Bir Adam Girdi Şehre Koşarak

8,6/10  (321 Oy) · 
960 okunma  · 
311 beğeni  · 
5.705 gösterim
MEKSİKA SINIRI ve KAFA DENGİ TELEVİZYON PROGRAMLARININ VAZGEÇİLMEZ SUNUCUSU TARIK TUFAN’DAN...

Camlardan ölesiye sarkan gündelikçi kadınlar, elindeki eczane poşetleriyle çaresiz bekleyen yaşlı adamlar, pazar yerlerinden artık toplayanlar, eskimiş kıyafetleriyle düğün salonlarında şarkı söyleyenler, sefer tasından utanan genç adam ve diğerleri.

Şehrin ötekileri yani. 

Biraz Raif Efendi, biraz Maria Puder, Sartre, Bachelard, Anna ve biraz Kudüs.

Karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir şehirde hayatta kalabilmek için her şey.

Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulabilmek için yani.

Tarık Tufan, “Bir Adam Girdi Şehre Koşarak” kitabında her şey hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri ve onların mekanlarını anlatıyor.
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2012
  • Sayfa Sayısı:
    120
  • ISBN:
    9789759962814
  • Yayınevi:
    Profil Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
aLi | Cahil Bilge 
 19 Oca 16:30 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

O sırada şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi; şöyle dedi: "Ey kavmim! Bu elçilere uyun. ﴾20﴿ (DİB. Kur’an-i Kerim Meali, Yâsin Suresi, 20)

Merhaba kitapseverler, küresel dünyada uzun zamandır kendisini tanısam da bu, yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitap içerisinde “spoiler” -okurbozan, okurkaçıran ya da okurayartan- vardır.

Kitap ismini yukarıda yazmış olduğum ayetten almakta ve bana göre her ne kadar şehrin öbür uçundan koşarak gelmese de, modern/kentli hayatın tam göbeğinden fırlamış ve bu misyonu yüklenmiş bir kitaptır kendisi. İçerisinde, modern hayatın hengâmesinden kendini kaybeden insana naif bir şekilde seslenen birbirinden güzel denemeler var. Denemeler son derece kısa ama içerik olarak dolu ve net.
Yazarımız Tarık Tufan ilksöz’üne; “Yakama yapışan cümleleri yazdım. Bir cümle insanın yakasına yapışır mı demeyin, yapışır.” diyerek başlıyor ve adeta kendi yakasına yapışan cümleleri hissettirmeden bizim yakamıza iliştiriyor. İşte günümüz toplumda kanayan bir yara olarak yakama yapışan bir kelime; “Çünkü en iyi o kadınlar bilirler ki, bu ülkenin genç ve güzel kızları hüzne en yakın insanlardır. Bu topraklar da güzel kadınların yaşamaları muhtemel çok acı vardır.” Bu alıntı daha önce üçüncü sayfa, son zamanlarda birinci ve ikince sayfa çıkan “kadına şiddet” haberlerine ne kadar da uyuyor. Şiddetin kadını, erkeği, çocuğu ve hatta hiçbir meramını anlatamayan hayvana yapılanı bile olmaz biliyorum ama bazı coğrafyalarda kadın olmak gerçekten zor. Daha doğrusu artık kadın olsun erkek olsun modern insan için daha zor olanı galiba sadece İNSAN olmak, evet sadece İNSAN OLMAK.

Tarık Tufan’ın sesinde bir taşralılık hissettim ben. Bu ses, kentli yaşamından sıkılmış kendini bir an önce toprağa yani öze, insanın kendisine salmak istiyor. Taşra deyince aklıma iflah olmaz bir taşra savunucusu olan Anadolu’nun güzel hikâyecisi Mustafa Kutlu geliyor hemen. (Kutlu okumaya açık davettir. :D)

Yazarımız modern hayatta her şeyin otomatik olduğunu ancak aşkın ve dostlukların kurmalı saat gibi sürekli kurulması ve ilgilenilmesi gerektiğini şu ifadelerle çok güzel aktarmış bize. “Modern hayat; otomatik, mekanik, tekdüze, tek sesli, naylon, kokusuz, steril, tek frekanslı aşkları dayatıyor hepimize. Oysa aşk, masa üstündeki kurmalı saattir. Gözlerine bakmayı, ellerine dokunmayı gerektirir. Dostluklar da böyle bir yanıyla. Siz sanırsınız ki, o eski dostlar bıraktığınız yerde aynı mekanik döngüyü sürdürürler.
Öyle değil.
Dostlar da kurmalı saatler gibidir; onların da kalplerine dokunmalısınız.”

Şehrin öbür ucundaki adamı beklemeden kendimize, sevgimize ve sevdiklerimize sahip çıkmak dileği ile….
Sevgi ve saygılar.