Bir Adam Girdi Şehre Koşarak

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.013
Gösterim
Adı:
Bir Adam Girdi Şehre Koşarak
Baskı tarihi:
Haziran 2012
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759962814
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Yayıncılık
MEKSİKA SINIRI ve KAFA DENGİ TELEVİZYON PROGRAMLARININ VAZGEÇİLMEZ SUNUCUSU TARIK TUFAN’DAN...

Camlardan ölesiye sarkan gündelikçi kadınlar, elindeki eczane poşetleriyle çaresiz bekleyen yaşlı adamlar, pazar yerlerinden artık toplayanlar, eskimiş kıyafetleriyle düğün salonlarında şarkı söyleyenler, sefer tasından utanan genç adam ve diğerleri.

Şehrin ötekileri yani. 

Biraz Raif Efendi, biraz Maria Puder, Sartre, Bachelard, Anna ve biraz Kudüs.

Karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir şehirde hayatta kalabilmek için her şey.

Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulabilmek için yani.

Tarık Tufan, “Bir Adam Girdi Şehre Koşarak” kitabında her şey hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri ve onların mekanlarını anlatıyor.
Dün Yüksel Caddesi’ndeki Dost Kitabevi’ne girdim ve hemen soluğu görevlinin yanında aldım çünkü alacağım kitap belli , saat geç, en çok satanlara en çok okunanlara falan bakmaya vaktim yok anlayacağınız.
Yazarın Beni Onlara Verme kitabını sordum, düştü önüme görevli geldik orta bölümün sağında en baştaki kitapların önüne.... Yok , aradığım kitap yok, ama ben illa ki onu istiyorum , tükendi diyor... Çaresiz araya başka kitap alacağım diyerek mevzubahis kitabı alıyorum .
Sitede fark edenler oldu, tarzımın tamamen dışında bir kitap ve
ilk kez okunan yazar...

TARIK TUFAN...
YARAYA TUZ BASAN ADAM...
Yakasına yapışmış cümleler, öyle diyor.... Tamam da benim suçum ne? :)
Bir yumrukla ve kavgayla hallolacak konu taaaa nerelere geldi! :))
Beyaz bir at üzerinde siyah giysiler içinde (BEŞİKTAŞLI ) bir şehre girdi bir kahraman...
Beyaz atlı prensin bir misyonu var.
Elçinin elçisi o ...
Kahramanımız atına atlayıp banka baskını yaptı ve görevlileri halkı soymakla suçladı ve onları öldürmekle tehdit etti diye kitap fantastik sanmayınız. Görevli ile arasında geçen son derece gerçekçi diyaloglarla büyülü gerçekçi derseniz daha isabetli olur.

BU KİTAP BİR SAYIKLAMA KİTABI
Virgüllerle çoğaltılmış, depresif, küskün, kırgın, naif bir adamın sayıklamaları...
İSYAN EDİYOR
Savaşa...
Kapitalizme...
Çocuk istismarına...
Kadına şiddete...
Yalana....
Kaybolmuş şehirlere...
Satılmış hayallere...
Tanrı’yı matematikle hesaplamak isteyenlere...
Kalpte birikenlerin , aklı işgal eden fikirlerin kağıda dökülmemesine...
Müslüm ve Orhan Baba sevmeyenlere...
Neşet Ertaş’la unuttuklarını hatırlamayanlara...
İçimizde sıkıştırdığımız karanlıklara...
Cevapsız sorulara...
Aşksız yaşamlara...
Uzun hesaplara...
Botoksa... ( bu isyanı çok gereksiz buldum)
Okşanmayan saçlara...
Dua etmeyen dillere...
Merhameti unutanlara...
Masumiyeti kaybetmelere...
Sonu mutsuz biten masallara...
Yitip gitmelere...
İnsanın kayboluşuna.....
Sana, bana, ona...
Kendine...

Kitap ne modernist ne postmodern ne egzistansiyalist ne natüralist....

Ne yaşıyorsak o!
Ne yaşamışsak o!
Ne gördüysek o!

Dua ile biten bölüm ayrıca takdire şayan: Elimizden tut ...

Dipçe: Mistik yönü ağır basanlar, bu beyaz atlı kahramana kapınızı açın.
Kitap üzerine detaylı bir inceleme yapmak yerine olabildiğince kısa tutarak aklımda kalanları toparlamak niyetindeyim...

Tarık Tufan çok sık karşıma çıkan bir yazardı. Bu kitabı da hakkında edebi anlamda fikir sahibi olmak için alıp okudum. Okumaya sabah başladım ve günün büyük bölümünde dışarıda olmama rağmen gece bitirdim. Kitapta 1-2 sayfalık (bazen 1-2 cümleden oluşan) toplam 68 deneme var. Pek çok farklı konuya değindiği için yazarı ve fikirlerini tanıma noktasında iyi bir başlangıç kitabı olabilir.

Ancak Cemil Meriç ya da Galeano seviyesinde deneme kitapları okuyanlar için bu kitap oldukça yavan gelebilir. Çünkü şahsen, bir deneme kitabı yazmak için daha fazla birikim, tecrübe ve zihin açan fikirler olması gerektiğini düşünüyorum. Mesela Eduardo Galeano , Aynalar kitabını ömrünün son demlerinde yazmış. Kitabın sayfalarında ilerledikçe, yılların verdiği bilgeliği ve oradan zihinlere yansıyanları berrak bir su gibi görebiliyorsunuz... Cemil Meriç 'i zaten konuşmaya gerek yok... Bir Cemil Meriç kitabı okumak, bir üniversite bitirmek gibi bir şey... Tarık Tufan’da ise böyle bir birikim ya da fikir üretkenliği göremedim açıkçası. Kitaba başlamadan önce nasılsam, bitirdikten sonra da öyleyim. Bana kattığı yeni bir bakış açısı olmadı. Oradaki eksikliği daha süslü cümlelerle, yani estetikle dengelemeye çalışmış.

Kitabın adı Yasin sûresinin 20-21. ayetlerinden geliyor. Kitapta yer yer İslami bakış açısına uygun fikir ve figürlere yer verilse de bu kitap sadece muhafazakarlar için yazılmış dersem yazara haksızlık etmiş olurum. Dediğim gibi, genele hitap eden pek çok konu var. Ancak Gazze, Kudüs gibi muhafazakar kesimin daha fazla hassasiyet gösterdiği bazı 'anahtar kelimeler' içi yeterince doldurulmadan denemelere özenle eklenmiş... Bu yüzden yazarı bazı konularda çok samimi bulduğumu söyleyemem... Bazı denemeler biraz 'tribünlere oynuyormuş' izlenimi verdi ve bu beni biraz rahatız etti...

Merkezinde kadın olan denemelere baktığımızda, kadınlara bakışı konusunda herhangi bir aşırılık ya da seksist bir ifade görmedim. Tam tersi, çok net bir duyarlılık var bazı denemelerde. (Örnek olarak, 29 ve 65. sayfalardaki denemeleri verebilirim.) Bu paragrafı yazma nedenim NigRa 'nın Ve Sen Kuş Olur Gidersin kitabına yaptığı #32932694 incelemede tartışılan bazı sorunlu ifadelerle alakalı... Hangisi yazarın bu konudaki gerçek fikirlerini yansıtıyor bilemiyorum. Amacım, sadece oradaki tartışmaya genişlik kazandırmaya çalışmaktan ibaret:)

Kitaptaki denemeler için 'aforizma peşinde koşmuş' dersem çok ağır ve haksız bir eleştiri olur. Ancak benim bir deneme kitabından beklentim fikirsel düzeyde olduğu için ve bu noktada kesinlikle tatmin olmadığım için geriye maalesef sadece bu süslü cümleler kalıyor dersem çok da abartmış sayılmam...

Kitapta en beğendiğim deneme 114. sayfada yer alan deneme oldu. (Bazı adamlar için yaşamak ne kadar zorlaşıyor farkında mısın? cümlesi ile başlayan...)

Netice itibariyle, artık Tarık tufan hakkında az da olsa bir fikir sahibi olduğumu düşünüyorum. Yine de yazarın 7 kitabı olduğunu ve romanlarının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak isterim...

Benim bu kitap özelinde izlenimim yazarın oldukça abartıldığı yönünde... Siyasi duruşunun ve ülkemizde rüzgarın estiği yönün bu satış rakamlarında oldukça etkili olduğunu düşünüyorum... Siyasi iktidar, kendi tabanındaki Y ve Z kuşağına artık Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi isimlerle yeterince etkili bir şekilde ulaşamayacağının bilincinde ve uzun zamandır kendi pop-kültürünü ve kendi edebiyat aktörlerini oluşturmak için yoğun bir çaba sarf ediyor... Bu çabanın hedefe varması için alınması gereken uzun bir yol var... Bol Gazzeli, Kudüslü, bol süslü cümleler, başlangıç için fena bir tercih sayılmaz(!)... Bu serencamın sosyolojik analizini de başka bir incelemeye bırakalım...

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim...

Herkese keyifli okumalar...
Farklı tarz yazar ve kitaplar okumaz isek nasıl değişebilir ve gelişebiliriz? Hep aynı tarz ve kitap okumak tekrar değil de nedir?


Tarık Tufan'a Nephren Ka 'nın alıntılarını gördükten sonra ilgi duydum ve ardından bazı kitaplarını aldım.Şanslıyım ki, bu kitaba önyargısız olarak başladım. Şayet sitedeki incelemeleri okuyup kitaba başlasaydım belki kitap hakkında düşüncelerim farklı olabilirdi. Çünkü, incelemelerine değer verdiğim insanlar yazara ve kitaplarına karşı çok farklı açıdan yaklaşmışlardı. Kimisi beğenmiş, kimisi beğenmemişti. Ama arkadaşlar farklı düşüncelerini belirtirken, olması gerektiği gibi gayet saygılı bir biçimde eleştirilerini yazmışlardı. Ama dikkatimi çeken ve beni üzen, Tarık Tufancılar ve olmayanlar gibi bir gruplaşma olması. Ben bu bağlamda hiçbir gruba ait değilim. Zaten yeteri kadar ayrışmışız. Birde böyle ayrışma olmasın bari. Dünyaya soldan bakan bir insan olarak Tarık Tufan'la ortak noktada buluştuğumuzu söyleyebilirim.

Kitap, yazarın ''Yakama yapışan cümleleri yazdım. Bir cümle insanın yakasına yapışır mı demeyin, yapışır." cümleleri ile başlıyor. Ardından yakasına yapışan süslü cümleler ile okuru sokakta, okulda,fabrikada, metroda, otobüste, vapurda gezdirmeye başlıyor.

Yazar kitabında " Ötekiler" den bahsetmiş. Ötekilerin hayatını denemeler yoluyla anlatmış.Bu anlamda Eduardo Galeano'nun " Ve Günler Yürümeye Başladı" kitabına benzettim. Kesinlikle iki yazarın aynı seviyede olduğunu söylemiyorum ama anlattıkları aynı: Ötekileştirilenler, dışlananlar, ezilenler...

Peki kim bu ötekiler? Yoksullar, gündelikçide çalışan kadınlar, sefer tası taşımaktan utanan insanlar, tabiri yerindeyse kendileri giymeyip çocuklarına giydiren anneler ve babalar, savaşta ölen çocuklar, şiddet gören kadınlar, taciz gören çocuklar, kapitalizmde ezilen insanlar, çekip giden ve bir daha gelmeyecek olan sevgililer... Yani biz, hepimiz.

Yazarı ve anlatımını sevdim. Cümleleri kurarken yaptığı süslü anlatımlar da hoşuma gitti. Ayrıca dilinin farklı bir mizâhi yapısı vardı. Kendimi de ötekilerden ve ötekilerinin yanında biri olarak gördüğüm için hiçbir sayfasında rahatsız olmadım. Eduardo Galeano neler anlatmışsa Tarık Tufan' da benzer konulara değinmiş.İnsanlığın ortak kaygıları.


Farklı yazar ve kitapların okunması gerektiğini tekrar söylüyorum. O yüzden okumayı düşünmeyenlerin yazara bir şans vermesi gerektiğini söylüyorum. Herkese ön yargısız okumalar diliyorum.
O sırada şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi; şöyle dedi: "Ey kavmim! Bu elçilere uyun. ﴾20﴿ (DİB. Kur’an-i Kerim Meali, Yâsin Suresi, 20)

Merhaba kitapsever arkadaşlar, küresel dünyada uzun zamandır kendisini tanısam da bu, yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitap içerisinde “spoiler” -okurbozan, okurkaçıran ya da okurayartan- vardır.

Kitap ismini yukarıda yazmış olduğum ayetten almakta ve bana göre her ne kadar şehrin öbür uçundan koşarak gelmese de, modern/kentli hayatın tam göbeğinden fırlamış ve bu misyonu yüklenmiş bir kitaptır kendisi. İçerisinde, modern hayatın hengâmesinden kendini kaybeden insana nahif bir şekilde seslenen birbirinden güzel denemeler var. Denemeler son derece kısa ama içerik olarak dolu ve net.
Yazarımız Tarık Tufan ilksöz’üne; “Yakama yapışan cümleleri yazdım. Bir cümle insanın yakasına yapışır mı demeyin, yapışır.” diyerek başlıyor ve adeta kendi yakasına yapışan cümleleri hissettirmeden bizim yakamıza iliştiriyor. İşte günümüz toplumda kanayan bir yara olarak yakama yapışan bir kelime; “Çünkü en iyi o kadınlar bilirler ki, bu ülkenin genç ve güzel kızları hüzne en yakın insanlardır. Bu topraklar da güzel kadınların yaşamaları muhtemel çok acı vardır.” Bu alıntı daha önce üçüncü sayfa, son zamanlarda birinci ve ikince sayfa çıkan “kadına şiddet” haberlerine ne kadar da uyuyor. Şiddetin kadını, erkeği, çocuğu ve hatta hiçbir meramını anlatamayan hayvana yapılanı bile olmaz biliyorum ama bazı coğrafyalarda kadın olmak gerçekten zor. Daha doğrusu artık kadın olsun erkek olsun modern insan için daha zor olanı galiba sadece İNSAN olmak, evet sadece İNSAN OLMAK.

Tarık Tufan’ın sesinde bir taşralılık hissettim ben. Bu ses, kentli yaşamından sıkılmış kendini bir an önce toprağa yani öze, insanın kendisine salmak istiyor. Taşra deyince aklıma iflah olmaz bir taşra savunucusu olan Anadolu’nun güzel hikâyecisi Mustafa Kutlu geliyor hemen. (Kutlu okumaya açık davettir. :D)

Yazarımız modern hayatta her şeyin otomatik olduğunu ancak aşkın ve dostlukların kurmalı saat gibi sürekli kurulması ve ilgilenilmesi gerektiğini şu ifadelerle çok güzel aktarmış bize. “Modern hayat; otomatik, mekanik, tekdüze, tek sesli, naylon, kokusuz, steril, tek frekanslı aşkları dayatıyor hepimize. Oysa aşk, masa üstündeki kurmalı saattir. Gözlerine bakmayı, ellerine dokunmayı gerektirir. Dostluklar da böyle bir yanıyla. Siz sanırsınız ki, o eski dostlar bıraktığınız yerde aynı mekanik döngüyü sürdürürler.
Öyle değil.
Dostlar da kurmalı saatler gibidir; onların da kalplerine dokunmalısınız.”

Şehrin öbür ucundaki adamı beklemeden kendimize, sevgimize ve sevdiklerimize sahip çıkmak dileği ile….
Sevgi ve saygılar.
Final haftasında adeta ilaç gibi gelen bir Tarık Tufan eseri. Kekeme Çocuklar Korosundan sonra bir göz atmak için elime aldığım bu kitabı bir daha bırakamadım. Bir solukta bitti.

Yeni yeni tanıştığım yazarın her eseri bende ayrı bir yer edinecek sanırım.

Kitabın arka kapağında da söylediği gibi, hayat hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri, yani bu düzeni kaldıramayanları anlatmış bizlere..
Yer yer Maria Puder, Sartre, Kafka, Raif Efendi gibi hayatlara değiniyor.
Yer yer Kudüs, Diyarbakır, Gazze veya İstanbul'da yorgun düşmüş hayatlara dokunuyor...

Kitaptan bazı alıntılarla devam edelim ,

**
"şehrin en uzak ucundan bir adam koşarak geldi ve; 'Ey kavmim!' dedi, :Bu elçilere uyun! Sizden hiçbir karşılık beklemeyen ve kendileri doğru yolda olan bu kimselere uyun! '" Yasin Suresi 20-21
...
Kavmi elçileri yalanladığında, uğursuzlukla itham ettiğinde, zarar vermeye hazırlandığında koşarak gelen adam benim kahramanım.
...
O adam bizim şehrimize de gelse.
Bütün kirlerimizden arındırsa bizi. Rahman'ı anlatsa. Bizden hiçbir karşılık beklemeyen mübarek Elçi'yi ve dostlarını. Haydar'ı Kerrar'ın cenklerini, Sıddık'ın geniş yüreğini, Hattab'ın oğlunun adaletini ve Zinnureyn'in utanma duygusunu...

Koşarak gelse. Biz tükenmeden, ruhumuzu tüketmeden önce gelse.

**

Bu mekanikleşen dünyaya bir adam girse koşarak...
Dünyada eksik kalan tüm bu duyguların canlı örneklerini sunmuş bizlere, kısa kısa denemeler halinde.

Çekilen acıları, bu döngüye ayak uyduramayanların ve yorgun düşen insanları kafamıza çaka çaka anlatmış.
Yeterince kendinizi vererek okursanız sizi ağlatabilecek, dünyanın gerçeklerinden bahsediyor... hem de her cümlesinden edebiyat akıtarak.

Her neyse bu kadar ip ucu yeter, kesinlikle alın okuyun derim hatta bununla birlikte Kekeme çocuklar korosunu da okuyun (hatta bana okumam için Tarık Tufan kitapları önerebilirsiniz de) ben henüz Tufan'ın iki kitabını okuma fırsatı bulabildim ama son olmayacağına eminim, beni kendine hayran etmeyi başardı yazarımız.
Merak ettiğim bir kalemdi Tarık Tufan.
Kitap fuarına gittim geçenlerde ve eli boş dönmek istemiyordum. Gözüme ilişince de... Alayım dedim.

Kitapta ne mi var?
Düşünce var, bakış açısı var, burukluk var, umut var;
Bu kitapta biz varız.

Kitap denemelerden meydana geliyor. Bir şarkının hissettirdiklerinden, biz sözün anlattıklarından, bir kitabın kahramanından, şehre koşarak giren bir elçiden...

Üslubu ve dilini değerli buldum. Üstelik bu denli ergen edebiyatı karanlığına maruz kaldığımız 'yazılar!' çağında, edebiyatımız adına umut veren bir kalem.

Okumalık :)
En sevdiğim üç beş kitaptan biridir Bir Adam Girdi Şehre Koşarak. 2012'de okuduğum için inceleme yapmamıştım. Zaman zaman beğendiğim yerleri açıp okurum. Bugün de bir otobüs yolculuğu yapmam gerekti o vesileyle tekrar okudum. Denemelerden oluşan bu kitap gerçekten çok farklı içerisinde en samimi en güzel duygular var, herkesin bildiği ama konuşmadığı hayatın acı gerçeklerini yüzüne vuran bir kitap. Bu kitapta kendinizden, hayattan bir çok şey bulabilirsiniz. Israrla bir kitap tavsiye etmeyi sevmem ama bu kitabı alın ve okuyun lütfen. Beğenmeme ihtimalinizi görmüyorum ama ola ki beğenmediniz aldığınız fiyat karşılığı bana gönderebilirsiniz, kargo da benden. Zira ben bu kitabı hediye etmeye bayılırım. Hediye edecek birilerini de bulurum.
Tarık Tufan okumak bana ayrı bir huzur verir. Kaleminden edebiyat akan bu yazarı okumanızı tavsiye ederim.
Koşarak şehre giren Habibi Neccar kuran-ı mübin'de en çok ilgimi çeken olaylardan biridir. Kavminin islamı tebliğ için gelen elçilere zarar vermesinden korkup koşarak şehre giren Habibi Neccar. Kavminin iman etmelerini ve gelen elçilere inanmalarını çok ister. Ama kavmi onu dinlemez. Şimdilerde ne çok ihtiyacımız var yargılamadan bizleri uyaran,hakikatı anlatan bu insana.
Kitap birçok konuya değinen denemelerden oluşur. Edebiyat sevenlerin ilgisini çekecektir. Tavsiye ederim. Keyifli okumalar...
Tarık Tufan'la bu kitap sayesinde tanıştım. Daha önce adını bile duymadığım bir kitaptı. Adını; Yasin suresinin 20-21 ayetlerinden almıştır.(“Şehrin en uzak ucundan bir adam koşarak geldi ve “Ey kavmim! ” dedi, “Bu elçilere uyun! Sizden hiçbir karşılık beklemeyen ve kendileri doğru yolda olan bu kimselere uyun!” ). Keyifle okuyacağınıza inanıyorum. Yazar eserinde her şey hızla akarken yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri ve olanların mekanını anlatıyor.
Keyifli okumalar:)
Evet sonunda Tarık Tufan ile de tanıştım. Uzun süredir merak ettiğim bu yazarın dili ve kitaplarına ilk yazdığı kitaptan başladım.
Kitap deneme türünde yazılmış bir eser arkadaşlar ve çok kısa. Hayatın içinden çok farklı konulara değinilmiş bir eser olmuş. Bunlar ne ki diye soracak olursanız ?
Kudüs, Afrika, Gazze ve Filistin’deki çocuklar başta olmak üzere; sanayi devrimi, Neşet Ertaş, Beşiktaş, Maria Puder ve Sabahattin Ali, açlık, aşk ve çocukluk… gibi çok çok farklı türleri ve konuları ele almış; bunları ise sorgulayıcı ve düşündüren dille ki gayet de yumuşak ve sade dili var hissettiklerini bize aktarmış. Yazarın dili duygusal ve dini yönden ele alınmış çok güzel cümlelerle bezenmiş bir kitap olmuş.
Birçok deneme türünde eserler var. Elbette ki muhteşem, harika denilecek bir kitap değil ama içerdiği konular itibariyle 30 konudan 10 tanesinden ders alsak bile gayet iyi bir kitap. İçerisindeki konulardan ziyade öylesine güzel cümleler var ki zaten alıntı olarak da paylaştım. Görmek isteseniz kitaba yapılan alıntılarda da görebilirsiniz. Çok güzel bir eser demiyorum ( beklentiyi yükseltmek istemem ) zaten bazıları olmamış dedirtti ama sonuç itibariyle tanıştığım için memnunum. Diğer kitaplarını da aldım. Zamanı gelince sırasıyla okumaya çalışacağım. Bu arada kitabın ismi Yasin Suresi’nden bir ayet dostlar. Tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar mutlu günler.
Mustafa Kutlu'nun kitaplarından sonra kelimelerin icime böyle damla damla aktığı bir kitap okumamıştım desem yeridir. Kitabı bu zamana kadar ne kadar istesem de bir türlü alamadığımı ve geç kaldığımın çokça farkındayım. İyi ki elime ulaştı, iyi ki hediye edildi de kendime yeni bir soluk getirebildim, yeni çizgilerim var artık benim. Kitabın her sayfasında ben bu duyguları daha önce hiç yaşadım mı diye tekrar tekrar sordum, bazılarını farkedemeyişime de yüreğim acıdı.Tarık Tufan bana o kadar iyi geldi ki, kitabı elimden bir türlü bırakamadığım halde her aldığımda da keşke hiç bitmese dedim. Cümlelerin hepsi bizden yanaydı, yani insanlığımızdan..

Bir kitabın arka kapağında yazılanları her ne kadar takip etsem de bilirim o cümleler biraz samimiyetten uzaktır ama bu kitapta öyle degildi iste. Arkada ne varsa icinde de o vardı..

Benden, senden, bizden söz ediyordu her sayfa. Ilk gençliğimizden, aşklarımızdan, acılarımızdan, yoksulluğumuzdan.. Kudüs'ü, Gazze'yi, küçükcük yaşında ölen çocuklarımızı anlatıyordu bize. Belki biraz isminin başı sonu olmayan kadınlardan veya korkulu rüyası bankalar olan adamları anlatıyordu. Tecavüz edilen kadınlar, sevilmeyen kadınlar yani anlaşılmayan, değer verilmeyen ruhları söylüyordu işte..

Sartre da vardı, Maria Puder de, Raif Efendi de; Kafka da vardı, Max Brood da.

Anna'ya sesleniyorduk; bizi affet, gözümüzün içine bak, bize sarıl.. Bizi bu öteki ruhların içinde yaşat, bizi bu şehirde kalmaya zorla. Biliyorum sen varsan biz daha güzeliz demektir.
Tarık Tufan'ın okuduğum ilk eseri 'Bir Adam Girdi Şehre Koşarak' oldu. Kitap tam 118 sayfa birer ikişer sayfalık, birbirinden bağımsız denemelerden oluşuyor ki okuması çok kolay. Kitaba ''İlk Söz'' olarak 'Yakama yapışan cümleleri yazdım' diyerek başlamış. Her sayfasından aynı oranda etkilenmesem de bilinmeyen açılardan bakmış çoğu konuya. Kâh okuduğu kitapların yazarları ile monolog yapıyor, Kâh şehre bir atla giriş yapıp park ediyor onu, Kâh aklı bir gazete haberine takılı kalıyor :) Hepsinin bütününde bakıldığında nerede bir acı, fakirlik, acizlik, haksızlık, gayri insani değerler varsa onlara veya düzenin doğrudan kendisine bir serzenişte bulunuyor aslında. Diğer kitaplarının da böyle denemeler mi olduğunu merak ediyorum desem yeri var. Keyifli okumalar :)
''...Gidelim buradan;
Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim. Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim...''
''Adam neden diye soruyor kadına. “Neden kendinden söz etmiyorsun?”
Oysa kadınlar neden sorulmasından hoşlanmazlar. Nedensiz davranışlar en çok kadınlara yakışır çünkü. Bir kadının davranışlarına neden araması sahiciliğine gölge düşürür.''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Adam Girdi Şehre Koşarak
Baskı tarihi:
Haziran 2012
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759962814
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Yayıncılık
MEKSİKA SINIRI ve KAFA DENGİ TELEVİZYON PROGRAMLARININ VAZGEÇİLMEZ SUNUCUSU TARIK TUFAN’DAN...

Camlardan ölesiye sarkan gündelikçi kadınlar, elindeki eczane poşetleriyle çaresiz bekleyen yaşlı adamlar, pazar yerlerinden artık toplayanlar, eskimiş kıyafetleriyle düğün salonlarında şarkı söyleyenler, sefer tasından utanan genç adam ve diğerleri.

Şehrin ötekileri yani. 

Biraz Raif Efendi, biraz Maria Puder, Sartre, Bachelard, Anna ve biraz Kudüs.

Karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir şehirde hayatta kalabilmek için her şey.

Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulabilmek için yani.

Tarık Tufan, “Bir Adam Girdi Şehre Koşarak” kitabında her şey hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri ve onların mekanlarını anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 1.360 okur

  • Zeynep Öcal
  • Sultan Aslanturk
  • Sibel
  • Hüseyin
  • Zeynep Avcı
  • Sümeyye Merve Gökyar
  • Daisy@
  • murat berat
  • Betül
  • Onur Değer

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.4
14-17 Yaş
%7.9
18-24 Yaş
%33.2
25-34 Yaş
%36.2
35-44 Yaş
%11.1
45-54 Yaş
%2.3
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.1
Erkek
%25.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.8 (156)
9
%18.8 (82)
8
%22 (96)
7
%13.5 (59)
6
%6.4 (28)
5
%1.4 (6)
4
%1.1 (5)
3
%0.7 (3)
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları