Bir Çöküşün Öyküsü

·
Okunma
·
Beğeni
·
118,1bin
Gösterim
Adı:
Bir Çöküşün Öyküsü
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
56
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057611062
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İndigo Kitap
Hayatın tam ortasındayken yaşadığını hissediyor, yalnızlıkta ise bir gölge gibi kendi içine çekiliyordu.

Madame de Prie, 15. Louis'nin sarayındaki en nüfuzlu ve en gözde kadınlardandır. Paris sosyetesindeki yüksek konumunu koruyabilmek adına durmadan entrikalar çevirmeyi ve sırf kendi çıkarları uğruna başkalarını kullanmayı alışkanlık edinmiştir. Yine de gün gelir ve bağımlı olduğu insanları bir bir kaybetmeye başlar; artık onlar tarafından ne seviliyor ne de merak ediliyordur. Bundan böyle yeni yaşamı, şehirden uzakta inzivaya çekilmekten ibarettir. Eskiden sürekli davetten davete gezen bu soylu kadın, içine düştüğü yalnızlıkla nasıl mücadele edecektir?
Bir Çöküşün Öyküsü, Stefan Zweig'ın insan psikolojisini irdelediği, dönemin saray hayatını gerçekleriyle gözler önüne seren, keyifle okuyacağınız sürükleyici öykülerinden biri.
56 syf.
·1 günde·6/10 puan
Kısa bir zweig öyküsü. Özellikle sınıflar arası ilişkileri anlamak açısından okunmaya değer. Konusunu sıkıcı bulsam da bir oturuşta okunuyor. Bilhassa kitabın ikinci yarısı daha keyifli.

Zweig'in diğer öykülerinin yanında sönük kalsa da sorunlu kadın psikolojisini anlamak açısından oldukça zevkli bir eserdir. Şahsi fikrim olarak her kadın içerisinde az da olsa bir madame de prie barındırır.

Yazarımız kadın ruhunu gerçekten çok iyi anlatıyor. Ben kadın ruhunu bu kadar iyi çözmüş başka bir erkek yazar görmedim henüz. En üst düzeyde iktidarı tatmış madame de prie'nin iktidar çevresinden uzaklaştırılmasıyla yaşadığı acı ve yalnızlığı, sonrasında düştüğü boşluğu, bu düşüşün sebep olduğu ruhi bunalımı ve çaresizliğin insana neler yaptırdığı...

Madam'ın istediği hayatı yaşayamayacağını öğrenmesi üzerine trajik bir ölümle hayatına son vermek istemesi -ölümünü destanlaştırmak istemesi- fakat bu ölüm haberinin beklenen etkiyi yaratamaması ve burjuva'nın hızlı hayatında saniyeler içerisinde buharlaşması ise trajikomik bir son yaratmış. Bir köylünün hayattan beklentileri ile madam'ın beklentileri arasındaki çatışıklık Zweig'ın eşsiz üslubu ve tasviriyle son raddesine kadar anlaşılabiliyor.

Aslında stefan zweig seneler önce, kitaptaki madam prie karakteri ile bize, şu andaki sosyal medyada bol miktarda bulunan ilgi or*spularının ileride yaşayacaklarını anlatıyor. Umarım anlarlar.

Orijinal ismi : Geschichte eines Untergangs

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
120 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
İnceleme Amok koşucusu içindir, diğer Bir çöküşün hikâyesi pek ilgimi çekmedi. Stefan Zweig, bu hikâyede, korkuları ve bir insanın yaşadığı çıkmazları okurlarına aktarıyor. 1912 yılında Napoli Limanı'nda büyük bir transatlantiğin boşaltılması esnasında meydana gelen esrarengiz bir kaza. Ülkesine gitmek üzere gemiye binen bir Avrupalı. Gemide herkesten saklanan bir doktor. İsimsiz doktorun Avrupalı yolcuya anlattığı sırrı. Hollanda hükümetinin koloni hizmetleri için çalışan, doktorun tanıştığı cazibeli, onu çılgına çeviren, kariyerini bitiren, hayatını altüst eden İngiliz kadınla ilgili bir gizem. Tutkunun esiri olan, pişmanlıklar içinde, vicdanını rahatlatmak, kendini affettirebilmek için delicesine koşan bir adamın hikâyesi.
56 syf.
·7/10 puan
Madam sürgün edildiği bir şatonun içinde yalnız kaldıkça kendi zihninde inanılmaz kalabalık bir yaşantı sürmeye başlıyor.
Yazar sosyolojik açıdan insanın yalnız kalamayacağını vurgulamıştır. Yani '' İnsanın sosyal bir hayvan'' olduğuna değinmiş.
Zweig' in anlatım gücü inanılmaz güçlü bu eserini okumanızı tabi ki tavsiye ederim..
80 syf.
·1 günde·6/10 puan
Bir dünya klasiği diyemem ama bir Stefan zweig klasiği diyebilirim bu kitap için. Stefan Zweig bu kitapta az söz çok meram örneği sergilemiştir. Dikkatimi çeken bir şey var: Stefan Zweig’in 1942’de esrarengiz bir şekilde öldüğünü biliyoruz; Öykünün kahramanının da ölüm şekli sanki bana Stefan Zweig ölümüne ilişkin esrarengiz perdenin gerisinde yatan sebepleri andırıyor.

Öykünün konusunu, Fransa’da Versay krallığında Krallık’ın en önemli görevlerinden biri olan saray nedimeliği görevinden azledilen madam de Prie adlı kadının bu görevden uzaklaştırıldıktan sonra hayatının nasıl altüst olduğu oluşturuyor.

Madame de Prie, zirve bir noktadan derin bir uçuruma düşmüş bir insan portresidir. Aslında bu öykü bir çöküşün değil bir yok oluşun öyküsüdür.

Stefan Zweig hepimizin karşılaşabileceği bir durumu belki de böyle bir öyküyü, birkaç saatte yazarak gözler önüne sermiştir. Kahramanımız madam De Prie, aslında ölümün işaretini verdiği partilerde göstermiştir ancak Robert bosch un dediği gibi İnsanların itibarînı kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim düşüncesinin aksine madam De Prie eski şaşaalı eski gösterişli hayatının, eski itibarının geri gelebilmesi için servetinin büyük bir kısmını harcamıştır, ancak büyük bir çabayla sergilediği ölüm tiyatrosu bile onun itibarînın geri gelmesinde bir tüy kadar etkili olmamıştır.

Paran ve makamın varsa, herşeysin, bunlar yoksa hiçbir şeysin.

79 sayfadan oluşan bu kitap sakin kafayla bir 2 saatte okunabilir, iyi okumalar diliyorum.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Bir Çöküşün Öyküsü kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/a3ctaLux8B4

Ah şu bizim burjuvazi merakımız ve hatırlanmama korkularımız.

Sanki Athena Çöküşlerdeyim şarkısını yazarken tamamen Zweig'ın bu kitabına ithaf etmiş.

Boşuna çökmüyoruz ki biz. Öylesine güzel çöküşlerimiz var ki bizim, yeri geliyor kaostan besleniyoruz, yeri geliyor kaldığımız çıkmazlarda bekliyoruz insanları. Ceyranda kalmış duygularımız gibi kitabın ana karakterinin baktığı o uzaktaki dumanlı tepeden, "sana" bakan pencereden her gün bakıyoruz. Bu "sen" kelimesi Zweig'ın diğer kitaplarında olduğu gibi kişisel bir anlam içermiyor. Buradaki "sen" popülerliğin ve zenginliğin verdiği bir haza sesleniş. Tamamen burjuvaziye karşı yazılmış bir monolog. Bir serenat misali, burjuvazinin kapısında onun geri gelmesini arzuyla bekleyen bir yakarış, özlem.

Aklımızda kalanları olası çöküşlerimiz için silmek istiyoruz. Yapmacık heyecanlara bürünüyoruz tabii ki bunları yaparken. Bu yaşamın nasıl olacağını sorup duruyoruz her gün kendimize aynı Madame de Prie gibi. Nerelere kaçıp kurtulacağımız konusunda ikilemlerde kalıyoruz. Ama sorunumuzun dermansızlık olduğunu da biliyoruz her zaman.

Athena'nın dediği gibi;
"Gece soğuk ve sessiz, senden eser yok şimdi, karanlık girdabında çöküşlerdeyim." Madame de Prie'nin de 29.sayfada olan durumu gibi aynı.
"Bayılıp yere yığılan kadının hem çevresi hem içi kapkaranlık oldu."
İşte esas olayımız, bu yalnızlıkla ve kendimizle olan verdiğimiz savaşta içine düştüğümüz o karanlık girdabın verdiği çöküş. Sanki kalbimizin sürekli üstüne bastığı spiritüel bir lamba var ve kalbimizi ondan kaldırdığımızda hem çevremizi, hem de içimizi kapkaranlık bir hale getiriyoruz. Bu lamba ise kimisi için iman oluyor, kimisi için para oluyor, kimisi içinse kendini gerçekleştirme hırsı oluyor.

Yaklaşmamasını istiyoruz bazı şeylerin. Ama kitabın ilk sayfalarından beri anlayabileceğimiz Madame de Prie'nin çöküşünün yaklaşması gibi, kimi zaman Komutan Logar bir cisim yaklaşıyor efendim, kimi zaman Necm Suresi 57. ayette bahsi geçtiği gibi kıyamet yaklaşıyor, kimi zaman o en merak ettiğimiz şehirlere, ülkelere gideceğimiz zamanlar yaklaşıyor, kimi zaman da o içimizdeki nefsin karanlık girdabının belirtileri yaklaşıyor. İşte burada da Zweig devreye giriyor yine. O girdabın içinde kelimelerden üretilmiş sörf tahtasında edebiyat denizi içerisinde okurlarını tek tek çekip çıkarıyor oradan. Bazen o yuvarlak gözlükleri ıslanıyor edebiyat denizinden gelen eleştirilerin kelimeleriyle fakat Zweig gözüyle bakmıyor ki dünyaya zaten. O tamamen yüreğiyle yazıyor yazılarını ve kalbiyle bakıyor dünyaya. Çöküyorsa da adam gibi çöküyor, intihar ediyorsa da adam gibi intihar ediyor.

Öylesine güzel çöküşlerimiz var ki bizim, ruh çöküntülerimizin bir kereliğine bile olsa farkında olmamız bazen bütün hayatımıza karşı bir fener tutmamızı sağlıyor. Ruh girdabındaki o mistik çökeltilerin anlamları da yine hayatı ne kadar anlamlandırabildiğimizle kısıtlı kalıyor. Ama insanoğlu kısıtlandırmaları sevmiyor. Her daim araştırıyor, sorguluyor, yazıyor, çöküyor insanoğlu.

Hem... Çöküş ya da yükseliş. Kot farklarının bir önemi var mıydı ki? Bulunduğumuz seviyeden vizyon, karakter ve yaşanmışlık olarak ne kadar değişik şeyler yaşarsak o kadar farkına varıyoruz hayatımızın sadece kendi çöküş ya da yükselişlerimizden ibaret olmadığını. Onun için de sürekli öyküler yazılıyor içimize çöken ve belki de yükselişimize sebep olabilecek bu paranoyalara. Belki de Zweig'ın yazdıklarından dolayı ruhumuz zamanın Osmanlı Devleti gibi bir çöküş devrine giriyor ruhumuzun düşmanlarından gelen o dertli oklar nedeniyle.

Bakış açılarınızın gözleri önünden ellerinizi çekmenizi ve çöküşlerinizin bir öykü olabilecek nitelikte kaotik olmasını isterim. Sanırım bundan sonra en çok istediğim şey, Zweig'ın yanına çöküp onla beraber manevi çöküşlerimizin nasıl olacağını sorgulamak olurdu.

İyi çöküşler dilerim.
56 syf.
·3 günde·9/10 puan
Stefan Zweig'in okuduğum diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da karakterlerin iç dünyasına girilmiş ve gerçek bir hikayeye dayanması da kitabı daha da güzelleştirmiş bence. Zweig'in anlatımını seven bu kitabı da rahat beğenir.

spoiler------------


Kadının papazın yeğenine olmayan birine gitmesini söylemesi herhalde okuduğumuz öyküdeki en güzel olaydı.

Ayrıca sırf insanlar onu saraydan attılar diye o kadar havalı ölüm hazırlayıp da istediği ölümsüzlüğe kavuşamaması da müthiş bir vizyonsuzluk, uğruna öldüğü insanlar sihirbazın numaralarını Madame de Prie'nin ölümünden daha önemli görüyorlarsa boşuna ölmüş cidden kadın.
56 syf.
·Puan vermedi
Kitabın özenle hazırladığım video incelemesini şuradan izleyebilir ve daha fazlası için Youtube kanalıma abone olabilirsiniz: https://youtu.be/0LnGaUXWEb4

Metin incelemesi ise aşağıdadır. Beğenseniz de beğenmeseniz de yorum yapmayı lütfen unutmayın ki "insan eleştirildikçe gelişir." ;)

Zweig kısa anlatımların efendisi gibi. Yine müthiş bir kısa anlatımla karşımızda kendisi...

İnsan kafesin içindeki kuş gibi neşeyle salınan bir varlıktır bu hayatta. Aynı başkarakterimiz Madame'ın da yaptığı gibi... Kafesi onun sarayıdır ve saray hayatı da küçük ama mutlu yaşamı...

Kafesinden çıkan insan, bir şatoya bile hapsolsa, şatonun otuz penceresinin açıldığı odaların ışıklarını yakar ve sanki yalnız değil de eski kafesindeymiş gibi rol yapar kendine. Yalnızlık, insanı, acıyla kalabalık kılar. Öyle bir acı anlatım ki Zweig'in burada yaptığı, ciğerimde hissettim Madame'ın psikolojik yıkımını.

Kitapta sosyolojik bir vurgu var ki bir sosyolog olarak benim doğrudan dikkatimi çekti. On dördüncü sayfada insanın yalnız kalamayacak bir varlık olduğunu, insanın en kötüsü bile olsa insanın insana ihtiyaç duyduğunu anlatan Zweig, insanın sosyal hayvanlığına da ardından yaşanacaklarla çok anlamlı biçimde değiniyor.

Kitaptaki ilk diyaloğa 23. sayfada denk geliyor. Yani kitabın ortasında... Bu da yazarın anlatım gücünü ispat ediyor. Zira beceriksiz yazarlar hep diyaloglara sığınır ve sayfa şişirirler. Fakat Zweig öyle bir anlatımla veriyor ki bize yaşananları, sanki her karakter bir diğeriyle sayfalarca diyalog kurmuş gibi hissediyorsunuz. Bu bir yazın başarısıdır.

Kitabın sonuna doğru yaşanan o hezeyan -ki ne olduğundan bahsetmek kitabı okumayana vermek olur- işte o anı daha önce kendi yaşamında deneyimleyenlere ne kadar da müthiş anlatılmış ve yansıtılmış, bunu çok net anlatmakta. Çevirene de ayrıca tebrikler iletmek gerek ki Regaip Minareci, çeviride müthiş bir duygu katmış kitaba. Bunun başlıca sebeplerinden birisi tabii ki orijinal dilden yapılan çeviridir diye düşünüyorum. Bu vesileyle çevirmeni de tebrik ediyorum.

Son olarak Madame'ın Arap motifleriyle süslediği söylenen sarayının Türk tatlıları ile tatlandırılması da bir başka dikkat çeken konu oldu benim için. Türklerin de Arap camiasının parçası görüldüğünü gösteriyor bu ve ne yazık ki bizim için kötü bir yansı olarak karşımızda. Avrupa bizi böyle mi biliyor? Galiba...

Buraya kadar kitabı sayfasal zeminde kronolojik olarak ele aldım. Son sözde diyeceğim o ki "Bir Çöküşün Öyküsü" gerçekten de bir çöküşü anlatıyor. Adı aslında kitabı ele verse de olacak her şeyi bilerek yine de okutuyor kendini kitap. Aynı "Aşk-ı Memnu"nun dizi versiyonunun her olacağın bilinmesine rağmen her yayınlanmasında izlenme rekorları kırması gibi... Bu arada, şimdiden sonraki satırları kitabı okumayanlar okumasın ki Bihter'in sonu ile Madame'ın sonu da benzemiyor değil. Acaba birbirlerinden "alıntı" mı yaptılar? Benim aklıma geldi açıkçası. Çünkü hikâyelerin özellikle son kısımları, çok benzerlik içeriyor. Kitaplara, diziye aşina olanlar bana hak verecektir diye düşünüyorum.

Kitabı özellikle bir kısa uçak yolculuğunda okumanızı naçizane önererek yorumumu bitiriyor, herkese iyi okumalar diliyorum.
56 syf.
·1 günde·6/10 puan
Stefan Zweig’in Amok Koşucusu ve Bir Çöküşün Hikayesi kitaplarını peş peşe okudum. İki kitabın da ana karakteri çok benzer karakterlerde aslında. İkisi de ünleri dolayısıyla insanlara üstten bakmaya, küçük görmeye oldukça alışmış insanlar. İnsanların onlara olan muhtaçlığı, hayranlığı onlara zevk veriyor ve bunlar olmadığında o insana karşı bir nefret duruyorlar. Bu çok korkunç bir karakter şahsen. Hatta o kadar korkunç ki iki kitaptaki ana karakterimiz de bundan dolayı hatalar yapıyorlar. En zevk duydukları şeyden mahrum kalıyorlar. Mutsuzluklarına yol açıyor. Okurken karakterlere sinirlensem de insana bir şeyler katabilecek bir kitaplardı. Bir değil iki kitap incelemesi olmuş oldu. İyi okumalar. Saygılar
56 syf.
·Puan vermedi
“Kıskançlığın, kinin, yalanın olmadığı bir yaşam yaşamaya değmezdi.”

Zweig’in uçlarda yaşayan karakterlerini, yoğun bir şekilde duyguları aktarmasını ve insanı sarmalamasını seviyorum. Bu kitabı da aynı şekilde insanın kanını tutuşturan bir yalnızlık hissiyle sizi etkisi altına alıyor.

Bir Çöküşün Öyküsü, Fransa’yı elinde bulunduran güçlü Madame de Prie’nin taşraya sürülmesiyle başlıyor. Düşmanlarına zayıflığını göstermemek ve Paris’e güçlü bir şekilde geri dönmek için sessizce Paris’i terk ediyor. Dostlarının onu yalnız bırakmayacağına ve konumunu kendisi sayesinde elde eden kraliçenin onu geri getirteceğine güveniyor. Ancak unutmaması gereken bir şey vardır; güçlü konumdaki insanlar birilerine borçlu olmayı, önceki hallerinin hatırlatılmasını ve onlardan daha sağlam bağlantıları olan insanları istemezler.

Taşrada üçüncü günde buhranlar yaşayan Madame birbiri ardına hamlelerle birlikte tekrar sansasyon yaratacak bir plan yapar. Öncelikle kendisini verdiği zengin partilerle hatırlatacaktır ardından ise ölümünün şokunu tüm Paris’in üzerine salacaktır.

İnsanın diğerlerine olan ihtiyacını vurgulayan, sosyolojik anlamda insanı derin düşüncelere iten bu kitap gerçekten bir çöküşü, Madame’ın çöküşünü anlatıyor. İktidar hırsı, gücü elinde bulundurma isteği, taht oyunları ve nicesine duyduğu özlem okurken insanı hem şaşırtıyor hem de etkiliyor.
56 syf.
·7/10 puan
Avusturya-Macaristan doğumlu Yahudi roman ve oyun yazarı Stefan Zweig' in yazmış olduğu bir öykü kitabıdır. Bir saatte bitirilebilecek bir kitap. Kısa fakat üzerinizde etki bırakacak bir eser kendisi. Birkaç kitabında da gördüğümüz gibi yine baş karakterimiz bir kadın. Kadın psikolojisini bu kadar iyi anlatan erkek bir yazar daha okumadım sanırım . Sanki bir kadının satırlarını okuyormuşcasına ustaca yazılmış bir eser. Son derece çarpıcı bir çöküş öyküsü adından da anlaşılacağı gibi. XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanıyor. Baş karakter Madame de Prie sarayda yüksek mertebede olan bir kadındır. Kralın gözünden düşer ve Normandiya' ya sürülür. Burjuvamız bunu kendine yediremez ve insanlara tatile çıktığını söyler. Aynı zamanda saraya tekrar geri dönebilmek için planlar yapar fakat hiçbiri tutmaz. Madame' ın şatafatlı Fransa günleri sona ermiştir artık . Ve intihar eder. Ölürken bile konuşulmak isteyen Madame unutulmuştur artık. Aşırı egonun getirdiği zararlara da değinmiş yazar bu kitabında . Kesinlikle tavsiyemdir. İyi okumalar dilerim.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
Bir Çöküşün Öyküsü*
Cenevre Gölü Hadisesi*

Stefan Zweig kaleminden okuduğum ilk kitaptı. Bir kadının çöküşünü hikaye eder. Dili oldukça akıcı ve öykü kulvarında düşünsek bile çok yüzeysel cümlelerle yazılmış kısacık bir hikayeden oluşmakta.

Kitabın konusu, Fransa Saray'ında yetişmiş güç, iktidar, iltifat, şaşağa ve para olgularının her birine fazlasıyla sahip Madame de Prie bir gün yaptığı hatalar ve kibri sebebiyle sürgünle cezalandırılır. Fransa'nın bir köyüne sürülür. İlk günleri canlı ve mutlu geçer fakat üçüncü günün sonunda alışık olduğu baloları, kalabalığı, ihtişamı aramaya bunların yokluğuyla bir çöküşe sürüklenmeye başlar. Sonrasında defalarca Fransa'ya dönmek istediğini dile getirsede sarayın kapılarının üzerine tamamen kapandığını sonunda anlar. Çöküşü karanlıkla son bulur. Fakat ölümü de son günleri de Madame de Prie'nin kibrine uygun olmak zorundadır. Neticede öyle mi olur? Buna da okuyup siz karar verin.

Kitapta birde 11 sayfalık bir hikaye vardı. Ne yalan söyleyeyim beni kitapta bu kısa hikaye daha fazla etkiledi. Savaşın insanlığı ne hale getirdiğine şahit oluyoruz. Filler tepişir karıncalar ölür sözünün derin bir hikayesiydi aslında.

Stefan Zweig için söylemem gereken bir şey var ise o da şu: çok basit bir iki kelimelik cümlelerle çok derin manaları okuruna geçirebiliyor. Kadın psikolojisi hatta insan psikolojisini çok derinlemesine gözler önüne seriyor. Erkek bir yazarın kadın psikolojisini hatta kadınlara has bazı bam tellerini böyle iyi tanıması beni şaşırttı.

Ben sevdim sizinde seveceğinizi umuyorum. Tavsiyemdir.
"Günden ne bekliyordu ki, titrek ve sessiz adımlarıyla durup dinlenmeden sessizliğin içinde ilerleyen saate gözlerini öylece dikmişti?"
Stefan Zweig
Sayfa 8 - Matmazel Pleuneuf

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Çöküşün Öyküsü
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
56
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057611062
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İndigo Kitap
Hayatın tam ortasındayken yaşadığını hissediyor, yalnızlıkta ise bir gölge gibi kendi içine çekiliyordu.

Madame de Prie, 15. Louis'nin sarayındaki en nüfuzlu ve en gözde kadınlardandır. Paris sosyetesindeki yüksek konumunu koruyabilmek adına durmadan entrikalar çevirmeyi ve sırf kendi çıkarları uğruna başkalarını kullanmayı alışkanlık edinmiştir. Yine de gün gelir ve bağımlı olduğu insanları bir bir kaybetmeye başlar; artık onlar tarafından ne seviliyor ne de merak ediliyordur. Bundan böyle yeni yaşamı, şehirden uzakta inzivaya çekilmekten ibarettir. Eskiden sürekli davetten davete gezen bu soylu kadın, içine düştüğü yalnızlıkla nasıl mücadele edecektir?
Bir Çöküşün Öyküsü, Stefan Zweig'ın insan psikolojisini irdelediği, dönemin saray hayatını gerçekleriyle gözler önüne seren, keyifle okuyacağınız sürükleyici öykülerinden biri.

Kitabı okuyanlar 42,1bin okur

  • Mavi Papatya
  • Mükremin Aslan
  • Zeynep Öcalan
  • zeynep
  • Ezgi Sayın
  • yağmur
  • Nehir Karaboğa
  • başak
  • Beyzanur
  • Zeynep

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.9 (102)
9
%0.8 (89)
8
%1.6 (170)
7
%1.4 (154)
6
%0.7 (80)
5
%0.3 (34)
4
%0.1 (12)
3
%0.1 (7)
2
%0 (4)
1
%0 (3)

Kitabın sıralamaları