1000Kitap Logosu
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer

Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.8
17 Kişi
100
Okunma
39
Beğeni
2.751
Gösterim
112 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 3 sa. 10 dk.
Adı
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer
Basım
Türkçe · Türkiye · Sözcükler Yayınevi · 8 Şubat 2011 · Karton kapak · 9786054209095
Diğer baskılar
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz
Her aşkın başlangıcı: Tatlılık, dostluk ve güzellik! Ardından, sevmeler okşamalar! Ve sonra, yırtık bir zarf gibi yürekler... Her biri bir yanda!
3 mağazanın 7 ürününün ortalama fiyatı: ₺11,39
8.8
10 üzerinden
17 Puan · 2 İnceleme
zaimoğlu mehmet
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer'i inceledi.
112 syf.
·
Puan vermedi
HAYYAM Nişapur'da, Hicrî 450 sularında doğuyor ve yine Nişapur'da 520 sularında ölüyor. Hayyam'ın doğum ve ölüm yıllarına ait rivayetler muhteliftir. Onu, Beşinci Hicrî Asrin son nısfı ile Altıncı Asrin ilk nısfı arasında yaşamış ve devrini tamamlamış kabûl edebiliriz. Firdevsî'ye ve Gazneliler devrine kadar gördüğümüz İran edebiyatının, Hayyam, Selçuk devrine ait en meşhur simasıdır. Hele dünyaca tanınmış Şark ve İran şairleri arasında, en baştadır. Hayyam, ilk gençliğinden sonra Horasan kıtasındaki meşhur beldeleri geziyor; Belh, Buhara, Merv gibi ilim merkezlerini dolaşıyor, Bağdat'a kadar uzanıyor, hattâ bir rivayete göre Hac borcunu da yerine getiriyor. Hayyam'ın ilk büyük temayül ve faaliyeti, zamanındaki anlayış kadrosuna göre müsbet bilgilerdir. Bu sahada o kadar ileri gitmiştir ki, zamanının en büyük âlimleri arasında sayılmaya başlamıştır. Selçukî Melikşah, meşhur Bağdat Medresesi kurucusu Nizamülmülk, İslâmın en büyük mütefekkirlerinden İmamı Gazalî ile muhabereleri vardır. Bilhassa (heyet), (tıb) ve felsefe ile alâkası derindi. Melikşah (Selçuki)nin takvimi islah için memur ettiği heyetşinaslar arasında Hayyam da varmış... Fakat Hayyam'ın asıl şöhreti şiirinden ve rübaîlerindendir. İlmin ağır bahislerinden yorulduğu zaman arasıra söylediği rübaîler pek gözalıcı olmuştur. Evvelâ lisan bakımından çok muntazam ve pürüzsüz... Kelimeler, gayet itina ile seçilmiş ve mânayı tamamen kavramıştır. Kâinat muamması karşısında muallâkta kalan bir ruhun en şüpheli istiraplarını aksettirdiği için aynı nasipsiz istirabı çeken büyük bir insan kütlesine hitab etmiş, mahallî kalmamıştır. Rübaîlerinin sayısı hakkında ihtilâf vardır. Kendine isnad edilen birçok rübaî, İbni Sîna, Hâce Abdullah Ensarî ve Ebu Said gibi diğer rübaî şairlerine aittir. Muhtelif yazma ve matbu eserlerde, kendisine (76'dan 1200) kadar rübai isnad edilmiştir. Fakat yapılan tetkikler neticesinde ilk zikredilen rakamın hakikate daha yakın olduğu zannedilmektedir. Hayyam, muasiri olan Aruzî Semerkandî'nin rivayetine göre [H. 530 - M. 1135] sene sinden bir kaç sene evvel vefat etmiştir, Nişabur'da İmamzade Mahruk'un türbesi yanında medfundur. Son zamanlarda mezarı türbenin biraz ilerisine nakledilerek üzerine bir âbide inşa edilmiştir. Hayyam'ın şiirlerinde dikkate en çok çarpan mâna unsurları ve kelimeler şunlardır: Mey, meyhane, îş, nûş, şarap, sâki, saz, zevk; ve mezar, ölüm, fânilik, yokluk, hiçlik... Bu mânaların ilk kısmı, ikinci kısmına ait dehşetin aksülâmel sahasıdır. Zaman akıyor!... Her şey gelip geçiyor!... Buraya niçin ve ne zaman geldiğimizi bilemiyoruz!.. Öyleyse şu yaşadığımız zamandan daha gerçeği ve daha iyisi yoktur!.. Onu fırsat bilelim ve kaybetmeyelim!.. Sarılalım meye, meyhaneye, îşe, nûşa, şaraba, sâkiye, saza ve zevke; ve gerisini düşünmeyelim!.. Hayyam bundan ibarettir. Görülüyor ki, Hayyam da Maarri gibi, bedbinlik ve hiçlik yolunun, oradan ilerisine geçit bulamamış menfi ve müntehir dehalarından birisidir. Şu farkla ki, Maarri'nin hikmeti daha fikrî ve derin, Hayyam'ınki ise daha telkinî ve hissîdir. Buna rağmen his örgüsü olarak Hayyam'ın ulaştığı ifade iklimleri Maarri'ye nazaran çok daha san'atkârane bir hususiyet belirtir. Hayyam'da, büyük bir fikir çilesi yaşamaksızın peşin ve acı bir dudak büküşü halinde eşya ve hâdiselere karşı alınmış bir his tavrı vardır. İşte Hayyam'ın bütün kıymeti, olsa olsa, bu his tavrınin üslûbundadır. Yoksa ruhta ve muhtevada Hayyam, muhteşem yarım adamlar serisinin büyük unsurlarından biri olmak talihini delip geçememiştir. Bu, şüphe ve ümitsizliğin daima ayni şüphe ve ümitsizlik mihveri etrafında hep ayni şeyi tekrarlamanın ve derin bir sanatkâr mizacına rağmen bir türlü büyük tefekkür ve nasibe geçememenin, böylece büyük nasip ve tefekkür üstadlarının mazhariyetine uzak, büyük şüpheden büyük imana atlayamamış ve yarım kalmış olmak mahkûmiyetinin hâlis bir örneğidir. Onun içindir ki Hayyam, Doğu âlemine hakikî seciyesini veren İslâm nurunun kalplerde gölgelendirilmeğe başladığı ferdî ve içtimaî yıkılış devrini temsil etmiştir. Bu bakımdan Hayyam, ne kadar hususî ve ferdî bir örnek telâkki edilirse edilsin, büyük nur ve iman devrinden uzaklaşmış olmanın da içtimaî bir ifadesini ve haberciliğini getirmiştir. Hayyam'ın tesiri, Şarktan ziyade Garp âleminde olmuştur. Hayyam'ın Şarktaki tesiri ise, kısım kısım kendini red ve kısım kısım kabûl eden, fakat bütünlük bakımindan her biri bir telden çalmaya başladığı için şairi kendi başına ferdî ve hususî bir örnek halinde bırakan bir dünyada çok mevziî bir daire içindedir. Ömer Hayyam'la alâkalı Şark müelliflerinin başında Nizamüddin Aruzî Semerkandî vardır. Bu müellif, (Çihar makale) isimli eserinde, Hayyam'dan uzun uzun bahseder; ve onu hem mükemmel bir riyaziyeci, heyetşinas, hem de şair gösterir ve Hayyam'a ait bir çok vaka ve mârifetlerle sahifeler doldurur. Buna mukabil, şeyh Necmeddin Razî (Mirsadül-ibad) isimli eserinde, Hayyam'ı, sadece fikir ve başıboş tefekkür mânasına felsefeci, tabiatçi ve zevkçi telâkki eder. Böylece Hayyam hakkındaki Şark görüşü, daha ziyade onun mizacını reddedenlerin hâkimiyeti altında ve mahdud ve mevziî bir çerçeve içindedir. Hayyam'ın en büyük tesiri Garpta olmuş; ve son devirlerin Garp budalası Şarklılarına da Hayyam, işte Garptan dönüp gelen bu tesirin yüzü suyu hürmetine görünmüştür. 19'uncu Asırda İngiltere'nin (Oksford) şehrinde bir kütüphanede (525) numara ile rakamlandırılmış bir kitap bulundu. Bu kitap Milâdî 15'inci Asırda yazılmıştı ve Hayyam'a ait 158 tane Rubaiyi ihtiva ediyordu. Eser, epey eski olması dolayısiyle Hayyam'a ait en itimada şayan vesika telâkki edildi. Ve gerçekten o güne kadar Hayyam'a ait eserler arasında en eski nüsha olmak bakımindan, derhal etrafında büyük bir alâka topladı. O sırada (Fitz Jerald) isimli bir İngiliz şairi bu eser üzerinde derin incelemelere girişti, esere hayran oldu, onu manzum olarak İngilizceye çevirdi. Bu tercüme dünyada tercümelerin en nefislerinden biri telâkki edildi ve Hayyam bir hamlede bütün (Anglo - Sakson) âleminde meşhur oluverdi. İngiliz şairinin "İkinci bir Rubaiyat" denecek kadar muvaffak tercümesi, Almanya, Fransa, Avusturya ve Rusya'ya da sirayet ederek birdenbire Hayyam, Garbin, Şark ve İran edebiyatı adına hayran olduğu en ileri şahıs halinde pırıldamaya başladı. Hayyam hemen her Batı diline tercüme edildi: İngiltere'de kendi ismine kulüpler kurulacak derecede hayranlar elde etti. Rindliği, eşya ve hâdiseler üzerindeki meyus fânilik duygusu, bedbinliği, cesareti, ölüm korkusu ve tek saniyelik zevk tesellisiyle, Hayyam Avrupalılara, yanlış olarak, Şark hassasiyeti üzerinde ters tarafından müthiş bir örnek teşkil etti. Ayrıca (Nikola), (Valântin Zukovski), (Profesör Bravn) gibi müsteşrikler, Hayyam üzerindeki hayran incelemelerini derinleştirdiler; ve Şarkın bu makûs çehresini, esrar, hayal ve derinlik fukarası Avrupa (burjuva)larina, bir nevi sanat ve edebiyat baş örneği halinde göstermeğe muvaffak oldular. Ömer Hayyam hakkındaki umumî bilgileri ve kıymet hükümlerini sıraladıktan sonra, artık Hayyam bahsini bir "son hüküm" altında kapatabiliriz. Devrinde her şeye aklı erer ve son derece hırçın, asabî, huysuz bir hakîm geçinen Hayyam, birgün, meşhur İmam Gazalî'ye rasigelir. Gazalî ona hikmetten bir sual sorar. Hayyam ise birdenbire şaşırdığı bu mesele karşısinda cevap verememiş olmaktan utanır gibi bir korkuyla, hiç alâkası olmayan meseleler üzerinde bir araba lâf söyler... Gazalî bunları sabırla dinler ve tam o esnada öğle ezanı okunmaya başlayınca, Gazalî, vaziyet hakkında cevabını bir Âyetle vererek çekilip gider. Âyetin meali: "Hak geldi ve bâtıl muzmahil oldu." İşte Ömer Hayyam'ın üstüne aksettirilebilecek en güzel ölçü budur! Ömer Hayyam, evvelce de belirttiğimiz gibi, son derece basit ve malûm birkaç unsur etrafında döne döne hep şu şeyleri gevelemiş, belki hususî bir hayal ve hassasiyet zarafeti gösterebilmiş ve herkesi bu zarafetle büyülemiş; fakat hakikatte büyük sanatkâr ve mütefekkiri cücesinden ayıran ölüm dönemeçlerinden dönememiş, ebedî Hakka yönelememiş ve böylece bazı bâtıllarą meharetli perendeler attırmaktan ileriye varamamış, muhteşem bir Hiç şairidir. Hayyam'ın Şarktaki tesiri pek mühim olamamış, bilhassa Garptaki tesiri (Fitz Jerald)in gayretiyle pek derinlere ulaşmış, oradan da her moda şey gibi bize gelerek, bilhassa Meşrutiyet sonrası Türkiye'sinde bir hayli (Hayyam)cı peydahlanmıştır. Bunlar arasında Abdullah Cevdet, Hüseyin Dâniş, Hüseyin Rıfat gibi kimseler vardır. Müthiş ve gizli bir (monotoni), müthiş ve apaçık tezatlar; ve büyük esrar perdesi ve dinî hakikatler levhası önünde müthiş ve aptal, fakat inadına açıkgöz tavırlı bir hafiflik ve lâubalilik içinde boğulan Hayyam'ı Doğunun ter: kıymetleri içinde ibretle seyredebilirsiniz. Necip Fazıl Kısakürek / Edebiyat Mahkemeleri / DOĞU EDEBİYATI/ DOĞUNUN BÜYÜKLERİ
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
Ferah
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer'i inceledi.
112 syf.
Tutar mısın şu yalnızlığımın kenarından, birlikte hafifçe kaldıralım.
Rahat rahat oturduğumuz evlerimizde bilgisayardan , ya da aklımızı alan akıllı telefonlarımızdan yazmak ne kolay değil mi? Herkesin içinde nefret duygusu. Susuyorum olmuyor, konuşuyorum olmuyor, yeniden,yine yine izah ediyorum olmuyor. Ah bu kelimeler neden bana yetmiyor? Azıcık sevgi dolduralım yüreklerimize. Artık şu sığamadığımız bizi kucaklayan koca dünyaya sığalım istiyorum. Umutlarımı öldürüyorlar. İnsanlar birbirinden sadece tanışırken "memnun". Dost olduğunu, arkadaş olduğunu sanırsın ve hani hissettirirsin ya onsuz olmayacağını elin ayağın gibi ona muhtaç..İşte ondan sonra kendini nimetten sayar onlar; herkes gibi öleceğini unutarak. Sonra da insanın ömrünü yer bunlar adını da deli koyar.. Tanırsın artık insanları, tamam dersin, 40 yılda bir gelir iyisi, ama sen artık delisindir. Hiç olmazsa yaşarken , içimizdeki huzurun ölmesine izin vermeyen dostluklara merhaba diyelim.. Hani geriye baktığımız ''ahh''landığımız ve 'keşke'lendiğimiz zamanlar vardır.. Dürüst olalım bu liste de bayağı kabarıktır Ama öyle bir 'iyi ki'lerimiz de vardır ; işte o tüm olumsuzlukları tolere eder! İyi ki anneyim.. İyi ki hayatımda benden,benliğimden canlılar var.. İyi ki dostluklarımız var.. Bazı insanlara rastlama şansı verir hayat çoğalırsınız İyi ki var, varız deriz. İnsan olmak , ne büyük bir onur. Yaradılışımızın farkına varıp , özümüzü hissetmek için ; ne dinlere , ne eğitime , ne paraya , ne de empatiye ihtiyacımız yok. İçimize dönüp niye var olduğumuzu hatırlamak yeterli değil mi ki? Kızdığımız şeyler belki de kendimizde olmayanlardır. Varlığımızdan gurur duyduğumuz sabahlara günaydın diyebilelim.. Yazarak hiçbir şeyi değiştiremiyor olsak da , en azından içten bir şekilde okunduğunda kim bilir belki birilerinin temiz kalbine değer , dua olur , gerçek olur. Derin acılarımızın sona erdiği , huzuru hem kendi içimizde, hem de etrafımızdakilere hissettirip hissedeceğimiz barış dolu bir dünya olur. Sevmeyi bilene muhabbet biter mi?Yürek meselesi, bitmez. Ne derlerse desinler, kök sağlam olursa.Ben güzel şeyler düşledikçe güzel olan herşey yavaş sindire sindire yoluma çıkıp bana katılıyor. Sadece yol alıyorum.. Bazen, bazı insanlar yanımızda olmasalar da ne kadar önemli olduklarını bilmiyorlar, varlıklarının bize ne kadar iyi geldiğini, bir merhabalarının bize her şeyi unutturup içimizi ısıttığını... Hayatımızda olmasalar ne kadar eksik olurduk , farkında değiller...Olsun, Sevdiğimiz insanlara kızdığımızda onlardan sevgimizi geri çekme lüksümüz olmuyor olmamalı da...Sevgimizin yüceliği hoşgörüden ve anlamaktan geçiyor.Beklentilerimi karşılayan bir hayatım yok evet...Dinlemeye karar verdim kendimi; hayatımdaki fazlalıklardan. Beni yoran düşüncelerden isteklerden anılardan insanlardan. Beni yoran bağlardan dayatmalardan kurtulmak istiyorum . Kendime ve çocuklarıma bir yaşam borçluyum. Huzurlu ve mutlu bir hayat... Ömer Hayyam ne güzel ifade etmiş; '' "Hayat kısa insanoğlu. Kesildikçe biten otlar gibi yeşermeyeceksin bir daha." Özet bu ; her nefesin kıymetini bilip , güzel anlamlar katacağımız bir ömür olsun hepimize. Nefes alabiliyor olmanın şükrüyle. youtube.com/watch?v=NaCNmPfQcoU ezgisi eşliğinde; Keyifli okumalar.
Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer
OKUYACAKLARIMA EKLE
10
77