Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi

·
Okunma
·
Beğeni
·
11,5bin
Gösterim
Adı:
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Baskı tarihi:
Ekim 2019
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750722127
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi, inanılmaz bir hızda seyreden, durmadan kendini çoğaltarak gelişen bir roman. Mekân ve zaman sınırı tanımayan, bir ucu 19. yüzyılda, bir ucu günümüzde, yazınsal bir Türkiye panoraması. Şaşırtıcı bir öykünün bittiğinin sanıldığı yerde, okuru olmadık bir öyküyle yeniden afallatan bir “insan manzaraları” kitabı.
Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek adlı kült kitabın yazarı Ayfer Tunç, bu kez, Karadeniz’in küçük bir kentinde denize sırtını dönmüş bir akıl hastanesinden yola çıkarak, akıllara durgunluk veren kişilerin yaşam zincirlerinden müthiş eğlenceli bir roman örüyor. Yalan Yanlış, yaklaşık yüz yıllık bir kesitte, siyasal ve toplumsal dönüm noktalarının insanların yaşamlarında bıraktığı izleri sürüyor.
Yalan Yanlış’ı soluk soluğa okurken, Türkiye’nin bütün hallerini yaşayacak, belki de insanlığın ortak hikâyesiyle yüz yüze geleceksiniz.
Nephren Ka
Nephren Ka Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi'yi inceledi.
492 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
DELİ MİYİZ NEYİZ?

“Zaten şu geçmişi boklu dünyada kim akıllı kim deli, hiç belli değil.”

Delirmemek işten değil, zaten kaçımız normaliz ki? Deli olduğunuz raporla tescillenebilir ama olmadığımızı kim söyleyebilir ki?

Hastaneler fiziksel olduğu kadar zihinsel hastalarla da dolu. Psikolog ve psikiyatristlere danışanların sayısı her geçen gün artıyor, gitmeyenler kendi tercihleriyle antidepresanlarla mutlu olmaya - aslında her şeye kayıtsız kalmaya- çalışıyor, acılarını uyuşturacak tabletler içiyor.

Psikiyatra gittiğimizi hayal edelim, koltuğa oturduğumuzu ve doktorun bizi deşmesini beklediğimizi.
Çocukluğumuza inerse seans uzar :)
Ya psikiyatr bir şizofrense? :)
Ya psikoloğunuz bipolarsa? :)

Sırtını denize vermiş Ruh ve Sinir Hastanesi,romanın mekanı.
Samsun olduğu bilinse de şehrin ismi verilmiyor.

Hastası zaten hasta!
Başhekim nevrotik!
Nöropsikiyatr kaçık!
Psikolog intihara meyilli!
Başhekimin karısı obsesif kompulsif !
Temizlik işçisi depresyonda!
Kadın psikiyatr kocasını öldüren bir hasta!
Hemşirenin biri semantik parafazi!

Koca hastane deli ! :)

Yalan yanlış anlatılan insan hikayeleri , tüm personelin yedi sülalesindeki hastalıklar; beddualarla, söylentilerle anlatılıyor.

Kahraman sayısı o kadar çok ki akılda tutmak mümkün değil.
Her cümle bir küçük olay, olay örgüsü uzansa burdan Mars’a metro rayı döşenebilir.

Yerel söyleyişlerle süslenmiş, deyim yüklü günlük konuşma diliyle anlatılanlar oldukça keyifli olsa da insan ruhunda kopan fırtınalar , acılar da yürek burkuyor.

Ve son olarak bir küçük dipnot meraklısına, bakın bakalım hasta mısınız? Test edin kendinizi :)

DEPRESYON:
Her altı kişiden biri ömründe en az bir defa depresyon geçiriyormuş .Kadınlarda,erkeklerden daha sık görülürken her üç kadından biri depresyona yakalanıyormuş.
Kişinin kendini mutsuz ve umutsuz hissettiği,yorgunluk hissinin hakim olduğu, değersizlik ve pişmanlık duygularına sahip intihar ve ölüm düşüncelerinin sıklıkla yaşandığı bir hastalık depresyon.

ANAROKSİYA NEVROZA:
Kişinin normal kilonun çok
altında (% 15’ten daha az) olmasına rağmen kendini şişman olarak görme durumu.

NEVROTİK :
Duygu bozukluğu yüzünden aşırı şefkat isteme, odaklanamama, güvensizlik, plan yapamama, düşmanca ve saldırgan tutumlar içinde olma, anormal seks davranışları, nefret, kin gibi kişiyi sağlıklı kişilerden ayıran tutum ve davranışlar sergileyen kişilerdir.

SEMANTİK PARAFAZİ :
Kişinin anlamsal olarak birbirine yakın kelimeleri karıştırması şeklinde görülen dil bozukluğu
örnek:"çatal" yerine "kaşık" gibi

NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU :
Her zaman almaya ve kazanmaya odaklanmış, vermeyi ve kaybetmeyi asla kabul etmeyen, sevmeyi ve yardım etmeyi önemsemeyen, kendisini dünyanın merkezi olarak gören, diğer insanları değersiz ve gereksiz olarak niteleyen kişiler “narsistik kişilik” olarak adlandırılır.

ANOREKSİ :İştahsızlıktan, aşırı diyetten kaynaklanan bir hastalık durumudur. kanserin, verem gibi mikroplu bir hastalığın ya da zihinsel bozukluğun sonucudur.

Sağlıklı günleriniz olsun...
Canan Karatay’la bedeninize bakarken Haydar Dümen’le bilinçaltı terapisi yapın. :)
Yoga çözümlerden biridir!
Reiki vazgeçilmezdir!
Bioenerji candır!
Hayat tımarhanedir......
Mehmet Y.
Mehmet Y. Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi'yi inceledi.
492 syf.
Bu kitap Samsun’da geçiyor! Öncelikle bunu söylemem lazım. Ancak Ayfer Tunç, neredeyse civardaki bütün şehirlerin ismini zikretse de bir defa bile Samsun adını kullanmıyor. Lakin röportajında söylüyor Samsun olduğunu. Zaten bölgenin tek ‘Deliler Hastanesi’ ile Saat Kulesi gibi ayrıştırıcı mekanların yanında, yazıldığı dönemde tek büyükşehir belediyesi olması gibi durumlar ile aynalı çarşı, otel, pastane, altında pasaj olan cami gibi bilindik muhitleri de kullanarak bir nevi Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’nde isim vermeden Manisa’yı tasvir etmesi gibi o da Samsun’u anlatıyor. Elbette olayların ve kahramanların neredeyse tamamı gibi mekanların da mühimce kısmı kurmaca. Kanal SS, Halktan Haber gibi yerel medya unsurları da var.

Ayfer Tunç’u ‘Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek’ adlı adından içeriğine kadar çok özel bir kitap olan ‘70’li Yıllar’ derlemesiyle tanımıştım. Bu kitap da en az onun kadar başarılı. Sanki bir oturuşta bütün romanı yazmış gibi. Hiç kalkmamış, aralıksız devam etmiş adeta. Tabii bize bu hissi veren iki şey var. Birincisi bu hacimli romanda hiç bölüm olmaması. Yekpare bir roman. Ara vermek yok. İkincisi ise başarılı anlatımı. Yani sıkılmıyorsunuz. Sanki bir tanıdığınıza denk gelmişsiniz ve karşılıklı çaylarınızı yudumlarken o anlatıyor; siz dinliyorsunuz. Bir bakıma büyük bir roman olduğu kadar bir hikayeler, uzun hikayeler bütünü de aynı zamanda. Nitekim romanda klasik tarzda bir roman kahramanı da yok. Başrol oyuncusu yerine onlarca karakter bir arada. Bunlara rağmen anlatım ve roman dili her bir kahramanın sahnesinin geldiği anda onu yeniden hatırlamanıza yol açacak kadar başarılı.

Tabii romanda belki bir eleştiri olabilir babında çok sayıda ölüm ve çok sayıda arızalı tipe denk geliyoruz. Ancak nihayetinde anlatılanların çoğu oranın hastası olmasa dahi ‘Bir Deliler Evini’ ilgilendiren hayatlar var. Tunç, adeta şehrin, hastanenin ve hatta bu topraklarda yaşayan insanların son yüzyıldaki tarihlerine de kendi penceresinden bakıyor. Romanın merkezindeki şehir adı yazılmasa dahi Samsun olsa da, insan hikayeleri bizi Karadeniz’in dışında İstanbul’a, Ege’ye hatta ta Amerikalara kadar götürüyor.

Romanın kalınlığına rağmen ilerleyişi çok hızlı ve iyi. Çünkü hikayeler, yaşanmışlıklar sizi içine çekiyor. Merak unsuru sürekli ayakta tutulmuş. Zekice yerleştirilmiş isimler ve olaylar örgüsü var. Son 40-45 sayfaya yayılan final ise gerçekten harikulade. ‘Acaba sonunda ne olacak?’ sorusuna uygun bir final hazırlamış Tunç.

Bu kitapta Samsun olması okumam için öncelikli sebepti lakin o olmasaymış bile okunması gereken, son derece başarılı bir roman var karşımızda.
492 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Ayfer Tunç ile tanışmış ve bu kitabı okumuş olmaktan dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum. Yazara bir kez daha hayran kaldım. Tam anlamıyla Hakan Günday'ın üstüne gül koklamış gibi hissediyorum kendimi:)

Hislerimi bir yana bırakıp okuma serüvenime değinecek olursam gözlerim ne kadar yorulursa yorulsun kitabı elimden bırakmakta zorlandım. Ne yazık ki aralıksız okuyamadığım için okumam 1 hafta sürdü. Bazı günler hiç okuyamadım. Sürekli aklımın kitapta kaldığı, okumak için sabırsızlandığım, okudukça yazara olan hayranlığımın ve sevgimin arttığı bir okuma serüveni yaşadım.

Kitap bir yaprağın damarlarına benziyor. Yaprağın kılcal damarları misali birçok farklı hayat hikayesi okuyor ancak bir süre sonra bu hikâyelerin yine belli başlı ana karakterlerin hayatıyla kesişmesine tanık oluyoruz. Bu bazen yüz bazen ikiyüz sayfa sonra oluyor. Örneğin tütün tüccarının kızının hayat hikayesini okurken ilerleyen sayfalarda üvey annesi ile evlenen oğulun babası ile başka bir hikayede tekrar karşılaştığınızda tebessüm edip yazarın kalemine, kurgusuna hayran oluyorsunuz.

Kitabın arka planında değinilen birçok olay ve olgu var: varlık vergisi, karısını/kocasını aldatanlar, mesleki hırslar, SSCB'nin yıkılması, hayırsız anneler-babalar-evlatlar, takıntılı aşklar vb. birçok konuya ucundan bucağından değinilmiş.

Kitapla ilgili sevdiğim bir diğer nokta da bilmediğim bazı terimlere değinmiş olması. Bakın bu paragrafın devamı azıcık spolier içerir:
Semantik parafazi: hedef sözcük yerine aynı kategoriden bir başka sözcüğün istenmeden yerine geçmesidir. (Kaşık yerine çatal gibi).
Estet:güzel duyusu olan, güzelden anlayan ve güzeli en yüce değer sayan, sanatsal beğenisi çok gelişmiş kimse.
Çorap Jartiyeri: Erkekler kullanıyormuş(Kitapta öğrendiğim en ilginç bilgiydi:))
Oftalmoloji: gözbilim vb.

An itibariyle bitirmiş olduğum bu kitap özgün karakterleri, dahice düşünülmüş karakter kesişimleri, karakter çeşitliliği ve arka planda işlenen konuları ile okumanızı gerektiğini düşündüğüm bir kitap.

Ancak bu okuma bence muhakkak aralıksız olmak zorunda. Aksi takdirde hikâyelerin birbirine bağlanmasını göremeyip sıkılabilirsiniz. Sanırım yazar veya yayın ekibi bu durumu öngörmüş olacak ki kitabın arkasında çoğunluğunu kitapta geçen karakterlerin oluşturduğu bir dizin var. Okurken bundan da faydalanabilirsiniz. Hatırlayamadığınız karakterleri dizinden bulup hızlıca göz atabilirsiniz.

Kitapla ilgili en önemli bilmeniz gereken şey ise kitapta geçen karakter sayısı. Yanlış hatırlamıyorsam bir incelemede kitapta 360 civarı karakter geçtiğini okumuştum. Bir kitapta geçen karakter sayısı bakımından sıradışı bu rakam kitabı merak edip okumamı sağladı.

Son olarak kitabın sonu da fazlasıyla tatmin edici. Bir yanım tebessüm ederken bir yanım cız etti.

Keyifli okumalar dilerim...
536 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Dünya asırlık bir çınar ağacı ve biz insanlar birbirine girmiş sayısız dallarındanız. Kimin hayatı kimin hayatına neresinden değer, hangi yaprak hangisinden önce düşer gibi o kadar soru var ki. İnsan, verip de tutmadığı bir sözün, hırsına kapılıp söylediği bir kelimenin bir kelebek etkisi ile kimleri etkileyeceğini bilemiyor. Üç yüzden fazla karakterin olduğu, yüzden fazlasının hayatının anlatıldığı bu kitapta büyük resme baktığımda gördüğüm kocaman bir ağaçtı. Bu topraklarda kökleri derinlere uzanan yurttaşların her biri ne kadar farklı olsa da bir araya gelip oluşturduğu bilinç mevsimler geçtikçe değişiyor. Ağacı sınayan rüzgâr, yağmur, güneş iken bizleri sınayan savaşlar, kavgacı siyaset, darbeler, iç çatışmalar.

Bir akıl hastanesindeki hastalar ve çalışanlardan yola çıkıp her seferinde kurguya bir zincir daha eklemiş Ayfer Tunç. Okurken kitabın sonundaki indeksi fark etmedim önce. Kendim not almaya başladım karakterleri. Siz böyle bir hataya düşmeyin diye uyarayım.️ Kitapta bölümler yok. Okurken zaten elimden bırakamadım ama bıraksaydım da çok ara vermemek en iyisi olurdu. Çünkü karakterler arasındaki geçişler o kadar pürüzsüz ki kimin hikayesi nerede başlıyor kiminki nerede bitiyor kesin çizgilerle ayırmak zor. Bu kadar karakter nasıl aklımda kalacak diye bir soru işareti olabilir kafanızda ama güzel yazarcım sırası geldiğinde karakteri hatırlatmak için gerekli hatırlatmaları yapmış. Ayfer Tunç’un okuduğum diğer kitaplarından daha farklı bir tarzı vardı bu kitapta. Bir karakterin derin derin duygusal dünyasına girmek yerine çok fazla karakter üzerinden toplumumuzu geniş bir zaman diliminde göstermiş bize. Hangisini daha çok seversiniz bu size kalmış ama ben iki türlü de zekasını ve üslubunu çok beğeniyorum.

“Dünya bir oyun sahnesi ve bizler birer oyuncuyuz.” demiş Shakespeare. Tunç’un kurduğu bu sahnede karakterler girip çıkarken anlatılan sadece oldu bittiler değil. Küçük küçük ama etkili şekilde toplumun aksayan yönleri, insanların iki yüzlülüğü gibi birçok göz ardı edilen ayrıntıya ulaşmak mümkün.

Benim için çok güzel bir deneyimdi bu kitap. İnce ince kurguyu kurmasına, çok fazla karakter olmasına rağmen yine de üslubu hissettirmesine hayran kaldım. Yazardan okuyacağınız ilk kitap olmasın ama mutlaka okuyun bu şaheseri. Keyifli okumalar

https://www.instagram.com/...?igshid=1yh235as8an6
536 syf.
Roman ilk sayfalarında bir ayrıntılı bilgiler nedeniyle, akademik roman izlenimi veriyor.Ancak anlatıcı daha sonra üniversitede yaşanan olaylardan söz etmiyor. Bunun yerine, Ruh Sağlığı Hastanesi çalışanlarının, hastanenin bulunduğu kentte yaşayanların ve onların akrabalarının yaşamlarından kesitler anlatıyor.

Roman ilerledikçe bir başkahraman olmadığı için romanın bir başkahramanın yaşamını ya da yaşamından belli bir kesiti gözler önüne sermiyor, onun yerine, romanın çok büyük bir bölümünde, art arda farklı karakterlerin yaşamlarından kesitler sunuluyor.(Dikkatli okunursa bu özellik anlaşılabilir.)

Karakterlerin arasında çeşitli ülkelerin vatandaşları vardı. Bu nedenle okur kendini oldukça renkli, birbirinden farklı kişilerden oluşan bir karnaval alayının tam ortasında buluveriyor insan kendini.

Bu karnaval alayı o kadar kalabalıktır ki, okur, kimin kim olduğunu, daha önce hangi karakterle ne zaman karşılaştığını anımsamak için romanın ortasından itibaren, romanın sonunda verilen ‘karışık dizin’e bakmak zorunda kalabilir.Çünkü bunu bende yaptım sürekli arkasına baktım. Bazılarımız farkında değildir bile. Not almaya çalışabilir.

Peki "Karnaval Roman " ne demek?

*"Karnaval roman, karnavallaşmış edebiyat terimlerini ortaya atan Mikhail Bakhtin, bu kavramı şöyle açıklar: “Dolaysız ve dolayımsız olarak veya bir dizi bağlantı aracılığıyla dolaylı olarak (antik veya ortaçağ) karnaval folklorunun şu ya da bu çeşitlemesinden etkilenmiş
olan edebiyatı, karnavallaşmış edebiyat olarak adlandıracağız.” (Bakhtin,
2004:166-1)



İşte bizim anlamakta zorlandığımız karakterleri anlamak için Luna Parkı'nda Karnavala benzettim. Birileri giriyor,biriler çıkıyor sürekli hareket halindeler. Farklı teknikle yazmış yazar.Bu durum akıcılığını etkilememiş. Ama bazı argo kelimeler vardı, üstü kapalı ve bazende açık cinsellikle sahneler rahatsız edebilir olayın seyrine göre. Sonuçta okuduğunuz kitap Ruh Sağlığıyla ilgili olabilir. Tunç'u yeniliklere açık ve üslubu kuvvetli yazar bunu kitabında hissettiriyor. Sanki olaylar gerçek yaşanıyor yanıbaşında oluyor gibi...


Musa Eroğlu'ndan
Geçtim dünya üzerinden/Ömür bir nefes derinden/ Bak feleğin çemberinden/ Yolun sonu görünüyor türküsünü dertli dertli söyletiriyor okuyan kişiye...

Belkide bazılarımızın sonuda akıl hastanesinde kimbilebilirki... Bir şey olmaz demeyin bir takıntı ruh sağlığınızı etkileyebiliyor. Kimisinde Temizlik takıntısı,yüzünde kusur olmasa kusur arar o takıntı yapar. Ya da Roman okursun oradaki karakterler sende iz bırakır belki kötü anlamda balkondan atlarsın.Fazla kaptırmayın kendinizi ne olur ne olmaz....

O yüzden incelememi okuyanlara hediye ediyorum...

https://youtu.be/-KmnOncGQzo :)
Keyifli okumalar :)


Not:
Kaynakça:* http://dtcfdergisi.ankara.edu.tr/...cf/article/view/1414
492 syf.
·10 günde·7/10 puan
Merhaba sevgili kitap sever dostlar.

İlk kez Ayfer Tunç okuyorum ve yazarla Mathieu Delarue | Cem Єren ve Nephren Ka 'nın ortaklaşa düzenledikleri #45832566 okuma etkinliği sayesinde tanıştım.

Açık söylemek gerekiyorsa Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi romanından hiç hazzetmedim. İnsani özelliklerinden bahsedilmeden karakterlerin iplerini pazara çıkarılmış sadece. Çabuk okuyalım, çabuk tüketelim günümüze çok uygun. Her şey çok düz ve apaçık ortada düşünmek gerekmiyor, satırlar arasına arayışa girmeye lüzum yok. Bu kadar çok karaktere/kahramana sahip bir hikaye normalde beni çok yorardı ama yok..., hiç düşünmedim üzerinde, gizli mesajlar aramadım, sadece karakterlerin birer kukla gibi sahneye çıkıp inişlerini, kayboluşlarını izledim. Bu insanlar bunca şeyi neden yaptılar ne hissettiler anlamadım.

Belli ki yazar bize Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi kitabında hayattaki ilişkilerin ne kadar karmaşık bir ağ olduğunu anlatmak istemiş, bunu bize anlatabilmek için karakterleri tanımamız ya da onların yaptıkları şeyleri hangi gerekçelerle yaptığını bilmemizin gerekli olmadığını düşünmüş olmalı. Öyle bir hayat yaşıyoruz ki herkes birbiriyle akraba, herkes birbiriyle ilişkili.

Benim tarzım bir kitap olmayabilir ama etkinlik (#45832566) kapsamındaki diğer Ayfer Tunç romanlarını okumayı düşünüyorum.
Sevgiler…

http://begenmeyenokumasin.com/...latilan-kisa-tarihi/
492 syf.
Enstantane
Tam olarak bu kitap enstantanedir. Kalemi eline aldığı an da karakterinin sayfalar arasında ne kadar süre duracağını belirleyen bir zeka.
Devrik cümlelerimi görmezden gelin lütfen:)


Yeşil Peri Gecesi'nden sonra beklentimin üstünde bir kitabı daha.

Dili muazzam kullanan gizli saklı kalan ve henüz çok tanınmadığını düşündüğüm bir kadın.

Tek bir birey üzerinden büyük olayları aktarabilen aynı zamanda birçok birey üzerinden küçük olayların büyük olayları doğurmasına neden olan olayları aktaran tam anlamıyla zıtlıkları ip olarak kullanan ve düğümü o zıtlıkların içinde bağlayan bir kadın.

Tasvirleri müthiş.
Bu kitap her katmandan bireyleri ele alan ve dikkatli okuduğunuz zaman en üst tabakadaki bireyle en alt tabakadaki bireyin bağlantısına kadar inebileceğiniz olaylar silsilesini konu alıyor.
Bu nasıl dikkatli bir kalem? Geriye dönüp hatırlamaya çalıştığım karakterlerin dört dörtlük bir kurguya ip gibi dizildiğini fark ettim. Bu kadar dikkatli bir kalemin başarısız olma şansı yok.

Kitaba gelecek olursak: obsesif kompulsif bozukluk, panik atak, şizofreni, travma sonrası stres bozukluğu, duygu durum bozukluğu kısacası kitabın adıyla uyumlu bir içerik.
Bu bozuklukları gerçek hayatta bu kadar gerçekçi algılayamazsınız. Bazı yerlerinde güldüren, bazı yerlerinde kızdıran, bazı yerlerinde öfkelendiren bir kitap ama her defasında yok artık diyeceğiniz olaylarla kurduğunuz karakter bağlantıları.

Olay bir akıl hastanesinde geçiyormuş gibi izlenim verse dahi akıl hastanesinin içindeki kişilerin yedi göbek sülalesini gezintiye çıkabiliyorsunuz.

Bir kişinin isminden devam edip çocukluğuna, çevresine, akrabasına kadar kişi hikâyelerini öğreniyorsunuz normalde bu tarz kitaplar insanı sıkar, boğar dıdısının dıdısını niye açıklamış diye iç sesinizle konuşursunuz. Ama bu dıdısının dıdısı bize ilerleyen bölümlerde bir şeyler vermeye çalıştığında vay be diyerek kısa süreli bir şaşkınlık yaşayabilirsiniz.

İnsanların küçük ama her birinin ayrı ayrı büyük yaşantılarının olduğunu, çıkarlar söz konusu olduğunda insanın insanı yediği, ahlaksızlığın, ilişkilerin kirli yüzünün, aldatmanın, boşanmanın, aile içi ilişkilerin, intiharın her türlüsünü kitapta buluyorsunuz okurken. Zaten insan insanı yemeden rahatlamaya meyilli olmuyor. Bunu son zamanlarda çok düşünüyorum belki kendi türüne zarar veren canlılar içinde hayvanlardan bile en öndeyiz, başı çeken biziz.
Peki neden böyle? Neden hep ben, benim, ben olmalıyım, her şeye sahip olmalıyım, övülmeliyim, aşık olunmaya değerim, hırslıyım, öfkeliyim insan kendini ne zaman bu hâle bu tanımların içine soktu bilmiyorum ama bir noktada nefesinin bile bir damla su ile kesilebileceğini fark etmezse toplumda narsisist kişiliklerin mantar gibi çoğalacağını düşünüyorum.

Zaten çok azımsanamayacak kadar narsisist kişilik bozukluğu yaşayan bireylerin olduğunu da düşünüyorum. Her insan için bir parça normal karşılanabilecek şeylerin sınırı aşması insanın felaketi oluyor. Doymak, belki fazla tüketmek ve tüketilmek sonucu doyumsuzluğun yolunu açan bir kelime olarak var artık. Duygular ve ilişkiler de böyle. Çok hızlı yaşamak, çabuk bitirmek ve sonunda ilişkiyi bıçak gibi kesmek.

Geçmişe gidip geleceğe geri geliyorsunuz ya da o an içinde geçmişle gelecek arasında köprü kurmak zorundasınız. Döngü bile kaliteli. Biraz düşünmeye ihtiyacım var.


Belki her şey yalan yanlış anlatıldı ama gerçek gibiydi bir an şüpheye düşmedim.

Ayfer Tunç'un bu kitabını ve diğer kitaplarını kahvesini içerek keyifli bir şekilde yazdığını düşünmüyorum. Bence o hayatından izleri eserlerine aktarabilmeyi beceriyor. Kendi kişiliğinden ve dünyasından izler barındırdığını düşünüyorum.



Dikkatimi çeken ise Yeşil Peri Gecesi'nde ana karakterinin ismi belli değildi burada ise mekanın yeri belli değil. Bunun sebebini merak ediyorum ve araştırmayı düşünüyorum.
Beni etkileyip ardı ardına iki kitabını okumamı sağlayan bu kadın araştırılmayı ve bilinmeyi sonuna kadar hak ediyor. 2018 yılının en kârlı işi benim için Ayfer Tunç gibi bir dişinin kalemiyle tanışmak oldu.
Bu arada sakın o KEK'i yemeyin:)))

Daha çok okunması dileğiyle.
İlknur Demir
İlknur Demir Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi'yi inceledi.
492 syf.
·22 günde·Puan vermedi
Ayfer Tunç ile yıllar önce Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek kitabı ile tanışmıştım. O yılları bilmeyenler için neler ifade eder o kitap bilemiyorum ama, yetmişlerin, seksenlerin tam ortasında yetişmiş biri için, anlamını iki cümleyle anlatmak çok kolay değil. Dönem dönem okuduğum bir kaç kitabından sonra, geçtiğimiz yıl, Aziz Bey Hadisesi' ni okudum ve yazarın, 88 sayfalık bir kitaba sığdırdığı onlarca karakteri görünce Ayfer Tunç' a bir kez daha hayran oldum.
Bu ay Nephren Ka ile Mathieu Delarue | Cem Єren ın birlikte başlattığı Ayfer Tunç Okuma Etkinliğine katılmamam mümkün değildi. Çünkü Nephren Ka cığım söz konusu olan :)
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi için,kırk beş tane birbirinden değerli inceleme yapılmış. O nedenle daha fazla delirmeden kitapla ilişkimi sonlandırmak en iyisi. 530 sayfalık, Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi romanının son on üç sayfası - kim, kimdir – diye açıklanan Karışık Dizin bölümüne ayrılmış. O dizin, kitapta hemen hemen kaç tane deli ile karşılaşacağınızın ipuçlarını veriyor size. Kitabın şanına yakışan bir okur olmak umuduyla saymak istedim kaç karakter var diye. Dördüncü sayfada sıkıldım. Sonra internette buldum. Tam 360 karakter. Mesela 3. sayfada tanıştığınız bir karakterle belki elli sayfa sonra tekrar karşılaşınca, ‘’Pardon çıkaramadım.’’ diye düşünmeniz yüksek olasılık. Ama bu romanı okumanızı zorlaştırmıyor. Karakteri nereden tanıdığınız bir şekilde çağrışım yapıyor zaten.
Evet şaka değil, 360 tane karakter yaratmış ve hepsini ete kemiğe büründürmüş Ayfer Tunç. İyi bir yazar elbette ilginç kurgular üstüne oturtmalı romanını, elbette sağlam karakterler yaratmalı, elbette günceli yakalamalı vs. ama gerçekten zeki olmalı. Hele bunca karakterle hemhal olacaksa. İşte o nedenle, kurgusuna, diline hayran olsam da galiba en çok zekasına hayran oldum ben Ayfer Tunç' un bir kez daha. Beş yüz sayfa ve üç yüz altmış karakterle birlikte ülkenin yüz yıllık tarihini, riske girmiş diyebileceğimiz bir olay örgüsüyle yazması da yazarın kendi zekasına güvenini göstermekte.
Okurun karşısına biri oturmuş, günlerce hiç durmadan konuşmuş, laf lafı açmış bir muhabbet tadında roman. O, karşınıza oturan birisi konuştukça, bazen sizin, bazen ülkenin başına gelenler, bir film şeridi gibi geçiyor gözünüzün önünden.
Fakat, Ayfer Tunç' u ilk defa okuyacaklar için çok yanlış bir seçim olur bu kitap. Önce yazarı tanımak, Ayfer Tunç' un, aslında öykü ve romanlarındaki karakterlerini okuyucunun nasıl içselleştirebildiğini ve yazarın anlattığı dönemi nasıl etkileyici bir şekilde detaylandırdığını bilmek gerek.
Aziz Bey hadisesi ile ilgili incelememi de buraya bırakayım. Belki okumak istersiniz. (#33265593)
Cevat Bayhan
Cevat Bayhan Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi'yi inceledi.
530 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Tüm yazdıklarını okuduğum değerli yazar Ayfer Tunç'un ilk basıldığı yıllarda severek, ve beğenerek okuduğum bu güzel ve "değişik" romanını ikinci kez ve yine çok beğenerek ve dahi yine bazı bölümlerinde kahkahalar atarak tekrar okudum.
1000Kitap faaliyeti kapsamında tekrar okumama vesile olan Nephren Ka ve Mathieu Delarue | Cem Єren 'a bir selam çakıp konusu ve kurgusu ile yukarıda tırnak içinde de değişik olarak belirttiğim romanın kısacık değerlendirmesini yapıvereyim dedim.
Art arda anlatılan sıradan insan hikayelerini geriye gidişli gelişli şekilde birbirine bağlarken okurun konunun içinde kalmasını sağlayan ve "sokak dili" ile desteklenen anlatım tarzı yer yer güldüren yer yer düşündüren kara mizahla birleşince gerçekten bir solukta okunan bir metne dönüşüyor. Bazı incelemelerde okuduğum kadarıyla sağlam bir hafıza gerektiğine katılmıyorum. Belki ilk okumamda ben de biraz zorlanmış olabilirim ama seri bir şekilde okunduğu takdirde bu zorluğun aşılacağı kanaatindeyim.
Sağlığım ve ömrüm izin verir ve okunacak onca kitabın arasında kendisine yer bulabilirse ilerde tekrar okumayı düşüneceğim tavsiye edilir bir kitap olarak kütüphanemdeki yerine bırakıyorum.
Umay Han
Umay Han Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi'yi inceledi.
492 syf.
·78 günde·9/10 puan
Survivorship Bias mantığını son tahlilde bana düşündürmüş kitap.

Şahane bir kitap..Ayfer Tunç,2009 ‘da yazmış bu romanını ve 492 sayfa..
Kitabı okurken yer yer ürktüm,duygulandım,kendimi bir toz zerresi kadar kıymetsiz hissettim,tiksindim,dumur oldum,çok aydınlanma yaşadım,öğrendim ama en çok güldüm..Yalnızken kıkır kıkır sesimi duyacak kadar güldüm..

Kitap ,Can yayınlarının da söylediği, kitabı resmedici bilgideki gibi,Türkiye’nin son yüzyılını,önemli siyasi ve toplumsal olayların insan hayatları üzerindeki kırıcı etkilerini,Şehir ve İnsan manzaralarını ilginç bir şekilde bir Ruh hastanesi’nden yola çıkarak zincirleme şekilde anlatan öykü içinde öyküler barındıran ilginç bir roman...
Kitabdaki favori karakterim;Nöropsikiyatr Nebahat Özdamar..Her mesaisinde ,türlü tarifler eşliğinde,ama muhakkak her kek’inin içinde değişmez malzemesi esrarı ekleyip pişirdiği kekleri hemşirelere,hademelere,hastalara ikram edip durması ve tuhaflaşan kafaların söyledikleri,davranışları..Bunu zaten hep sorgulardım da,insanların isimlerinin önlerindeki ünvanları,ruh sağlıkları hakkında cidden yanıltıcı olabilir ve çoğu zaman herkesin önyargıları bu etiketlere takılır..Hayatlarımızı,sevdiklerimizi emanet ettiğimiz,güvendiğimiz ünvan ve kurumların hepsini her seferinde bıkmadan usanmadan defaatle kendimize göre geliştirdiğimiz yöntemlerle ,muhakkak sorgulamamız gerektiği..Mesela bir cafe’de otururken bazen aklıma gelir ve dikkat etmeye başlarım,izlerim,hissederim, çalışan insanların hal ve tavırlarına bakınca mutlu olup olmadığını,nezaketinde samimiyet derecesini ,istediğim kahvenin üstündeki köpüğün tükürük olup olmadığını(bunu her seferinde düşünüyorum malesef)...
Bizim hizmet sektöründe çalışan kesime iş ahlakı ile çoğunlukla bakmadığımızın göstergesi;Garson’a” - Hangisini yememi tavsiye edersiniz? diye yalvaran bakışlarla samimiyet kurup bize mutfaktan bilgi sızdırmasını,ya da garson yerine masayı toparlamaya başlamamızdan belli bence...

Kitabı okurken o kadar çok insan hikayesi okuyorsunuz ki;ünlü beyin cerrahından tutun,bir vekilin aşık olduğu badem gözlü kadına,ordan ilk hâkime hanım ve onun muteber kişiliği ile dokunmuş ağına takılan akrabalarına,ordan yakın tarihimizde yaşanmış Varlık Vergisinin Rumlar üzerindeki kırgınlıklarına ve onlara ihanet eden fırsatçı Türk komşularına,anneliğini, karşısına ne koyarsanız koyun ezilicek diğer tüm erdemleri yaşamak uğruna rezil eden kadınları,her türlü insanı bir kitabın içine sığdırdığını görüyorsunuz ve bu karakterler ile tipleri başarılı bir şekilde anlatabilmiş Ayfer Tunç’a her öykü sonunda şapka çıkarıyorsunuz..

Kitap neden okunmalı derseniz;nasıl bir insan olmak istemiyorum ve bunun için neler yapmalıyım sorusuna sağlam örneklerle cevap bulacağınız bir sürü başarılı,başarısız,mutlu,mutsuz insan öyküleri var..Yani ben ders alayım diye okumadım tabii kitabı ama istemsizce böyle ayyy böyle iğrenç bir insan olmak istemiyorum ya da heba ettikleri ömürlerini ,aslında boş ve gereksiz olduğunu bir takım hırsları,aşağılık kompleksleri,arıza yönleri yüzünden göremedikleri takıntıları,ihtiras ve arzuları yüzünden nasıl da mahvettiklerini gördüğünüz insan hikayeleri okuyorsunuz...
Kitabı zamana yayarak bitirdim beraberinde birkaç kitap okuyarak devam ettim hâla o insan öykülerinin bir gözlemcisi olarak ya hastane koridorunda,ya çalışma masalarının kenarında ya da sokak başında yaşıyorum kitabın içinde..Bunu da öykünün sarmalayıcığı başarısından dolayı Ayfer Tunç’a borçluyum..
Herkese iyi okumalar️
Barış Bakış tam deli değildi, tam akıllı da değildi. Zaten akıllı delinin karşıtı değildi. Deli ya da akıllı olması da Gülnazmiye'nin Barış'a aşık olmasına engel değildi. Aslına bakılacak olursa, dünya tatlısı küfürbaz Zerrin Hemşire'nin dediği gibi, Zaten şu geçmişi boklu dünyada kim akıllı kim deli, hiç belli değildi.
Üstlendiği sorumluluğun büyüklüğünü, görevinin önemini her fırsatta vurgulamazsa, işlerin çok kolay yürüdüğünün sanılmasından, varlığının anlam kaybına uğramasından korkuyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Baskı tarihi:
Ekim 2019
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750722127
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi, inanılmaz bir hızda seyreden, durmadan kendini çoğaltarak gelişen bir roman. Mekân ve zaman sınırı tanımayan, bir ucu 19. yüzyılda, bir ucu günümüzde, yazınsal bir Türkiye panoraması. Şaşırtıcı bir öykünün bittiğinin sanıldığı yerde, okuru olmadık bir öyküyle yeniden afallatan bir “insan manzaraları” kitabı.
Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek adlı kült kitabın yazarı Ayfer Tunç, bu kez, Karadeniz’in küçük bir kentinde denize sırtını dönmüş bir akıl hastanesinden yola çıkarak, akıllara durgunluk veren kişilerin yaşam zincirlerinden müthiş eğlenceli bir roman örüyor. Yalan Yanlış, yaklaşık yüz yıllık bir kesitte, siyasal ve toplumsal dönüm noktalarının insanların yaşamlarında bıraktığı izleri sürüyor.
Yalan Yanlış’ı soluk soluğa okurken, Türkiye’nin bütün hallerini yaşayacak, belki de insanlığın ortak hikâyesiyle yüz yüze geleceksiniz.

Kitabı okuyanlar 1.217 okur

  • RoadNotTaken
  • Hacer BEDER
  • Gökhan Aşkın BEKTAŞ
  • Handan Kılıç
  • Mercan
  • mikromitokondri
  • Cansu
  • Gülsün Uluçay
  • Zehra
  • ceren babur

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.8
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%6.3
25-34 Yaş
%30.4
35-44 Yaş
%43
45-54 Yaş
%13.9
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.1
Erkek
%27.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.5 (178)
9
%25.8 (133)
8
%20.5 (106)
7
%6 (31)
6
%2.9 (15)
5
%2.5 (13)
4
%1 (5)
3
%0.2 (1)
2
%0.2 (1)
1
%0.6 (3)

Kitabın sıralamaları