·
Okunma
·
Beğeni
·
8492
Gösterim
Adı:
Bir Aşk Hikayesi
Baskı tarihi:
1993
Sayfa sayısı:
332
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753790161
Kitabın türü:
Çeviri:
Adnan Cemgil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Engin Yayıncılık
"Bir Aşk Hikayesi" (Mme page d'amour) Zola'nın İkinci İmparatorluk döneminde bir ailenin doğal ve toplumsal tarihi. Bu romanında Zola, yine bu diziden Doktor Pascal (Docteur Pascal) ve Düş (Le Reve)'ü andırır. Öteki romanlarında doğalcı (naturalist) anlayışına uygun olarak, insan ilişkilerinde fizyolojik egemenliği ileri sürer. Oysa yukarda adı geçen iki kitapta olduğu gibi yazar, duygusal bir hava içinde geliştirir romanını."

Bir Aşk Hikayesi"nde başlıca kişi olan Helene Grandjean genç bir dul kadındır; pek bağlı olduğu küçük kızıyla, dünyadan uzak yaşıyordur. Böylece dinginlik içinde yaşarken bir rastlantı, fırtınalar yaratır duygularında. Kızının hasta olduğu sırada çağırdığı doktor Henri Deberle'e yıldırım aşkıyla vurulur. Bu evli adamla coşkulu bir serüven yaşar. Bu sırada ilgisini gevşettiği kızı hastalanır ve ölür. Bunun üzerine, Helene derin bir sarsıntı geçirerek sevdiği adamdan uzaklaşır. Kendi halinde bir adamla evlenerek yine o eski silik yaşantısına döner.
(Arka Kapak)
336 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Emile Zola'nın yazdığı Rougon- Macquart serisinin 8 no'lu kitabı. Yazar, bu kitabında Ursula Macquart(Mouret)'ın üç çocuğundan biri olan Helene ve onun kızı Jeanne'in hayatına odaklanıyor.

Helene, Paris'e yeni taşındığı sırada kocasının ani ölümü üzerine, kızı Jeanne ile birlikte hiç bilmediği koca şehirde tek başına bir hayat mücadelesinin içine girmiştir. Bir gece Jeanne'in aniden hastalanarak ağır bir kriz geçirmesiyle , çağırdığı bir doktorla arasında zamanla duygusal bir yakınlaşma gerçekleşir.

Taşrada yaşamaya alışmış ve henüz Paris'in kirli dünyasını tanımamış olan Helene, kendini büyük bir içsel ve ahlaki çatışma içerisinde bulur. Ve olacaklara bütün ruhsal gücüyle karşı koymaya çalışır. Ama bu ancak bir yere kadardır. Ve yaşanılanların da maalesef ki çok acı bir diyeti olacaktır.

Yine Paris ve yine ağır bir dram. Bu defa sakin sakin duygusal bir şekilde ilerleyen dramdan uzak bir hikaye, ama finalinde oldukça etkili ve tek vuruşluk güçlü bir dram. İşte serinin bu kitabının da özelliği bu.

Serinin diğer kitapları gibi bu kitabı da ben beğenerek okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
319 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
" Mezarlık boştu, karların üstünde ayak izlerinden başka bir şey kalmamıştı. Ölü Jeanne, Paris'in karşısında sonsuza kadar yalnız kalıyordu. "

İşte bu cümlelerle bitiyor bir aşk sayfası. Kitabın arka tanıtımında da yazdığı gibi kolay kolay unutulamayacak bir eser.
Kitap evli bir doktorla, kiracısı olan dul bir kadının yasak aşkını konu ediyor. Ama ne aşk; Birbirlerine deli gibi aşık olan ilk başlarda sadece bakışarak ve aynı odada sessizce oturmaktan bile haz aldıkları bir aşk.
Bir kadının aşkı ile evladının arasında kaldığı, paris sosyetesinin entrikalarının olduğu bir ortam.Ne kadar engellemek istese de sevdiği adama en sonunda kendini veren bir kadın.Sonra bunun pişmanlığını yıllar boyu yaşayacağı ve başka bir adamla hayatını devam ettireceği bir ömür.
Kitap beni o kadar etkiledi ki, kitap yanlışa bile bile bir insanın nasıl sürüklendiğini ve sen istemesen uzaklaşsan bile bazı şeylerin peşini asla bırakmayacağını açıkça anlatmış. Siz ne kadar kaçarsınız kaçın kaderiniz sizi elbet bir şekilde bulur.
İyi okumalar. Kitap dolu günler.
318 syf.
·Beğendi·9/10
Her kitabın bir ruhu olduğunu olduğunu düşünsem de klasikleri hep ayrı bir yere koymuş ve çok sevmişimdir. Bu kitap da benim için apayrı bir deneyim, apayrı bir soluk demek artık…

Emile Zola daha önce Nana ile başladığım ancak uzunca bir süre bitiremediğim için yarım bıraktığım, tanımaktan kaçtığım bir yazardı. Bir Aşk Sayfası da sevdiğim küçük bir dostumun hediyesidir. Böyle bir kitabı armağan ettiği için kendisine çok teşekkür ederim ..

Emile Zola naturalizmin öncülerinden olsa da bu kitap yazdığı diğer kitaplara nazaran daha farklı bir kitap. Sokağın hayatın acı, gerçek, çirkin yüzünü yazan ve genellikle bunları konu alan yazarımız bu kitapta Paris’in sosyetik çevrelerini yansıtmış. Zengin ve fakir kesimle aralarındaki uçurumu, kutlamaları baloları… Tüm bunlar içinde sade ve gösterişsiz bir hayat süren, eşini yeni kaybetmiş Jeanne adında on yaşlarında bir kız çocuğuna sahip Helene’nin hayatına konuk oluyoruz…

Hayatını adadığı tek varlığı biricik kızı… Ve roman hassas kızının hastalığı ile başlıyor; Jeanne ateşler içinde kıvranırken anne Helene çaresiz bir şekilde sokağa doktor aramaya fırlıyor ve tesadüf eseri yan komşusunun doktor olduğunu unutup ilk onun kapısını çalıyor. Doktor hasta ilişkisi içindeyken başlayan bir sevgi bağı onları bambaşka bir boyuta, aşka sürüklüyor ve sürprizlerle sürerken acıyla dolu bir sonla bitiyor…


Küçük kızlar babalarından ayrı kaldıklarında, onları kaybettiklerinde annelerine farklı bir aşkla bağlanırlar. Bunu yaşayanlar çok daha iyi bilirler, yüreklerinde nasıl bir duygu olduğunu hissetmişlerdir. Sanki babaya duyulan sevgiyle anneye duyulan sevginin birleşiminin birkaç katının “anne” üzerinde toplanması gibi bir şeydir bu bağlılık…
Anne garip bir biçimde kıskanılır, kimseye karşı -özellikle küçük diğer çocuklara- sevgi göstermesin isterler, ilgi hep onların üzerinde olsun ; ilgisiz bırakıldığında öç alma hissiyle dolar taşarlar… Kitaptaki Jeanne da annesine aşık, kaprisli bir kız çocuğu. Öyle ki annesinin küçük bir ilgi gösterdiği mösyöleri dahi annesinden uzak tutmak için elinden geleni yapıyor.

Kitapta gözüme çarpan bir diğer unsur da annenin yavrusuna bağlılığı.. Bunu çok güzel bir şekilde yansıtmış Zola. Okurken Helene’nin çırpınışı, kızının mutluluğu için gözlerini ondan ayırmayışı içinize işliyor. “Hiçbir süs ve makyaj bir kadını, anaIık sevgisi kadar güzeIIeştiremez.” sözünü yine kendisi doğruluyor ve bu kitapta bizlere gösteriyor.

Kitapta oldukça uzun betimlemeler var. Bu betimler yer yer beni sıksa da okumaya değerdi. Özellikle Paris’in Helene ve kızı Jeanne’nın evinin penceresinden anlatımı çok hoştu. Paris’te yaşamış gibi hissettiriyor size bunun garantisini verebilirim.

Uzun zamandır okuduğum en iyi klasik ve aşk romanıydı. Bir Aşk Sayfası gerçekten bir sayfa gibi süren ancak sayfalarca acıyı yüreğinizde bırakıp biten bir kitap. Kesinlikle tavsiye ediyor, mutlaka okuyun, diyorum…

Okuyacak kitabınız bol, yanına eşlik eden çayınız demli, müziğiniz huzurlu, yüreğiniz sevgiyle dolu olsun…

Kitapla kalın…

https://youtu.be/Hq_-2A_JH_8

Yazılış tarihi: 4 Eylül 2018
336 syf.
·6/10
Bu kitap elimde çok uzadı. kitabı üçe ayırmak gerek İlk 150 sayfası, insanda kitabı her an bırakma isteği doğuruyor. 150nci sayfadan sonrada ikiye ayırın, toplam üçte ikilik zamanda biraz beklentiler uyandırıyor. Geri kalan 1/3 de bilhassa Helen ile Henry nin bedensel kavuşmaları aşaması, Jeanne'nin hastalığının en son aşamaları, Küçük kızın ölüm anları, Defin hallerinin anlatıldığı final öncesi ve final kitabı kurtarıyor. Bu bölüm olmasa beğenmedim diyeceğim, Biraz bizim Muazzez Tahsin Berkant vari bir aşk kitabı. Güzel filim senaryosu olur.
Genele gelince; Çok uzun tutulan tasvirler, zorlamanın, abartının sıkıcılığında buldum kitabı. Bazı yerleri anlayamadığımı belirtmeliyim. Fransa bilhassa Paris yaşamını şehrin betimlemeleri belki Fransız ya da Fransa'yı iyi bilen okurlar için bir anlam taşısa da benim gibi bilmeyenler için anlamsız gelebilir. Bu betimlemeleri alta farklı bir gözle de yorumlamam gerekecek. Zira Şekli bir anlamsızlıktan bahsediyorum, ama derinlemesine irdelendiğinde başka bir pencere açılıyor.
Hasta bir kız çocuğu ve aşık bir annenin draması olarak kaleme alınıp hikayeleştirilmiş...
E. Zola, Bu kitapta dolaylı Bir Paris anlatımı var. Benzetmeleri, tasvirleri ile insanların o andaki ruhsal durumları ile davranış ve düşünsel yapılarını canlı bir meta gibi ele aldığı Paris'i eşleştirip benzeştirerek bir can vermeye çalışıyor şehre. İnsanları ne ise şehirleri de odur. Mantığı ile yola çıkıyor, Zaman zaman bu mantığın içine doğa olaylarını da bir çeşni olarak katarak, onların benzetimlerine, Psikolojik davranışlarına ortak ediyor.
Bir aşk, bir sevgi bencilliği sergiliyor hikayesinde Zola. Çocuk da olsa, annesine olan tutkusunu, vazgeçilmez bağlılığını esaret zinciri ile kendi yokluğunu hazırlayan bir kız Jeanne.
Hastalıklı, ihtiraslı, annesinin sevgisini paylamayan psikolojik sorunları olan bunun neticesinde daima hasta olan bir çocuk Leanne.
Ama öbür yandan tüm hayatını kızına adayan anne Helen. Ya o...İşte E. Zola, bu Helen ile, aşk mı, ihtiras mı, gönül bağı mı, sevgiye üstün gelecek savaşını başlatarak bu soruların cevabını bulmaya çalışıyor.
Bir nevi, sonucu bir hayata mal olabilecek tutku ya da cinsel istek karşısında verilecek kararın tam da yol ayrımında kalan bir insanın, hangi yoldan yürüneceğini ve sonuçlarına katlanıla bilinir mi ? Çıkan sonuca ya "kader" ya da "seçki" diyeceksiniz. Ama yolların birinin sonu mutlaka uçurum olacağının farkında da olmalısınız. Felsefesine yatırmış bu hikaye ile Emile Zola...
319 syf.
·8 günde·7/10
Derinden sevenler bilir.
Taparcasına sevecek kadar kendinden geçen insanlar, sevginin de öldürücü olabileceğini bilirler...


Kitaba eşini kaybetmiş bir kadının, hasta ve narin kızını kaybetme korkusu ile başlıyoruz. Öyle ki okuyucuyu direk içine çeken sarsan ve merak uyandıran bir anlatım.

"Dünya da biricik acı, sevildiğini sanmamaktır." Diyen Zola'nın bunu romanında sözünü çok güzel işlediğine tanık oluyoruz.
Jeanne hasta ve narin ruhunun tek ışığı olan annesine büyük bir sevgi besleyen ve annesinin her türlü sevgisini kendine saklamak arzusunda bulunan bir çocuktur.
Her çocuk annesini sever elbette ama Jeanne babasız kalmış kız çocuğu olarak daha düşkündür, çocuk kalbinde çok kıskanır Helene'i.

Ve yine "Hiçbir süs ve makyaj bir kadını, analık sevgisi kadar güzelleştiremez." Sözünü söyleyen Zola, Helene'i çocuğuna sıkı sıkıya bağlı bir annelik ve her girdiği ortamda güzelliği göze çarpan bir endamla kaleme almıştır.

Herşey bir gece hasta kızının doktoru yerine kiracısı bulunduğu evin sahibininde doktor olması sebebiyle Henri'yi evine almasıyla başlar.

Bir kadının annelik duyguları ve bastırdığı özlemleri arasında kalışını, yeniden sevme arzusunu, bir çocuğun şiddetli sevgisini ustalıkla okuyucuya aktarmıştır yazar.

Açıkcası başlarda büyük bir ilgiyle okurken hikayenin geçtiği Paris'i uzun uzadıya betimlesiyle, karakterlerin iç bunalımlarının sayfalar sürmesiyle kitaptan biraz koptum. Anlatımla ilgili hiçbir kusur yok, dili, kalemi mükemmel yazarın. Sanırım bazı klasiklerde fazlasıyla denk geldiğimiz fazla betimleyici anlatım tek kusuru. Bunun haricinde kesinlikle tavsiye edilebilecek düzeyde, son bölümünde okuru kendine bağlayan buruk bir hikaye.
336 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Adı "Bir aşk hikayesi" olan oldukça eski bir basımını okudum. Belki Zola kadar eskiydi. Ama bence bu isim kesinlikle "Bir aşk sayfasın"dan çok daha uygundu. Daha önce de söylediğim gibi birinci dünya savaşı sonrası burjuva ahlakının ne kadar düştüğünü kadının nasıl iktisadi bir meta , nasıl bir mülkiyet mevzuu olduğunu Zola'nın hemen tüm eserlerinde görmek mümkündü. Zola'nın gerek dönemin şartları gerekse bastırılmış duygularının tesiri ile olsa gerek bacakları birbirine kavuşmayan kadınlar, aç, sefil ve şarhoş erkeklerle cinselliğin en iğrenç boyutuna şahit olduğumuz kitaplarından sonra bu kitap iyi geldi. Dünyaya kapılarını kapamış ve kendini küçük kızına adamış dul bir kadındır kahraman. Birkaç dost dışında herkese kapalıdır kapısı ve tek derdi hasta olan kızının iyileşmesi. Ve tabi ki hayatlarına sırf bu yüzden giren doktor ve onun her şeyi konuşan ama hiç bir şey söylemeyen geveze karısı. Hemen hemen tüm klasiklerde olduğu gibi başlangıcı zorluyor insanı özellikle uzun betimlemeler. Ancak aşk, ihanet, ihtiras, kıskançlık, hayal kırıklığı ve dramı bir romanın içine bu denli güzel yerleştirmek her zaman mümkün olmuyor. Burada olmuş. Beğenip beğenmemek göreceli elbet ama ben beğendim. Okunur yani...
336 syf.
·6/10
emile zola bir aşk sayfası
Emile Zola - Bir Aşk Sayfası

Günün birinde Emile Zola okuyacak olsam hangi kitabından başlardım diye sorsam kendime, bu elbetteki en çok duyduğum eseri olan Nana kitabı olurdu. Ok yolunu şaşırdı ve evdeki kitaplığın orta rafına saplandı. Orta raf.. Aşk kitapları ile dolu. En başında da Bir Aşk Sayfası duruyor. Çok ilgimi çekmediği halde aldım elime. Klasiklerin ruhu sardı beni. Ne kadar ilgisiz de olsam konuya, ne kadar çok sevmesem de uzun betimlemeleri, klasiklerde hiç de abes durmuyor bunlar. Aksine süslüyor, tat veriyor. Neyse, biraz da kitaba geçelim.:)

İsminden de anlaşılacağı üzere bir aşk kitabı. Çocuğu hasta olan güzeller güzeli bir genç kadın, yasak aşkı evli doktor, ona tapan bir dostu ve tüm bunların arasında geçen olayları anlatıyor. Hastalığı nedeniyle hırçın olan miniğin annesine olan tutkusu, onu hiç bir erkekle paylaşmak istememesi, buna karşın annesinin de kızı için yaptığı fedakarlıklar, bir yerde patlayan tutkular, önüne geçilemeyen arzular. Hepsi, hepsi büyüleyici bir dille anlatılmış. Herkes gibi olmak isteyip de hiç kimse olma kişiliksizliğine bürünen doktorun karısı Juliette'nin bitmeyen gevezelikleri, kitabın son kısımlarında ortaya çıkan gizli aşkı ve bu gizli aşkın bambaşka bir buluşmaya dönüşmesi, kitabı heyecanlı kılan kısımlardı. Cicim kelimesinin çokça kullanılması ise anne ve kız arasındaki diyaloglara ayrı bir hava katmış.

Sürükleyici bir anlatım, sıkmayan betimlemeler, akıp giden olaylar dizisi..

Keyifli okumalar.:)
318 syf.
·4 günde·4/10
Emile Zola'nın bu romanını okumak benim için çok zordu çünkü kitaptaki hiçbir karakteri sevmedim hatta gıcık olduklarım oldu. Hiçbir karakteri kendime yakın hissetmedim. Gerçekten oldukça sıkıcı bir klasikti. Diyaloglar çok yapmacık ve kasıntı oluşturulmuştu. Sayfalarca gereksiz detayların anlatıldığı bölümleri okumak çok zor oldu. Keşke Emile Zola okumalarıma daha güzel bir kitabıyla başlangıç yapsaydım...
332 syf.
·6 günde·7/10
Emile Zola'nın okuduğum üçüncü eseri, Bir Aşk Hikayesi. Daha önceden harika bir eseri olan Germinal'i ve Germinal kadar güzel olmamasına karşılık, Bir Aşk Hikâyesinden daha güzel eseri olan Meyhane'yi okumuştum.

Başta söylemek gerekirse; eser, birkaç sahne dışında beni etkilemedi ve genel olarak beklentilerimi karşılamadı. İsmine bakıldığı zaman, aşk hikâyesiyle harmanlanmış, güçlü hislerin yer aldığı, hafızada unutulmayacak karelere yer verecek olan bir aşka ait anılar beklentisi içerisine giriyorsanız benim gibi, bu eseri yazanın Emile Zola olduğunu unutuyorsunuz demektir.

Yaptığım yorumları okuyan okuyucu! Diğer eserlerde, Dostoyevski'yi ve onun karakterlerine benzeyen karakterleri bulmayı sevdiğimi biliyor olmalısın. Belki de sıkılmışsındır bunları dinlemekten kim bilir. Ancak burada öyle küçük bir kız çocuğu var ki... Jeanne adı... Emile Zola'nın çoçuğu olamaz bu, zira Dostoyevski'nin. Çok sevdim onu ben...

Spoiler ------

En etkileyici sahne, Jeanne'nin ölüm anının ve hemen sonrasının tasvir edildiği, küçücük tabutunun, küçücük çukura gömüldüğü sahnedir benim için. Gözlerimi dolu dolu etmeye yetmiştir. 12 yaşında küçük, minik bir kız çocuğu ölebilir mi? 12 yaşındaki masum bir hayat son bulabilir mi?

Spoiler ------


Ayrıca en büyük spoiler'i kitabın arka kapağında veren Engin Yayıncılığa en içten teşekkürlerimi sunuyorum...
336 syf.
·Puan vermedi
Aşk dediğimiz hepimizin hayatında bir sayfa değil mi zaten. Helen ve henry'nin aşkı da karanlık ve acı dolu bir sayfa. Çocuğunun hastalığı nedeniyle başlayan aşk çocuğun ölümüyle sonlanır. Kitap içerik olarak çok güzel fakat çeviride inanılmaz hatalar var. çok uzun, sıkıcı betimlemeler ve çok fazla imla hatası kitabın duygusunu almanızı engelliyor.
381 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Helene ,ona su vermek için yine yerinden kalkmıştı:
-Haydi şimdilik bukadar Fe'tu Nine,dedi yarın yine gelirim.
oLdu ne kadar iyisiniz ah hiç çamaşırım kalmamış, şu çarşaflara baksanıza hepside lime lime.yatagim çöplük gibi, geceliğim yırtık. Zararı Tanrı bu iyiliklerinizi karşınıza çıkarır.
-Hasta kadın Helen 'i överken,doktor gülümseyerek yanakları pembeleşen Helene 'e bakıyordu. Genç kadın hastanın bu aşırı övgülerinden bayağı sıkılmıştı. Mırıldandı:
Fe'tu Nine, size azıcık çamaşır getirdim. Sağol yavrum,Tanrı bunu sana kat kat verir...
-Bir Aşk Sayfası...
Ölümün şimdiden el attığı bu ergenlik çağındaki vücut kadar temiz ve namuslu, aynı zamanda acıklı bir manzara olamazdı.
Emile Zola
Sayfa 284 - İskele - Ağustos - 2016

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Aşk Hikayesi
Baskı tarihi:
1993
Sayfa sayısı:
332
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753790161
Kitabın türü:
Çeviri:
Adnan Cemgil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Engin Yayıncılık
"Bir Aşk Hikayesi" (Mme page d'amour) Zola'nın İkinci İmparatorluk döneminde bir ailenin doğal ve toplumsal tarihi. Bu romanında Zola, yine bu diziden Doktor Pascal (Docteur Pascal) ve Düş (Le Reve)'ü andırır. Öteki romanlarında doğalcı (naturalist) anlayışına uygun olarak, insan ilişkilerinde fizyolojik egemenliği ileri sürer. Oysa yukarda adı geçen iki kitapta olduğu gibi yazar, duygusal bir hava içinde geliştirir romanını."

Bir Aşk Hikayesi"nde başlıca kişi olan Helene Grandjean genç bir dul kadındır; pek bağlı olduğu küçük kızıyla, dünyadan uzak yaşıyordur. Böylece dinginlik içinde yaşarken bir rastlantı, fırtınalar yaratır duygularında. Kızının hasta olduğu sırada çağırdığı doktor Henri Deberle'e yıldırım aşkıyla vurulur. Bu evli adamla coşkulu bir serüven yaşar. Bu sırada ilgisini gevşettiği kızı hastalanır ve ölür. Bunun üzerine, Helene derin bir sarsıntı geçirerek sevdiği adamdan uzaklaşır. Kendi halinde bir adamla evlenerek yine o eski silik yaşantısına döner.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 723 okur

  • Mor Mürekkep
  • SihirliFlut
  • ESRANUR TATAR
  • Gamze Şahin
  • Shadow Fiend
  • Ecem Buse yazar
  • Burak Taha Kestek
  • Özgür Köktürk
  • Sergül Canpolat
  • Lyda

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.1
14-17 Yaş
%4.2
18-24 Yaş
%18.8
25-34 Yaş
%31.3
35-44 Yaş
%18.8
45-54 Yaş
%16.7
55-64 Yaş
%6.3
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77.7
Erkek
%22.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.4 (6)
9
%6.2 (11)
8
%3.9 (7)
7
%5.1 (9)
6
%1.1 (2)
5
%1.7 (3)
4
%0.6 (1)
3
%0
2
%0.6 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları