1000Kitap Logosu
Resim
9.1
10 üzerinden
19,9bin Puan · 2715 İnceleme
430 syf.
·
9/10 puan
Khaled Hosseini'nin bu kitabını okumadan önce önyargılıydım. Uçurtma Avcısı(henüz okumadım)kitabının yaptığı sükse yüzünden şişirilmiş bir yazar olabileceği hakkında endişelerim vardı ama yazar, kitabının sayfalarını her çevirişimde bu önyargılı tavrımı paramparça etti. Kitabımızdaki olaylar Afganistan'ın çeşitli bölgelerinde geçiyor. Başlarında her şey normal, sıradan bir Afgan hayatı anlatılıyor gibi geliyor ama en beklenmedik anda can alıcı bir hamleyle yazar bizi kitaba bağlıyor ve olaylar ardı ardına sıralanarak kitabı elimizden bırakmaya fırsat vermiyor. Başta sovyetler sonra iç karışıklıklarla olan mücadelenin göbeğinde buluyoruz kendimizi. Savaşı yaşamıyoruz belki ama hissedebiliyoruz. Benim analizim, insan; ne olursa olsun insan kalabilmeli. İçinde bulunduğu şartlar göz önünde bulundurulsa dahi, savaşın içinde, yoklukla mücadele ederken, varlık içinde yaşarken, gülerken, ağlarken, her an yaşamın verdiği neşeyle ve güçle insan kalabilmeli. O günün şartlarını ve zamanın koşulları, savaşı, kıtlığı, duygusuzluğu göz önünde bulundurmuyor değilim. Aksine bunları daha çok göz önünde bulundurduğum için o savaşa katılıp, o kıtlığı ve yokluğu kitaptaki karakterler ile birlikte yaşadığım için bu kanıdayım. Bu kitaptaki karakterleri tek tek analiz etmek istiyorum. Nana'nın bir sözünü yazarak başlamak istiyorum. "Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, bir kadını gösterir." O kadar güzel telkinler veriyor ki bu kadarı da olmaz diyorsunuz. Nana resmen herkesin Nana'sı. Her zaman evladını düşünen ve bir yanlışa düşmemesi için çırpınıp duran. Yürek kırıklığının ne kadar kötü olduğunu bize kendisi gösteriyor. Meryem bir harami olmasına rağmen öyle büyük fedakarlıklar yapıp öyle çok acıya katlanıyor ki, merhamet etmemeniz, duygulanmamanız hatta onun acısını hissetmemeniz elde bile değil. Keşke Nana haksız çıksaydı diyorum ben hala. Ama Meryem'e söylediği her konuda haklı çıktı neredeyse. O yüzden öğütleri dinlemekte her zaman fayda vardır. Kulağımıza küpe etmeliyiz özellikle Nana'nın sözlerini. Meryem'in o kocaman, içi sevgi dolu yüreği keşke herkesin gözünde birer ışık yaksa da bizlere örnek olsa. Celil Meryem'in babası. Yaşattıklarıyla bu kitabın en iyi karakteri haline geleceğini düşündüm ama ona duyduğum kin hala damarlarımı geriyor. Bir insanın durumunu gözardı etmeksizin böyle şeyler yapabilmesi insanın kanını donduruyor açıkçası. Sonlara doğru kefaret istese de iş işten çoktan geçmiş oluyor. İnsanın hayatında yapabileceği en kötü şey pişman olacak kadar kötü kararlar vermek. Celil'in yaptığı da affedilemezdi. Raşit'e acımış, onun duygularını paylaşmıştım. Oysa onun da aradığı çok farklıymış. Mutlu bir yuvadan ziyade insanı üretim makinesi olarak görmek hiçkimseye yakışmayan bir davranıştır. Durumun ve zamanın koşulları ne olursa olsun. Hak ettiğini bence çok geç yaşadı. Daha erken olsa içimin yağları eriyebilirdi diyebilirim. Leyla için kurduğu tuzak resmen midemi bulandırmıştı. Öğrendiğim an bir an önce diğer sayfaları çevirip bu anın gelmesini bekledim diyebilirim. Leyla'nın her düşüncesi her hareketi güzeldi. Keşke istediği şeyler olabilseydi derken iyi ki olmamış ki böyle bir sonu yaşamış dedim. Eğer düşünceleri bölünmeseydi (yani faaliyete geçtiği şey gerçekleşseydi) hayalini gerçekleştirme fırsatını hiç bulamayabilirdi. İçi umut dolu Leyla her zaman umudun paçasına yapışmış ve hep güçlü durduğu için, Meryem'in de yardımıyla daha güzel bir hayata adım adım yaklaşmıştır. Tarık elinde olmadan yaşadığı şehri terk etmek zorunda kalıyor ama bu günlere kadar Leyla ile yaşadıkları o güzel sıcacık günler resmen kitabın içindeki soğuk savaşta, çarpışmalar göbeğinde bile içimizi ısıtıyor. Leyla'nın yolunu gözlemesi, kendi aralarındaki şifreli iletişim, o yaşta bile birbirlerine olan bağları, yürekliliklerine hayran kaldım diyebilirim. Tarık'ta çok zor bir hayata Katlanmak zorunda kalmış ailesi için, çok cefa çekmiş olmasına rağmen vazgeçmemek, azim ve istek sürekli onu kamçılayan ve hayata bağlayan şey olmuş. Kendisinin olduğu sayfalar diğerlerinden ayrılmayı hak ediyor neredeyse. Özellikle Leyla ile ikisinin olduğu sayfalar. İncelememi okuyan herkese teşekkür ederim. Kitap çok hoşuma gitti ve herkese okumasını tavsiye ederim.
Bin Muhteşem Güneş
9.1/10 · 80,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
430 syf.
·
8 günde
·
10/10 puan
Kitabı bitirdiğim gibi bu incelemeyi yazmayı karar verdim. Etkisi hâlâ yüreğimdeyken. Uçurtma Avcısı'nda olduğu gibi savaşın acı yüzünü bu kitapta da görüyoruz. Bu sefer karakterlerimiz hayatları kesişen iki kadın. Meryem ve Leyla... Acı dolu iki hayat. Bitmek bilmeyen bir savaş. Ardından Taliban'ın katı kuralları. Afganistan'da 1980'ler 2001 yılları arası yaşamış bir kadın olduğunuzu düşünün. Öyle ki kadının hiçbir hakkı yok. Bir eşyadan bile değersiz görülüyor. Küçük yaşta evlendiriliyor. Yüzü bile kapalı olan burka giymek zorunlu. Dünyayı bir kafes ardından görüyorsunuz. Yanınızda mahreminiz bir erkek olmadan dışarı çıkamıyorsunuz. Çıkarsan ve yakalanırsan dövülüyorsun. Eğitim, okumak, kitap yazmak, çalışmak yasak! ve daha bir sürü akıl almaz kural... Böyle bir hayata mahkûm edilmek... Okurken bu zihniyetlere öyle sinirlendim ki yüreğim sıkıştı. Yazar bu kitabıyla kesinlikle savaşın acı yüzünü çok iyi yansıtmış. Dostluğu ve aşkı da öyle. Ah Meryem... Meryem gibi kadınların çok olduğunu bilmek daha da çok acıtıyor canımı. Erkek egemenliğine boyun eğmeye mecbur bırakılmış sessiz, çaresiz kadınlar... Bir gün... Bir gün gerçekten dünyadaki tüm bu savaşların, adaletsizliklerin son bulmasını diliyorum...
Bin Muhteşem Güneş
9.1/10 · 80,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
430 syf.
·
10 günde
·
8/10 puan
Merhaba arkadaşlar, Bin muhteşem Güneş Afganistan'da yaşanan kadın sorunlarını dile getiren güzel bir eser. Yazarın yazım dili cidden akıcı ve insanı kitaba bağlıyor. Sürekli mevcut halimize bile şükrederek okudum. Biraz psikolojik olarak sıkıntılı olsa da güzel bir kitap. Tavsiye ederim... Kitapla Kalın...
Bin Muhteşem Güneş
9.1/10 · 80,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
472 syf.
·
10/10 puan
Konusu; Küçük yaşta evlendirilen, çocuğu olmayan Meryem'in ve çocukluk arkadaşına aşık olan Leyla'nın bir araya gelmesi ve dostluklarını anlatıyor. Yorumum; Bu kitaba karşı aşırı ön yargılıydım. Hatta okumayı düşünmüyordum. Yıllar önce yazarın Uçurtma Avcısı kitabını okuyup, belki de yaşım küçük olduğu için, yarım bırakmıştım. Ama arkadaşımın çokça övmesiyle bir anda başladım ve her sayfayı çevirdiğimde içimdeki merak duygusu daha da arttı. Meryem'in yaşadığı şeyler kalbimi o kadar kırdı ki... Yaşadığı şeylerin, ülkemizde hâlâ yaşanıyor olması da ayrı üzüyor. Bu kadar kötü şey yaşayıp mutlu bir sona ulaşması gerekirken... Diyecek bir şey bulamıyorum. Leyla. Mükemmel bir hayatı olup, bir anda savaş yüzünden geldiği hal... Tarık'la olan ilişkileri o kadar naifti ki. Her şeye rağmen sonucunda Meryem'in hayatıyla yüzleşmesi... Ülkemizde Leyla ve Meryem'in yaşadığı şeylerin olması o kadar kötü ki. Hele kitabın ortalarında Taliban yasakları... Kadınları bu kadar alçak görmeleri, erkeklerin her şeye hakkı varken, sezaryen doğumu yapacak kadınların narkoz almadan canlı canlı doğurmaları... O kadar kötüydü ki. Okurken çok kötü oldum. Muhteşem bir kitaptı! Okuyun, okutturun. Hani şu ölmeden önce okunması gereken kitaplar listesine girmesi gereken kitaplardan bence. Pişman olmazsınız.
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
278
2.772 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.