Bir Bilim Adamının Romanı Bütün Eserleri 5

8,6/10  (245 Oy) · 
857 okunma  · 
259 beğeni  · 
5.694 gösterim
Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atayın İTÜ İnşaat Fakültesinden hocası olan Prof. Dr. Mustafa İnanın yaşamöyküsünü anlattığı romanıdır. Kitap İletişim Yayınlarından çıkmıştır ve 280 sayfadan oluşmaktadır.
  • Baskı Tarihi:
    2012
  • Sayfa Sayısı:
    284
  • ISBN:
    9789754700672
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınları
  • Kitabın Türü:
Başak Otsukarcı 
22 Oca 20:28 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitapla alakalı çok güzel inceleme yazıları olduğu için sadece kişisel düşünceme değinmek istiyorum. Ben de bir mühendisim hem de yükseği olan bir mühendis. Ancak, Mustafa İnan'ı bu kitap sayesinde tanıdım ve böyle birinin varlığından haberdar oldum. Bana kendisinden bahsetmeyen hocalarıma mı (belki kendileri de tanımadıkları için bahsetmemişlerdir), kendi araştırmalarımın sığlığına mı yanayım bilemedim.

DERYA... 
30 Tem 18:51 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Ayrılıklar,vedalar hep canımı acıtmıştır...Hele ki bir de vuslat yoksa sonunda...Sevgili Oğuz Atay'ın son okuduğum kitabı bu...Ayrılık vakti geldi çattı...İçim buruk,kalbim sıkıntılı,hüzün sardı bedenimi...
Ne kadar zormuş yeni çıkacak kitabını bekleyememek...Kavuşmaktan ümidini kesmek...Hep eskilere bakarak,tutunarak ona artık tutunamayacağını bilmek...Keşkelerin işe yaramayacağını bilerek,keşkelere sığınmak...
Sevgili Oğuz Atay bana sadece kitapların değil,bir yazarın da çok sevileceğini öğreten,kara mizahi,sıradışı yaklaşımıyla hayata yeni bir pencereden bakmamı sağlayan güzel insan...
Bazı ölüler sadece toprağa gömülmez,yüreklerde oturtulur baş köşeye...Türk edebiyatının incisi,kilometre taşı güzel insan...Ruhun şad,mekanın cennet olsun...

Mustafa İnan...Bir bilim adamı,bir vatan aşığı,bir öğretmeye,öğrenmeye aşık adam...Ülkemizin ihtiyaç duyduğu,erken kaybettiği bir gönül insanı...Tüm değerli insanlara,tüm sevdiklerimize yaptığımız gibi öldükten sonra değerini anladıklarımızdan...
Sakladığımız tüm güzellikleri öldükten sonra verdiklerimizden...
Yaşarken kıymet veren ve kıymeti bilinenlerden olmak dileğiyle...

Ilayda Caner 
17 Şub 04:20 · Beğendi · 10/10 puan

BİR BİLİM ADAMININ ROMANI - OĞUZ ATAY
Zamanlama olarak Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi bitirmemin ardına rastladı bu güzide biyografi dolayısıyla da kitabın başlığı bana göre ''Sarı Çiğdemler Ülkesinde'' olmalıydı; çünkü kendimi neredeyse Finlandiyalı bir mühendisle konuşuyorken, onu, ve onu anlatmak isteyenleri dinliyor olduğumu sanıyorken buldum. Aslında içimizden birini; küçükken damdan düşen bir çocuğu, babasının sürekli ''Adam olmayacak bu çocuk!'' diyerek azarladığı bir delikanlıyı, çalışkan bir öğrenciyi, öğretme ve öğrenme aşığı bir insanı, filolojiye olan ilgisini Divan Edebiyat'ından aldığı örneklerle taçlandıran bir sanatseveri, evhamlı bir profesörü, yurtsever bir vatandaşı ve idealist bir bilim insanını tanıyordum: Mustafa İnan'ı tanıyordum.
Mustafa İnan'dı idealist olan. Devletin kendisine verdiği emeği boşa harcamak istemeyen Mustafa İnan'dı. Mustafa İnan'dı, bir palto bir elbise öğrenciye koşuşturan, onunla şakalaşan,O'na öğreten, onunla öğrenen. Mustafa İnan'dı asistanından borç istemek zorunda bırakılan. Bu ülkedeki bilimin, bilim insanlarının neden arka fonda bile kalamadığının cevabıydı onun yaşantısı. Mustafa İnan'dı iki savaş ardından, çocukluk travmalarından, geçim sıkıntısından, bilime sarılarak çıkan, Oğuz Atay anlatıyordu kalemiyle formülleri yazar gibi: ''Anlıyor musun? dedi, Bizde neden kolayca bilim adamı yetişmediğini? Bilimin küçük yaşta başına gelenleri görüyor musun? İşte bilimin anavatanı Batı, Adana'ya gelmişti; üstelik yalnız pasta ikram etmiyordu küçük çocuklara: Kuvayimilliye çeteleri düşmana karşı direnişe başladığı için yolları, köyleri, uçaklar bombalıyordu..''
Evrenseldi bilim... Dünyayı kucaklayarak gelişecekti, Doğu ve Batı iki çocuğuydu Bilimin, çocuk ayırt edilir miydi hiç? Beş parmağın hangisinden vazgeçebilirdin, beş parmağın beşi bir değilse de?
Bir Bilim Adamının Romanı'nda yalnızca Doğu'da değil suç, Bilim'in karşısında, yalnızca Batı'da olmadığı gibi, Devlet'te de değil hep, Ekonomi'de hiç değil yüzde yüz, tembellikte daha çok, işgüzarlıkta, kolaya kaçmakta, üşengeçlikte, efsaneleştirme de, Mustafa İnan olmayışta... Bilim Aleminde canım, hepsi bir arada, tutuşmuşlar el ele, bilime karşı. Durabilenlerin onda birini kitaplarda okuyoruz yazarsa Atay gibileri, yazdıktan sonra okursa Halk gibileri elbet, çoğu Mustafa İnan gibi olmadan, olamadan, damdan düşüp ölüyor yaz geceleri, çoğunun en büyük suçu savaş çağı çocukları olmaları, çoğu kopya ile geçiyor, kaçak bina yapacak çünkü büyük patron olunca, çoğu rant peşinde.. Bilmez gibi, üzülür azınlık, bilmez misin siyaset aracıdır bu ülkede bilim, kaç Mustafa İnan çıkar sandın Bakanlık reddedecek, öğretme aşkiyle tutuşacak, bir hasta bir sağlamken mektebe koşacak. Kuvvet'i para ile organizasyonun çarpımı olarak nitelendirenler bilim (!) içinden çıkagelenler, bu üniversite mezunları, bu ülkenin okutulanları...
Oğuz Atay ne güzel yazmış: ''Efsane bir geleneğe dayanır ve efsane bir bütündür. Efsaneyi yaratmak da bir araştırma işidir. Oysa insanlarımız henüz, hüzünlü anma törenlerine ve sadece gözyaşlarına dayanan bir dönemi yaşamaktadırlar. Herkesin, özellikle, ''Türk Mühendisler Cemiyeti ve Bilim Alem'inin'' işi gücü vardır, kimsenin, yabancı bir dergide yayımlanması mümkün bir ''araştırma'' için kaybedecek zamanı yoktur. Biz, vakit kaybetmemek için, efsaneleşen kişileri ''minnetle'' anarız, onun ''mümtaz'' kişiliği önünde ''hürmetle'' eğiliriz,. Bu kahraman muhakkak ''yeri doldurulamayacak bir kayıp'tır'' ve bu nedenle, yani yerini dolduramayacağımızı bildiğimizden, onunla ilgili bir araştırma yapmak bizim gibi ciddi kimseler için söz konusu olamaz. Bu arada onun ''üstün gayretlerini'', ''hasletlerini'' anarız; ''senin yerine ben gitseydim'' diyerek, hiçbir zaman niyetli olmadığımız davranışlardan söz ederiz.''
.
Kaç Mustafa İnan daha yetiştirir bu ülke sandın...
Bu ülke yetiştirecek olsa, insan yetişmek istemez; sen herkesi Bilim sevdası ile sevişir mi sandın?
Sen ''Fotoelastisite'yi'' herkesin derdi mi sandın bu ülkede?
''Cehalet mutluluktur,'' diye başlıyor bir film, sen herkesi Bilgi'yi, Mutsuzluğa tercih edecek mi sandın?..
...
Okudukça çıldıracak gibi oluyor insan, sen olmuyor musun? Yazılanlardan bu yana geldiğin, gelinen, geldiğimiz yeri görünce, yalnız Bilim'in, Bilim insanının, ekonominin değil, İNSAN'IN geldiği noktayı görünce, sen çıldıracak gibi olmuyor musun? sorusunu bekledim, bekledim, bekledim hep son sayfada, ama Oğuz Atay öleli kırk yıl olmuş, o dahi tahmin edemezdi sanırım bu halleri, 77'de bile böyle eleştiriyorken gündemi.
Ne yazık demeden geçemiyorum.
Sonra anlıyorum bu kitabın adının neden '' 'BİR' Bilim Adamının Romanı'' olduğunu, ya da neden ''Sarı Çiğdemler Ülkesinde'' olmadığını. Çünkü bu ülkede bilim haberleri, magazin haberleri kadar yankı uyandırmaz, hiç bağıramaz hatta, ürkektir, sineye çeker, sessizdir sitemi. Arka sayfalarda yazar ''Acı Kaybımız, Kayıplarımız'' O kaybın bilim dünyası adına ne yaptığı da zerre kadar mühim değildir, çünkü bir pop sanatçısı yeni ayrılmıştır sevgilisinden, albüm çıkarıyordur.
Ellerimiz kanlı, ölen çocukların, insanlığın kanından ziyade Sanat ve Bilim'in kanıyla kaplanmış ellerimiz, hiç düşünmemeli neden ölüyor çocuklar, insanlar, insanlık ve adalet diye, Bilim ve Sanat ölmüşken, can vermişken kollarımızda çoktan.
BİR BİLİM ADAMININ ROMANI - OĞUZ ATAY

Seda Çakır 
11 Oca 17:13 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir Bilim Adamının Romanı, TÜBITAK'ın isteği üzerine Oğuz Atay'ın üniversite yıllarından hocası Mustafa İnan'ın hayatını anlattığı romanıdır. Roman Türkiye Bilim­sel ve Teknik Araştırma Kurumu ödüllerinin dağıtıldığı esnada yaşlı bir adamın Mustafa İnan'a benzeyen bir genç ile konuşmasıyla başlıyor. O törende Mustafa İnan ölümünden dört yıl sonra bilim ödülüne layık görülüyor. Ne yazık ki hakettiği kıymeti yaşarken göremiyor.
Biyografik bir roman olması sebebiyle sıkıcı olacağı hissi uyandırsa da, Oğuz Atay Mustafa İnan'in hayatini sınıf arkadaşlarından, eşinden, öğretmenlerinden dinleyip; öğrencilik yıllarını, eğitime verdiği önemi, evliliğini, arkadaşlıklarını, bilim dünyasında bir ekol oluşturmasını, bu yolda çektiği zorlukları, tüm hayatını çok akıcı bir dille, asla sıkmadan anlatıyor.
Oğuz Atay romanda yalnızca Mustafa İnan'ın hayatını anlatmıyor. Onun hayatı üzerinden eğitim sisteminin yanlışlıklarına, eksikliklerine de değiniyor: "Sistemin gerisindeki matematik düzenini anlamak için, formüllerin gerisindeki matematikçiyi, onun nasıl düşündüğünü sezmek gerekiyor. Bunu öğretmiyorlar size; belki liseden sonra da öğretmiyorlar, hiç öğretmiyorlar. Matematikçinin neden ve nasıl düşündüğünü hiç bilmiyorsunuz belki. Matematiği birtakım uzun ve yorucu işlemlerden ibaret gördüğünüz için de bilim çekici gelmiyor size. Sayıların ve eski Yunanca harflerin gerisinde canlı ilişkiler olduğunu sezemezseniz, sayılarla hayatın arasındaki ilişkiyi göremezsiniz, matematik ve dolayısıyla fizik çalışmanın tek amacı sınıfı geçmek olur." (Sayfa 70)

Mustafa İnan'ın anlatıldığı biyografi türündeki bu eser ile birlikte ben de Oğuz Atay okuyanlar grubuna katılmış oldum. Kitabı yeni bitirmiş olmamdan dolayı mıdır bilmiyorum, hala cümlelerimi oturtamadım kafamda.Nereden başlasam yarım ya da eksik kalacak da ben nacizane fikirlerimi belirtiyim. Ben emeğe inanırım, çalışmaya, didinmeye. Hiç çalışmadan yaptım, kitabın kapağını açmadım, aman kim çalışacaklar ile bu gemi yürümez. Çünkü Kur'an da da geçer ki :(53/Necm-39: İnsan için ancak çalıştığı vardır.) Mustafa İnan da buna inanmış ki hep çalışmış ama gerçekten hakkını vermiş bu kelimenin ki ben, bu kelimeyi kendim için kullandığım zamanlara (Örn:Üniversite sınavı zamanlarına) dönüp baktım da ben de çok iğreti durdu. Ve biliyor musunuz Mustafa İnan o kısacık hayatına bütün bu emeklerini yerleştirirken sağlık açısından birçoğumuzdan gerideymiş. 4 yaşında geçirdiği kaza sonucu (damdan düşmüş) babasının verdiği ilk tepki şu olmuş :'Bu çocuk adam olmaz artık.'' Ama olmuş. Bu ülkenin görüp göreceği nadir adamlardan olmuş hemde. Evet, o gün geçirdiği kazadan dolayı hep halsiz olmuş, eski sağlığına tam olarak hiç dönememiş, ama diyorum ya birçoğumuzda iğreti duran 'çalışmak' fiilini iliklerine kadar yaşamış. Durmamış. İyi bir dost, iyi bir eş, iyi bir öğretmen, olmak için durmamış.Birçoğumuzun sadece edebiyatını yaptığı vatanseverliğin o kitabını yazmış. Çünkü lafla olmuyor hiçbir şey, icraat gerek. Bizim ülkemizde en eksik olan şey yani.
Bir de hep düşünmüşümdür ya ne güzel şey, sen ölüyorsun ama adın yaşıyor. Herkes seni hayırla yad ediyor. Bundan güzel şey olur mu? Olmaz. Mustafa İnan'ın sevdikleri tarafından şöyle bir cümle geçiyor kitapta ki, hasretiz böyle insanlara :''Yeşil bir vadi gibi huzur verirdi.''
İyi insanlar ölse bile adı yaşarmış . Ama adını yaşatmak kolay değildir. Kolay olmamış. Çalışmayı, araştırmayı, gözlemlemeyi, okumayı hayatın dışından faaliyetler olarak görmeden, bunları yaşamın kendisiyle sentezleyerek yaşarsak... Yaşarsak iyi olacak. Olabilir. Olur inşallah.
Mustafa İnan. Bana çok şey kattı. Mustafa İnan'ı tanımak için geç kalınmamalı. Kesinlikle tavsiyedir arkadaşlar. Sağlıcakla kalın...

Oğuz Atay ile başlayan ilk serüvenim.Bir Bilim Adamının Romanı sevgili edebiyat öğretmenim Zeyyat Şahin ile tanıdığım Oğuz Atay,bu kitabında öğretmeni Mustafa İnan'ın hayatını incelemiş.
Monografi türünde olan eser Mustafa İnan'ın akademik zekasından ve yeteneklerinden bahsetmiş.Oğuz Atay'ı yeni okuyacaklara kesinlikle önereceğim ilk kitap.Diğer kitaplarına göre daha hafif bir dille yazdığından,Oğuz Abi'nin diline yavaş yavaş alışmaya başlıyorsunuz...

Mehmet Admış 
 12 Mar 20:55 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay'ın okuduğum beşinci eseri..

Cahit Arf, Mustafa İnan'ın en yakın arkadaşlarından biri.. Mustafa İnan vefat ettikten sonra, sonraki nesillere aktarılması için, hayatının roman olarak yazılmasını istiyor. Bu konuyla ilgili TÜBİTAK, görevi Jale İnan'a devrediyor. 71'de Oğuz Atay, TRT Roman ödülünü kazanınca, Hüseyin İnan; hem Mustafa İnan'ın öğrencisi, hem de ödül alabilecek kadar kuvvetli bir kaleme sahip olan Oğuz Atay'a teklifi iletiyor. Atay, hemen kabul ediyor ve çalışmalara başlıyor.

Cahit Arf, önsözde kitabı beğenmediğini dile getirir. Ben bunu şöyle anlamlandırdım: Eğer, ben de Cahit Arf olsaydım (yani bir bilim insanı olsaydım) ben de beğenmezdim..

Gelelim kitaba; Mustafa İnan gibi bir deha geçti bu ülkeden.. Kitapta, her tür zorluklar karşısında elde edilen bir zaferin öyküsü vardır. Mustafa İnan'ın, hayatı boyunca çektiği çileler ve bu çilelere rağmen ve önüne serilen bunca fırsata rağmen hocalıktan ve vatanından vazgeçmeyen bir efsane.. Çünkü Mustafa İnan, bir efsane gibi tanıtılmış.. Hep çile mi var kitapta? Hayır, yer yer yüzünüzde tebessümler açacak paragraflar, olaylar da anlatılıyor.. Mustafa İnan'ın tek sevmediğim yönü; teoriye çok daha önem vermesi, hatta pratik bilgilerle uğraşan oğlu Hüseyin'e kızması... Bana göre pratik bilgi, teorik bilgiden üstündür ama Mustafa İnan'a göre tam aksi...

Peki, bu kitap sadece Mustafa İnan'ı mı anlatıyor? Tabi ki de hayır! Kitabı Oğuz Atay yazacak da, o ironik yazı diliyle toplumu eleştirmeyecek? Namümkün bir durum bu. O günlerin, bugünlerin hatta tüm zamanların Türk insanını, fikir ve düşünce yapısını ve yaşayış biçimini kendine has diliyle anlatıyor. E tabii ki, bir de yaşanılan yıllardaki tarihsel bazı olaylara da değiniyor.. Okuyanların, okumak isteyenlerin kesinlikle pişman olmayacağı bir biyografik roman..

Bir kitap düşünün şimdi, Sevgili Okur Kardeşlerim;

Kitabın Konusu: Prof. Dr. Mustafa İnan
Kitabın Yazarı: Oğuz Atay
Kitabın Önsözü: Ord. Prof. Dr. Cahit Arf
Kitabın Sonsözü: Hüseyin İnan
Kitabın Kapak Fotoğrafı: Ara Güler

Daha ne diyelim ki...

İsmail | ... 
 22 Ağu 21:10 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Bizler ziyan olmuş bir nesle mensubuz. Prof. Mustafa İnan

Evet böyle özetliyordu ülkemizin durumunu ünlü bilim adamı. Ülkemizin gururu, Doğu Anadolu'nun engin, zeki insanı. 1911 yılında Adana'da dünyaya gelen Mustafa İnan, doğumuyla birlikte savaşında yüzünü görmüştür. Nitekim o yıllarda ülkemizde ve Dünya'da kıtlık, savaş ve sosyal dokunun bozulduğu bir ortam vardı. Fakat gözü pek, inançlı, okumaya, öğrenmeye hevesli küçük Mustafa bu olumsuz durumları görmezden gelmiş ve tahsil hayatına başlamıştır. Savaş yılları olduğu için memleketinden ayrılmak zorunda kaldı. İleri ki yıllar da ise bugünkü adıyla İstanbul Teknik Üniversitesi'ne kaydoldu. Başarıları, azmi ve eşi bulunmaz şöhreti tüm Dünya'ya yayılmıştır. Hızlı bir şekilde doçentlik ve profesörlüğe yükseldi. Kendi gibi Profesör olan Jale İnan (Ogan) ile evlendi. Fakat bu öğrenmenin ve öğretmenin zahmeti de Mustafa Hoca'nın omuzlarına binmiştir. Takatı kalmamış, günden güne eriyen Mustafa Hoca'ya Almanya'nın Freiburg şehrinde kanser tanısı koymuşlardır. Jale Hanım ise üzüntüsünden kahrolmuştur. Mustafa Hoca ülkesine dönme arzusu ile yaşarken maalesef 1967 yılında sabaha karşı o hastanede gözlerini yummuştur. Bir bilim adamı daha biz insanları boynu bükük bırakmıştır. Fakat bizlere en büyük hazineyi bıraktı: Bilim.

Ünlü matematikçi Cahit Arf'in desteği ve TÜBİTAK'ın önerisi ile Mustafa İnan'ın hayatı, yine kendisinin öğrencisi Oğuz Atay'a kaleme alınması için rica edilerek 1975 yılında bu kitap biz okuyucuların ellerine ulaşmıştır. Eserde Profesör Mustafa İnan'ın hayatı, çalışmaları, akademik başarıları bir biyografi olarak karşımıza çıkıyor. Bundan yıllar önce yaşamış ve bilme önem vermiş olan Hoca, fakirliğin etkisini görmüştür. Ama asla yılmamıştır. Arkadaşlarından önce erkenden kalkıp, onların ders kitaplarını okuyup sınavlara hazırlanan bir insan. Çünkü öğrencilik yıllarında hiçbir zaman kitabı olmamıştı. Tartışmayı ve boş sözler konuşmayı sevmeyen insan her daim bilime önem vererek siyasetten de uzak durmuştur. Bakanlık bile teklif edilmiştir. Ama o hep öğrencilerine en kesin bilgileri vermek ve ülkesine en faydalı ilimleri kazandırmak adına koşturmuştur. Cisimlerin Mukavemeti adlı eseriyle Dünya çapında saygın bir bilim adamı olmuştur. Hayatta en benimsediği ilke ve kelime tolerans olmuştur. Zamana, insanlara, hayata tolerans.

''Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.'' diyen Mustafa Kemal Atatürk galiba bu sözleriyle her şeyi anlatmak istemiştir. Ayrıca Mustafa İnan Masonluk üzerine araştırmalar yapmış ve merkezine de gitmiştir. Dine ve hayata her zaman pozitif baktığını söylüyor. İnsanları eleştirmekten kaçınarak sadece düşünmek ve öğrenmenin en faideli olduğunu belirtiyor. '' Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.'' diyen bir Peygamberinde hayatını araştırıyor, Hindistan'ın en ücra yerlerine de gitmekten çekinmiyor. İnancını da şu sözlerle betimliyor sanki: Bir şeyin aslını bilmek mümkün mü? Galiba bunu en iyi 'Kainatın Büyük Yaratıcısı' biliyor ve bütün kesinlikleri o kendinde saklıyor, diyor. Ne kadar güzel bir yaklaşım. Son olarak en çok etkilendiğim ölümü ve hala bilim aşkı ile yanan kalbi.

Hastanede ateş krizleri ile boğuşan Hoca bir gece vakti serumuna bakıp; bu serum dakikada şu kadar damlar ve efendim işte şu saate kadar idare eder diyor, hemen hemşireyi çağırıyor. Ölümün son saatlerinde bile hesaplamalarla uğraşan Hoca, hemşireyi uyarıyor fakat kendi yaşamının tatlılığı üzerine değil, yarın Doktor'dan hasta öldü kaldı, azar işitmesin diye. Şu tevazuya bakın. Ne acıklıdır ki hastane masraflarını karşılayaman çift orda ki yakın birinden 3000 Mark isterler. Ve naaşını bile yıkayacak hoca bulunamayınca, ecnebi memlekette bu işi oğlu Hüseyin İnan görür. Son anlarında karısına söylediği bir söz ise çok hüzün ve keder doludur: ''Ah Jale Hanımcığım! İyi ki bütün bu hastalıklar ve borç almalar burada oldu. Ülkemizde olsaydı bu durumumla nice dostlarımı kaybederdim.'' Şu zihin ve düşünceye bakın! Talebesi Süleyman Demirel'in talimatı ve Büyükelçiliğin çabası ile naaşı ülkemize gelmiştir, borçları ödenmiştir.

Ne kadar ayıp! Ne kadar utanç verici bir tablo. Ülkemizin en değerli bilim adamlarından birine yapılan muamele. Nitekim bu ayıp 1971 yılında Üstün Hizmet Ödülü ile bir nebze olsun kapanmıştır. Prof. Mustafa İnan'ı saygı ve minnetle anıyorum.

Seval Arslan 
19 Ağu 17:18 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

"Demek insanları gerçek ve doğru biçimde yorumlamak ićin onların ölmelerini beklemek gerekiyordu."

Roman, Hüseyin ve Rabia'nın oğlu Adana doğumlu Mustafa İnan 'ın hayatını anlatıyor.
Mustafa İnan 'ın hayatı zorluklarla geçmiştir.Bütün bunlara rağmen çalışmalarını yürütmek ve ülkesine yararlı bir bilim insanı olmak yolunda emin adımlarla ilerlemiştir.Bilimsel çabaların bir sistem dahilinde ilerlemesi gerektiğine inanır hoca .Öğretir,öğrettıği insanlardan öğrenir.
Oğuz Atay kitapta diyor ki Mustafa İnan , en karmaşık konuları dahi herkesin anlayabileceği şekilde anlatma yeteneğine sahip bir bilim adamıymış. Mustafa Inan'ı rahmetle anıyor ,ülkesine yararlı olmak için çırpınan insan sayısının artmasını temenni ediyorum
Kitabın mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum.

Celal Uslu 
11 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Değerli bir bilim insanı, Teknik Üniversite kuruculuğu, dekan ve rektörlük yapmış, TÜBİTAK' ın kurucularındandır, sahip olduğu Adana şivesinden asla ödün vermemiş Mustafa İnan'ın biyografisini romanlaştırarak çok güzel bir eser bırakmış Oğuz Atay. Güzel insanların yaşadığı dönemler de bile kıymeti bilinmezken bu tür biyografi yazarları kalemlerini asla elinden bırakmamalı.
Bilim dünyasında bir ekol yaratmıştır. İthal bilim ve ithal bilim insanı ile yol alınamayacağını, bu bereketli topraklarında bilim adına güzide işler yapabilecek insanlarını bünyesinde barındırdığını, son nefesine kadar savunmuştur.
' Piyasa Mühendisliğini ' reddetmiş, öğretmenlik yapabilmek için Milli Eğitim Bakanlığını ve Bayındırlık Bakanlığını birçok kez geri çevirmek zorunda kalmıştır.
Genel-geçer mühendis algısını yıkmak için çok uğraşmıştır. Mühendisleri otomat bir kalıba sokmaya çalışanşlara: ezbere okuduğu Fuzuli, Nedimi, Yahya Kemal'in beyitleriyle, dillerde ki sözcüklerin kökenlerini araştırmasıyla, mukavemet ve fotoelastisite üzerine yaptığı çalışmalarla karşı durmuştur.

Öğretim elemanlarının maaşlarının kafi olmadığını her fırsatta dile getirmiş, kurucusu olduğu Teknik Üniversite Kürsüsünde verdiği konferans, yaptığı açıklamalar ile gerek diğer öğretim elemanlarına gerekse öğrencilere rol-model olmuştur.

Henüz üniversite 3. sınıfta iken öğretmenleri ona ' Doçent ' lakabını takmıştır, İTÜ'yü pekiyi derece ile bitirmiş, 34 yaşında profesörlük ünvanı almıştır.

TMMOB, Makina Mühendisleri Odası olarak bıraktığı ekolü, etik değerleri, bilim aşkını aşılama ilkesi, piyasa mühendisliğine karşı duruşunu kendimize şiar edindik.

5 /

Kitaptan 311 Alıntı

Başak Otsukarcı 
18 Oca 10:28 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Canım bilirsin sanıyorum lisede inek derler böylelerine. Teknik Üniversitede de kuş diye çağırırlarmış çalışkan öğrencileri. Böyle garip kuşlara iyi gözle bakılmaz; hele bir de ders kitaplarının dışında bir şeyler okumaya kalkarlarsa... en azından kurulu düzen bozulur diye korkulduğu için hiç acınmaz bunlara. Böyle ukalalara hemen haddini bildirir kalabalık: Bu kuşlar arkadaşlık yuvasından atılır. Onun için kimse kuş ya da inek görünmemeye çabalar: Aman çalıştığım anlaşılmasın, aman insanlığıma leke sürülmesin. ... Okullarda her sınıf ikiye ayrılır böylece dedi profesör; Herkes kendi toplumunda yaşar: iki ayrı millet gibi. Kuşlarda ötekileri küçümser tabii. Güldü: Şu iki milleti aynı bayrak altında toplayabilseydik, belki biz de bilim savaşında bazı toprakları ele geçirebilirdik."

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 44 - İletişim Yayınları)Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 44 - İletişim Yayınları)
Celal Uslu 
22 Ağu 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

"Çünkü iyi yaşamak da 'bilgi' ye dayanır. Bunu da göstermeliyim sizlere. Çünkü ülkemizin insanları daha yaşamanın acemisidir. Onlara insan gibi yaşaması öğretilmemiştir henüz. Nasıl yaşamak gerektiği de sezdirmeden öğretilebilir onlara. Hayatın yaşamaya değer olduğu öğretilebilir. Güzel sanatların da, edebiyatın da 'büyük ve güzel şeylerin' de var olduğunu öğrenmeli insanlarımız."

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 55)Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 55)

Derler ki meşhur fizikçi Einstein, bir toplantıda Şarlo'ya "Siz büyük bir adamsınız." demiş, "Herkes sizi anlıyor, herkes size hayran." Şarlo, "Siz daha büyüksünüz." diye itiraz etmiş: "Size herkes, hiç anlamadığı halde hayran."

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz AtayBir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay
Zehra Baysan 
23 Şub 18:53 · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Meselelere yukarıdan bakmayı bildikten sonra dünya gibi gezegenler insana çok küçük görünür."

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz AtayBir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay
Songülnd 
20 Tem 16:20 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"..Ama ne yapalım ki hayallerimiz hiçbir zaman tam olarak gerçekleşmiyor.."

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 8)Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 8)
Başak Otsukarcı 
22 Oca 20:25 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"İnsan öğrendikçe, bildikçe evrenselleşir."

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 153 - İletişim Yayınları)Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 153 - İletişim Yayınları)
Başak Otsukarcı 
18 Oca 19:54 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Nasıl yaşamak gerektiği de sezdirmeden öğretilebilir onlara. Hayatın yaşamaya değer olduğu öğretilebilir. Güzel sanatların da edebiyatında 'büyük ve güzel şeylerin' de var olduğunu öğrenmeli insanlarımız."

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 50 - İletişim Yayınları)Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay (Sayfa 50 - İletişim Yayınları)
Zehra Baysan 
21 Şub 21:06 · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Herkes hafızasından, hafızasının zayıf olduğundan kolaylıkla şikayet eder; fakat asla zekâsından yakınmaz.Bilmez ki hafıza, zekânın bir unsurudur."

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz AtayBir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay

Kitapla ilgili 2 Haber

Milli Eğitim Bakanlığı'nın Öğretmen Adaylarına Önerdiği 32 Kitap
Milli Eğitim Bakanlığı'nın Öğretmen Adaylarına Önerdiği 32 Kitap MEB'in bu sene ilk defa uyguladığı aday öğretmen yetiştirme süreci kapsamında aday öğretmenlerin okuyacağı kitaplar ve aday öğretmenlerin izleyeceği filmler belli oldu. Stajyer öğretmenler 24 haftalık stajyerlik sürecinde bu kitapları okuyacak, filmleri izleyecek ve bir değerlendirme formu hazırlayacak.