Bir Acıya Kiracı (Bütün Şiirleri)

·
Okunma
·
Beğeni
·
12,2bin
Gösterim
Adı:
Bir Acıya Kiracı
Alt başlık:
Bütün Şiirleri
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
461
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759169305
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Yayınları
Baskılar:
Bir Acıya Kiracı
Bir Acıya Kiracı
Bir Acıya Kiracı
Beni hoyrat bir makasla
Eski bir fotoğraftan oydular.

Kırmızı Yayınları Metin Altıok'un bütün şiirlerinin bu yeni baskısında; dergilerde kalan 4 şiirini de unutulmaktan kurtararak bir acıya kiracı adıyla yeniden yayımladı.
444 syf.
·284 günde·Beğendi·10/10 puan
Eğer sizi tanısaydım parmaklarımı hafifçe kapatıp, elimi yüzüme dayayıp, kuvvetle muhtemel anlattıklarınızla dalıp giderdim. Sesiniz de anlattıklarınız gibi miydi?

Bahçemde kuşlar öterken, tüylerinin rengi gökkuşağına çalarken, okumak sizi çok güzel, keşke siz de olsaydınız.

Akarsular içi soğuyunca donuyor, bahar gelirken zamana öykünerek damla damla çözülüyor. Soğuk dahi güzel sizi okurken; siz, sizi okumak ne demek asla bilemeyeceksiniz, sizin de dilinize tercüman olanlar oldu mu? Yosunlu yüreğinizi aşksız kaldığı demlerde bahtsızlık saymışsınız. Bu yüreği taşımak bir aşktan daha kıymetli, bileklerinizde bin aşktan daha fazlasını yüreklere dağıtma kuvveti varken, kelimeleri avuç avuç öyle serpmişsiniz ki kağıtlara, yüreklerde yeşerenleri anlatmaya kıyamıyorum, denemek vaktidir: Eğer ben yazmazsam, eğer siz daha fazla okunmazsanız, okundukça daha fazla bilinmezseniz, ününe orak sallamak istediğim nice satırcı (şair değil), zihinlerde hakikatliymiş gibi oturacak! Eyyy Metin Altıok, senin kral olduğun yerde birçoğu ancak soytarı olabilir.

Elbette toprağımda yaşayan ve ölen birçok kıymetli şair var, ama içini bu kadar sağlam bir akisle, bir kuvvetle, bir ahenkle, bir temelle, bir yaratılıştan gelen hususiyetle ifade edebilme kaçımızın şahit olabildiği bir talihtir! Sizi okumak talihtir Metin Altıok! Sizi okumayan (vurguyla yazıyorum bunu sesimin en sert tonuyla!) ''Ben şiir okudum'' demesin!

Baharda, bir yaylaya gitmek gibi sizi okumak; olgunluğunu, içinde tazelenen huzura borçlu bir sessizlikte, nazlı bir rüzgarın, bazen meltemin insanın yüzünü yalayıp gitmesi gibi. Aynı anda binlerce çiçeğin açılmasına şahit olmak gibi, baharın baharlığını haykırması gibi, nehirlerin coşması gibi, bir kuzuyu okşamak bazen, bir bebeğin uyuması gibi; o uslu, sakin soluk alışverişleri misali.

Sizin şiiriniz tabiat gibi.
Tabiat sizin şiiriniz gibi.

''Yürek de fetrete düşer,
Biten bir aşkla yenisi arasında;
Şaşırır menzilini, ayağı sürçer.''
Hadi bunun üzerine bir söz söyleyin, kelam olsun ama. Ben bulamadım. Gençliğim yüzümde pembe pembe oturmuş, kalbim gümbürderken bu satırlarla, ben de fetrete girdim galiba. Siz, sizi okuyanı da şair etme derdinde misiniz? Bu satırların uğruna, içinde gelincikler açmayanın kalbi kurusun da taş olsun.

Akide şekerini seven kaç kişi kaldık? Antika zevklerden sayılır. İçindeki tarçın, limon ve şeker tadı dilimde, hissettiklerim göğsümde gökyüzüne izinsiz dağılan bir hava-i fişek gibi. Gözümü kapattığımda hep aynı yerdeyim. O dağ başında, o çeşme, o ağaç yalnız efeler gibi orada. Önümde koca koca dağlar, bağırsam sesim akis akis, arkamda anam, kardaşım, izini bırakmış nice sevdiğim. Baba toprağı olduğu için mi, hep zihnimdesin? İşte bu kitabı okurken ben hep oradaydım.

ZOR ZAMANDA GAZEL'ine denk geldiğimde yutkundum ... #27990746 Bir rengin diğer bir renk içinde kaybolması gibiyim. Ne ben ne şiir aynı artık. Koyu kırmızı paltolu, ak yüzlü bir kızın, güneşi başına rüzgarı sırtına aldığı bir günde yürür gibiyim.

Bu şiirleri okurken ne çok şey fark ettim kendimle ilgili. Mesela birini sevmekle ilgili hissetiklerimdeki kuvvet, meğer sadece benimle ilgiliymiş. İster ailem olsun, ister içinde can taşıyan her ne ise o, fark etmezmiş. Benmişim hep özne de konu da. Bir şeyler hissederken, bir çiçeğin açılırken attığı çığlık gibiyim. Gönül gözüyle bakanlar görür, kulak verenler duyar sesimi. Bundandır bazılarına sesimin sağır gelişi. Elbet solduğum vakitler de gelir sevdiklerime, güneşimi eksik edene susmak benim işim.

***
''Adıma özenenler, ah bir bilseler, kaç göçük, kaç ceset yaşadım çürüdüm bugünlere kadar ben'' diyen şair, öyle olmasaydı böyle yazabilir miydiniz zaten?

Gönlümün göğüne yerleşen şair, ne uçurtmalar saldınız o göğe bir bilseniz... Ellerimiz çiçeklere ne kadar benzer, farkında mısınız insanlar? Hislerimiz binbir renkten mürekkeptir, akışkanlığı da nevi de bu sebeptendir. Elinizi sol yanınıza koyup bakın ona, kim bilir ne renk açmış bir çiçektir? Yüreğinizdekileri yeniden bulup çıkarmak için, bu şiirlerin her biri bir sebeptir.

Kuş kanadına oturdum da okudum sizi Altıok. Dimağım bir serçe oldu büyüdü. Uçtum gözümü kapatıp bir bilseniz. Özgürlük kadar güzeldi yaşadıklarım.

Gönül bir ceylandır, avcısı da yârdır. Bir denk gelmeyegör alıverir canını. Can'a can olan azdır, canan da olur. Bana yol arkadaşı oldunuz bunca zamandır. Bir insana hayal kırıklığına uğramayacağının güveni renginde gözlerim. Öyle koygun kahverengi, öyle hatrınız içinde okudum. Hâreli olsaydı, ateş böceklerinin gece mavisinde titreyişleriyle okurdum satırlarınızı Eyy Metin Altıok. Sen ne güzel adamsın! Ben ne mutlu bir okurum.

Dalga kıyıyı aşındırır ama yüreklere de tuhaf bir ferahlık verir. İçinizdeki dalgaları kıyımıza vurduğunuz için müteşşekkirim değerli şair...

Son şiirine kadar, yer yer sakinlese de hayal kırıklığına uğramadan okudum. Bitmesin diye, içimden adına domino taşına vurur gibi vurmak gelen şairlere(?) bile vakit ayırdım. Ama bitti. Fakat bittiğine üzgün değilim. Ben bu kitapla dolu dolu mevsimler geçirdim. Eğer şöyle 1000 tane alabilecek olsam alır dağıtırdım buradaki nice kişiye. Allah biliyor içimde bu istek ama bu kadarı beni aşar. Lütfen kendinize bir iyilik yapın ve bu kitabı hayatınıza katın. Sevgiyle kalın.
444 syf.
·10/10 puan
Metin Altıok şiirleri genel anlamda bir iletişim aracıdır onun için. İnsana yada insanın özüne ulaşabilmek, insanı anlatabilmek ve elbette anlayabilmek için kullandığı bir araç. İmgeleri, izlekleri insana dairdir. Şiir onu insana ulaştırır ve hatta insanı sevdirir. Her şiirin görsel bir yanının da olduğunu düşünen Altıok, resme olan yeteneğinin eseri olacak ki, şiirden resimler çizer.

Adına ister öngörü deyin, ister kehanet, hiçbir döneminde sıradanlaşmayan hayatının sıradan bir şekilde bitmeyeceğini de bilir şair. Şiirlerinde bütün bu öngörü veya kehanetlerine de önemli ölçüde yer verir, ki okudukça gözleriniz büyür.(Sis ve Zamanlı Gazel şiirleri) Hayatın, hüzün ve acı yükünü Metin Altıok 'un omuzlarından hiçbir zaman eksik etmediğini görür ve fakat bütün yükünü gururla taşıdığına şahitlik edersiniz. "

1. BÖLÜM: Uzaydan gelen Sivaslılar

Hangi akrabamın hangi kızı tam olarak anımsayamadım ama ben küçükken Sivaslılarla bir kız alıp verme durumumuz olmuştu. Tüm ahali toplanmış böyle filmlerdeki aşiret meclisi gibi istişare ediliyor. Dışarı kız alıp verme konuları hassastır her zaman ama bu kez durum farklıydı. Ben meraklı Melahat böyle şeylerden elbette eksik kalmazdım. İlkokulda okuyorum ama söylenenleri hala hatırlıyorum.

"Sivas'lıya kız mı verilir onlar adamı diri diri yakıyor" demişti bir tanesi.

Öteki ise

-Belki Sivas'ın iyilerindendir. Sivas komşumuzdur demeyin öyle diyordu.

Bir diğeri;

-Tamam bizde dinsiz Azizi sevmeyiz ama zaten eceliyle öldü gitti. Sivaslıların böyle yapmaları şerefsizliktir dedi.

Sonunda ağız birliğine vardılar ve Sivaslıları davet edip durumlarına bakarak kızı verip vermeyeceklerini kararlaştırdılar.

İlerleyen günlerde yine tüm akrabalar toplanıp köydeki aile büyüklerinin yanına gitmişiz. Meclis kuruldu. Sivaslılar geliyor. Büyük bir fikir sınavından geçecekler.

Sivaslının ne olduğunu bilmediğimiz için uzaylılar gelecekmiş gibi heyecanla bekliyoruz çocuklarla. Hayal gücümüzde geniş tabi. Oğlanın biri "Kafalarının üstünde gözleri var." diyor. Bense "Ağızlarından ateş çıkıyor adamı yakıyorlar." diyorum. Bir önceki toplantıdan öğrenmişim Sivaslının ne olduğunu caka satıyorum. (Çocukların yanında ne konuştuğumuza dikkat etmek önemli. Hem yanlış anlıyorlar hemde kesinlikle unutmuyorlar.)

Yine aynı günlerde öğretmenimden de sağlam bir azar yemiştim. Sinir olduğum bir çocuğa "ben Sivaslıyım seni yakarım" dediğimi duyan öğretmenim çok kızmıştı bana. Her gün kaç kez asarım, keserim gibi laflar ederdim öğretmenim çoğunlukla dikkate bile almaz yada kaşını kaldırarak göstermelik kızardı. Asarım, keserim sorun olmuyor, yakarım deyince neden sorun olmuştu, neden böylesine çok bağırmıştı anlamamıştım.

Ve o önemli gün geldi çattı. Aşırı merak ve heveslerle beklediğim Sivaslılar, uzaylı garip yaratıklar değilde normal vatandaşlar çıkınca büyük hayal kırıklığına uğramıştım. Bu hayal kırıklığı sonrası Sivaslılar ilgimi çekmemiş olacak ki sonrasında neler oldu bilmiyorum. Şu an bir Sivaslı eniştemiz olmadığına göre demek ki kızı vermediler. Demek ki o Sivaslılar Adam yakıyormuş.

2. BÖLÜM: Adamım sende mi isyankarsın

Yine bir gün küçüktüm. Akşam haberleri seyreden babam seslendi bana '' Adamın öldü, başın sağ olsun'' dedi.
Sene 1996 Aziz Nesin ölmüş. Banane der gibi bakınca ''sende onun gibi isyankarsın bayan AzizE Nesin'' dedi. Bu açıklamaya rağmen yine anlamamıştım.

Sonra biraz büyüdüm. Lise dönemlerinde bir Aziz Nesin kitabı ilişti gözüme. Hemen hatırladım adamımın adını. Acaba babam bana neden bayan Azize Nesin dedi diye merak edip araştırdım. Hayat hikayesinde Madımak'ı Sivas'ı, 35 kişinin yanarak can verdiğini öğrendim. Bu durum çocukluğumdaki gibi ağzından ateş çıkan uzaylı Sivas hayaletlerden ibaret değilmiş meğer. Öğretmenim bana, Sivaslıyım yakarım dediğimde hak ettiğim için kızmıştı.

Suçluların hepsinin Sivaslı olup olmadıklarını bilemediğim için sadece Sivaslıları suçlar gibi konuşmak istemiyorum elbette. Her evin bile iyisi kötüsü oluyor. Sırf alevi veya ateist diye insanların kendi gibi düşünmeyenlere böyle bir vahşet uygulayabilmelerine şaşıyorum. İnsanlık yaşasın istiyorum. Ateşte yanmanın nasıl bir şey olduğunu düşünüp içim ürpermesin istiyorum.


3. BÖLÜM: ''Kucaklıyor beni Metin Altıok "Aldırma" diyor gülerek''

Bir şair olarak Metin Altıok ismini duymuştum. Herkes okuyor bende okuyayım demiş ve bir kaç ay önce listeye almıştım. Ama hakkında pek bilgim yoktu. Sitedeki yazar profilininde 1993 Sivas yazısını görünce içim cız etmişti. Yanarak ölmüştü. Yakılmıştı zalimler tarafından. O gün o düşünceler o kadar acı geldi ki bana daha fazlasına yüreğim elvermez diye kitabı okumaktan vazgeçmiştim.

Geçen gün şairlerle ilgili bir şeyler araştırırken okuduğum sevdiğim bir şair Behçet Aysan 'ında madımak vahşetinde yanarak öldüğünü öğrendim. İkinci bir yıkım daha oldu benim için. Ben Behçet Aysan'ı okumuşsam Metin Altıok 'uda okuyabilirim diye cesaret verdim kendime ve sonunda zor olsa da bitirdim.

Ben bu kadar üzüldüysem eğer Zeynep neler hissediyordur. Beni gülerek hatırla demiş babası ama gülebildiği hiç düşünmüyorum.

4. BÖLÜM: ''Yaşamak görevdir bu yangın yerinde, Yaşamak, insan kalarak''

Kitaba gelince gerçekten büyük bir sınavdan geçtim. Tam olarak adapte olamadım. Çünkü her acı satırında cayır cayır yandım madımakta mahsur kalmışcasına. Üzerinden zaman geçince tekrar okuyacağım.

Bu kitabı oku diye ısrar eden kankim °°° Merve °°° ve yorum konusunda yine her zamanki gibi yardımını esirgemeyen diğer kankim Mete Özgür e teşekkürler. Bir Acıya Kiracı kalmamanız dileğiyle.
444 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Metin Altıok diye yazılır, Bir Acıya Kiracı, Yerleşik Yabancı diye okunur.

Tanıyanlar bilir, tanımayanlar da bilsin! Metin Altıok, hayatını; acıdan, sevgiden, hüzünden temellere dayanan şiirleriyle inşâ etmiş bir abimizdir. Metin Altıok'a göre; şiir, insanları sevmeye yarar.

Metin Altıok'un, çocukluk yaşlarından itibaren, annesiyle sağlıklı bir ilişkisinin bulunmadığı yazılır ve anlatılır hep. Bu sebeple ki, annesi onun sevgisizlik imgesi olmuştur. Öyle ki, "Anamın bıraktığı yerden sarıl bana." dediği şiiri okurken, 270. sayfaya bir kaç damla gözyaşı bırakabilirsiniz.

Acıları bununla sınırlı kalmaz -ki anne sevgisizliği yeterince büyük bir acıdır- işinden ayrılır, eşinden ayrılır. Onun tek dayanağı kızı Zeynep'e ithafen şiirler yazar.(s.104,121gibi) İkinci kez evlenir. Ankara'da öğretmenlik için başvuru yapar ancak Bingöl'e atanır. Ailesinden ve dostlarından ayrı kaldığı bu süre içinde iki kez de sürgün edilir. Sezen Aksu'nun sesinden dinlediğimiz ve o çok sevdiğimiz "Kavaklar" öndeyişi, Metin Altıok Bingöl'de iken vücut bulur.
"Bedenim üşür, yüreğim sızlar.
Ah kavaklar, kavaklar!" (s.135)

Ancak 90 yılında emekli olup Ankara'ya döner.
1993 yılının, hâlâ daha karanlık, 2 Temmuz'unda Sivas'ta yaşanan Madımak Katliamı'ndan ağır yaralı olarak kurtulur (!) Fakat çok geçmeden, 9 Temmuz'da yangınlarına yenik düşer ve hayata veda eder.
İlginç olan; sanki bütün olacakları önceden görmüş ve yaşamışcasına şiirinde kendisine kefenler dikmiştir Metin Altıok. Aynen şunları der şiirinde;
"Heybesinde yılan
İşaretleri,
Baldıran zehiri
Yüzüğünün içinde
Ve yanında
Kav taşıyan ben;
Tekinsizim size göre
İbret için
Yakılması gereken." (s.177)

Arabeske kaçmak istemem ancak "Bir Acıya Kiracı" Metin Altıok'un sevinçlerinin, hüzünlerinin, özlemlerinin, en çok da acılarının bir derlemesidir. Bu derlemede daha önce yayınlanmış şiirlerinin yanısıra yayınlanmamış şiirleri de yer almış.
Şiirler biçimsel olarak çeşitlilik arzediyor.Hatta alışılmışın dışında, şahsına münhasır biçimlerde şiirler de sunuyor. Bunun yanında ressamlık yönü de bulunan Metin Altıok'un çizimlerinden örneklere de yer veriliyor ki, kapak resmi de onlardan biridir.

Benden bu kadar dostlarım.
Herkese iyi kitaplar... :)
432 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
¶¶Kimi zaman çocuğum Bir müzik kutusu başucumda Ve ayımın gözleri saydam. Kimi zaman gardayım Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar. Ne zaman bir dosta gitsem, Evde yoklar.¶¶

¶¶Baktım annem yoktu yanımda;
Sırtımda bahriyeli giysimle,
Ben bir kez kayboldum çocukluğumda¶¶

Yazdığın her mısra da bir sen yaşatmayı nasıl başardın ki Altıok?.. Çoğunluğa hitap ederken yalnızlığını yazmışsın hep. Kendi üzerinden bizim benliğimize...

Dünya bir gurbetti ama Metin Altıok gurbetinde gurbetinde yaşadığını şiirlerinde öyle hüzünle hissettiriyor ki, ne acı bir yere ait olduğunu hissedememek. İnsan ancak bir yerlere ait olduğunu hissettiyse anlıyor bunun yokluğunu çekenin acısını.

Çocukluğunda anneden görmediği, yaşamadığı sevgiyi anlattı şiirlerinde, babasına bir nebze de tutunarak.

¶¶Ölümü arayarak geçti
Bunca yılım.
Kötü annem
Beni komşunun oğlu kadar seven,
Yok olan babamdı belki
Ölüm tutkumu pekiştiren.¶¶


“Arkadaşı Mehmet Taner’e anlattığı trajik hikayede olduğu gibi…
Ki bu hikaye, şairin sonu düşünülerek okunduğunda söylenecek söz bırakmaz insana:
“Biliyor musun, beni kaynar kazanda kaynattılar” dedi Metin Altıok birden. Yüzü karmakarışıktı… Küçücük bir çocukken, İzmir taraflarında, annesiyle babası tarladaki işleriyle meşgulken, bir ağacın altına bırakmışlar onu. O yaz sıcağında, bir akrep tarafından sokulmuş: Akrebin zehrini alsın diye, çevredekiler, ateşin üzerine koydukları bir kazan dolusu suya sokup, suyu kaynatmışlar… Gözyaşlarına boğulmuştu, “Küçücük yahu, daha küçücük bir beden suda kaynatılıyor, düşünsene” demişti”

“Kız kardeşi Meral Altıok’a “On taneden fazla şiir kitabı çıkarmayacağım, elli yaşından fazla yaşamayacağım, ölümüm yatağımda sıradan bir ölüm olmayacak.” demiştir Metin Altıok. Dediklerinin hepsi de çıkar ne yazık ki. Metin Altıok bilir gibidir başına gelecekleri. Sadece bu sözüyle değil, şiirleriyle de anlatır, kendisini bekleyen sonu.”

Eşim dediği insan bile bu yolda yalnız bıraktı onu, diğer bütün aydın arkadaşları gibi üzerine bir türlü oturtturulmayan dayatmaları haykırdı ateşler içinde yandığı son dakikaya kadar. Seni yakanlar cehennem ateşlerinde yansınlar, hani derler ya beddua ederken ”Huzur mahşerde rahat yüzü görme” diye. Görmeyin rahat yüzü. Eğer hala varsa bir parça insanlığınız hapsedin kendinizi kendi zindanlarınıza son nefesinizi verene kadar. Kendi pisliğinizde boğulun.

Saygı, sevgi, hürmetle yad ediyorum seni bir acıya kiracı olan kıymetli insan :((

Okur kalın.
444 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
"İnsan usul usul ölmek için gelir dünyaya.
Başlar her gün biraz daha insan olmaya.
Ve ölürken usul usul ne tuhaf,
Âşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya." #29074570

2 Temmuz 1993 günü aldılar ellerine ateşi,
Kendi günahlarını yıkmak için aydınlığa,
Toplandılar Madımak’ın önünde,
Haykırdılar “yakın bu şerefsizleri” diye.
Kalabalık çoğaldı, karışan olmadı,
Devletin memurları izliyordu,
Tıpkı kaldırımda ki kedi gibi,
Sakalları vardı uzundu,
Kafalarında takkeleri vardı,
Şeytan taşlamaya gelmiş gibiydiler ama;
Ellerinde alınacak canların ateşi vardı…
Verdiler ateşe Madımak’ı,
İçeride yansındı, kül olsundu aydın zihinler,
Çünkü fazlaydı onlara aydınlık.
Karanlıkta yaşamak için, kıydılar canlara,
Nefretleri yüzlerinden okunuyordu,
Sloganlar atıyorlardı,
Sorsanız, çevirseniz birini,
İçeridekiler kim di?
Bilmezdi cahil, çünkü doldurmuştu onu sahibi,
Ağır yaralıydı Metin Abi,
Yaşama şansı vardı diğerlerine göre,
Beklediler, beklediler ama durum değişmedi…
Fikirleri yakamayanlar,
Yaktılar OTUZ ÜÇ aydını diri diri…
Sivas’tı Şehir,
Madımak’tı Otel,
Lâik Cumhuriyet’in aydınlarının yakıldığı gün;
93 Temmuz’un ikisiydi…
Bedenleri yaktılar, kaldı fikirler,
“Fikirler Ölmez” hala anlamadılar…

https://www.youtube.com/watch?v=M_Up9IuLtls

*
Şiir sevmeyen bir insana şiir sevdirebilecek, şiir çeşitlerinin hemen hemen hepsini içinde barındıran, aşkı, sevgiyi, üzüntüyü, sevinci mutluluğu – mutsuzluğu, doğayı, hayvanı işleyen, günlük hayatımızdan bizi alıp; düşlerin gerçekliğine konduran bir yapıt. Sindire sindire okuyun… Başucu şiir kitabınız olmaya aday şiirler barındırıyor.

Gönül isterdi ki keyifli bir inceleme yapayım lakin yakın tarihimizin bize yaşattığı acı içimizde bir burukluk yaratıyor.

Metin abi, insanlığın için, yaşadığın hayat ve bizlere bıraktığın değer ve şiirler için teşekkür ederim. Bu özel şiir kitabını bana hediye eden Mete Özgür’e, buna vesile olan ve şiir okumam için fazlasıyla telkinde bulunan DUA ‘ya teşekkür ederim. Bu muazzam şiir kitabı ile tanışmamın nedenlerisiniz.

İnsanların yakılmadığı, birbirlerini sevgi ile kucakladıkları bir dünya temenni ediyorum.

Kesinlikle okuyunuz… Kalın sağlıcakla…
444 syf.
·258 günde·Beğendi·10/10 puan
Yeni sayılabilecek kadar kısa zaman önce tanıştım Metin Altıok'la.
Bugüne kadar nasıl denk gelmedim bilmiyorum. Neden denk gelmedim onu hiç bilmiyorum.Uzun lafın kısası geç oldu ama güzel oldu. Yeni bir dost edinmiş kadar mutlu oldum.

Her cümlede sıcaklığı hissettim ve şairin yerine koydum kendimi...
Ben olsam nasıl yazardım ya da nasıl yansıtırdım duygu ve düşüncelerimi. Ama anladım ne ben Metin Altıok'um ne de şair diyebilirim kendime. Yine de çok güzeldi onun gözlerinden bakmayı denemek.

Her dize ayrı bir lezzet verdi bana ve okuduğum şiir kitapları arasında en çok tat aldığım bu oldu.

Nur içinde yat Metin Amca...
432 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Kaybolduğum kendimi arıyorum. Uzun süre oldu bu yokuşu tırmanmaya başlayalı. Ha sanmayın şöyle benim niyetim zirveye ulaşmak değil. Yollarım zorlu o yüzden yokuş yukarı tırmanıyorum. Bir kayanın ardında belki minik bir taşın altında benlik arayışım devam ediyor. Nasıl tırmanmaya başladıysam bu yokuşu an gelecek aheste aheste inerek sefasını süreceğim. Yokluğumda izimi bulamayasınız diye her gün başka bir şiir kitabında gönül eğliyorum. Tuhaf bir durum oldu yine çok değer verdiğim ama tanımadığım kimseler tarafından kıymet bilinmezliğim öne sürüldü. Oysa kimse bilmez ben en ufak bir umuda tutunup gökten kanatlarımla kendi gezegenimi ararım. Ait olduğum, ait olmuşluğum yoktur. Yitirdiğim kendimi arıyorum. Ve ben bu beden bu tende durdukça giderim gitmektir benim Yenilmezliğim. Yitip gitmek, çekip gitmek, gitmek olsun, tükenip gitmek. Ona da varım ben. Bu bedenin amacı o. Gitmek! En büyük zaafım. Sessizce çekip gitmek...
Kanayarak acıdan nefes alamaz hale gelerek göğüs kafesimin altındaki kalbi dağlaya dağlaya gitmek. Hani olur ya an gelir daralırsınız yoruldum dersiniz son bir kez daha çırpınırsınız belki biraz olsun nefes alırım diye. Alırsınız ama bu sefer nefes aldıkça derin derin açılır kalbinizdeki yaralar.
Yittikçe yitiyoruz.
Gittikçe gidiyoruz.
Kimselerin bulamayacağı kimselerin ulaşamayacağı bir kabuk buldum kendime bazen iki sözcükten oluşan bazen bir kaç dizeden bazense bitmek bilmeyen bitmesini istemediğimiz yığınca sayfalardan oluşan ince kırılgan bir kabuk.
Bu kadar kısıtlı aslında kabuğum
Bir parmak şıklattmalık uzakta.
Okyanus derinliği kadar uzayıp gitsin isterim.
Kimseler anlamayacak ümidiyle bir sürü gereksiz açıklama yaparsınız sanki çok anlayacaklarmış gibi yine olmaz anlamak istemeyen hiçkimse yaptığınız açıklamalarla da anlamaz. Onların yaşam felsefesi de budur anlamamak. Onun için ben o yokuşu tırmanmaya başlarken azığıma bir bedenimi bir de acılarımı aldım ne varsa bana kalan onlar değerli. Diğer her şeyi geride bıraktım. Benim acılarım sandığınızdan daha değerli herkese anlatıpta elimde kalmış en kıymetli varlığımı kaybedemem.
"Ama gitmektir benim
Yenilmezliğim dünyada.
Ve ben durmaz giderim,
Bu can tende durdukça"
444 syf.
·Beğendi·10/10 puan
"Ördüm de ilmek ilmek sırtıma giyemedim ömrümü.." Şairin beni derinimden sarsan bu sözünü tesadüfen bir yerde okudum ve hemen bu kitabı okumaya karar verdim. İnsanın karşısına tesadüfen çıkan bir söz ona apayrı bir dünyanın kapılarını açabiliyormuş çünkü bu söz ile hayatımın seyri, yaşama bakışım, insana verdiğim değer bambaşka bir boyut aldı.
Şair, kalbi çiçek açmış o güzel insanlardan biri. Hissiyat olarak da kendime en yakın hissettiğim kişilerden birisi oldu. Hislerini samimi bir sadelikle ancak bir o kadar da vurucu şekilde açıklayan bir kalem.. Keşke o yangın sonrası ölmeseydi, daha çok şiirini okuyabilseydik..
Şükrü Erbaş'ın Metin Altıok'u anlattığı bu cümlelerle bitiriyorum incelememi;
Bir kendine sürgün: Metin Altıok
Türk şiirinin, bedeni yüreğinden, yüreği bedeninden ince bu soylu şairi, acı ve ölümle eşitlediği aşk, gurbet ve yalnızlıktan bize güzellikler dokuyarak ayrıldı aramızdan.
444 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Madımak Katliamı'nda kaybettiğimiz büyük şair, şiirlerinde ona özgü olan romantizm ve hüznü bazen özel teknikleriyle bazen mecazlarıyla oldukça çarpıcı şekilde yansıtmış. Kesinlikle okunması gereken bir kitap . Okumadan önce Carina'nın Günlüğü'nü de izlemenizi tavsiye ederim.
444 syf.
·Puan vermedi
Fırat Özbey abinin bu iletisinden
#39035990 sonra koştum kitabın üstüne. Üçyüzyetmişbeşinci sayfasında Metin Altıok da aynı sürahinin derdine değinirdi. Koca sayfayı bir bu cümle kaplamış;
'Neden hep boş bir bardağa yüksünmeden boyun eğer sürahi?' diye sorar, aslında sormaz; hayat bilgisi üzerine gözlemciliğini, toplumsal damarlardan nasıl yakaladığını göstermek istiyordu abimiz. Tıpkı,
https://1000kitap.com/_belirsizlik 'in; 'Hayattaki bütün amacım basit yaşamak, basit düşünmek, yarın hakkında hiçbir şey bilmemek. Belirsizlik içinde günü yaşamak, bir şeyler üzerinde düşünebilecek kadar kelime bilmek. Fazlasını istemiyorum. Varlığımı kanıtlamak gibi bir derdim yok.' demesindeki, ölümümü olumlayacak-tanımlayacak değilim mertebesi gibi. Yine bu soru Feridun Urfa'nın, 'sen Tanrı'nın kendiyle monologu, sen yalnız bir kadının çıldırmış hali' dediği nüktelere de eş düşmüyor mu, her ne kadar bu bilince hareketle yazılmış olmasa da benim için aynı tematik bütünlüğe denk düşüyor.


Geçen kafamı kaşıyordum parkın birinde. Üzerime bir kaç gözün dikildiğini fatketmem biraz zaman almış. Neyse ki zaptedebildim kaşıntıyı da, elimi tekrardan ceplerime montalayabildim. Durup düşünüyorum; sahi neden bakıyordular bana o parktakiler. Bir süre onların gözüyle kendimi izler buldum beni. Kim bilir neler düşündüler hakkımda. Bitli biri olduğumu mu dersiniz...İnsan mıydım, değil miydim? Sanmıyorum biri hayranlıkla bakıyordu. Herhalde bir şeyler düşündüğümü, dertlerden kafayı sıyırmış olduğumu felan düşünmüştü. Faraza kirli sakalımda onaylatmıştır düşündürdüklerimi. Pek bir ayarı olmayan dünyalılar işte, eylemlerinin nihayeti kestirilemiyor. Baker'in Aşındırma Denemeleri/okurlar kitabının ikiyüzonsekizinci sayfasında 'mümkün dünyalar' diye bir ibareye rastgelip üzerine epey düşünmüştüm. Yer aldığı pasajın ilgili yerleri;
"Bir azınlık, nerdeyse kaçınılmaz, cehennemi ve acı verici bir zorunlulukla kendisini 'çoğunluk' görünümlerinden birine dahil etmek ihtiyacını hisseder. Merkez rücu, bir bozgun, bir ricat halini alır. Yitirilmiş ve hiç yaşanmamış bir 'mümkün dünyalar' çoğulluğu çoğunluğun egemenliği açısından tehlikeli, serseri sarsıntılar yaratır."



Velhasıl buralardan birtakım ipuçları da alıp, maddeler alemindeki devinimin dur duraksızlığına rağmen, mananın vücut bulduğu modelin bazı mutlakları gibi çıkarımlar elde etmeye, hatta Russell'ın 'Tanışıklık ve betimleme yollu bilgi ayrımına' temas etmeyi planlıyordum kafamda ama beceremedim. Beynimin çatırtıları eşliğinde yazara yöneleyim;
Uzun saçları ve gözlükleri vardı, yakışıklıydı da, sürahi gibi tutulacak bir kulpu olsun asla istemezdi. Zaten Füsun'dan yakayı sıyırır sıyırmaz memleketimin toprakları üzerinde sekiz yıl kadar cirit atmasından belli. Bir de felsefe mezunuysan, oh ne ala memleket.
Kısacası şiirde yer alan dil malzemesinin yapısı ve fonksiyonu üzerinde çok durulur.
Lafız ile mana arasındaki münasebet, yani gösterge ile kavram arasındaki ilişki içine girersem, çıkamam, ancak kör topal...Ki edebi tür içinde düşünülüp ele alınması gereken eserlerin tamamını okumadan, özelliklerini hatta bütün unsurlarını dikkate almadan söz konusu tür hakkında kanaat belirtme hakkına da sahip miyiz, sanmıyorum. Aynı esere sayısız yorumlamalar geliyor, ki pek azı dışında ne tasniften, ne tasvirden, ne tenkitten, ne de estetikten hareketle değerlendirmeler değil. Eserin yapısı, anlatma tekniği, bütünüyle tasvirinden uzak yorumlamalar...Doğrusu bütün bunları yapabilecek donanıma sahip değilsek, bir iki cümle ile durumu geçiştirmeye çalışmak tercih edilmesi gereken olmalı. Hiç değilse eserin hüviyetine halel gelmiş olmaz. Esere vücut veren, retoriği, muhtevası, belagatını ararken temayüzlerle vakit harcamış olmayız, ya da kanmış, bilahare aldatılmış da...

Beni bu konular üzerinde -işin içinden sıyrılamamamla- düşünmeye meyledenlere selam olsun. Belki çok sonraları, düşünmeye dair mecalsizliği ve yetersizliği aşacağım günler görürsem bu konular üzerinde düşünmeye tekrardan yelteneceğim.
444 syf.
Metin Altıok'un bir paylaşımını yapmıştım sanırım üç yıl kadar önce. Yine kavaklardı paylaşımım, bende yeri hep ayrı. O gün Metin Altıok'un arkadaşından paylaşımıma bir yorum geldi.
Şöyle yazıyordu:
“Nurlar içinde yat sevgili arkadaşım.
Bir Bingöl akşamında aynı yere bakmıştık.
Ben sadece karanlıkta iki kavak ağacı görmüştüm. Oysa sen 'kavaklar'ı yazmıştın.
İşte bu kadar büyüktün."
Bu cümlelerin üstüne daha ne denilebilir bilmiyorum. Nurlar içinde yat Altıok!
"Ben" diyorsam eğer bilin ki o sizsiniz.
Ne çok şey paylaşıyoruz sizinle,
Sessizce ve belli belirsiz;
Kiminizle acıyı, umudu kiminizle.
Metin Altıok
Sayfa 227 - Kırmızı Kedi - 2019
Sevgilim korkutmasın seni gözlerimin
Ta içinden bakar uykusuz puhu.
Çünkü o yaşadığımız bu karanlık günlerin
Yarattığı soyut bir direniş ruhu.
Metin Altıok
Sayfa 237 - Kırmızı Kedi - 2019
Bilmemem gereken
Şeyler öğrendim.
Sorular sordum
Sormamam gereken.
Gördüm apaçık
Görmemem gerekeni.
Söylenmezi söyledim.
Suçum büyük
Ve taammüden
Metin Altıok
Sayfa 178 - Kırmızı Kedi - 2019
Kendimden geçmek için aylarca didindim;
Yüreğimden yüreğine kazdığım tünelde.
Sonunda senin yumuşak toprağına girdim;
Bundan sonrası kolay gidecek herhalde.
Metin Altıok
Sayfa 235 - Kırmızı Kedi - 2019
Ben yaşama da, ölüme de inandım;
Tamamlar sandım eksiklerimi.
Çarşıları hep birlikte gezerdik;
Biri dostumsa, sevgilimdi öteki,
İkisinin adını yanyana andım.
Metin Altıok
Sayfa 265 - Kırmızı Kedi - 2019

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Acıya Kiracı
Alt başlık:
Bütün Şiirleri
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
461
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759169305
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Yayınları
Baskılar:
Bir Acıya Kiracı
Bir Acıya Kiracı
Bir Acıya Kiracı
Beni hoyrat bir makasla
Eski bir fotoğraftan oydular.

Kırmızı Yayınları Metin Altıok'un bütün şiirlerinin bu yeni baskısında; dergilerde kalan 4 şiirini de unutulmaktan kurtararak bir acıya kiracı adıyla yeniden yayımladı.

Kitabı okuyanlar 1.050 okur

  • Hanifi
  • Müzikli Kütüphane
  • ftmclk
  • Ozan Baran DİLEK
  • gizemin_kitapligi
  • Mamoste
  • sonat erd
  • Emre AGDAG
  • Anozies
  • Can S.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.5 (5)
9
%0.9 (3)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0