Bir Bilim Adamının Romanı (Bütün Eserleri 5)

·
Okunma
·
Beğeni
·
15.273
Gösterim
Adı:
Bir Bilim Adamının Romanı
Alt başlık:
Bütün Eserleri 5
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
284
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700671
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Türkiye'de pek benimsenmemiş bir dalda, biyografik roman türünde, Oğuz Atay'ın kendine özgü üslubu ve kurgusuyla, kendi hocası da olan Prof. Mustafa İnan'ı anlatışı. Atay'ın hedefi, bir halk çocuğunun uluslararası ün sahibi bir bilim adamı oluşunun zorlu macerasını sergilemek. Bunun yanısıra, Oğuz Atay'ın toplumsal eleştiri kalıplarını zorlayışını da izliyoruz. Bu kitapta, Prof. Mustafa İnan'ın hayatından kesitler veren bir de fotoğraf albümü yeralıyor.
Oğuz Atay'ın Tutunamayanlarini okuyan bir genç var. Çok seviyor ve etkileniyor. Kendinden bir parça buluyor sanki, ama bir yandan da sevmiyor.
Popüler kültürün acımasız ellerine teslim edilen bir insan ve kitap var. Kimse okumuyor ama herkes biliyor!
Bunlara rağmen yine de seviyor Oğuz Atay'ı.
Öyle ya kendisi de mühendis ve edebiyatı seviyor...
Yine kitap okuma isteği ile Üniversitesinin kutuphanesinden gidip kitap almak istiyor. Elinde almak istediği kitapların listesi...
Bakıyor bakıyor bakıyor, aylar önce lisedeki müzik hocasının kendisine tavsiye ettiği kitap olan Bir Bilim Adamının Romani'ni alıyor.
Ama düşünüyor da, "Yahu, bilim adamına roman da mi yazılır..."
Kitabı okumaya başlıyor. Biyografi diye geçiyor ama biyografi gibi de değil. Bir roman okuyor sanki ama roman da değil.
Bu dünyadan geçip giden bir insanı anlatmıyor Oğuz Atay, bu dünyada iz bırakan birisini anlatıyor.
Her sayfasında bu insanın bilime olan sevgisini ve katkısını anlatıyor.
Sonra kitabı okuyan şahıs dönüp kendisine bakıyor.
Sahi bu anlamsız dünyaya anlam katmak için ben ne yaptım?
Yaptığım şeyler elbet vardır diyor ama daha fazlası şart!
Okumak lazım. Öğrenmek lazım. Bilmek lazım. Daha da önemlisi anlatmak konuşmak lazım.
Ve kitabı bitirmesinin ardından hayatında köklü değişiklikler yapmanın kararını alıyor.
Zaten hayalleri olan birisi olan bu okur, insanlara yeni bir şeyler öğretmek istiyor. Ülkesine faydası dokunsun istiyor, gelişmemiz şart diyor.
Hayallerinde birazcık sisli olan Akademik kariyer fikrini ve hayalini artık gerçekleştirmek için daha çok çalışması gerektiğini anlıyor.
Artık kendisi de üniversitede öğretmen olmak istediğini anlıyor.
Evet sevgili arkadaşlar; o okur benim ve gerçekten de hayallerimizi artık gerçekleştirme zamanı.
Bir gün gerçek anlamda bir öğretmen olursam bu kitabı borçlu olurum bunu.
Size söylemek istediğim çok şey var ama hislerimi buraya yazabilecek kadar usta birisi değilimdir. Ve hislerim de buraya yazılacak kadar kısa değildir...
Size söylemek istediğim şeylerden birisi bu kitabı HERKES OKUMALI!
Hayatim boyunca insanların okuması gerektiği bir kitap olan Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının ardından bu kitap için de varımı yoğumu harcamaya hazırım.
Affiniza sığınarak bu incelemeyi herkesin gormesi için birkaç gün arayla defalarca paylasacagim. Tek maksadım insanlar ne hissettigimi gorsun ve kitabı okumak istesin. Sizden de ricam paylaşın ki daha çok okur gorsun ve okusun.
Hepinize teşekkürler ve iyi okumalar :)
Ben şimdi bilime geri dönüyorum :)
Başlamadan bir iki soru sormak istiyorum. Mustafa İnan’ın öldükten 4 yıl sonra hizmet ödülü almasıyla, Oğuz Atay’ın değerinin öldükten sonra anlaşılmasının ironik tesadüfiliği hakkında neler düşünüyorsunuz? Sayfa 14’te(İletişim, 52.baskı) ödül mevzusunu öğrenince aklıma direk bu soru takıldı. İnsan neden ölünce değerlenir? Sonra syf 251’de: “Demek insanları gerçek ve doğru biçimde yorumlamak için onların ölmelerini beklemek gerekiyordu,” cümlesini okuyunca Oğuz Atay’ın da meseleye bu şekilde baktığını gördüm. Yaşamı boyunca ‘yaşarken anlaşılmaya mecburum’ diyen bir Oğuz Atay’ın böyle bir biyografiyi yazarken aklından bunlar geçiyor muydu yine? Belki de sonunun böyle olacağını hissetmişti. Yaşarken hayat bireye, kalabalığa geldiğinden çok sesli gelir. O zaman ölüm bu kalabalığa müdahalesel bir çığlık mıdır?

Şunu kabul etmeliyiz ki kültür olarak süreç yerine sonuca ve ortaya çıkacak ürüne odaklanan bir yapımız var. Bu çoğu şeyde öyle maalesef. Biraz uzun olacak ama birkaç tane alandan örnek vermeye çalışacağım. Bir çocuğa yazı yazmayı öğretirken harflerin nasıl yazıldığına ve imlaya uygun olup olmadığına bakılır. Sitede bir sürü öğretmen var hepsi söylesin, bu hep böyledir. Yazma amacı öğretilmez. Neden sorusu sordurulmaz çocuklara. Ya da matematikte bir konu için ilerde ne işe yarayacak dememiz ürün temelli yaklaşımın en büyük göstergesidir. Bir futbol takımı yıl boyunca ilk sıradadır, son bir iki maç puan kaybedip yerini başkasına bırakır. Kimse o takımın sezon boyunca sergilediği iyi performansa bakmaz, sadece şampiyonluğuyla ilgilenir. Ya da bir yazar yeni bir kitap yayınlar diğer kitaplarından farklıdır, kimse yazarın üslubuyla ilgilenmez. Ya da bir kitap okurken çoğu okur sadece kitabın sonuyla ilgilenir. Ve bilim. Bilime ülkemizde yıllarca sadece yeni bir şey üretmek, icat olarak bakılmadı mı? Halen de öyle, yeni bir icat çıkar çıkmaz hemen bilimin çok geliştiğinden bahsedilmez mi? Ama bazı kişiler bu gibi şeylerle yol alınamayacağının farkındaydı. İnsanlara düşünmeyi öğretmek, bir şeylerin farkına vardırmak gerekiyordu. Mustafa İnan hayatı boyunca bunun için çalışmıştı.

Bu kitabın üzerine Mustafa İnan tekrar nasıl anlatılabilir gerçekten bilmiyorum. İlgi, bilim ve başarı üçgeninde bir hayat hikayesi onun ki. Okumadan benim anlatmamla anlayamazsınız. Benim çabam okumaya bir miktar teşvik etmek olabilir.

Başarmak bir taht olsaydı, Mustafa İnan daima o tahtın sahibi olurdu.

Mustafa İnan 1911’de Adana’da doğduğunda kimse iyi yerlere geleceğini tahmin etmemişti. Babası da öyle düşünmüş olacak ki senden adam olmaz demişti. Oysa bir çocuk için anne babasının gözüne girmek ne kadar önemlidir. Küçük Mustafa ömrü boyunca babasının sözünü içinde bir yerlerde taşımıştı da belki bir türlü babasına ben adam oldum diyememişti yaşarken. Ama o başarmıştı. Taşradan çıkıp şehirde şivesinden utanmayarak başarmıştı. O artık gerçek bir bilim adamıydı. Ömrü boyunca hep hizmet için yaşayacaktı. Bilgisini paraya asla değişmeyecekti.

İlgi duymak bir şehir olsaydı, Mustafa İnan daima o şehrin yöneticisi olurdu.

Mustafa İnan şiire ilgi duyuyordu. Lisede divan şairlerinin şiirlerini okuyordu. Derslere giderken Fuzuli’nin divanını ezberliyordu. Kelimelerin köklerine inmekten zevk alıyordu. Ölüm döşeğindeyken bile eşi Jale Hanım’dan bir sözlük istemişti. İyi yemeğe, iyi içkiye ilgi duyuyordu. Her şeye ilgisi vardı. Zamanını boş geçirmiyor, sürekli bir şeylerle uğraş içinde oluyordu. O ilgi olmadan bilgi olmayacağının farkına varmıştı. Hayatını, yaşamını buna adamıştı.

Bilim bir kale olsaydı, Mustafa İnan daima o kaleyi savunurdu.

Lise yıllarından beri sınıf arkadaşlarına ders anlatıyor, kimseyi takıldığı konu yüzünden eli boş göndermiyordu. İthal malı bilime kesinlikle karşı olduğundan doktorasını yaptıktan sonra yurtdışında kalmasını isteyenlere cevabı netti: Ülkeme döneceğim. Mukavemet konusunda uzmanlaşmıştı. Üniversitede kendine kürsü kurdu. Bilgilerini sıkça seminerler düzenleyerek asistanlara öğrencilere hocalara anlatıyordu. Düşünmeye çok önem veriyordu. O artık kendi ekolünü yaratmış, ömrü boyunca hep öğretmek, gerçek bilimi yaymak, başarmak için yaşamıştı.

Mustafa İnan hayatın doğdu-öldü arasındaki süresini kendinden verebildiğince bilime, öğretmeye, öğrenmeye, şiire, dile ayırmıştı. Ama gün geliyor ki koca bir devir iki cümleyle hayat sahnesinden siliniyor: “Tarih 5 Ağustos 1967; vakit gece yarısını geçiyordu. Mustafa İnan bir daha uyanmadı: Sabaha karşı dört buçukta ölmüştü.” Hayat Mustafa İnan gibi saygıya değer bir kişiliği ölümle ödüllendiriyorsa basit ya da şaka değildir arkadaşlar. Açalım artık şu gözlerimizi. Mustafa İnan bunun savaşını vermişti. Başarmıştı da. Ama arkasından gelenler hocanın savaşını devam ettirmek için ne kadar çaba sarf etmişti? Şuan durup düşünün o ekol kaldığı yerden devam etseydi kaç tane Mustafa İnan yetişirdi. İşin üzücü tarafı burada işte. Kimse kendinden bir şey koymaya yanaşmıyor artık.

Önsözde Cahit Arf kitabın tam hayal ettikleri gibi olmadığından yakınmış. Oğuz Atay’ın okurları da bu kitabı okuyunca diğer kitaplarındaki tadı bulamamışlar. Dostu olan Oğuz Atay’a küçük bir kıskançlık ürünü mektup yazıp eleştiren ama sonrasında çokça pişman olan Selim İleri, Bir Bilim Adamının Roman’ı hakkında yaklaşık şunları söylüyordu bir kitabında(Kar Yağıyor Hayatıma): “Bir Bilim Adamının Romanı Oğuz Atay’ın klasik yapıya yaklaşmaya çalıştığı bir kitaptır.” Klasik yapıya yakınlaşmaya çalışmasının nedeni daha fazla kişiye ulaşmaktı çünkü ekol yaratmış birisinin hayatını örnek olsun diye anlatacaktı. Ama bunu yaparken de tamamen Oğuz Atay’lığından sıyrılamazdı. Eğer biyografik bir eser yazıyorsanız kronolojik zamanınızı anlatı zamanı ve anlatılan zaman arasında düz bir çizgide götürmeniz gerekir, en yazıdan klasik yapıda bu böyledir(Anlatı zamanı, bir metnin başından sonuna kadar geçen zaman, anlatılan zaman ise anlatı zamanına sığdırılan zamandır. Yani bu kitap özelinde orta yaşlı profesörün esmer gence Mustafa İnan’ın hayatını anlatmaya başlaması ile bitirmesi arasındaki zaman anlatı zamanı, Mustafa İnan’ın doğumundan ölümüne kadar olan zaman ise anlatılan zamandır). Ama kitapta tam bir kronoloji çizgisi yoktur. Atay bu çizgiyi prolepsis(sonradan olan şeylere anlatının şimdisinde değinme), analepsis(olayın şimdisini anlatırken eskiye değinme), metalepsis(dönüp eskiyi anlatırken sonradan olanları ekleme) gibi zaman kaymalarıyla bozmuştur. İşte bu kitabın Oğuz Atay’lığı buradadır. Ama bu okumayı da illa ki etkiliyor. İnsanları istediğiniz şekle sokamadığınız gibi bir yazarı da istediğiniz şekle sokamazsınız, zaten bu doğru olmaz. Bu yüzden bir bilim adamı olarak Cahit Arf’ın olaya bakış açısı çok objektif değilmiş bence.

Bir insan bundan daha güzel nasıl yaşayabilirdi ki? Mustafa İnan’ın azmiyle, ilgisiyle kalın.
KÜSÜRATLAR TAMAM, TÜM TAMAMLAR EKSİK!

İşte böyle bir ülkede bir bilim adamı olmak, nasıldır tahmin edebilir miyiz?
Sadece Türkiye için geçerli mi bu durum bilmem sanırım insanları gerçek ve doğru bir biçimde yorumlamak için onların ölmelerini beklemek gerekiyor.


Ülkemizi pek ilgilendirmeyen mecralardan biri de malumunuz bilim. Globalleşen dünyanın enerji ve bilim ile nefes aldığı aşikar. Bir çok bilim adamımızın yaşadığı ülkenin vatandaşlığı altında ürettiği fikirleri hayranlıkla izliyoruz. Finlandiya'da 8 Türk bilim adamımız mevcut. ABD'de yaşayan Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülü'nü aldı. Oysa ne diyordu Gazi Atatürk bizlere ''Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!''


Mustafa İnan doğmadan önce 5-6 kardeşi ya doğum esnasında ya da doğduktan 1-2 yıl sonra vefat ettiğinden babası 4 yaşında damdan düşünce ''bu çocukta ölecek'' diyerekten Mustafa'dan umudunu kesmiş. Mustafa'nın yaşamayacağını düşünmüş. Mustafa inat etmiş ve yaşama tutunmuş. Daha sonraları Mustafa İnan'dan için babası ''Senden adam olmaz, bundan adam olmaz'' dermiş. Mustafa İnan damdan düşüp yaşama tutundu. Atasının adamlığıyla alakalı öngörülerini de boşa çıkardı. Hem adam olmanın ötesinde Türkiye'yi çağ atlatacaktı bu adam. Öğretmen Mustafa, İnatçı Mustafa, her şeyi bilmek istiyor, her bildiğini her tanıdığına öğretmek istiyordu. Türkiye'nin ilk yurtdışına eğitime giden öğrencisidir ayrıca.

Mustafa İnan Zürih'in Eidgenössichen Technischen Hochschule Üniversitesi'nde yurtdışı eğitimini aldı. Orada kalsaydı, muhtemelen ismini bu kitap özelinde duymayacaktık. Büyük bir bilim adamı diye sahiplenip ismini üniversitelere, caddelere, sokaklara verecektik. Öldüğünden 4 yıl sonra hakkında TÜBİTAK'ın bu kitabı yazmasına önayak olması ve bu eser ile ölümsüzleştirilmesi bile değerlerimize ne denli sahip çıktığımızın apaçık göstergesidir. Söz konusu üniversitenin kendisine kalması noktasında samimi ısrarları, hatta ısrarın ötesinde baskı yapmaları bile onu kararından vazgeçirmemiş, Jale ve vatanına olan aşkı onu tekrar bu topraklara getirmiştir.

Mustafa İnan kimdir? Mustafa İnan düşünmeyi unutmuş, yeniden ayağa kalkmaya çalışan yorgun bir ülkenin ufuklarını açmaya, sınırlarını zorlamaya çalışan bilim insanıdır. Ülkesine bilim adına bir çok ekol getirme çalışırken sağlığını hiçe sayan sadece sağlık olsa bütün yaşamını hiçe sayan bir bilim adamı. Mustafa İnan öğrencilerine daha geniş yelpazede ülkesine düşünmeyi, sorgulamayı öğretmeyi amaçlar. Budur gayesi, budur gökyüzüne baktığında gördüğü hayal, budur odasının tavanına baktığında gördüğü resim. Elastisite'yi, mekaniği, en önemlisi matematiği ülkemize kazandırmaya çabalar. 56 yıllık yaşamı boyunca bunun savaşını verir.


Meselesi olan adamdı. Meselesi Türkiye idi. Aslen Malatya'lı olup Adana'nın bağrından kopan bir gardaşımız, abimiz. İsmini bile zor yazdığım mukavemeti, elastisite'yi ülkemize tanıtmak istedi. İleri gitmek ancak düşünmeyle, düşündüğünü icraate geçirme ile olabilirdi. Ekonomik zorluklar da hayatında hiç ama hiç eksik olmadı. Hayatındaki eksiklikler onu hiçbir gayesinden eksiltmedi.
Hayatı boyunca kendi ülkesinde yaşamak isterdi Mustafa İnan ve herhalde kendi ülkesinde ölmek isterdi. Mustafa İnan öldükten sonra bile borçtan kurtulamadı. 1911 yılının Ağustos ayında elli altı yaşını dolduramadan vefat etmişti.

#28602277 nolu etkinlikle sevgili kardeşim Thomas Magnus in ısrar seviyesine ulaşan tavsiyesiyle okudum. İyi ki de ısrar etmişsin :) Okurken büyülendiğim bir kitap oldu. Ayrıca dilimize sonradan giren sözcüklerle alakalı kısım çok hoşuma gitti. Mustafa İnan sayesinde bende bu konularda daha araştırmacı olacağım. Bir bilim adamı olamayacağım belki ama ülkeme yararlı bir birey olacağım. Her şey okumaktan geçiyor, bilme eylemini gerçekleştirmemiz gerekiyor. Okuyup, daha çok öğreneceğim. Hocam bunun sözünü verebilirim. Allah senden razı olsun!

Rektör İzzet Gönenç'in sözüyle bitirelim: ''Mustafa İnan Türkiye'de bir bilim ekolü yaratıp, bir devir açmıştı'' Ruhun şad olsun hocam.
Oğuz Atay'ı eskiden beri bilirim, duyarım. Abim çok okurdu ben küçükken. Lise 1 de ödül töreninde de müdür hediye olarak 'Tutunamayanlar' diye bir kitap vermişti. O sıralar okumadım tabi kimler tutanamamış ne için tutanamamış çok umrumda değildi. Ancak şimdi bir etkinlik sayesinde tanışma fırsatı buldum. Onun içinde ayrıca teşekkür ederim. #29309205

Bir Bilim Adamının Romanı ( Mustafa İnan )
Çoğu kişi muhtemelen bu bilim adamını ismi ilk defa kitabı okurken duydu. İsminden de anlaşılacağı üzere bir biyografi romanı. Zamanında TÜBİTAK tarafından bu bilim insanının bilime verdiği hizmetlerden dolayı böyle bir fikir atılmış ve romanı yazma görevi de aynı zamanda öğrencisi olan Oğuz Atay'a verilmiş. Vallahi ne diyeyim isabetli olmuş, ortaya güzel bir iş çıkmış.

Kitapta Mustafa İnan'ın hayatını okuyoruz. Kimmiş bu adam anlamaya çalışıyoruz. Neden böyle bir kitap yazmaya karar verilmiş, onu anlamaya da çalışıyoruz tabi ki. Benim de bu incelemeyle üzerinde durmak istediğim konu bu aslında. Bu kitap neden yazılmış?
Ülkemizde daha fazla olmak üzere su an için dünya gündeminde de artık insanların ( en önemlisi yeni nesillerin ) örnek aldığı kişiler değişmiş durumda. Modernizm yanlış bir algı ortaya koyuyor. Artık hiçbir alanda bir ürün, eser, uğraş ortaya koymadan sadece bir gününü internette paylaşmakla ve yahutta bir fotoğraf uğruna yaşayarak toplumda bir yer edinmeye çalışıyoruz. Hal böyle olunca böyle yapıp başarıya ulaşmış, belli bir kitleye sahip insanlar halkın gündeminde hatırı sayılır bir yer buluyor kendine. Arkadaşlar çok üzülüyorum ben!

Mustafa İnan'ın hayatını okurken hepimiz görüyoruz ki insanlar bir şeyler için çabalamış, etrafındakilerin de böyle olmasını isteyerek yaşamış. Bir fotoğrafıyla yüz bin beğeni alıcam diye çabalamamış, dışarda insanlar ne yapıyor bunu ülkesine göstermeye çalışmış.
Bu neden önemli?
Dışarıdan kastım Batı. Biz de Doğuyuz ya. Hani kötüyüz heh işte o Doğu.
Kendi alanımdan örnekle bugün modern tıp deyince 'Western Medicine' anlaşılır. Bu zamanında böyle gelişmiş hep böyle mi olmak zorunda diye insan düşünüyor, bir yandan Batılılar zaten bizden önde bizim onlar gibi olmamız lazım diyip buna alıştığımız için kendimizi de ezik psikolojisine sokup ondan mı çabalamıyoruz diye de düşünüyorum. Hee örnek alıyoruz ama hep yanlış yerleri :D Örnek aldığımız şeyler sınavda çıkmıyor hep düşük alıyoruz bizimle dalga geçiyorlar.

Mustafa İnan'a Avrupa gördünüz neden dans etmiyorsunuz diye sorulunca;
''Ben oraya dans öğrenmek için gitmedim'' demiş. Ne güzel demiş.

Batının gelişmişliğine karşı değiliz derdimiz bizim niye böyle olmadığımız.
Öğrencilerine de hep böyle anlatmış, Batıya gidin, bilimi öğrenin ama oralarda kalmayın demiş. Şu anda ülkemizde bilime az biraz meraklı olan da gidip kendin kurtarma peşinde maalesef, artık sınırlar kalktı tabi küresel bir köyde yaşıyoruz, milliyetçilik falan hak getire, onlar geride kalmış herkesin kendi tercihi diyip geçiyoruz. Ama ne demişti hoca; ''İthal malı bilim olmaz''.
Herkes gidip de geri gelmezse kim bize bilim yapacak demi. Kendimiz yapabilecekken niye başkasından ithal edelim ?

Neyse okuyalım, okuyalım, okuyalım.
Sonra da herkesin okuması için uğraşalım. Sadece bu kitabı değil ha, genel halimiz böyle olsun.
İyi okumalar!
Bu kitapla alakalı çok güzel inceleme yazıları olduğu için sadece kişisel düşünceme değinmek istiyorum. Ben de bir mühendisim hem de yükseği olan bir mühendis. Ancak, Mustafa İnan'ı bu kitap sayesinde tanıdım ve böyle birinin varlığından haberdar oldum. Bana kendisinden bahsetmeyen hocalarıma mı (belki kendileri de tanımadıkları için bahsetmemişlerdir), kendi araştırmalarımın sığlığına mı yanayım bilemedim.
Bu kitap için aylar önce yapılan bir etkinliğe katılmış, ama o sırada okuyamamıştım. Tatilde okumaya fırsat buldum ve 'neden daha önce okumadım' diye hayıflandığım kitaplardan biri oldu benim için. Nasıl başlasam, anlatsam hiç bilemiyorum ama kitaptan bu kadar etkileneceğimi, Mustafa İnan' a bu kadar hayran kalacağımı tahmin etmemiştim. Kimi yerlerde de alıntılardan yola çıkarak fikirlerimi yazmaya çalışayım.

Kitap, Mustafa İnan'ın yakın arkadaşı olan Cahit Arf'in ön sözüyle bizleri karşılıyor.  Mustafa İnan 'in eşi, oğlu, arkadaşları, öğrencileri, öğretmenleri derken bir çok kişiden de onunla ilgili bilgiler okuyoruz. Mustafa İnan...
Adana' da okula başladı ve her zaman öğretmenlerinin hayret ettiği bir öğrenci oldu. Hiçbir zaman defter tutmaz, ama her zaman tam puan alırdı. Bunun yanı sıra arkadaşları için de çabalar, öğretmenlerinden konuyu anlayamayan çocuklar Mustafa İnan ' ın anlatışıyla konuyu öğrenirlerdi. Tabi bu durum öğretmenlerin de gözünden kaçmıyor, Mustafa'ya daha da hayran kalıyorlardı. Mühendislik mektebine gitsede asıl isteği mühendislik yapmak değil, öğretmenlik yapmaktı çünkü bu konuda çok başarılı ve hevesliydi. En zor soruları bile öğrencilerin anlayabileceği hale getirip sorabiliyordu...

Mühendisliği 1. olarak
bitirdi ve İsviçre'de de doktorasını tamamladı. Yapılan bütün teklif ve baskılara rağmen ülkesine dönmeyi tercih etti. Belki geri dönmese çok daha parlak, çok daha fazla kıymetinin bilindiği bir gelecek onu bekliyor olacaktı. Ama Mustafa İnan'ın istediği bu değildi. Ülkesinin bilimde gelişmesini istiyordu. Yurt dışında  çalışmalar yapmasının ülkesine fazla katkısı olmayacaktı. Bir insan bencillikten bu denli uzak olur mu, oluyormuş... Döndükten sonra hemen işlere girişti. Hem öğretmen, hem mühendis, hem bilim adamı olarak kolları sıvadı.

Mustafa İnan'ın tek ilgilendiği matematik, mühendislik değildi. Divan edebiyatına da büyük ilgi duyuyordu. Hatta yolda giderken sevdiği şiirleri ezberlermiş hep...

  #32695208

İşte böyle düşünürdü hep Mustafa İnan. Hiçbir katkısını esirgemedi, yeri geldi asistanından bile borç istedi ama yılmadan azıcık bir ilerleme, gelişme için çalıştı çalıştı...

 #32716194

Her şeyi merak edip araştırdığı, en iyi şekilde öğrenmeye ve öğretmeye çalıştığı için kimi zaman yadırgandı ve çok derse giriyor, kendini çok yıpratıyor vs vs. neler denmedi ki hakkında...

 #32783764

Düşünme sporu ile düşünme sanatınında ögrenilmesini istiyordu Mustafa İnan. Bu konuda çalışmalar yapmış ve çevresine de yaptırmaya, onları bu konuda geliştirmeye çalışmıştır.

 #32776998

Mustafa İnan Hoca, araştırdıkça, çalıştıkça,  daha da kabına sığmıyor, her alanda yeni yeni bilgilerin kapılarını aralıyordu. Belki de bir yerden sonra bu kadar meraklı ve araştırmacı olmak bırakılamaz bir alışkanlık haline geliyordu. Belki bizde azıcık bir Mustafa İnan ciddiyeti ve ilgisiyle bir şeylere sarılırsak çok daha hızlı bir şekilde ilerlemeler kaydeder ve kendisine, ülkesine daha çok fayda sağlayabilecek bireyler haline gelebiliriz ne dersiniz ?

İşe öncelikle, bu kitabı okumakla başlamanızı tavsiye ediyorum... Kendiniz okuyup tanımalısınız büyük insanı. İçinizde en küçük bir kıvılcım uyandırabilirse ne mutlu. Oğuz Atay' ı da es geçmek olmaz kendi hocasının hayatını kaleme almış olmasaydı, başka biri bu kadar güzel anlatabilir miydi pek sanmıyorum ...

Şu videolara da bir göz atmalisiniz.

 https://youtu.be/lXcSFmlQq-A

 https://youtu.be/s3-XDgLiENI

Herkese iyi okumalar dilerim.
BU ÖZEL KİTABI OKUMAMA VESİLE OLAN Thomas Magnus 'E VE 1K Ankara Okuma Grubu 'NA TEŞEKKÜRLER

https://www.youtube.com/watch?v=RIz8uU6tx08 (Reklam amaçlı değildir)

ARANIZDA “MUSTAFA İNAN” OLMAK İSTERDİM DEMEYEN VAR MI?

Oğuz Atay okumaya bu kitapla başladım. Tutunamayanlar vardı aklımda ama nasip böyleymiş, eh pişman da değilim doğrusu.

Mustafa İnan gibi bir adamın hayatını nasıl anlatsak diye düşünüp bu görevi öğrencisi Oğuz Atay’a verirler. Kısa bir süre önce vefat etmiştir hoca. Atay da bu işe sadece kalemini değil yüreğini de verir.
Türkiye’nin yurt dışına doktora için gönderdiği ilk mühendisidir İnan. Hem bilim adamı hem gönül adamı nasıl olunurun 20. yy. Türkiye’si için belki de en başlıca örneğidir.

Neresinden başlayıp neresinden bahsetsek ki bu dolu dolu yaşam öyküsünün. Kitaptaki bilimsel konulardan öğrendiklerimiz, dil bilimi konusunda öğrendiklerimiz, şiirle ilgili öğrendiklerimiz, sevdayla ilgili öğrendiklerimiz, daha neler neler..

“Yolda hep bir gün evvelki mesut halimi(istersen halimizi) düşündüm.Buna mukabil o gün yollarda pek yalnızdım. Onun için hızlı yürüdüm. Bir an evvel bu boğucu sıcak ve beni ezen düşüncelerden uzaklaşmak istedim.Sen de geç geldin, seni çok bekledim.”

Sonradan eşi olacak Jale Hanım'a böyle seslenmiş bir keresinde İnan, bu naifliği ben bir de Kafka’da görmüştüm..

“Sandviçin tarihi de ilginçti: 18. yüzyılda yaşayan İngiliz lordu Earl of Sandwich, kumarbazın biriydi. Kumara öylesine düşkündü ki ,yemek yemeğe oturacak vakit bulamıyordu. Bir yandan kumar oynuyor, bir yandan da ekmek dilimlerinin arasına koydurduğu söğüş etleri yiyordu.”
"Efendi"nin Yunanca"dan geldiğini (aftendis) bildikten sonra insan başka türlü düşünür.Kilit(kleidi), harita(kharta), fener(fenarion), cins(genos) ve hatta temel(themelion) de aynı dilin kelimeleridir aslında.

Böyle güzel ilginç,dille ilgili ayrıntıları okumak her kitapta nasip olmaz mesela.

“ ‘Herkes hafızasından, hafızasının zayıf olduğundan kolaylıkla şikayet eder, fakat asla zekasından yakınmaz. Bilmez ki hafıza, zekanın bir unsurudur.’ Hoca düşünmek sanatı üzerinde düşünürken bunları söylüyordu. “

“Aklın yanına hikmet dediğimiz yüksek bilgi kabiliyetine de yer vermek lazımdır. Hikmet, bu alemin olaylarına,onun üstüne çıkarak mütevazı bir şekilde bakmak, aralarındaki iç ahengi sezmek, aşk ile realitenin derinliğine nüfuz etmektir.”
“Bu anlamda bir şair, bir hakim,bir mutasavvıf ve veli, alimden çok derin olarak realiteye ulaşabilir. Kim iddia edebilir ki bugün Einstein, Mevlana’dan daha çok tabiat sırlarına erişmiştir?”

“Üniversite çevresinde iyi bir hoca,dürüst bir bilim adamı ve kimsenin hatırını kırmayan bir idareciydi. Edebiyat çevrelerinde güzel şiir okuyan,derin kültürü olduğu anlaşılan biriydi. Yani bütün bunların bileşkesi miydi Mustafa İnan? Yani bütün bunların hepsi miydi aslında? Yoksa hiçbiri mi değildi? Bence de bütün bunların hepsiydi ve hiç biri değildi.Yani bir yerde, derinliklerinde yalnız bir insandı.”

Bunlar bu kitabı, Mustafa İnan’ı anlatmaya yeter mi? Elbette hayır.. Buz dağının sadece görünen yüzü, lütfen bu değerli insanın hayatını okuyunuz..
BİR BİLİM ADAMININ ROMANI - OĞUZ ATAY
Zamanlama olarak Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi bitirmemin ardına rastladı bu güzide biyografi dolayısıyla da kitabın başlığı bana göre ''Sarı Çiğdemler Ülkesinde'' olmalıydı; çünkü kendimi neredeyse Finlandiyalı bir mühendisle konuşuyorken, onu, ve onu anlatmak isteyenleri dinliyor olduğumu sanıyorken buldum. Aslında içimizden birini; küçükken damdan düşen bir çocuğu, babasının sürekli ''Adam olmayacak bu çocuk!'' diyerek azarladığı bir delikanlıyı, çalışkan bir öğrenciyi, öğretme ve öğrenme aşığı bir insanı, filolojiye olan ilgisini Divan Edebiyat'ından aldığı örneklerle taçlandıran bir sanatseveri, evhamlı bir profesörü, yurtsever bir vatandaşı ve idealist bir bilim insanını tanıyordum: Mustafa İnan'ı tanıyordum.
Mustafa İnan'dı idealist olan. Devletin kendisine verdiği emeği boşa harcamak istemeyen Mustafa İnan'dı. Mustafa İnan'dı, bir palto bir elbise öğrenciye koşuşturan, onunla şakalaşan,O'na öğreten, onunla öğrenen. Mustafa İnan'dı asistanından borç istemek zorunda bırakılan. Bu ülkedeki bilimin, bilim insanlarının neden arka fonda bile kalamadığının cevabıydı onun yaşantısı. Mustafa İnan'dı iki savaş ardından, çocukluk travmalarından, geçim sıkıntısından, bilime sarılarak çıkan, Oğuz Atay anlatıyordu kalemiyle formülleri yazar gibi: ''Anlıyor musun? dedi, Bizde neden kolayca bilim adamı yetişmediğini? Bilimin küçük yaşta başına gelenleri görüyor musun? İşte bilimin anavatanı Batı, Adana'ya gelmişti; üstelik yalnız pasta ikram etmiyordu küçük çocuklara: Kuvayimilliye çeteleri düşmana karşı direnişe başladığı için yolları, köyleri, uçaklar bombalıyordu..''
Evrenseldi bilim... Dünyayı kucaklayarak gelişecekti, Doğu ve Batı iki çocuğuydu Bilimin, çocuk ayırt edilir miydi hiç? Beş parmağın hangisinden vazgeçebilirdin, beş parmağın beşi bir değilse de?
Bir Bilim Adamının Romanı'nda yalnızca Doğu'da değil suç, Bilim'in karşısında, yalnızca Batı'da olmadığı gibi, Devlet'te de değil hep, Ekonomi'de hiç değil yüzde yüz, tembellikte daha çok, işgüzarlıkta, kolaya kaçmakta, üşengeçlikte, efsaneleştirme de, Mustafa İnan olmayışta... Bilim Aleminde canım, hepsi bir arada, tutuşmuşlar el ele, bilime karşı. Durabilenlerin onda birini kitaplarda okuyoruz yazarsa Atay gibileri, yazdıktan sonra okursa Halk gibileri elbet, çoğu Mustafa İnan gibi olmadan, olamadan, damdan düşüp ölüyor yaz geceleri, çoğunun en büyük suçu savaş çağı çocukları olmaları, çoğu kopya ile geçiyor, kaçak bina yapacak çünkü büyük patron olunca, çoğu rant peşinde.. Bilmez gibi, üzülür azınlık, bilmez misin siyaset aracıdır bu ülkede bilim, kaç Mustafa İnan çıkar sandın Bakanlık reddedecek, öğretme aşkiyle tutuşacak, bir hasta bir sağlamken mektebe koşacak. Kuvvet'i para ile organizasyonun çarpımı olarak nitelendirenler bilim (!) içinden çıkagelenler, bu üniversite mezunları, bu ülkenin okutulanları...
Oğuz Atay ne güzel yazmış: ''Efsane bir geleneğe dayanır ve efsane bir bütündür. Efsaneyi yaratmak da bir araştırma işidir. Oysa insanlarımız henüz, hüzünlü anma törenlerine ve sadece gözyaşlarına dayanan bir dönemi yaşamaktadırlar. Herkesin, özellikle, ''Türk Mühendisler Cemiyeti ve Bilim Alem'inin'' işi gücü vardır, kimsenin, yabancı bir dergide yayımlanması mümkün bir ''araştırma'' için kaybedecek zamanı yoktur. Biz, vakit kaybetmemek için, efsaneleşen kişileri ''minnetle'' anarız, onun ''mümtaz'' kişiliği önünde ''hürmetle'' eğiliriz,. Bu kahraman muhakkak ''yeri doldurulamayacak bir kayıp'tır'' ve bu nedenle, yani yerini dolduramayacağımızı bildiğimizden, onunla ilgili bir araştırma yapmak bizim gibi ciddi kimseler için söz konusu olamaz. Bu arada onun ''üstün gayretlerini'', ''hasletlerini'' anarız; ''senin yerine ben gitseydim'' diyerek, hiçbir zaman niyetli olmadığımız davranışlardan söz ederiz.''
.
Kaç Mustafa İnan daha yetiştirir bu ülke sandın...
Bu ülke yetiştirecek olsa, insan yetişmek istemez; sen herkesi Bilim sevdası ile sevişir mi sandın?
Sen ''Fotoelastisite'yi'' herkesin derdi mi sandın bu ülkede?
''Cehalet mutluluktur,'' diye başlıyor bir film, sen herkesi Bilgi'yi, Mutsuzluğa tercih edecek mi sandın?..
...
Okudukça çıldıracak gibi oluyor insan, sen olmuyor musun? Yazılanlardan bu yana geldiğin, gelinen, geldiğimiz yeri görünce, yalnız Bilim'in, Bilim insanının, ekonominin değil, İNSAN'IN geldiği noktayı görünce, sen çıldıracak gibi olmuyor musun? sorusunu bekledim, bekledim, bekledim hep son sayfada, ama Oğuz Atay öleli kırk yıl olmuş, o dahi tahmin edemezdi sanırım bu halleri, 77'de bile böyle eleştiriyorken gündemi.
Ne yazık demeden geçemiyorum.
Sonra anlıyorum bu kitabın adının neden '' 'BİR' Bilim Adamının Romanı'' olduğunu, ya da neden ''Sarı Çiğdemler Ülkesinde'' olmadığını. Çünkü bu ülkede bilim haberleri, magazin haberleri kadar yankı uyandırmaz, hiç bağıramaz hatta, ürkektir, sineye çeker, sessizdir sitemi. Arka sayfalarda yazar ''Acı Kaybımız, Kayıplarımız'' O kaybın bilim dünyası adına ne yaptığı da zerre kadar mühim değildir, çünkü bir pop sanatçısı yeni ayrılmıştır sevgilisinden, albüm çıkarıyordur.
Ellerimiz kanlı, ölen çocukların, insanlığın kanından ziyade Sanat ve Bilim'in kanıyla kaplanmış ellerimiz, hiç düşünmemeli neden ölüyor çocuklar, insanlar, insanlık ve adalet diye, Bilim ve Sanat ölmüşken, can vermişken kollarımızda çoktan.
BİR BİLİM ADAMININ ROMANI - OĞUZ ATAY
" DERİMİN ALTINDAKI KARIŞIKLIĞI BİLMEDEN YARGILIYORSUNUZ BENİ !"

Üniversite yıllarından hocası Mustafa İnan'ın biyografik romanını yazmasını istedi TÜBİTAK. Gençleri bilime yönlerdirmek için yapılması istenen bir çalışmaydı bu.Başlarda pek sevindi ama daha sonra yazdıklarının denetim altında olması kitaba sipariş gözüyle bakmasına sebep oldu. Oysa o Mustafa İnan'ı 'kendi' gibi anlatmak istiyordu. Bir çok baskıya rağmen ısrarla çıkarmadığı bölümler mevcut romanda.
Kendiyle benzerlik kurduğu Halit Ziya Uşaklıgil'in biyografisini de yazacaktı ama kaynak sıkıntısı yolunu kapattı.

" BENİ YA ŞIMARTIN YA DA KAPI DIŞARI EDİN! YARI İÇTENLIĞE DAYANMAM ZOR BENİM."

Yaşamı boyunca 'anlaşılamama' kaygısıyla yazdı yazılarını. Hakkında yazılmış bir çok makale, biyografik eser olsa bile onu anlamanın kitaplarını okumaktan geçtiğini biliyorum. Yazılarındaki ayrıntılarda saatlerce boğulmuş olmak, onun yazarken yaşadığı o ruhsal sancıları okurken yaşamış olmak gerekir. Onu başkalarından dinlemek yerine kendisinden dinlemektir tercihim. Aksi halde onun hakkında yazılmış her şey anlamını yitiriyor.
Ben seni anlatmaktan şeref duyuyorum, Atay!
Keşkeyaşasaydıngillerden Derya, büyük bir iftiharla sunar!

Ya mimarlık ya mühendislik, dediler. O da inşaat mühendisliğini kazandı ve ailesiyle İstanbul'a taşındı. Hiç bir zaman sevmedi mühendisliği. Dersleri aksatırdı. Derse girdiğindeyse, en arka sıraya geçer ya resim yapardı ya da kitaplarından âşina olduğumuz kelime oyunlarını oynardı, arkadaşlarıyla. Okulu uzattı. Bir dönem geç bitirdi okulu.

"BÜTÜN ÜMİDİ(M), DOSTOYEVSKİ GİBİ , MÜHENDİS OLDUKTAN SONRA İSTİFA ETMEK(Tİ)." der karakterinin ağzından.
Burada aslında kendinden bahsettiğini dikkatli okuyucularının gözünden kaçmadığını düşünüyorum. Yazdıklarıyla hayatının oyunlar üzerine kurulu olduğunu okuyucularını da bu tehlikeli oyunların süregeldiği dünyaya davet ediyor, Atay.

Ben onu ruh dünyamın tek kadim dostu bilirken, o da Dostoyevski'yi çok sevmiş başucuna koymuş...

İçine işlemiş olan yabancılaşma duygusunu atmak için mizahı kullandı. Ve onu tutamağı haline getirdi. Yaşamın içindeyken şakacı ve mizah yeteneği yüksek; kendi başınayken ise hayalci.

" CANIMLARIM BENİM SEVİYORUM SİZLERİ İNSAN KARDEŞLERİM. DURUP DURURKEN SEVİYORUM İŞTE. SEVİP DURUYORUM. KOLLARIMI AÇIP BÜTÜN İNSANLIĞI KUCAKLIYORUM. PAPATYALAR GİBİ SİZİ KOPARIP GÖĞSÜMDE TUTMAK İSTİYORUM."
İroni, ironi, ironi...

Birazda, Sevin Seydi'den bahsetmek isterim. Oğuz Atay'ın aşık olduğu kadın...
Atay, Fikriye F. Gürbüz'den ayrıldığında, Sevin ile Uğur da ayrılmıştı. Boşanmalarının bu durumla alakası olmadığını belirtmek isterim.
Sevin'i çok severdi. Ona kitaplar getiren, bir kolu Londra'da olan bu kadın, Atay'ı daktilo başına oturtup Tutunamayanlar'ın yazılmasını sağlayan kişidir. Atay yazarken Sevin'de bir yandan İngilizce çevirisini yapmıştır. Bu bir senelik beraberlikte Tutunamayanlar kitabı biter. Sevin'de gider bu arada...
Londra'ya...
Neden gittiğinin sebebi bilinmiyor.
Atay Tutunamayanlar'dan sonraki kitaplarında da sıkça Sevin'e değinir. Bu onu hala sevdiği anlamını taşıyor.

Tutunamayanlar'ın yazıldığı, Sevin ile Atay'ın bir sene boyunca beraber yaşadığı apartman dairesi
İstanbul Beyoluğun'daydı. Şu anda yok. Yıkıldı.
Defalarca önünden geçmişliğim vardır. Ne kadar garip. Bir beton yığını bile bazı durumlar sayesinde anlam kazanabiliyor...
Anlam çok önemli ama:

" BİR ANLAM ARAMAMALI. ANLAM KADAR İNSANIN HAYATINI ZEHİR EDEN BİR KAVRAM YOKTUR. " diyor.
O kadar doğru ki...

Ayrıca, Tutunamayanlar'ın birinci baskısındaki çizim de Sevin'e aittir. Sevin aynı zamanda ressam olduğu için kitaba; saçlarında papatyalar bulunan kadın kafası figürünü resmetmiş ve Tutunamayanlar'a armağan etmiştir.
Atay kitabını ilk olarak Vüsat O. Bener'e ve Cevat Çapan'a göstermiştir.

Ve 13 Aralık 1977...
Önce berberi İlhami'ye gidip saçlarını kestirmiş. Şakalaşmışlar. Sonra Pâpi ile birlikte Altay Gündüz'ün evine gitmişler. Atay, başı ağrıdığı için biraz istirahat etmek ister. Banyoya gider. Kapıyı kilitlememesi konusunda uyarılınca sinirlenir, çağla gözleriyle bir bakış fırlatıp banyonun kapısını kilitler. Hasta gibi yaşamadığı için hasta muamelesi de görmek istemiyordu, çünkü. Aradan uzun zaman geçince tedirgin olurlar. Altay, kapıyı kırar.
Oğuz Atay
öldü...

"SEN ÖLDÜN; BEN DE KORİDORLARDA, ANLAMSIZ BEKLEYİŞLERİN İÇİNDE ÖLÜYORUM."
Gerçekten öldün mü Atay?
En sevdiğim dostumu kaybetmiş gibi üzgünüm. Kayboldum.

Burada tüyler ürpertici bir ayrıntı var. Atay'ın Tutunamayanlar kitabındaki Selim Işık ile kurduğu bir özdeşimi farkediyorum.
Selim Işık'ta ölmeden
-intihar etmeden- önce kendini banyoya kilitliyor.

Artık ne diyeceğimi bilemiyorum. Gerçekten bilemiyorum...
Ruhum yoruldu.
Daha Eylembilim'i tamamlayacaktı. Sonra 'Geleceği Elinden Alınan Adam'ı yazacaktı. 'Türkiye'nin Ruhu' da vardı...

"SEN GENE DE, ALINIP HEMEN KAYBOLMA. YOKSA BEN DE KAYBOLACAĞIM. KAYBOLUYORUM. YAŞAMAK, ÖLMEK GİBİ DEĞİL."

Bağırması mı gerekiyordu?
Çağla gözlü adam...
Anlaşılamadan gitti.
Sevgili okuyucun burda. Sen neredesin?
<<<Kim bu Mustafa İnan?

‘Bilim adamı’ ciddileşti: “Bugün bilim ödülü alacak işte.” Mustafa İnan’ın hemşerisi olduğunu yeni öğrenen genç biraz heyecanlanmıştı: “Demek onu tanıyorsunuz.” Kapıya doğru boynunu uzattı: “Herhalde ön sıralarda oturuyordur; onu göstersenize bana.” “İçerde değil.” dedi Mustafa İnan’ın tanıdığı. “Gelecek mi?” Orta yaşlı adam mahzunlaştı; “Gelmeyecek.” “Neden? Hasta mı?>>>

Gelemeyecek çünkü bu bilim insanın değeri o öldükten tam 4 yıl sonra anlaşıldı. Bunu öğrenince biraz bakındım internete TÜBİTAK’a falan ve anladım ki değişen bir şey yok bu gün bilim adına bir şey yapmaya çalışan gençler öğrenciler geri çevrilmişler ve bir çoğuna yurt dışında imkan sunulmuş. Peki ama neden bu insanların da değerinin bilinmesi için ölmeleri mi gerekiyor izlediğim birkaç video ve haberde bilim adına kendi başlarına bir şeyler yapan bazı öğrenciler Türkiye de değer görmeyince yurt dışına yönelmiş orda hem icatları üstünde durulmuş hem de kendilerine iş ve eğitim imkanı sağlanmış. Bu gerçekten rahatsız edici bir durum…
------------------------------------------------------------------------------------
Ne diyordu babası Mustafa İnan için ‘adam olmaz bu çocuktan’ aslında Mustafa onların 6 ölü erkek çocuktan sonra yaşayan ilk göz ağrısıydı ama bir gün damdan düşünce Mustafa, babası ümidini kesmiş yaşamaz yaşasa da adam olmaz diye düşünüyordu oysa oğlu, Mustafa İnan doktora için yurt dışına giden ilk bilimci. Ve aynı zamanda en genç rektör ve dekan olmuştu.
Oğuz Atay, bu bilim insanın anlatmak için bir hemşerisini ve yine bir eğitmen bir profesör kullanır. Bunları muhabbeti M.İ dan açılır ve hem kendi bildiklerini hem de M.İ ’nın yakın arkadaşlarının dilin den de anlatır böylece farklı görüşlerle de bizi buluşturur.

Mustafa İnanın tanıdığıma gerçekten sevindim bunun için de Thomas Magnus‘e teşekkürü bir borç bilirim. Anadolu’nun bağrından gelen bu adam (Mustafa İnan) hayatı boyunca çeşitli sıkıntılarla yüzleşmiş ama bir eğitmen olmaktan ve bilimden hiç vazgeçmemiştir bunun yanında bir de samimi ve hassas bir yapısı vardır, tanışmanız lazım bu adamla!
" Oğuz Atay bu kitabında öğretmeni olan Mustafa İnan'ın hayatını güzel anlaşılır bir kalemle bizlere yine olduğu gibi sunmuştu. Mustafa İnan'ın hayatı hep zorluklarla geçti, geçim sıkıntısı en çokta Mustafa İnan'ı üzen babasının bu sözleriydi. Dört yaşımda damdan düştüm. On sekiz yaşımda babamı kaybettiğim zaman. Zavallı babam kangren olmuştu ve damdan düşen oğlunun adam olduğunu göremeden ölmüştü. Babası Mustafa İnan'a senden adam olmaz demesi onu sarsıyordu. Ama Mustafa İnan hem bir matematikçi oldu. Hem de iyi bir öğretmen oldu. Öğrencilerine, arkadaşlarına, evine, oğlu Hüseyin'e ve karısı Jale'ye çok düşkündü Oğuz Atay'ın kitaplarını okurken etkisinde kalmamak mümkün değil. 2.kitabını yarım bırakarak vefat etti Mustafa İnan.
Korkuyu beklerken'den, Tutunamayanlara, Tutunamayanlardan, Bir Bilim Adamının romanına kadar. Oğuz Atay'ın okuduğum bu son kitaplarıydı tabiki diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. Herkese tavsiye edilebilir bir Oğuz Atay kitabı keyifli okumalar diliyorum."
Bir Bilim Adamının Romanı (Mustafa İnan) -Oğuz Atay

Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan Ömer Gezen 'in #29309205 etkinliği için kendisine teşekkür ediyorum. Eminim pek çok kimsenin tanımadığı ve benimde bu kitap sayesinde tanımış olduğum Bilim insanı Mustafa İnan.
Oğuz Atay okumadım hiç bugüne kadar. Tutunamayan 'larını merak etmiştim ama kısmet olmadı okumak. Demek ki ilk okuyacağım kitabı bu olacakmış.

1911 de Adana 'da doğan Mustafa İnan 4 yaşında damdan düşmüş ve Babası Hüseyin Avni Bey bu çocuk adam olmaz demiş. Babası bilse ki ilerde bir bilim insanı olacak ülkesine çevresine kendini bilime adayan biri olacak. Belki görmedi babası ama büyük adam oldu Mustafa.
Derler ki meşhur fizikçi Einstein bir toplantıda Şarlo'ya 'Siz büyük bir adamsınız 'demiş, herkes sizi anlıyor, herkes Size hayran,.Şarlo, 'Siz daha büyüksünüz 'diye itiraz etmiş :'Size herkes, hiç anlamadığı halde hayran. "

Düşünürdü Mustafa İnan sözcükleri basma kalıp halleriyle değil onları her yönden içine girerek tam manası ile anlayarak o şekilde oturtarak olması gerektiğini ön görürdü. İnsnalara anlatım uslubu onalra bişey öğretiyormuş gibi değilde sohbet havasında, espirili gülmeli olurdu. Insanlar sonradan anlarlardı Mustafa 'yı o konuşmasından öğrendiklerini. Seminerlerinde bile mizahı eksik etmezdi insnlar onu dinlerken zevk alırlardı. Bilime kendini adamış biriydi o İnsanları değştirmek için değilde onalrın bildiği yanlışların giderilmesi ve öğrendikleri bildikleri şeyleri nedeni nasılı her yönüyle gerçek manada bilmelerini isterdi. Kendiside öyle değil miydi çok araştıran çok okuyan.
Üniversitesi yıllarında derste hocalar yazı yazmadığı için dinlemediğini düşünür serzenişt te bulunurlardı. Fakat bir kere dinledi mi aklından çıkmazdı bişey. Hocalarının anlattıklarından sınıfta anlamayan arkadaşlarına kendisi anlatırdı dersi. Hatta bir ders anlatımından sonra aynı yıl boyunca kendisi anlatmıştı. Üniversitede bir hoca onun yüzünden istifasını vermişti de bu çocuk çok şey biliyor o dersteyken ben bişey anlatamıyorum gibi sözler kullanmış.

Bu denli güzel anlatılmış bir kitap tan sonra Mustafa İnan'ı anlatmak doğru mudur? Belki kitapta yazılanları ben hiçbir şekilde aksettiremem,anlatımım yetmez. Ama kitabı okumanız için küçük bir vesile olabilirim.

Bilime kendini adamış Mustafa İnan ölümünden sonra bile 4 yıl Hizmet Ödülü alıyor. Şu an ülkemizin belki bir fırında, fabrikasında, market te, sokakta ülkenin ücra köşelerinde bi yerlerde Mustafa İnan lar olabilir.

Okumalıyız, Araştırmalı öğrenmeliyiz.

33 yaşında profesör olan biri. Hocası Kerim Erim gibi, bilim alanında yeni yetişenleri elinden geldigi kadar da dış ülkelere tanıtmaya çalıştı. Herkes de onu tanıyordu. Gerçekten meşhur mukavemetçiydi ülkesinde.
Herkesin eşit olduğu düşüncesinin hemen istismar edilmesinden korkuyordu. Mehmet Akif gibi, Bilenle bilmeyenin elbette bir olmayacağını düşünüyordu.
Kendisine Bayındırlık Bakanlığı teklif edilince bi düşünce sarar kendinisini. Yeni yönetimi gücendirmek istemiyordu konuyu arkadaşaları ile görüştü herkes olması yönünde ısrar ediyordu. Cemal Gürsel çok istiyordu çünkü o zmn işler iyice bozulmuştu bunu Mustafa nın düzelticeğine yürekten inanılıyordu. Ama o idareci olmak istemiyordu sadece meşhur mukavemetçi olmak istiyordu.

Yapmak istediği herşeyi yapmıştı. Ülkesine yararlı olan bir bilim insanı.Gayesi öğrenmek ve öğretmek. Bu ülkenin nice Mustafa İnan lara ihtiyacı var. Bu kitap bütün genç nesillere okutulmalı diye düşünüyorum. Okuyun okutun...
"Canım bilirsin sanıyorum lisede inek derler böylelerine. Teknik Üniversitede de kuş diye çağırırlarmış çalışkan öğrencileri. Böyle garip kuşlara iyi gözle bakılmaz; hele bir de ders kitaplarının dışında bir şeyler okumaya kalkarlarsa... en azından kurulu düzen bozulur diye korkulduğu için hiç acınmaz bunlara. Böyle ukalalara hemen haddini bildirir kalabalık: Bu kuşlar arkadaşlık yuvasından atılır. Onun için kimse kuş ya da inek görünmemeye çabalar: Aman çalıştığım anlaşılmasın, aman insanlığıma leke sürülmesin. ... Okullarda her sınıf ikiye ayrılır böylece dedi profesör; Herkes kendi toplumunda yaşar: iki ayrı millet gibi. Kuşlarda ötekileri küçümser tabii. Güldü: Şu iki milleti aynı bayrak altında toplayabilseydik, belki biz de bilim savaşında bazı toprakları ele geçirebilirdik."
Oğuz Atay
Sayfa 44 - İletişim Yayınları
"Çünkü iyi yaşamak da 'bilgi' ye dayanır. Bunu da göstermeliyim sizlere. Çünkü ülkemizin insanları daha yaşamanın acemisidir. Onlara insan gibi yaşaması öğretilmemiştir henüz. Nasıl yaşamak gerektiği de sezdirmeden öğretilebilir onlara. Hayatın yaşamaya değer olduğu öğretilebilir. Güzel sanatların da, edebiyatın da 'büyük ve güzel şeylerin' de var olduğunu öğrenmeli insanlarımız."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Bilim Adamının Romanı
Alt başlık:
Bütün Eserleri 5
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
284
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700671
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Türkiye'de pek benimsenmemiş bir dalda, biyografik roman türünde, Oğuz Atay'ın kendine özgü üslubu ve kurgusuyla, kendi hocası da olan Prof. Mustafa İnan'ı anlatışı. Atay'ın hedefi, bir halk çocuğunun uluslararası ün sahibi bir bilim adamı oluşunun zorlu macerasını sergilemek. Bunun yanısıra, Oğuz Atay'ın toplumsal eleştiri kalıplarını zorlayışını da izliyoruz. Bu kitapta, Prof. Mustafa İnan'ın hayatından kesitler veren bir de fotoğraf albümü yeralıyor.

Kitabı okuyanlar 2.279 okur

  • Berlain
  • Şehriban Çoban
  • Yonca önal
  • Özlem Demirtaş
  • Murat
  • Serdar Can
  • Lyaa
  • Aygül Tekeci
  • Ufuk Tekneci
  • Fatma Sarıcı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%10.5
18-24 Yaş
%29.9
25-34 Yaş
%29.3
35-44 Yaş
%17.5
45-54 Yaş
%3.9
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.8
Erkek
%38.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%39.7 (262)
9
%20.9 (138)
8
%22.6 (149)
7
%7.6 (50)
6
%5.9 (39)
5
%2.1 (14)
4
%0.6 (4)
3
%0.5 (3)
2
%0.2 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları