Bin Hüzünlü Haz

8,8/10  (36 Oy) · 
106 okunma  · 
34 beğeni  · 
1.850 gösterim
Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...

Yazma serüvenini hayatı kelime kelime genişletmek olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...
Hikâyenin bütünlüğü daha fazla çözülmesin diye, bu bölümde de boş bırakılmış birkaç sayfa tadı bulunsun istiyorum çünkü ve böylece hikâye, bir süre de olsa benliğimin sınırlı bakışından kurtulup rahat bir soluk alabilsin, kendisi kalabilsin, ya da anlatmakla ben onu bir yandan yaşatıp bir yandan öldürüyorsam bu güzel günahın birazı da sizin olabilsin istiyorum.

Bin Hüzünlü Haz olağanüstü bir metin, gecikmiş Türk romantizminin başyapıtı. - Yıldız Ecevit
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 209
  • Sayfa Sayısı:
    130
  • ISBN:
    9789750506901
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınları
  • Kitabın Türü:

Bir yazarın kelimelere hakim değil de, kelimelerin bir yazara hakim olabileceğini hiç düşünmezdim, ta ki bu kitabı okuyana kadar.

Kitap yazmak için, kelimelerin sizi ele geçirdiğini ve gidişata herhangi bir müdahalede bulunamadığınızı düşünün. Kaleminiz sadece bu kelimelere hizmet ediyor ve hikayeniz kendiliğinden oluşuyor. Ortada bir kahraman var ama bu kahramanın herhangi bir boyu, şekli ve yaşı yok, sadece var. Siz hikayeyi bulmuyorsunuz, hikaye sizi buluyor. Bu durumda kitabın sahibi siz misiniz, yoksa kelimelerin kendisi mi? Biraz değişik bir kitap olurdu böyle bir kitap değil mi? Durun, Toptaş bunu yapmış. Hikayeye başlamış ve gerisini kelimelere bırakmış. Sanki yazmak bir bahane olmuş onun için. Kelimelerle, zihninin en ücra köşelerini süpürmüş ve okurun karşısına sunmuş. Her bir olaya onlarca tasvir belirlemiş, en küçük nesneye onlarca anlam yüklemiş ve bunu yaparken de okuru ele geçirmeyi başarmış. Okunması keyifli ama bir o kadar da zor ve okurun zihnini çalıştıran bir kitap çıkarmış ortaya.

Toptaş bu eserinde, yazdıkça amacına ulaşmış gibi gözüküyor. Yazılanların bir amaca ulaşıp ulaşmayacağını da kelimelere bırakmış. Kitabın sonunda ne olacağını kendisi dahi bilmemiş. Böylesi bir yazım karşısında zihnim zorlandı ve Toptaş'ın kaleminin gücü karşısında saygıyla eğildim.

Gregor Samsa'nın bir sabah uyandığındaki çaresizliği, yine Kafka'nın Şato'şunun ulaşılamazlığı ve karanlığı, Faruk Duman'ın ormanının belirsizliği, belki de en çok Pamuk'un Kara Kitap'ındaki, Galip'in Rüya'yı ararken hayatı anlamlandırma çabasını bulmak, bu eser için geçerlidir. La Fontaine ve Binbir Gece Masalları'ndan bölümlere rastlamak da bu eserin güzelliklerinden birkaçı.

Rüya ile gerçek arasındaki o ince çizgi ve zihnin gerçek diye düşünülen dünyayı tahayyül edişi hakim kitapta. Toptaş'ı ifade eden bir cümle oldu sanırım bu. Gerçek ile gerçek olmayan arasındaki gelgitler yazarı diyebiliriz onun için. Kafka benzetmesinin yanına Marquez benzetmesini de ekleyebiliriz, hatta en çok Marquez'e benzetebiliriz onu.

Toptaş bu kitabıyla, kendisini aşmış, umarım bundan sonra okuyacağım kitapları da en az bunun kadar iyidir. Toptaş ile tanışmak için doğru bir kitap değildir belki ama onu anlamak için en doğru kitabıdır diyebilirim.

Murat Sezgin 
21 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Romanlarını varlık ve yokluk üzerine kuran "Doğu'nun Kafkası" Hasan Ali Toptaş, yine aklın gerçek dünyada yapılandıramadığı bir roman yazmış. Klasik roman anlayışından uzak, fantastik gibi görünen romanlarında, dili araç olmaktan çıkarıp amaca dönüştüren Toptaş, bu dönüşümü sanatsal bir şiirsellikle bu romanında taçlandırmış. Gerçeği ve kurguyu belirsizliklerle birleştirilmiş. Anlayacağınız övmekle bitmez.

Kitabı bitirdikten sonra postmodern tarzda yazıldığını öğrendim. Postmodernizmin üstkurmaca, metinlerarasılık, imgeleme gibi öğeleri sıkça kullanılmış. Bu yapıya uygun yazılan romanda detaylar kaçırılmamış.

Roman, Alaaddin isimli varlığı ve yokluğu bilinmeyen bir kahramanın içsel anlatılarıyla kendini aramasıyla başlıyor. Bir bölümden sonra ray değiştiren yazar, başka bir anlatıcıya Alaadin'i roman boyunca farklı mekanlarda ve kişiliklerde aratıyor. Klasik veya modern romanlardaki öğelerden söz etmek bu romanda imkansız. Anlamlı ve izlenebilir bir olay örgüsünün yerine sürekli arayış içinde olmak, içsel monologlar ve gözlemlerin sıkça kullanılması sizi sıkabilir. Uzun cümlelerin yer aldığı romanda dilin ustaca kullanımı bu cümleler arasında sapma ya da kopukluk oluşturmamış. Belirsizlik ve arayış tüm kitap boyunca devam ediyor.

Romanda zaman bir akış içinde yer almıyor. Dünyadaki zaman ve tarih algısının olmayışı geçmişle geleceğin iç içe ve üst üste olmasını sağlamış. Zamanda olduğu gibi mekânda da bir belirsizlik var. Çesitli mekânlarda geçen arayış, mekânın merkezden çekilmesi noktasında iyice silikleşip, detaylı bir mekân tasvirini ortadan kaldırıyor.

Kısaca; yukarda bahsettiğim gibi postmodern roman özelliklerine sıkı sıkıya sarılmış bir kitap. Sürekli bir arayış ve belirsizlik var. Tavsiyem olay örgüsüz roman sevmeyenlerin okumaması ve okuyacakların Evrest Yayınlarını tercih etmemesi. İyi okumalar.

•••MERVE••• 
 19 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 6 günde

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş ile tanıştığım kitap...

Hasan Ali Toptaş’la tanışmamın Bin Hüzünlü Haz ile olmasını istemezdim çünkü bu kitabı bana bir hayli ağır geldi. Ancak diğer eserlerinin dilini ve anlatımını merak ettiğim için yakın zamanda onları da okumaya karar verdim.

Oldukça uzun cümlelerden, betimlemelerden oluşan bir kitap ve -kuvvetle muhtemel- kitabın bana ağır gelmesinin sebebi de bu. Dikkatli okuyamadığınız taktirde cümlelerin sonuna geldiğinizde başındaki düşünceyi kaçırabilir, cümlenin tamamında anlatılmak isteneni anlayamayabilirsiniz. Bu yüzden, sakin bir kafayla okunması gerektiğini düşünüyorum.

Kitap boyunca hiçbir yere gitmeyen ama çok değişik mekanlarda ve zamanlarda, kurduğu hayallerle yolculuk yapan bir kahraman anlatıcı söz konusu. Bu yolculuklarda karşılaştıklarını da inanılmaz bir biçimde ayrıntılı anlatıyor. Bu ayrıntılı anlatım sayesinde okur anlatılanların içine rahatlıkla girebiliyor.

Son olarak sayfa sayısının azlığına aldanmamak gerek :)


***** Bu kısımdan sonrası spoiler içerir. *****


Bir adam, ‘‘dünyada insanoğlunun işleyebileceği ne kadar suç varsa hepsini kocaman br mıknatıs gibi varlığında toplamak’’ isteyen ve ‘‘bunu bir türlü başaramadığından dertli’’ olan, bu suçların içerisinde de aklı hep cinayetlere takılan, cinayete hayranlık duyan... Alaaddin.

Ve, bir kadın, kulağına sürekli Alaaddin’in sesi çalınan, gözünün değdiği her nesneden hayalleriyle türlü hikayeler yazan, bu hikayelerden birindeki Tatar kızıyla kendi gençliğini anımsayan, bu hikayelerde bıkıp usanmadan Alaaddin’i arayan...
Benim gözümden Bin Hüzünlü Haz bu iki paragraftan ibaret.

ihtiyar 
24 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Kelimelerle oynamasına, oynadığı kelimelerle cümleler kurmasına, kurduğu cümlelerle paragraf oluşturmasına, oluşturduğu paragraflarla kitabı yazmasına bayıldım derken yazarın her cümlesinin ağırlığı bence bazı yazarlarımızın kitabına bedel. Ne anlattığından ziyade nasıl anlattığı için okunmalı.

Maya 
14 Nis 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap bir kadının tanımadığı sadece ara ara sesini duyduğu ya da duyduğunu sandığı bir adamı arayışını anlatıyor da hangisi düş hangisi gerçek pek anlamıyorsun ya da ben anlayamadım;) Aradığı da aslında adam degil hayatın anlamı.İnsanlarla ilgili gözlemleri çok yerinde. Bütün insanları çözmüş havası veriyor. Bazı sayfalarda cümlelerin aralarında bilinçli olarak boşluklar bırakılmış ve nedenini kitabın arka kapağında şöyle açıklıyor:
' Hikayenin bütünlüğü fazla çözülmesin diye, bu bölümde de boş bırakılmış birkaç sayfa tadı bulunsun istiyorum çünkü böylece hikaye, bir süre de olsa benliğimin sınırlı bakışından kurtulup rahat bir soluk alabilsin, kendisi kalabilsin ya da anlatmakla ben onu bir yandan öldürüyorsam bu güzel günahın birazı da sizin olabilsin istiyorum.'
Betimlemelerinden; 'hayallerini elektrik süpürgelerinin gürültülerinde öğütüp öğütüp toz torbalarıyla birlikte her gün çöpe boşaltan donuk bakışlı kadınlar... 'a bayıldım.
Benim için okurken; okumayı yeni sökmüş gibi hissettiren bir kitap oldu. Okumanızı tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar;)

Aydın Nasuh 
 22 Şub 23:39 · Kitabı okudu · 23 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir anda sarıldım kelimelerin boğuşmasına. Sarılmayıp da ne yapabilirdim ki; öyle çabucak dağılıyor, kaçışıyor ve sonra bir anda tekrar buluşuyorlardı ki sımsıkı sarılmadığım anlarda hemen beni terk ediyor ben de anlamsız başka düşüncelere dalıyordum.

O yüzdendir ki duru bir açıklıkta olmalı okur, bu hazzı yakalayabilmek için.

Lakin acemisi olduğum için de bu masalsı hazzın kenarlarında dolaştım durdum tüm kitap boyunca. Umarım bir daha okuduğumda Alaaddin'in öteki belkilerinin o hüzünlü hazlarını daha iyi duyumsayabilirim.

Bahar Acar 
23 Eyl 2014 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Bir roman değil bir destan gibi. Arayışın destanı...Ya da bulmayı amaçlamayan bir arayışın romanı... Bir şiir okur gibi hissediyorsunuz, zira anlatmak değil de hissettirmek üzerine kurulu. Hasanım Ali'nin sözcükleriyle anlatırsak: "Bütün bunların hiçbiri olmaz da siz neden anlatıldığını bile unutup belki yalnızca hikayeyi izler ve kendinizi tıpkı benim gibi, onsuz süren onun akışına bırakırsınız."(s.106)
Büyük şehirlere, ormanlara, dağ eteklerine, tanıklık ettiğimiz acılara, çaresizliklere, savaşlara, ölümlere, yaşamalara bakmaya çağırıyor bizi: "… anlatmakla ben onu bir yandan yaşatıp bir yandan öldürüyorsam bu güzel günahın birazı da sizin olabilsin istiyorum" (s.126)

İlk okuduğum Hasan Ali Toptaş kitabıydı. Çok övüldü ben de büyük bir merakla okudum. Sanırım yine yazarı tanımaya zor yoldan başladım : ) Kitabın konusu ilk başlarda tuhaf gelse de: Alaaddin’i aramak diyebiliriz. Ya da Alaaddin yolunda insanın kendini araması. Konu için alternatifler üretebilirim kitap zaten o bakımdan insanı kendisine bağlıyor. Benim dikkatimi ilk çeken muazzam bir Türkçe'ydi. Cümleler uzun (fazlaca) anlamlı, akarsuların akışını hatırlattı bana. Yazar cümleleri öyle kullanıyor, akıyor resmen. Bu kelime döngüsü karşısında ne yalan söyleyeyim şaşırdım ve kendime kızdım. Çok erteledim yazarı okumayı. Diğer kitaplarıyla devam edeceğim. ^^

Uğur 
28 Oca 15:44 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Hasan ağabeyimin Gölgesizler gibi zor demeyeyim de, dikkatle, sakin bir ortam ve sakin kafayla okunması gereken kitaplarından. Betimlemeler, kelimelerle oynayışı, sizi alıp bambaşka dünyalara salan, sarsan çok güzel bir kitap. Sindire sindire okuyunuz efendim. Okuyun ve okutturun, en azından bu güzel ağabeyi herkese anlatın.

Mehmet Y. 
31 Oca 20:26 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Kitap yorumunda, 'kendimi veremedim galiba, sıkıcıydı, bitmek bilmedi' gibi yorumlar yapanlar... Üzülmeyin. Ben de aynı şeyleri düşünüyorum. İyi ki Toptaş okumaya Bin Hüzünlü Haz ile başlamamışım. Yoksa muhtemelen ilk ve son olurdu. Ancak onun kelimeler gücünü diğer eserlerinde öğrenmiş biri olarak Bin Hüzünlü Haz'ı istisna tutuyorum. Postmodern romana bir örnek bu kitap da. Ancak doğrusu okura göre değil sanki. Bir türlü ilerlemeyen hatta tam olarak ne olduğu bile anlaşılamayan bir konusu var. Evet, bir Alaaddin var ortada, hatta birden fazla var ve birisi onu arıyor. Mevzu bu ama doğrusu en sonlardaki Tatar kız ve şehzade Alaaddin kısmına kadar aklımda yer eden hemen hiç bir şey olmadı. Yoksa cümleler ve kelime çeşitliliği bakımından çok üst düzey bir eser lakin dediğim gibi ortalama okura uygun değil; ben de dahil.

2 /

Kitaptan 63 Alıntı

Murat Sezgin 
18 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Anlaşılan, insanoğlunun, kendi yarattığı şeyi bile elinde tutamayacak kadar zayıf ve çaresiz bir yaratık olduğunu bilmiyormuşum daha.

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 52 - Everest Yayınları)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 52 - Everest Yayınları)
Yasemin Bektaş 
30 Oca 10:01 · 10/10 puan

... can havliyle çırpındıkça konumunu değiştirip kurtulamıyordu belki ama, en azından bu çırpınışlar sayesinde kendisi olmayı sürdürüyordu.

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 108)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 108)
Serra Canan Çıngıl 
04 Oca 10:59 · Kitabı okuyor · Beğendi

Çılgınlar gibi palas pandıras koşuyorum sözgelimi, uçuyorum kendimle karşılaşıp kendime tutunabilir miyim diye, savruluyorum un ufak, sürünüyorum, canımı dişime takıp kalkıyorum ve yeniden, yeniden, yeniden yıkılıyorum. Her defasında, yıkılırken çocuk oluyorum sanki; minicik ellerimi yere basıp kalkarken de, inanılmaz bir şekilde, çarçabuk büyüyorum.

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 4 - İletişim Yayınları)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 4 - İletişim Yayınları)

Herkes leblebi yer gibi sinir hapı atıyor ağzına, herkes gazetelerin birinci sayfasında pıhtılaşan kanlara göz ucuyla bakıp bakıp susuyor ve herkes adımını ileriye değil de, kendi içine doğru atıyor.

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali ToptaşBin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş
Derya Yalınkılıç 
16 Kas 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

İçimin bir köşesinden diğer köşesine, çılgınlar gibi palas pandıras koşuyorum sözgelimi, uçuyorum kendimle karşılaşıp kendime tutunabilir miyim diye, savruluyorum un ufak, sürünüyorum, canımı dişime takıp kalkıyorum ve yeniden, yeniden, yeniden yıkılıyorum. Her defasında, yıkılırken çocuk oluyorum sanki; minicik ellerimi yere basıp kalkarken de, inanılmaz bir şekilde, çarçabuk büyüyorum.

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali ToptaşBin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş
Derya Yalınkılıç 
16 Kas 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bu, insanoğlunun baştan beri kurtulamadığı ve sonsuza dek de asla kurtulamayacağı, tuhaf bir yazgıymış zaten; önce ne yapıp edip bin bir güçlükle, kıvrana kıvrana yaratır, sonra yaratma sevinci gibi gözüken hazin bir teslimiyetle yarattığının kulu kölesi olur, ardından da ille onu ellerimin arasında tutacağım, ya da içinden bir daha, bir daha doğacağım diye, kendini hırpalaya hırpalaya helak olur gidermiş... İşte ben de öyleymişim şimdi; elime umut denen o en eski ve en dayanıklı bastonu almış, çile odalarından fırlayan dervişler gibi soluk soluğa gözlerimdeki serabın parıltılarına doğru koşuyormuşum. Boşuna koşuyormuşum tabii... Anlaşılan, insanoğlunun, kendi yarattığı şeyi bile elinde tutamayacak kadar zayıf ve çaresiz bir yaratık olduğunu bilmiyormuşum daha. Hatta ben, kendi dışımda kalan birçok şeyi bilmediğim gibi, ne yazık ki insanın aradığını hiçbir zaman, hiçbir yerde bulamayacağını da bilmiyormuşum. Bulamazmış oysa...

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali ToptaşBin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş
Derya Deniz 
11 Şub 22:49 · Kitabı okudu · Beğendi

".... sağda solda insanın yüreğini sızlatan hazin şarkılar çalınıyor... "

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 41)Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 41)

Benimkisi, hiçbir zaman hiçbir şeyle açıklanamayacak kadar derin, hiç kimsenin anlayamayacağı ölçüde karmaşık ve acayip bir yorgunluktu.

Bin Hüzünlü Haz, Hasan Ali ToptaşBin Hüzünlü Haz, Hasan Ali Toptaş