Bir Asır Sonra Balkan Savaşları (Utanç Verici Bir Hezimetin Muhasebesi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
317
Gösterim
Adı:
Bir Asır Sonra Balkan Savaşları
Alt başlık:
Utanç Verici Bir Hezimetin Muhasebesi
Baskı tarihi:
Mart 2014
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757352334
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cedit Neşriyat
Aradan yüz sene geçtikten sonra Balkan acılarını yeniden hatırlamanın mâtem-perestlikle alâkası bulunmuyor. Bizim irfânımızda mâtemin yeri yok zaten, biz "O'ndan geldik ve yine O'na gideceğiz!" diye inanır, tevekkül ederiz. "Yas kültürü" olmayan bir milletiz. Ölüme haşyet ve ibretle bakarız; inanıp iman getirdiğimiz bir mukadderat ve nasihattır sadece... Ne var ki, "Balkan Felâketi" dediğimiz elem ve ıztırab külliyâtı, bizim için sadece ölümlerin kederinden ibaret değildir; ölümlerden ölümcül acılarımız var.
Önce hangisinden başlamalı, nasıl bir "takdim-tehir" takib edilmeli? Bu bile çok zordur, zira yaşanılan hâdiseler, hani "birbirinden fecî" denilir ya, o derece korkunçtur. Hangi birine yanarsınız; dünyaya gözlerini yeni açmış bebeklerin gövdesi kadar kasaturaların ucunda ve henüz farkında bile olmadığı hayatını kaybetmesine mi; beş yüz senelik yurdundan yuvasından can havli ile kopup sefil-perişan yollara düşen, sığındığı ana vatanda da çekmedik yokluk, sıkıntı ve zillet kalmayan yüzbinlerce muhacire mi; ırzı kirletilmiş, canından aziz bildiği namusu pâyimâl edilmiş İslâm kadınlarına mı; açlıktan öldürülmüş esir askerlere mi; hayatının baharında zulüm ve işkence ile katledilen yüzbinlerce fidana mı, yoksa beş yüz yıllık koca bir vatan toprağının iki ayda yitirilişine mi?
Fâciâ, bunlardan da ibâret değildir; üstüne üstlük, tarihimizin en utanç verici mağlûbiyetlerinden birini aldık biz, Balkan Savaşlarında. İşkodra, Yanya, Edirne kalelerindeki ölümüne müdafaalar ve Çatalca hattındaki direniş hariç, biz bu savaşlarda iyi dövüşemedik, maalesef... Bunun utancı, yüzbinlerce ölüden ve beş asırlık yıllık vatan toprağının kaybından belki daha da acıdır. Keşke daha çoğunu kaybetseydik, daha çoğumuz ölseydik de yeter ki iyi savaşmış olsaydık... "Dövüle dövüle tavlanıp, vurula vurula kırıl"saydık keşke!.. Bu kadere rıza gösterirken başımızı öne eğmezdik hiç değilse...
Bu utancın üzerinden bir asır geçtikten sonra ve şimdi artık şu kadarını söylüyoruz, birbirimize ve çocuklarımıza: Allah korusun, ama bir daha gelirse böyle bir an, hayatta kalmak için "B Planı"mız olmayacak, onu bizden sonra gelenler yapacaklar; biz mevzilerimize kefenlerimizle gireceğiz!..
Balkan Felâketi, bizim için "Millet Mektebi"nde kıyâmete kadar okutacağımız iki dersten ibaret bir pedagoji hükmündedir:
Birincisi, toprağına ne kadar kök salmış olursan ol, iyi savunamadığın bir vatanı nasıl kaybedersin; ikincisi, bir gün buna mecbur kalırsan eğer, hangi akılsızlıklara, alçaklıklara ve hıyanetlere izin vermeyerek ve nasıl dövüşerek savunursun, vatan ve namusunu!..
..........
Balkan Savaşları üstüne yazılmış yazıları böyle bir kitapta bir araya getirirken, hâdiselerin seyir ve inkişafı hakkında derli toplu bir hulâsaya ihtiyaç vardı. Bunun için bir müddet uğraştıktan sonra farkettik ki, birkaç yıl evvel rahmete yolculadığımız Yılmaz Öztuna Hoca'mızın Büyük Türkiye Tarihi'ndeki alâkalı bahis, aransa bulunamayacak kadar iyi bir metin. Bir kere daha rahmete de vesîle olsun inşallah, o kısmı aynen iktibas edip bu kitabın "girizgâh"ı olarak sunuyoruz. Ardından, Türkiye'nin savaş öncesi, Birinci Balkan Savaşı'ndan ve İkinci Balkan Savaşı'ndan sonraki sınırlarını ve bunlara ilâveten, bir de Balkanlardaki bu gün mevcut olan sınırları gösteren dört harita koyduk. Nereden nereye gelindiği, basit haritalarla gözümüzün önünde olsun... Bunun peşine de kaba-taslak bir Balkan Savaşları Kronolojisi ekledik.
(Tanıtım Bülteninden)
248 syf.
Bir Asır Sonra Balkan Savaşları, alt başlık olarak gayet isabetli bir tercihle ‘Utanç Verici Bir Hezimetin Muhasebesi’ başlığını kullanmış. Kitabı derleyen kişi Türkiye Günlüğü dergisinin efsanevi ismi Mustafa Çalık.

Kitap bir derleme demiştim. İçinde Nevzat Kösoğlu ve Yılmaz Öztuna gibi rahmetli üstatların da mevcut olduğu 11 farklı yazarın 13 farklı makalesi var. Açık söyleyeyim her biri birbirinden ilgi çekici.

Balkan Savaşları bizim tarihimizin bence en acı sayfasıdır. Elbette bu görece bir durum ama asırlar boyunca verilen emek ve sonrasında orada geçirilen 500 yıldan sonra o koskoca vatanı sadece birkaç ay içinde kaybetmiş olmak inanılacak gibi değildir. Üstelik bu savaşlar eğer Trablusgarb’ı da sayarsak neredeyse tam 10 yıl sürecek olan bir savaşlar silsilesinin içinde. Ve bizim bilerek ya da cehaleten ıskaladığımız bir şey var; orası Avrupa Türkiye’si idi ve biz o savaşta bir vatan kaybettik.

Kitaba göz attığımızda enfes bir kapak fotoğrafının olduğunu ifade etmek lazım. Mola vermiş bir Türk askeri kıtasının fotoğrafı var kapakta. Mustafa Çalık’ın şahane takdiminin ardından rahmetli Yılmaz Öztuna hocamızdan Balkan Savaşının kısa tarihini okuyoruz. Mehmet Beşikçi, ilginç bir ayrıntıya dikkat çekiyor ve savaş öncesi kağıt üstünde muazzam bir güç teşkil eden redif birliklerin harp alanında nasıl darmadağın olduğunu anlatıyor. Doruk Akyüz ise sürekli çekilmek zorunda kalan ordumuzun Çatalca önünde yaptığı savunmanın, yeni bir tecrübe olduğunu ve siper savaşı denilen bu tekniğin Çanakkale’nin kazanılmasında önemli bir tecrübe basamağı olacağını anlatıyor.

Mustafa Yeni ise dönemin askeri yeniliklerinden birisi olan motorlu taşıtların savaşa olan etkisinden söz ediyor. Mesut Uyar, savaşı kaybetmemizdeki en büyük sebeplerden olan askeri politikamızın iflasını anlatmış.

Merhum Nevzat Kösoğlu ise Balkan Savaşları döneminde ortaya çıkan Enver Paşa efsanesini anlatırken, Paşa’nın özellikle Trablusgarp Cephesindeki başarıları ve sonrasında geldiği İstanbul’da gösterdiği ataklıkla Edirne’nin geri alınması hamlesindeki rolünü ortaya koyan bir yazı kaleme almış. Hasip Saygılı ise savaşın sürpriz bir şekilde kaybedilmesi ve hatta bizim için adeta bir felakete dönüşmesini anlatırken bu duruma yol açan sebeplerden , çeşitli kaynakları referans göstererek söz etmiş.

Oğuzhan Saygılı ise çok önemli bir eser incelemesi yapmış. Savaş döneminde İstanbul’a gelen ve burada pek çok görüşme yapan Tatar gazeteci Fatih Kerimi’nin kitabını inceleyen Saygılı, Kerimi’nin yaşadığı hayal kırıklılığı ve inanmakta güçlük çektiği İstanbul panoramasını nakletmiş bize. Kerimi’nin eseri savaş muhasebesi adına çok önemli bir kaynak oluşturmuş elbette. Dönemin ruh ve insan halini çok iyi yansıtmış.

Haluk Duman ise Balkan Savaşı’nın Türk edebiyatına yansımalarını incelemiş. Doğrusu hem o dönemde hem de sonrasında edebiyatçılarımız çok sessiz kalmışlar. Önemsiz birkaç şiirin dışında maalesef kayda değer pek bir eser yok. Bunun istisnası büyük hikayecimiz Ömer Seyfettin olmuş. Kendisi de cephede dövüşen ve esir düşen Ömer Seyfettin’in bazı hikayeleri bu anlamda önemli birer kaynağa dönüşmüş durumda.

İsmail Küçükkılınç ise iki makaleyle katkı vermiş kitaba. İkisi de çok değerli yazılar ve anlattığı insanlar da Balkan Harbi açısından aynı önemi haiz. İlkinde, sonrasında Sovyet İhtilalinin öncülerinden ve Stalin muhaliflerinden olacak olan Leon Troçki’nin yazdıkları var. Troçki, savaş alanına bir gazeteci olarak geliyor ve ayakta alkışlanacak kadar namuslu bir tavır takınıyor. Avrupalı ve Rus gazeteciler olayları çarpıtırken, yalan yazarken Troçki gerçeği anlatıyor. Türklere yapılan zulümleri, işlenen cinayetleri, sergilenen vahşeti aynıyla anlatıyor. Bu anlamda dürüstlüğü için her türlü teşekkürü de hak ediyor. Küçükkılınç’ın diğer yazısında ise bir Osmanlı Ermenisi olan Aram Andonyan’ın Balkan Harbi Tarihi kitabının anlatımı var. Tehcir sonrasında fanatik bir Osmanlı düşmanına dönüşecek olan Andonyan bu eserinde ise tam tersine, adeta bizden biriymiş gibi kullanmış kalemini. Gerçekleri bütün çıplaklığıyla anlatan Andonyan yaşanan felaketlerden ötürü de büyük bir hüzün yaşamış.
 
Velhasıl, Balkan Türk kültürüne alaka duyanlar için harika bir kitap bu… 
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Asır Sonra Balkan Savaşları
Alt başlık:
Utanç Verici Bir Hezimetin Muhasebesi
Baskı tarihi:
Mart 2014
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757352334
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cedit Neşriyat
Aradan yüz sene geçtikten sonra Balkan acılarını yeniden hatırlamanın mâtem-perestlikle alâkası bulunmuyor. Bizim irfânımızda mâtemin yeri yok zaten, biz "O'ndan geldik ve yine O'na gideceğiz!" diye inanır, tevekkül ederiz. "Yas kültürü" olmayan bir milletiz. Ölüme haşyet ve ibretle bakarız; inanıp iman getirdiğimiz bir mukadderat ve nasihattır sadece... Ne var ki, "Balkan Felâketi" dediğimiz elem ve ıztırab külliyâtı, bizim için sadece ölümlerin kederinden ibaret değildir; ölümlerden ölümcül acılarımız var.
Önce hangisinden başlamalı, nasıl bir "takdim-tehir" takib edilmeli? Bu bile çok zordur, zira yaşanılan hâdiseler, hani "birbirinden fecî" denilir ya, o derece korkunçtur. Hangi birine yanarsınız; dünyaya gözlerini yeni açmış bebeklerin gövdesi kadar kasaturaların ucunda ve henüz farkında bile olmadığı hayatını kaybetmesine mi; beş yüz senelik yurdundan yuvasından can havli ile kopup sefil-perişan yollara düşen, sığındığı ana vatanda da çekmedik yokluk, sıkıntı ve zillet kalmayan yüzbinlerce muhacire mi; ırzı kirletilmiş, canından aziz bildiği namusu pâyimâl edilmiş İslâm kadınlarına mı; açlıktan öldürülmüş esir askerlere mi; hayatının baharında zulüm ve işkence ile katledilen yüzbinlerce fidana mı, yoksa beş yüz yıllık koca bir vatan toprağının iki ayda yitirilişine mi?
Fâciâ, bunlardan da ibâret değildir; üstüne üstlük, tarihimizin en utanç verici mağlûbiyetlerinden birini aldık biz, Balkan Savaşlarında. İşkodra, Yanya, Edirne kalelerindeki ölümüne müdafaalar ve Çatalca hattındaki direniş hariç, biz bu savaşlarda iyi dövüşemedik, maalesef... Bunun utancı, yüzbinlerce ölüden ve beş asırlık yıllık vatan toprağının kaybından belki daha da acıdır. Keşke daha çoğunu kaybetseydik, daha çoğumuz ölseydik de yeter ki iyi savaşmış olsaydık... "Dövüle dövüle tavlanıp, vurula vurula kırıl"saydık keşke!.. Bu kadere rıza gösterirken başımızı öne eğmezdik hiç değilse...
Bu utancın üzerinden bir asır geçtikten sonra ve şimdi artık şu kadarını söylüyoruz, birbirimize ve çocuklarımıza: Allah korusun, ama bir daha gelirse böyle bir an, hayatta kalmak için "B Planı"mız olmayacak, onu bizden sonra gelenler yapacaklar; biz mevzilerimize kefenlerimizle gireceğiz!..
Balkan Felâketi, bizim için "Millet Mektebi"nde kıyâmete kadar okutacağımız iki dersten ibaret bir pedagoji hükmündedir:
Birincisi, toprağına ne kadar kök salmış olursan ol, iyi savunamadığın bir vatanı nasıl kaybedersin; ikincisi, bir gün buna mecbur kalırsan eğer, hangi akılsızlıklara, alçaklıklara ve hıyanetlere izin vermeyerek ve nasıl dövüşerek savunursun, vatan ve namusunu!..
..........
Balkan Savaşları üstüne yazılmış yazıları böyle bir kitapta bir araya getirirken, hâdiselerin seyir ve inkişafı hakkında derli toplu bir hulâsaya ihtiyaç vardı. Bunun için bir müddet uğraştıktan sonra farkettik ki, birkaç yıl evvel rahmete yolculadığımız Yılmaz Öztuna Hoca'mızın Büyük Türkiye Tarihi'ndeki alâkalı bahis, aransa bulunamayacak kadar iyi bir metin. Bir kere daha rahmete de vesîle olsun inşallah, o kısmı aynen iktibas edip bu kitabın "girizgâh"ı olarak sunuyoruz. Ardından, Türkiye'nin savaş öncesi, Birinci Balkan Savaşı'ndan ve İkinci Balkan Savaşı'ndan sonraki sınırlarını ve bunlara ilâveten, bir de Balkanlardaki bu gün mevcut olan sınırları gösteren dört harita koyduk. Nereden nereye gelindiği, basit haritalarla gözümüzün önünde olsun... Bunun peşine de kaba-taslak bir Balkan Savaşları Kronolojisi ekledik.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • Umut Avgın
  • Ahmed Fatih GÖKTAN
  • Nivîsgeh
  • Mehmet Y.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%100 (3)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0