Bir Çöküşün Öyküsü

·
Okunma
·
Beğeni
·
44583
Gösterim
Adı:
Bir Çöküşün Öyküsü
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
56
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057611062
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İndigo Kitap
Hayatın tam ortasındayken yaşadığını hissediyor, yalnızlıkta ise bir gölge gibi kendi içine çekiliyordu.

Madame de Prie, 15. Louis'nin sarayındaki en nüfuzlu ve en gözde kadınlardandır. Paris sosyetesindeki yüksek konumunu koruyabilmek adına durmadan entrikalar çevirmeyi ve sırf kendi çıkarları uğruna başkalarını kullanmayı alışkanlık edinmiştir. Yine de gün gelir ve bağımlı olduğu insanları bir bir kaybetmeye başlar; artık onlar tarafından ne seviliyor ne de merak ediliyordur. Bundan böyle yeni yaşamı, şehirden uzakta inzivaya çekilmekten ibarettir. Eskiden sürekli davetten davete gezen bu soylu kadın, içine düştüğü yalnızlıkla nasıl mücadele edecektir?
Bir Çöküşün Öyküsü, Stefan Zweig'ın insan psikolojisini irdelediği, dönemin saray hayatını gerçekleriyle gözler önüne seren, keyifle okuyacağınız sürükleyici öykülerinden biri.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Bir Çöküşün Öyküsü kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

Ah şu bizim burjuvazi merakımız ve hatırlanmama korkularımız.

Sanki Athena Çöküşlerdeyim şarkısını yazarken tamamen Zweig'ın bu kitabına ithaf etmiş.

Boşuna çökmüyoruz ki biz. Öylesine güzel çöküşlerimiz var ki bizim, yeri geliyor kaostan besleniyoruz, yeri geliyor kaldığımız çıkmazlarda bekliyoruz insanları. Ceyranda kalmış duygularımız gibi kitabın ana karakterinin baktığı o uzaktaki dumanlı tepeden, "sana" bakan pencereden her gün bakıyoruz. Bu "sen" kelimesi Zweig'ın diğer kitaplarında olduğu gibi kişisel bir anlam içermiyor. Buradaki "sen" popülerliğin ve zenginliğin verdiği bir haza sesleniş. Tamamen burjuvaziye karşı yazılmış bir monolog. Bir serenat misali, burjuvazinin kapısında onun geri gelmesini arzuyla bekleyen bir yakarış, özlem.

Aklımızda kalanları olası çöküşlerimiz için silmek istiyoruz. Yapmacık heyecanlara bürünüyoruz tabii ki bunları yaparken. Bu yaşamın nasıl olacağını sorup duruyoruz her gün kendimize aynı Madame de Prie gibi. Nerelere kaçıp kurtulacağımız konusunda ikilemlerde kalıyoruz. Ama sorunumuzun dermansızlık olduğunu da biliyoruz her zaman.

Athena'nın dediği gibi;
"Gece soğuk ve sessiz, senden eser yok şimdi, karanlık girdabında çöküşlerdeyim." Madame de Prie'nin de 29.sayfada olan durumu gibi aynı.
"Bayılıp yere yığılan kadının hem çevresi hem içi kapkaranlık oldu."
İşte esas olayımız, bu yalnızlıkla ve kendimizle olan verdiğimiz savaşta içine düştüğümüz o karanlık girdabın verdiği çöküş. Sanki kalbimizin sürekli üstüne bastığı spiritüel bir lamba var ve kalbimizi ondan kaldırdığımızda hem çevremizi, hem de içimizi kapkaranlık bir hale getiriyoruz. Bu lamba ise kimisi için iman oluyor, kimisi için para oluyor, kimisi içinse kendini gerçekleştirme hırsı oluyor.

Yaklaşmamasını istiyoruz bazı şeylerin. Ama kitabın ilk sayfalarından beri anlayabileceğimiz Madame de Prie'nin çöküşünün yaklaşması gibi, kimi zaman Komutan Logar bir cisim yaklaşıyor efendim, kimi zaman Necm Suresi 57. ayette bahsi geçtiği gibi kıyamet yaklaşıyor, kimi zaman o en merak ettiğimiz şehirlere, ülkelere gideceğimiz zamanlar yaklaşıyor, kimi zaman da o içimizdeki nefsin karanlık girdabının belirtileri yaklaşıyor. İşte burada da Zweig devreye giriyor yine. O girdabın içinde kelimelerden üretilmiş sörf tahtasında edebiyat denizi içerisinde okurlarını tek tek çekip çıkarıyor oradan. Bazen o yuvarlak gözlükleri ıslanıyor edebiyat denizinden gelen eleştirilerin kelimeleriyle fakat Zweig gözüyle bakmıyor ki dünyaya zaten. O tamamen yüreğiyle yazıyor yazılarını ve kalbiyle bakıyor dünyaya. Çöküyorsa da adam gibi çöküyor, intihar ediyorsa da adam gibi intihar ediyor.

Öylesine güzel çöküşlerimiz var ki bizim, ruh çöküntülerimizin bir kereliğine bile olsa farkında olmamız bazen bütün hayatımıza karşı bir fener tutmamızı sağlıyor. Ruh girdabındaki o mistik çökeltilerin anlamları da yine hayatı ne kadar anlamlandırabildiğimizle kısıtlı kalıyor. Ama insanoğlu kısıtlandırmaları sevmiyor. Her daim araştırıyor, sorguluyor, yazıyor, çöküyor insanoğlu.

Hem... Çöküş ya da yükseliş. Kot farklarının bir önemi var mıydı ki? Bulunduğumuz seviyeden vizyon, karakter ve yaşanmışlık olarak ne kadar değişik şeyler yaşarsak o kadar farkına varıyoruz hayatımızın sadece kendi çöküş ya da yükselişlerimizden ibaret olmadığını. Onun için de sürekli öyküler yazılıyor içimize çöken ve belki de yükselişimize sebep olabilecek bu paranoyalara. Belki de Zweig'ın yazdıklarından dolayı ruhumuz zamanın Osmanlı Devleti gibi bir çöküş devrine giriyor ruhumuzun düşmanlarından gelen o dertli oklar nedeniyle.

Bakış açılarınızın gözleri önünden ellerinizi çekmenizi ve çöküşlerinizin bir öykü olabilecek nitelikte kaotik olmasını isterim. Sanırım bundan sonra en çok istediğim şey, Zweig'ın yanına çöküp onla beraber manevi çöküşlerimizin nasıl olacağını sorgulamak olurdu.

İyi çöküşler dilerim.
56 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
XV. Louis döneminin ihtişamlı Fransa'sında, sarayda etkin konumda olan kadınlardan biri de  Madame de Prie'dir. Madame de Prie'nin şatafatla, balolarla, görkemli elbiselerle süslü hayatı, gözden düşmesi ve Kral tarafından Paris'ten uzak kırsal bir bölgeye sürülmesiyle alt üst olur. Kırk sekiz sayfalık bu hikaye Madame de Prie'nin Paris'ten yani Kral'ın sarayından uzaklaştırılmasının ardından yaşadıklarını, içinde bulunduğu duygu durumunu anlatıyor. Stephan Zweig diğer birçok kitabında olduğu gibi Bir Çöküşün Öyküsü'nde de ana karakterini kadınlardan seçmiş. Zweig'ın benim için en iyi kitabı Korku'ydu, o kitapta elindekileri kaybetmekten korkan bir kadının hisleri çok iyi yansıtılmıştı; Bir Çöküşün Öyküsü'nde ise elindeki birçok şeyi kaybeden bir kadının bu durum karşısındaki ümitsizliğini, mutsuzluğunu okuyor ve hissediyoruz. Zweig, karakterinin hissettiklerini bu kitabında okura başarılı bir şekilde aktarmış. Okurken ister istemez sizler de Madame de Prie ile sıkılıyor, bunalıyor veya kısa süreliğine rahatlıyorsunuz.

Elinde kısmi de olsa bir iktidar gücü bulunduran ve içinde bulunduğu ortama fazlasıyla alışan bir bireyin bu ortamdan koparıldığında gösterdiği duygusal tepkiler kitabımızın ana fikrini oluşturuyor. Biz insanlar herhangi bir nesne, kişi ya da ortama alıştığımızda ve bunlardan biri bile elimizden alındığında buna otomatikman tepki veriyoruz. Hattâ bu tür şeyler Madame de Prie'de olduğu gibi kişiyi oldukça depresif bir ruh haline bile sürükleyebiliyor. Birey bu durumdan kurtulmanın yollarını ararken saçma çözümlere başvurup kendini daha kötü bir konuma da sokabiliyor. Zweig yarattığı karakterlerin duygu durumlarını, duygularındaki hızlı değişimleri  başarılı bir şekilde yazıya döküyor ve okuyucu etkilemeyi başarıyor. Bir Çöküşün Öyküsü mükemmel bir kitap olmasa da bir gün içinde bitirilebilecek, okuyucuyu sıkmayacak ve okurun duygularına hitap edebilecek bir hikaye.
56 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Güzel bir Stefan Zweig kitabının daha sonuna geldik:) kitabın anlatımında 'du 'di' ekleri çok kullanılmıştı o biraz rahatsız etti. Genel olarak güzel bir kitapti bir egonun çöküşü güzel anlatmıştı yazar. :)))
Madame de prie adında sarayda yüksek mertebede olan bir kadının . Hep beğenilmiş, kadınlar tarafından kıskanılmış, saygı duyulan, para ,şöhret , makam mevki sahibiyken aniden dibe vurmasını yani çöküşünü konu alan bir kitap.
Aşırı egonun getirdiği zararlara da güzel deginmiş yazar. Madame ölürken bile egosunu düşünüyor ' ölümüm bile insanlar tarafından ilgi çeksin hep konuşulsun' düşüncesinde ama sonu tam bir hüsran madamin istediği gibi olmuyor . Ölümü kimsede bir etki yaratmiyor .Yine baş karakterin bir kadın oldugu kitabin duygularını çok güzel anlatmıştı Zweig.
56 syf.
·Beğendi·8/10
Stefan Zweig, kitabın adından anlaşılacağı üzere, bizlere bir çöküş öyküsü anlattığı kitabında bir insanın bir anda nasıl kendini kaybedip ne hallere düşebileceğini gözlerimizin önünde seriyor. Fransız sarayında sözü geçen ve ülke aristokrasisinin üst kademelerinde yer alan Madame de Prie adındaki bir kadının zirveden dibe vurmasını okuduğumuz roman, bizlere insan ilişkileri, sınıf ayrımı, önyargı, bencillik, çıkarcılık gibi konularda pek çok anekdot sunuyor. Zweig'ın güzel tasvirleri, psikolojik incelemeleri ve kendine bağlayan, okudukça okutan cümleleri basit görünen hikayeyi harika bir hale getiriyor. İnce görünen kitabın okumaya başladığınız anda nasıl kalınlaştığına hayret etmeniz mümkün. Madame de Prie kralın sarayında lüks içinde mutlu mesut yaşarken, hem aşkta hem kumarda kazanırken birdenbire unvanını kaybetmesiyle sürgüne gönderilir ve hayatı sarpa sarar. Eski günlerdeki gibi Paris'e dönmeyi çok ister çünkü gittiği yerde onun o şatafatlı yaşamından eser yoktur, yapmadığı şey kalmaz bunun için. Çaresizlikten köylü bir gençle bile aşk yaşayan Madame de Prie günden güne öldüğünü hissetmektedir, hatta ölümüyle ilgili oyun bile oynayacak kadar kendini kaybetmiştir. Zweig bir erkek olduğu halde eskiden aristokrat olan bir kadının hislerini oldukça güzel yansıtmış bence, bu da onu önemli bir yazar haline getiriyor. Aslında baştan sona hikaye beni çok şaşırtmasa da, neler olacağını az çok tahmin de etsem yazarın kalemi okumaya ve değişik bir heyecan duymaya itti beni. Köylü gençle olan tartışmalar sizi biraz düşünmeye itecektir belki. Okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bir günde hatta bir oturuşta okunabilecek güzel kitaplardan biri olduğu fikrindeyim.
56 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Bir Çöküşün Öyküsü’nde Fransız Saray’ında yetişmiş aristokrat bir bayanın yaşamı anlatılmaktadır.Kitabın başkahramanı olan Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya’ya sürülür.Madame de Prie bunu gururuna yediremeyen ve saray’a tekrardan dönebilmek için planlar yapar.Kitaba başlayıp bitirmek göz açıp kapayınca kadar kısa.Stefan Zweig psikolojik çözümler yaparak karakteri içselleştirmenizi ve uzun süre akılda kalmasını sağlıyor.Kitapta en çok ilgimi çeken alıntı ;
“Öldü sanılıp gömülmüş,ancak toprağın altında tabutun içinde uyanıp bağırıp çağıran,kıyameti koparan ve duvarları yumruklayan biri gibi hissediyordu kendini.”
İyi Okumalar Dilerim
56 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Bir çöküşün öyküsü, Madam de Prié' nin (eski kraliçe) saray hayatından sürülmesi sonucunda yaşadığı ruhsal bunalımı anlatır.

Ben bu hikâyeden daha çok psikolojik yönelimlerini tahlil etmeye çalışacağım.

İnsan ruhsal açlığını ancak ve ancak sevgiyle doyurabilir. Sevgi, insan için vazgeçilmez bir unsurdur. Bebeklik döneminde sevgiden mahrum bırakılırsanız bu bireysel ilişkilerimize yansır. Agresif oluruz. Sorunlarımızı kavgayla çözmekten ziyade sorun odaklı bir yaşam tarzını benimseriz. Yaşam boyu devam edecek öfke aslında "beni sev" çığlıklarının dile getirelemeyen yanıdır. O insanlar ki her tarafta... O insanlar ki dört tarafımızı sarmış... O insanlar ki sevgiye aç...

Kabul edelim... Anne-babalarımız "edep" saçmalığı adı altında çocuklarını anne babaları yanında sevmelerinin ayıp karşılandığı bir toplumda büyüdük. Bana sevmenin sevilmenin ne demek olduğunu öğreten Leo Buscaglia' ya selam olsun...

Sevilmeyen biri sevmeyi başarabilir mi ki?

Ve öyle bir gün gelir ki, sevgiyi sonradan bulan o yaralı insanlar yüzüne gözüne bulaştırır, şımarır, daha fazlasını ister. Daha fazla... Daha fazla... Daha fazla...

Herkes bir gün usanır... Yeteri kadar sevginin önemini biliyor muyuz? Ya hep hiç... Bu doğru değil...

Madame de Prié kraliçe olur ve sonradan görme bu yaralı kadın birden ilgi seliyle karşılaşır. Sosyal statüsü kendisinden düşük olan insalardan nefret eder...

Ve tabi ki birden yaşlılık kıyafetini giyer ve gözden düşer... İğrendiği o köylü insanların sevgisine muhtaç olur... Ne büyük bir düşüş... Şimdi onun sürgün edildiği bu yeni evindeki cehennemini ve ruhsal değişimlerini tahlil etmek de biz okuyucuların gözleri önüne serilir Zweig tarafından...

~~Keyifli okumalar~~

~Kitapla kalın~
56 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Özlemini duyduğu şan, ölümüyle zorla elde etmek istediği ölümsüzlük, adının yanından teğet geçmişti: Yazgısı, önemsiz olayların tozuyla altında kalmıştı. Çünkü insanlık tarihi davetsiz sevmezdi; kahramanlarını kendi seçer, ne kadar usandırıcı bir çabaya girederse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi; talibin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
''Allah kimseyi gördüğü günden geri koymasın'' diye bir atasözümüz vardır ya , işte Stefan Zweig bu kitabında, tam olarak böyle bir duruma düşmüş olan bir kişinin ruh haline odaklanıyor.

Kitapta, Fransa'da krallık sarayında oldukça itibarlı ve yetkili olarak yaşayan bir kadının, kral tarafından ani olarak bütün yetkilerinin alınarak, sürgüne gönderilmesi sonucu yaşanan olaylar anlatılıyor. Kadının her geçen gün kendisini, dramatik sonuna biraz daha yaklaştıran ruhsal durumu ve yaptıkları, adeta ibretlik bir şekilde ve tüm gerçekliğiyle bize yansıtılıyor.

Zweig'den kısacık da olsa yine harika bir şekilde kaleme alınmış olan, uzun öykü tarzındaki bu kitabı ben beğenerek okudum. Okunmasını da tavsiye ederim.
56 syf.
·1 günde·10/10
Saraydan sürülen bir kadının çöküş hikayesi..
Önce ; güçlü, kibirli, söz sahibi , özgüvenli ve çevresinde ki insan kalabalığından nefret eden bir kadın düşünün. Şimdi de bu kadının gücünü kazandığı, saraydan sürüldüğünü. İşte size bir çöküşün öyküsü. 1 saat içerisinde bitirebileceğiniz lokmalık türden bu kitabı kaçırmayın derim ️
Mutlu haftasonları ..
56 syf.
·6/10
Adını görür görür görmez ee bu benim hayatım dedirtiyor insana AldIğım Stefan kitapları içinde son sıralarda yer edindi kendisine maalesef. Her kötülüğün içinde güzellik bulabildiğim için güzel alıntılar bulabildim pek tabii ama bu beni çok tatmin etmedi. Sayfa sayısı olarak az olduğundan oturup, bitirip, kalkacağım bir kitap olur diye düşünmüştüm lakin ortalarında bit artık diye baktığım bir kitaptı. Stefan Zweig hep sonlarında beni etkilemiştir nitekim sonu biraz tatmin etti. Ama ne olursa olsun Stefancıyız
56 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
"ÖLÜM KOMEDİSİ"

Bir Çöküşün Öyküsü, derin anlamlar içeren bu esere verilebilecek belki de en güzel başlık diye düşünüyorum. Kralın gözünden düştüğü için Paris'ten Normandiya'ya sürülen Madame de Prie'nin ilgiden yoksun bir halde, yapayalnız geçirdiği günlerinin aslında kaçınılmaz olan ölümüne hazırlayan bir başlangıcın olduğunu görmekteyiz. Devamlı ilgi odağı olduğu eğlenceli günlerini geride bırakmak ve kendisiyle baş başa kamak durumunda kalan bu kadının "içsel yalnızlığın hapishanesinde" nasıl bocaladığına şahit oluyoruz.
Eserde, insanları değersizleştiren kişilerin yalnızlaştığı dönemlerde önemsemediği her insanın neşesine, güvenine, varlığına ne kadar ihtiyaç duydukları hissettiriliyor. Madame de Prie ise mutluluğun, zenginliğin, ilginin olmadığı bir dünyada soluk almaktansa geride bıraktıklarına ölüm komedisi oynayarak her şeyi eğlenceli hale getirmeyi amaçlayacak kadar da kararlı bir duruş sergiliyor. Ne var ki sürüldüğü dönemlerde önemsenmeyen Madame de Prie, öldüğünde de önemsenmiyor. Kitabın son kısmında da yazdığı gibi: "Talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi."
"Ne yapacağını bulamıyordu; içinde her şey susmuş, yüreğinin anlamlı müziği, anahtarı kaybolmuş müzikli saat gibi ölmüştü."
Stefan Zweig
Sayfa 9 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"O da kadınların çoğu gibi tümüyle başkalarının ruh halinden beslenirdi. Arzulandığı zaman güzeldi, zeki insanların arasında nüktedandı, gururu okşandığında kibirliydi, sevildiği zaman aşıktı."
Stefan Zweig
Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Modern Klasikler Dizisi -90

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Çöküşün Öyküsü
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
56
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057611062
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İndigo Kitap
Hayatın tam ortasındayken yaşadığını hissediyor, yalnızlıkta ise bir gölge gibi kendi içine çekiliyordu.

Madame de Prie, 15. Louis'nin sarayındaki en nüfuzlu ve en gözde kadınlardandır. Paris sosyetesindeki yüksek konumunu koruyabilmek adına durmadan entrikalar çevirmeyi ve sırf kendi çıkarları uğruna başkalarını kullanmayı alışkanlık edinmiştir. Yine de gün gelir ve bağımlı olduğu insanları bir bir kaybetmeye başlar; artık onlar tarafından ne seviliyor ne de merak ediliyordur. Bundan böyle yeni yaşamı, şehirden uzakta inzivaya çekilmekten ibarettir. Eskiden sürekli davetten davete gezen bu soylu kadın, içine düştüğü yalnızlıkla nasıl mücadele edecektir?
Bir Çöküşün Öyküsü, Stefan Zweig'ın insan psikolojisini irdelediği, dönemin saray hayatını gerçekleriyle gözler önüne seren, keyifle okuyacağınız sürükleyici öykülerinden biri.

Kitabı okuyanlar 14.472 okur

  • Sertuğ Türksoy
  • betjeliden
  • Özgenur Dobra
  • Gülsüm kiraz
  • Büşra
  • Aslı Uysal
  • kth
  • Aleyna Başer
  • Witality
  • Seda Saçal

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.4 (16)
9
%0.4 (15)
8
%0.4 (15)
7
%0.3 (14)
6
%0.2 (7)
5
%0.1 (5)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları