seçilmiş kelimeler var ki, belki de kelimeler kendine yer edinmiş ve ahenkli cümleler ile bu kitabı oluşturmuşlar, ki bu kelimelerin büyüsüne kapılmamak elde değil. Sanki kelimeler bir uyum içinde, su damlası sesinin, kırılan bir kristal tanesi ile beraber çıkardıkları güzel bir ses gibi, notaların uyumlu dizilişiyle oluşan ezgilerinden ortaya çıkan güzel beste gibi büyüsünü hissettiriyor, takım çalışmasının en güzel örneğini gösteren, her birinin görevini bilerek, arka arkaya, bir nizama göre ip gibi sırayla çalışan karıncalar gibi kâğıdın üstüne dizilmiş kelimelerin kendilerine yer edindiği, ya da ince, kıvrak estetik parmakları ile önündeki ıstara keyifle, özenle dokuduğu motifleri, Türk tarihinde kendine sürekli yer edinen renklerin kullanılması ile beraber, desen kompozisyonunun dokunduğu gibi cümlelerin olduğu, ya da bir nakkaşın çok istemesine rağmen, üslup diye tutturulan, kişisel bir iz bırakılmamasına yol açan hatanın etkisi ile mutluymuş gibi görünürken, kedi tüyünden yapılmış, o çok sevdiği fırçasını ustalıkla her kullanışında ortaya çıkardığı, en başarılı tezhipinin verdiği güzellik hissi gibi cümlelerin de his verdiği bir kitap. Belki de bu dediklerimin hiçbirinin olmadığı, benim tamamen yanıldığım, patlayan bir cin mısırı tanesi gibi, bir araya toplanıp bir top şekli oluşturan kelimelerin, parça tesirli bir bomba gibi patladıktan sonra etrafa kelimelerin saçıldığı, saçılıp yükseklere çıktığı ve sonrasında da etrafa sevinçli ve hüzünlü belki de ruhu, duyguları okşayan kelimelerin, yükseklerden aşağılara bir akvaryum içine, içindeki balıklara beyaz ekmeğin içini parmaklarımızın arasında ufalayıp, suya bıraktığımız kırıntılar gibi düştüğü, belki de Aralık ayında yağan, yağarken de birbirine hiç çarpmayan kar taneleri gibi yere düşüşlerinin olduğu gibi, düştüklerinde de düştükleri yerde kuluçkadaki bir yumurta gibi yatıp kalan kelimelerin, bir güç tarafından, bir lider tarafından bir sesle, bir çağırışla kaldırıldığı, onları bir araya toplayıp, üzerlerinden her bir şeyi alınmış, yaşamları kısıtlanan, özgürlüklerine el konulan insanlar gibi Spartacus’un kendilerine seslenmesi sonucu bir araya toplanıp ayaklanmaları gibi ayaklanıp, her bir kelimenin görevlerini anımsayıp, cümle oluşturmaları gerektiğini fark edip kitabın içinde yer alıp cümlelerin oluşturulduğu bir kitap da olabilir. Oluşturulan bu cümlelerde de kelimelerin öz benliklerine layık olan hakkı verebildikleri bir kitap. Belki de yine tamamen yanılıyorum ve
tarzında bir kitaptır, kitabında içinde okura etki eden
cümlelerin de bulunduğu bir kitaptır. Şunu anl m ki sa ım bu tarzbir ki p dahakolaykolay karşıma çık z ve Bin Hüzünlü Haz da benim için hep ayrı bir yerde olur.

Bir belirsizlik hâkim kitaba, sayfalarca betimlemeleri okusak da aslında birçok şeyi bilmiyoruz, yazar-anlatıcı bizi bir bilinmezliğe sürüklüyor. Sözgelimi ile yapılan, aksi belirtilen betimlemeler, çoğulculuk ve belirsizlik ile beraber okuru esir alıyor ve bırakmıyor. Bu çoğulculuğu, aksi ve zıt kavramları ile kitap içinde sıklıkla görüyoruz, aslında kitabın ismi de bize bu belirsizliği, çoğul anlamı veriyor; Hüzün ve Haz birbirine ne kadar zıt birer kavramlar değil mi? Daha da çok var bunlardan kitabın içinde, at nallarının, kişnemelerinin seslerini duyarken hemen arkasından da otomobillerin homurtularını duyuyoruz, ibadethane içindeyken genelevden bilgiler alıyoruz. Onun için kitaptan fazlasıyla aldığımız belirsizliğin yanında çoğulculuğu da alıyoruz ve bu çoğul bakışlar da belirsizliği pekiştirip kuvvetlendiriyor.

Bin Hüzünlü Haz, postmodern bir arayışın kitabı. Edebiyatımızın en güzel, en farklı çalışmalarından biri. Bir orman içindeyken sanki bir kütüphane içindeymişiz gibi birçok masal ve birçok roman karakteri ile zaman ve akış hiç olmadan metinlerarasılığın olduğu, belki de her bir yaprağın farklı bir kitap olduğu bu ormanda arayışın devam ettiği, sorgunun sürdüğü bir kitap. Kendini anlatıyor kitap buralarda, kurgu içinde yaptığı kurguyla postmodern esasları kuvvetlendiriyor. Zaman zaman içinde akıyor, kronolojik bir akış olmadan akan zaman ihlal edilip belirsizlik büyüyor. Kitaba kaybolmuşluk daha ilk başlarında hâkimken her bir kelime sonrası daha da yetişip büyüyor. Anlatıcı sanki ara ara değişiyor, değişmese de zamanı değiştiriyor.

“Galiba bu durumda ben, artık kızı oradaki ben de fark ettiğine göre, yıllar öncesine gidip kıza o zamanki gözlerimle baksam ve onun için ‘koşuyor’ yerine ‘koştu’ desem daha iyi olacak.”

Sanki roman değil de uzun bir şiir okudum. Ülkemizde böyle bir yazarın, böyle bir eserin olması biz okurlar için büyük bir sevinç olsa gerek.

Bir yazarın kelimelere hakim değil de, kelimelerin bir yazara hakim olabileceğini hiç düşünmezdim, ta ki bu kitabı okuyana kadar.

Kitap yazmak için, kelimelerin sizi ele geçirdiğini ve gidişata herhangi bir müdahalede bulunamadığınızı düşünün. Kaleminiz sadece bu kelimelere hizmet ediyor ve hikayeniz kendiliğinden oluşuyor. Ortada bir kahraman var ama bu kahramanın herhangi bir boyu, şekli ve yaşı yok, sadece var. Siz hikayeyi bulmuyorsunuz, hikaye sizi buluyor. Bu durumda kitabın sahibi siz misiniz, yoksa kelimelerin kendisi mi? Biraz değişik bir kitap olurdu böyle bir kitap değil mi? Durun, Toptaş bunu yapmış. Hikayeye başlamış ve gerisini kelimelere bırakmış. Sanki yazmak bir bahane olmuş onun için. Kelimelerle, zihninin en ücra köşelerini süpürmüş ve okurun karşısına sunmuş. Her bir olaya onlarca tasvir belirlemiş, en küçük nesneye onlarca anlam yüklemiş ve bunu yaparken de okuru ele geçirmeyi başarmış. Okunması keyifli ama bir o kadar da zor ve okurun zihnini çalıştıran bir kitap çıkarmış ortaya.

Toptaş bu eserinde, yazdıkça amacına ulaşmış gibi gözüküyor. Yazılanların bir amaca ulaşıp ulaşmayacağını da kelimelere bırakmış. Kitabın sonunda ne olacağını kendisi dahi bilmemiş. Böylesi bir yazım karşısında zihnim zorlandı ve Toptaş'ın kaleminin gücü karşısında saygıyla eğildim.

Gregor Samsa'nın bir sabah uyandığındaki çaresizliği, yine Kafka'nın Şato'şunun ulaşılamazlığı ve karanlığı, Faruk Duman'ın ormanının belirsizliği, belki de en çok Pamuk'un Kara Kitap'ındaki, Galip'in Rüya'yı ararken hayatı anlamlandırma çabasını bulmak, bu eser için geçerlidir. La Fontaine ve Binbir Gece Masalları'ndan bölümlere rastlamak da bu eserin güzelliklerinden birkaçı.

Rüya ile gerçek arasındaki o ince çizgi ve zihnin gerçek diye düşünülen dünyayı tahayyül edişi hakim kitapta. Toptaş'ı ifade eden bir cümle oldu sanırım bu. Gerçek ile gerçek olmayan arasındaki gelgitler yazarı diyebiliriz onun için. Kafka benzetmesinin yanına Marquez benzetmesini de ekleyebiliriz, hatta en çok Marquez'e benzetebiliriz onu.

Toptaş bu kitabıyla, kendisini aşmış, umarım bundan sonra okuyacağım kitapları da en az bunun kadar iyidir. Toptaş ile tanışmak için doğru bir kitap değildir belki ama onu anlamak için en doğru kitabıdır diyebilirim.

Murat Sezgin 
 21 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

Romanlarını varlık ve yokluk üzerine kuran "Doğu'nun Kafkası" Hasan Ali Toptaş, yine aklın gerçek dünyada yapılandıramadığı bir roman yazmış. Klasik roman anlayışından uzak, fantastik gibi görünen romanlarında, dili araç olmaktan çıkarıp amaca dönüştüren Toptaş, bu dönüşümü sanatsal bir şiirsellikle bu romanında taçlandırmış. Gerçeği ve kurguyu belirsizliklerle birleştirilmiş. Anlayacağınız övmekle bitmez.

Kitabı bitirdikten sonra postmodern tarzda yazıldığını öğrendim. Postmodernizmin üstkurmaca, metinlerarasılık, imgeleme gibi öğeleri sıkça kullanılmış. Bu yapıya uygun yazılan romanda detaylar kaçırılmamış.

Roman, Alaaddin isimli varlığı ve yokluğu bilinmeyen bir kahramanın içsel anlatılarıyla kendini aramasıyla başlıyor. Bir bölümden sonra ray değiştiren yazar, başka bir anlatıcıya Alaadin'i roman boyunca farklı mekanlarda ve kişiliklerde aratıyor. Klasik veya modern romanlardaki öğelerden söz etmek bu romanda imkansız. Anlamlı ve izlenebilir bir olay örgüsünün yerine sürekli arayış içinde olmak, içsel monologlar ve gözlemlerin sıkça kullanılması sizi sıkabilir. Uzun cümlelerin yer aldığı romanda dilin ustaca kullanımı bu cümleler arasında sapma ya da kopukluk oluşturmamış. Belirsizlik ve arayış tüm kitap boyunca devam ediyor.

Romanda zaman bir akış içinde yer almıyor. Dünyadaki zaman ve tarih algısının olmayışı geçmişle geleceğin iç içe ve üst üste olmasını sağlamış. Zamanda olduğu gibi mekânda da bir belirsizlik var. Çesitli mekânlarda geçen arayış, mekânın merkezden çekilmesi noktasında iyice silikleşip, detaylı bir mekân tasvirini ortadan kaldırıyor.

Kısaca; yukarda bahsettiğim gibi postmodern roman özelliklerine sıkı sıkıya sarılmış bir kitap. Sürekli bir arayış ve belirsizlik var. Tavsiyem olay örgüsüz roman sevmeyenlerin okumaması. İyi okumalar.

KörKalem | Halil K. 
 30 May 11:38 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kelimelerden müteşekkil bir adam: Hasan Ali Toptaş...
Gözleri kelimelerden, elleri kelimelerden, dili kelimelerden...
Binbir Gece Masalları'ndan fırlamış gibiyim şuan. Sanki Kafka'nın Dönüşüm kitabındaki Gragor Samsa'yım, evet, bir böceğim, kendi için verdiği savaşımla var olan. Sanki o mahşeri kalabalıktaki Dante'yim...

Evet görmüştüm, çok iyi yazan Türk yazarlar görmüştüm. Sabahattin Ali'ler, Zülfü Livaneli'ler, Orhan Kemal'ler, İbrahim Tenekeci'ler, Ali Ural'lar... Evet görmüştüm ama kelimelerle bu denli dans eden, kelimeleri bu denli muntazam kullanan bir yazar hiç görmemiştim. Hayran kaldım.

Sayın Toptaş kitabı otoskopi yöntemiyle kaleme almış. Psikolojide "kendi dışında bir kişi gibi kendini görme, izleme" olarak tanımlanıyor bu terim. Kitap da kendi dışındaki bir kişi onu görüyormuşçasına kaleme alınmış. Daha önce bu şekilde bir kaç roman okumuştum, ama hiçbiri bu kadar kaliteli değildi.

Çok keyifli bir kitaptı. Okuması zordu ama anladığınız her kelime size ayrı bir haz veriyordu. Uzun uzun cümleler, müthiş güzel tasvirler... Muazzam diyebilirim.
İlk kez okuyacaklara bu kitapla başlamalarını önermiyorum. Biraz değişik ve baya ağır bir kitap. Okumaya başlarken ilk önce diğer kitaplarını tercih etmenizi öneririm.

Çok güzeldi, resmen kelimelerle edilen dansı izledim kitap boyunca, üstadlardan yaptığı alıntılar da takdire şayandı. Günahın mahzenlerinde cirit attırdı bana sevgili Toptaş. Muazzam bir değer, muazzam bir kalem. Şuan bitirdiğim bu kitabın yazarı bir Dostoyevski'den bir Kafka'dan aşağı değil. Hiç abartısız söylüyorum. Böyle bir yazara sahip olduğumuz için gurur duydum.
Kesinlikle ve kesinlikle öneriyorum, keyifli okumalar...

Nesli 
 30 Tem 13:08 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

Bir sandala bindim ve akıp gittim Hasan Ali Amca’nın betimleme denizinde .Her cümlesinde betimleme olup sıkılmadan bir çırpıda bitirebilmenin ve kitapta yaşayabilmiş olmanın nefesini çekiyorum içime. Dalgaların üzerinize çarpan köpüklerini öyle güzel hissedebiliyorsunuz ki ,rüzgarın getirmiş olduğu o ıslak serinliğin yüzünüzde bıraktığı neminden tutun, motiflerle işlenmiş gelenekleri yaşarken bulabiliyorsunuz kendinizi.

Alaaddin’i ararken, kendimi aradım tül perde gibi çöken sisin bulunduğu sokakta. Yaz sıcağında içimi ferahlatan mevsim meyvelerinin, o serin mayhoşluğunun damağımda kalan tadı gibi kaldı içimde Bin Hüzünlü Haz. Yağmurdan sonra güneşle beraber çıkan gökkuşağının renkleri dans etti satırlarda, uzun ve sonsuza kadar sürdürebileceğiniz bir şiirin başlangıcında buluyorsunuz kendinizi. Çocukluğunuzdan beri bildiğiniz masalların içe içe olduğu bir sokakta gezintiye çıkıyorsunuz. Her sayfasında, gündüzleri yıldızları görebildiğim satırlarla dans edebilmenin verdiği tebessümü yaşadım. Sayfalar sonlandı ,kitap bitti ama benim içimdeki cümleler bitmedi. Adım atarken kitabın satırlarındaki betimlemeleri yaşıyorum. Su içerken bile, bir damla suyun dudaklarımın kenarından akarken verdiği hissiyat tenimin hissi değil de Hasan Ali Toptaş’ın satırlarından süzülenler sanki. Hayır hayır abartmıyorum bu kitap tam bir ilham kaynağı.


‘’Kim bilir artık ben kapağını bile görmediğim kaç bin kitabın içinde aynı anda, hangi duygularla gezinirken ,zaman birden bire kuşlara döndü."
:&

insan_okur 
13 May 11:35 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

Ah Alaaddin ah ! Nerelerdesin be ? Sanırım uzun zamandır böylesine bir roman okuduğumu sanmıyorum. Hiçbir olay yokken bu kadar güzel yazmak gerçekten muazzam.

Romana Alaadin'i aramakla başlıyor yazar ama öyle bir arıyor ki gerçekten anlatılmaz okunması gerekir. Şiirsel bir dil, muhteşem kelime oyunları, bol bol gizem... Hani Kafka'ya benzetiyorlar ya bu yazarı bence de benzetmekte haklılar.

Gizem,cinayetler,şiddet,ölüm ve tüm toplumsal olaylara öylesine dikkat çekmiş ki. Gerçekten muhteşem. Eşyaların, hayvanların kişileştirilmesi ve anlam yüklenip benzetmelerle kullanılması tam bir edebiyatçı dili, upuzun cümleler, üstkurmacalar, imgeleme kısacası her şey var.

Masal masal içinde diye bir tanım yaparız işte tam da bu deyimle alakalı. Kırk Haramilere giriyoruz oradan Kırmızı Başlıklı Kız falan aklın derinliklerine işleyen mükemmel bir anlatı ya. Önce içsel bir arayışa giren Toptaş Alaadini bulayım derken kendini bir roman içinde buluyor ve bu sefer hikayelerin içine giriyor farklı kurgularda Alaadin'i kendi canlandırıp onu yaşatıyor.

Hakan Hocam'ın ve Murat Sezgin'in incelemeri gerçekten muazzam olmuş. Üstüne ne ekleyebilirim diye düşündüm ama yok. Kesinlikle bu kitapla yazara başlamayınız çünkü gerçekten anlaşılması zor ve yorucu bir kitap. Klasik bildiğiniz romanlardan değil daha fantastik, daha gizemli bir belirsizliklerle dolu mükemmel bir eser.

Zaman, mekan, bolca karakter barındırmayan; belirli bir örgü ve kurgu olmayan, tamamen bildiğiniz romanlardan farklı postmodern türünde bir eser okumak istiyorsanız gözü kapalı tercih edebileceğiniz bir Hasan Ali TOPTAŞ klasiği sanırım.

•••MERVE••• 
 19 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 6 günde

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş ile tanıştığım kitap...

Hasan Ali Toptaş’la tanışmamın Bin Hüzünlü Haz ile olmasını istemezdim çünkü bu kitabı bana bir hayli ağır geldi. Ancak diğer eserlerinin dilini ve anlatımını merak ettiğim için yakın zamanda onları da okumaya karar verdim.

Oldukça uzun cümlelerden, betimlemelerden oluşan bir kitap ve -kuvvetle muhtemel- kitabın bana ağır gelmesinin sebebi de bu. Dikkatli okuyamadığınız taktirde cümlelerin sonuna geldiğinizde başındaki düşünceyi kaçırabilir, cümlenin tamamında anlatılmak isteneni anlayamayabilirsiniz. Bu yüzden, sakin bir kafayla okunması gerektiğini düşünüyorum.

Kitap boyunca hiçbir yere gitmeyen ama çok değişik mekanlarda ve zamanlarda, kurduğu hayallerle yolculuk yapan bir kahraman anlatıcı söz konusu. Bu yolculuklarda karşılaştıklarını da inanılmaz bir biçimde ayrıntılı anlatıyor. Bu ayrıntılı anlatım sayesinde okur anlatılanların içine rahatlıkla girebiliyor.

Son olarak sayfa sayısının azlığına aldanmamak gerek :)


***** Bu kısımdan sonrası spoiler içerir. *****


Bir adam, ‘‘dünyada insanoğlunun işleyebileceği ne kadar suç varsa hepsini kocaman br mıknatıs gibi varlığında toplamak’’ isteyen ve ‘‘bunu bir türlü başaramadığından dertli’’ olan, bu suçların içerisinde de aklı hep cinayetlere takılan, cinayete hayranlık duyan... Alaaddin.

Ve, bir kadın, kulağına sürekli Alaaddin’in sesi çalınan, gözünün değdiği her nesneden hayalleriyle türlü hikayeler yazan, bu hikayelerden birindeki Tatar kızıyla kendi gençliğini anımsayan, bu hikayelerde bıkıp usanmadan Alaaddin’i arayan...
Benim gözümden Bin Hüzünlü Haz bu iki paragraftan ibaret.

ihtiyar 
24 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Kelimelerle oynamasına, oynadığı kelimelerle cümleler kurmasına, kurduğu cümlelerle paragraf oluşturmasına, oluşturduğu paragraflarla kitabı yazmasına bayıldım derken yazarın her cümlesinin ağırlığı bence bazı yazarlarımızın kitabına bedel. Ne anlattığından ziyade nasıl anlattığı için okunmalı.

Yasin Bektaş 
10 Ağu 13:50 · Kitabı okudu · 2 günde · 5/10 puan

Kitap içerisinde muhteşem tasvir ve tabirlerle dolu, duygusal bir arayış içinde olan, Alaaddin isminde birini arayıl içerisinde bulunmayı anlatıyor. O kadar çok anlatım var ki bazen boğuluyorsunuz. Ama yine de okumakta fayda var, edebi kelimeler yine her zaman ki gibi birbirinden değerli.

Kağan Kalava 
 13 Ağu 21:38 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

İlk defa Hasan Ali Toptaş'ın bir eserini okudum.Kitabı yorumlamak ve incelemek oldukça güç.İlk olarak diyebileceğim Hasan Ali Toptaş,Oğuz Atay'ın yaptığı gibi (Tutunamayanlar) Türk roman dünyasına benzersiz bir eser kazandırmış,romanın üslubunu tamamen kendine göre belirleyerek !.Zaman,mekan,olaylar...bu kavramları sanki bir rüya anlatıyormuş gibi ya da yazarın kendi düşünsel zihnine giriş yapıyormuşuz gibi anlatımlar yaparak yazmış yazar.PROUST vari uzun uzun eşsiz betimlemeleriyle !

Kimi zaman anlatılan konuların belirsizliği,sembolizm ve dolaylı anlatım yönünden Şato,Dava(Kafka) eserlerine yaklaşan,kimi zaman da yazarın düşünsel fikirlerine girerek (Bilinç Akışı Tekniği) Şeyler,Uyuyan Adam(Georges Perec ) yaklaşan,kitapta olayın değil kitap içindeki gizlenmiş göndermelerin daha önemli olduğu benzersiz bir eser !

Alaaddin karakterini araken kimi zaman Godot'yu Beklerken (Samuel Beckett) eserindeki gibi bir arayış,kimi zaman da Berci Kristin Çöp Masalları(Latife Tekin) giden masalsı bir yolculuk...

Satır aralarında gizlenen mesajlar:

-Modern dünyaya,modernleşmeye büyük eleştiri.

-Modernleşmenin getirdiği personalar(maskeler),her şey rol,her şey yalan,her ilişki her diyolog aldatmaca...Kısaca Elias CANETTİ'nin dediği gibi ''Günlük yaşam yalanlardan kurulu yüzeysel bir düzendi.'' (KÖRLEŞME kitabı,sayfa 25-Sel yayınları)

-Toplumsal çürümüşlük,siyasi baskılar,halkın totaliter kurumlar altında ezilmesi...


Daha birçok konu....

Yazarın kitabın giriş cümlesini okur iken kullandığı ''BENİ EN ÇOK SUÇTAN ARINMIŞLIĞIM TEDİRGİN EDİYOR '' ifadesi acaba kimlerin topluma daha çok zararı dokunuyor ? sorusunu bana sordurttu:


''Tilki suratlı üçkağıtçılar,pörtlek yüzlü ayyaşlar ya da karasız bir rüzgar gibi beni oradan oraya sürükleyen düşük çeneli serseriler... ''

Ya da kravatlı,şık giyinen ve toplumsal itibari olan ama vatandaşı sömüren holding sahipleri,boş vaatlerle kendi öz halkını kandıran,onları ezen siyasiler ve göstermelik tartışma programları ve haberleriyle toplumu manipüle eden sosyal medya....

Hangileri daha kötü sizce ?

Sonuç mu ? Kitabı okuyun ve kitabın gizemlerini kendiniz keşfedin !

3 /

Kitaptan 181 Alıntı

Murat Sezgin 
18 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Anlaşılan, insanoğlunun, kendi yarattığı şeyi bile elinde tutamayacak kadar zayıf ve çaresiz bir yaratık olduğunu bilmiyormuşum daha.

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 52 - Everest Yayınları)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 52 - Everest Yayınları)
KörKalem | Halil K. 
30 May 09:11 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Yürüyordum ister istemez. Zaten yürümeyip diretsem bile, zamanın hızlılığı beni elimden eteğimden tutup kendi içerisinde savrulup duran insanların, otomobillerin, eşyaların, seslerin ve ışıkların karmaşasına doğru çekiyordu.

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 66 - Everest Yayınları)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 66 - Everest Yayınları)
Yasemin Bektaş 
30 Oca 10:01 · 9/10 puan

... can havliyle çırpındıkça konumunu değiştirip kurtulamıyordu belki ama, en azından bu çırpınışlar sayesinde kendisi olmayı sürdürüyordu.

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 108)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 108)
KörKalem | Halil K. 
28 May 10:17 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Binlerce çocuk sesi... Tıpkı rengarenk bir şelale gibi...

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 28 - Everest Yayınları)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 28 - Everest Yayınları)
KörKalem | Halil K. 
29 May 12:24 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Belki de bilmemek en iyisi," dedi.

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 50 - Everest Yayınları)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 50 - Everest Yayınları)
KörKalem | Halil K. 
26 May 22:06 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

İçimin bir köşesinden diğer köşesine, çılgınlar gibi palas pandıras koşuyorum sözgelimi, uçuyorum kendimle karşılaşıp kendime tutunabilir miyim diye...

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 8 - Everest Yayınları)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 8 - Everest Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D. 
 26 Tem 11:13 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

...ekrana bu kez de birdenbire sulu şakalar üstüne kurulmuş, eften püften filmler üşüşüyor. Ya da seyircilerini salya sümük ağlatan, içleri vıcık vıcık iyilikle doldurulmuş, ucuz filmler... Bu filmlerin her biri birbirinden yakışıklı, her biri birbirinden güzel kahramanları birer iyilik meleğine benziyorlar tabii; başkaları onlara ne yaparsa yapsın, onlar hakkında asla ve asla kötü düşünmüyorlar. Bazen hayat bu kahramanların içinde uyuyup da üstü akla hayale gelmeyecek bir yığın ıvır zıvırla örtülü olan kötülüğü, çeşitli rastlantılar çeşitli insan davranışlarını kullanıp kışkırtmaya çalışıyor ama, sonuçta değişen hiçbir şey olmuyor... Hemen her fırsatta kafalarını çevirip kameraya doğru, sanki seyircilerin arasındaki genç kızlarla genç erkekleri görebilecekmiş gibi yürek hoplatıcı bakışlar fırlatan ve filmdeki hayatın içinde, filmde rol aldığını unutmuş herhangi bir insan edasıyla değil de, daha çok mankenlik yarışmasına katılmış gibi çalımlı çalımlı yürüyen kahramanlarımız, gene ısrarla çevrelerine iyilik saçmaya, gene peş peşe inen hayatın ağır silleri karşısında aptalca gülümsemeye ve insanı çılgına çevirecek derece iyi kalpli olmaya devam ediyorlar yani...

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 14 - Everest Yayınları)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 14 - Everest Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D. 
 26 Tem 09:11 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Çenede Bİr Uyuşma, Okumayı Ağır Çekime Alma
Belki de elime el, yüzüme yüz, ruhuma ruh gibi yapışan bu umutsuzluk yüzünden, melekleri orada, sıcak kelimelerden oluşmuş çırılçıplak gövdelerin, inlemelerin, ıslaklığından rengârenk baloncuklar havalanan gülüşmelerin ve tenden tene sıçrayıp duran pespembe kıvılcımlarla parçalanmış cesetlerin ortasında bırakıp olanca yenilmişliğimle sokak ar boy nca salaşklarla larla larlacayip dere de yara y r lana k n revan iç bde boynu bükük bir ha deve evet eve dönüyorum sonra;...

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 11 - Everest Yayınları)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 11 - Everest Yayınları)
KörKalem | Halil K. 
26 May 22:16 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Nedense bana, henüz kimsenin ulaşamadığı, hatta kimsenin oturup hayalini bile kuramadığı, harikulade bir sonsuzluğa gidiyormuşuz gibi geliyor...

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 17 - Everest Yayınları)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 17 - Everest Yayınları)

Kitapla ilgili 1 Haber

Türk Edebiyatının En İyi 100 Romanı Yeniden Belirlendi!
Türk Edebiyatının En İyi 100 Romanı Yeniden Belirlendi! Eleştirmenler, yazarlar, akademisyenler, edebiyat öğretmenleri ve yayıncıların oluşturduğu 100 kişilik jüri ekibiyle Hürriyet Pazar eki ‘Türk Edebiyatının Gelmiş Geçmiş En İyi 100 Romanı’nı yeniden belirledi.