Bir Asker Bir Diplomat (Güven Erkaya - Taner Baytok Söyleşi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
59
Gösterim
Adı:
Bir Asker Bir Diplomat
Alt başlık:
Güven Erkaya - Taner Baytok Söyleşi
Baskı tarihi:
Nisan 2001
Sayfa sayısı:
297
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756612064
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Devlet memuriyeti ve sorumluluk gerektiren mevkiler, millete hizmet için vardır. Memuriyet emeklilikle son bulur. Ama memurun taşıdığı yükümlülüklerin ve halkına vereceği hizmetlerin zaman sınırı yoktur. Emekli Oramiral Erkaya da bu anlayış içinde, ömrünün son anlarına kadar, bütün bilgi, birikim, deneyim ve enerjisini mensubu olmaktan onur duyduğu Türk milletinin emrine sundu. Erkaya ve yakın arkadaşı Büyükelçi Taner Baytok, düzenli aralıklarla bir araya gelerek, ülkemizin güvenliğini yakından ilgilendiren konularda, birçoğunu birlikte yaşadıkları olayların anılarını tazelediler. İki dost, savunmadan silahsızlanmaya, Kıbrıs'tan Ege sorunlarına, petrolden Boğazlar'ın statüsüne, irtica ve laiklik mücadelesinden 28 Şubat'ın perde arkasına, eskileri konuşup ülkemizin gelecekteki güvenlik ve refahı için neler yapılması gerektiğine dair düşüncelerini dile getirdiler. Türkiye'nin dününü, bugününü ve yarınını anlamak ve kurmak isteyenler için.

Güven ERKAYA - Evet, görüyordum. Neyse konser bitti. Eve geldim. Ahmet Çörekçi Paşa telefon etti. Turhan Tayan, "Hep birlikte Havacılar'ıın Elmadağ'daki restoranına gidelim" demiş. Orası kapalı olduğu için, "Gölbaşı'ndaki tesislerde akşam yemeği yiyelim" diyor. Yarım saat içinde hazırlanıp gittik. Turhan Tayan, Ahmet Çörekçi, ben, İlhan Kılıç ve eşlerimiz. Yemekte konu, irtica ve o günkü hükümetin yönetim tarzı.
Turhan Tayan'ın bunaldığını hatırlıyorum.
Ayrılırken Tayan'a, Tansu Çiller'in beş komutanı emekli etmek projesinden söz ettim. "Kendisine benden selam söyleyin, bizimki Yunan Silahlı Kuvvetleri'ne benzemez, haberi olsun" dedim. Bu mesaj, elbette, muhatabına ulaştı, ama ne irtica hareketlerinin arkası kesildi, ne de Çiller'in komplo planlarında bir değişiklik oldu.
Sokaktan gelebilecek bir ayaklanma ihtimaline karşı hazırlıklı olmak için plan yapmayı, bu amaçla bazı bilgiler toplamayı önermiştim. Batı Çalışma Grubu böylece doğdu. Bununla ilgili bir kağıdı, Deniz Kuvvetleri'nden bir er Çiller'e ulaştırmış. Çiller de, "Bak ihtilal oluyor" diye korkutmak için Erbakan'a, Erbakan da Cumhurbaşkanına iletmiş.
Genelkurmay başkanı durumu bana bildirdiğinde, kendisine, "Galiba maksadımıza nail oluyoruz, bizim ihtilal yapmak niyetimiz yok, ama hükümet çevrelerinde bu korku ve kanaatin uyanmış olması işimizi kolaylaştıracaktır. Bunların çekip gitmelerini sağlayacak tek yol, bunları korkutmaya devam etmektir, bu takdirde Erbakan. 'Seçime gidilsin' diyerek koltuğunu Çiller'e devretmek üzere görevi bırakır. Demirel de hükümeti kurmak görevini Çiller'e değil, Mesut Yılmaz'a verir, hükümeti o kurar. Bu taktiğin başarıyla sonuçlanabilmesi için Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları karargahlarında daha çok ışık yakalım ve konuşmalarımızın dozunu daha da artıralım" dedim.
1997 mayısındaki bir toplantıda ise, Türk Ceza Kanunu'nun kaldırılan 163. maddesini konu yaptım. Anayasanın 24. maddesi gereğince yapılması yasak olan şeyleri saydım. Bu maddenin 163. maddeyle birlikte mütalaa edilmesi halinde bir mana ifade ettiğini belirttim; şimdi 163 kalktığına göre, irticayla nasıl mücadele edileceğini sordum. Hükümetlerin irticayla mücadele mesuliyetleri devam ettiğine göre, 163'ün yerini dolduracak bir yasaya ihtiyaç olduğunu söyledim.
"Bakanlar Kurulu böyle bir yasayı hazırlayıp TBMM'ye sunmazsa, bu takdirde hükümetin meşruiyeti tartışılır. Bakanlar Kurulu'nun hazırlayıp TBMM'ye sunacağı yasa tasarısı orada kabul edilmezse, o zaman milletvekillerinin meşruiyeti kalmaz" dedim. Aslında bu sözlerimin arkasında bir cümle daha vardı: "O zaman bir boşluk doğar, o boşluğu dolduracak anayasal kuruluşlar vardır." İsmail Hakkı Karadayı Paşa'nın isteği üzerine, konuşmamı bu cümleyi söylemeden bitirdim, ama cumhurbaşkanı mesajı almıştı.
Daha sonra, herhalde Çiller ve Erbakan'a da işin ciddiyetini anlattı. Çiller, "İhtilal olacak" diyen konuşmalarını daha da artırdı. Bütün bunlar Genelkurmay'da geç saatlere kadar yanan ışıklarla birleşti. Öyle olmamasına rağmen, ihtilal olacakmış havası esmeye başladı. Cumhurbaşkanı dahil herkeste bir ihtilal endişesi başladı. Erbakan o baskı ve korkuyla başbakanlıktan istifa etti.
Çiller, iktidarın kendisine verileceğinden emindi. Cumhurbaşkanı, "Bir dakika, hiç de öyle bir mecburiyetim yok. Anayasa'ya göre ben Meclis'ten istediğim kişiyi seçip hükümeti ona kurdurabilirim" dedi ve Mesut Yılmaz'ı hükümeti kurmakla görevlendirdi. Bağırdılar, çağırdılar, Meclis'ten istifalar, o partiden bu partiye geçenler oldu. O günkü hükümet kuruldu. Bak, nerelerden geçerek bugünkü MHP-DSP-ANAP iktidarına geldik.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Asker Bir Diplomat
Alt başlık:
Güven Erkaya - Taner Baytok Söyleşi
Baskı tarihi:
Nisan 2001
Sayfa sayısı:
297
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756612064
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Devlet memuriyeti ve sorumluluk gerektiren mevkiler, millete hizmet için vardır. Memuriyet emeklilikle son bulur. Ama memurun taşıdığı yükümlülüklerin ve halkına vereceği hizmetlerin zaman sınırı yoktur. Emekli Oramiral Erkaya da bu anlayış içinde, ömrünün son anlarına kadar, bütün bilgi, birikim, deneyim ve enerjisini mensubu olmaktan onur duyduğu Türk milletinin emrine sundu. Erkaya ve yakın arkadaşı Büyükelçi Taner Baytok, düzenli aralıklarla bir araya gelerek, ülkemizin güvenliğini yakından ilgilendiren konularda, birçoğunu birlikte yaşadıkları olayların anılarını tazelediler. İki dost, savunmadan silahsızlanmaya, Kıbrıs'tan Ege sorunlarına, petrolden Boğazlar'ın statüsüne, irtica ve laiklik mücadelesinden 28 Şubat'ın perde arkasına, eskileri konuşup ülkemizin gelecekteki güvenlik ve refahı için neler yapılması gerektiğine dair düşüncelerini dile getirdiler. Türkiye'nin dününü, bugününü ve yarınını anlamak ve kurmak isteyenler için.

Güven ERKAYA - Evet, görüyordum. Neyse konser bitti. Eve geldim. Ahmet Çörekçi Paşa telefon etti. Turhan Tayan, "Hep birlikte Havacılar'ıın Elmadağ'daki restoranına gidelim" demiş. Orası kapalı olduğu için, "Gölbaşı'ndaki tesislerde akşam yemeği yiyelim" diyor. Yarım saat içinde hazırlanıp gittik. Turhan Tayan, Ahmet Çörekçi, ben, İlhan Kılıç ve eşlerimiz. Yemekte konu, irtica ve o günkü hükümetin yönetim tarzı.
Turhan Tayan'ın bunaldığını hatırlıyorum.
Ayrılırken Tayan'a, Tansu Çiller'in beş komutanı emekli etmek projesinden söz ettim. "Kendisine benden selam söyleyin, bizimki Yunan Silahlı Kuvvetleri'ne benzemez, haberi olsun" dedim. Bu mesaj, elbette, muhatabına ulaştı, ama ne irtica hareketlerinin arkası kesildi, ne de Çiller'in komplo planlarında bir değişiklik oldu.
Sokaktan gelebilecek bir ayaklanma ihtimaline karşı hazırlıklı olmak için plan yapmayı, bu amaçla bazı bilgiler toplamayı önermiştim. Batı Çalışma Grubu böylece doğdu. Bununla ilgili bir kağıdı, Deniz Kuvvetleri'nden bir er Çiller'e ulaştırmış. Çiller de, "Bak ihtilal oluyor" diye korkutmak için Erbakan'a, Erbakan da Cumhurbaşkanına iletmiş.
Genelkurmay başkanı durumu bana bildirdiğinde, kendisine, "Galiba maksadımıza nail oluyoruz, bizim ihtilal yapmak niyetimiz yok, ama hükümet çevrelerinde bu korku ve kanaatin uyanmış olması işimizi kolaylaştıracaktır. Bunların çekip gitmelerini sağlayacak tek yol, bunları korkutmaya devam etmektir, bu takdirde Erbakan. 'Seçime gidilsin' diyerek koltuğunu Çiller'e devretmek üzere görevi bırakır. Demirel de hükümeti kurmak görevini Çiller'e değil, Mesut Yılmaz'a verir, hükümeti o kurar. Bu taktiğin başarıyla sonuçlanabilmesi için Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları karargahlarında daha çok ışık yakalım ve konuşmalarımızın dozunu daha da artıralım" dedim.
1997 mayısındaki bir toplantıda ise, Türk Ceza Kanunu'nun kaldırılan 163. maddesini konu yaptım. Anayasanın 24. maddesi gereğince yapılması yasak olan şeyleri saydım. Bu maddenin 163. maddeyle birlikte mütalaa edilmesi halinde bir mana ifade ettiğini belirttim; şimdi 163 kalktığına göre, irticayla nasıl mücadele edileceğini sordum. Hükümetlerin irticayla mücadele mesuliyetleri devam ettiğine göre, 163'ün yerini dolduracak bir yasaya ihtiyaç olduğunu söyledim.
"Bakanlar Kurulu böyle bir yasayı hazırlayıp TBMM'ye sunmazsa, bu takdirde hükümetin meşruiyeti tartışılır. Bakanlar Kurulu'nun hazırlayıp TBMM'ye sunacağı yasa tasarısı orada kabul edilmezse, o zaman milletvekillerinin meşruiyeti kalmaz" dedim. Aslında bu sözlerimin arkasında bir cümle daha vardı: "O zaman bir boşluk doğar, o boşluğu dolduracak anayasal kuruluşlar vardır." İsmail Hakkı Karadayı Paşa'nın isteği üzerine, konuşmamı bu cümleyi söylemeden bitirdim, ama cumhurbaşkanı mesajı almıştı.
Daha sonra, herhalde Çiller ve Erbakan'a da işin ciddiyetini anlattı. Çiller, "İhtilal olacak" diyen konuşmalarını daha da artırdı. Bütün bunlar Genelkurmay'da geç saatlere kadar yanan ışıklarla birleşti. Öyle olmamasına rağmen, ihtilal olacakmış havası esmeye başladı. Cumhurbaşkanı dahil herkeste bir ihtilal endişesi başladı. Erbakan o baskı ve korkuyla başbakanlıktan istifa etti.
Çiller, iktidarın kendisine verileceğinden emindi. Cumhurbaşkanı, "Bir dakika, hiç de öyle bir mecburiyetim yok. Anayasa'ya göre ben Meclis'ten istediğim kişiyi seçip hükümeti ona kurdurabilirim" dedi ve Mesut Yılmaz'ı hükümeti kurmakla görevlendirdi. Bağırdılar, çağırdılar, Meclis'ten istifalar, o partiden bu partiye geçenler oldu. O günkü hükümet kuruldu. Bak, nerelerden geçerek bugünkü MHP-DSP-ANAP iktidarına geldik.

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • İsa Akkuş

Kitap istatistikleri