Bir Delinin Hatıra Defteri

·
Okunma
·
Beğeni
·
24.265
Gösterim
Adı:
Bir Delinin Hatıra Defteri
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059197540
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yason Yayınları
Puşkin' in ölümünden sonra Gogol' un popülaritesi daha da artar. Bu ilgi Gogol' da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı' nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848' de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin' e gider. Moskova' ya geri dönen Gogol, orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 43 yaşında Moskova' da ölür.
109 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
PALTO DA PALTOYMUŞ HA!

Büyük yazar Dostoyevski'nin "Hepimiz Gogol'ün Paltosundan çıktık " dediği o meşhur sözü herkes bilir. Dostoyevski bu sözüyle bence Gogol'ün hakkını fazlasıyla vermiş. Hiçbir övgü yazarın büyüklüğünü bu kadar sağlam anlatamazdı diye düşünüyorum.


Gogol'ün bu güzel kitabı "Bir Delinin Hatıra Defteri" "Palto" ve "Burun" adlı üç hikayesinden oluşuyor. İçlerinde "Palto" hikayesi biraz uzun, diğer iki hikaye ise oldukça kısa. Birbirinden güzel bu hikayelere geçmeden önce yazarın anlatımından biraz bahsetmek istiyorum.


Yazarımızın, eserlerini yazdığı dönem dikkate alınırsa çağının ötesinde yaratıcı bir zekasının olduğunu görüyoruz. Bu yaratıcılık üç hikayesinde de insanı şaşırtacak derecede kendisini gösteriyor. Ayrıca anlatımında öne çıkan bir diğer konu da yazarın mizah ve hiciv yeteneği diyebilirim. Öyleki kitabı başından sonuna kadar tebessüm ile okudum. Çok sevdiğim bir yazar olan Bulgakov'un da mizah ve yergi yeteneğini kimden aldığını Gogol'ü okuyunca daha iyi anladım. Bulgakov kesinlikle Gogol'ün paltosundan çıkmış.


"BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ"
Bu hikayede, sıradan bir memur olan İvanoviç'in, müdürünün kızına aşık olduktan sonra ruh sağlığının bozulup nasıl delirdiği eğlenceli bir dille anlatılmış. Trajikomik olan bu hikayeyi de diğer hikayeleri gibi çok beğendim.


"PALTO"
O meşhur Palto hikayesi. Üç hikaye içinde en uzun olanıydı ve insana "keşke daha uzun yazsaymış" dedirten türdendi.Kitaplar okuruz ve belli bir süre sonra birçoğunun karakterlerini unuturuz. Ama bazı karakterler vardır ki unutulmaz. Mesela Raskolnikov ve Meursault gibi. İşte Palto hikayesinin karakteri de o unutulmayacak olanlardan: Akaki Akakiyeviç. Yalnız diğer karakterlerden farkı silik bir tip olması.
Akakiyeviç de tutunamayanlardan birisi. Karakterimiz yine aşağı dereceden bir memur.Herkes tarafından alay edilen ama işine düşkün çalışkan bir memur. Tek derdi var o da paltosunun eski olması.Tek bir isteği var o da yeni bir paltoya sahip olmak istemesi. Sıradan bir konuya benziyor ama merakkaçıran vermemek adına konuyu burada sonlandırıyorum. Okuyunca Palto hikayesinin neden bu kadar sevildiğini daha iyi anlayacaksınız.


"BURUN"
Kitabın son ve en çok güldüğüm hikayesi Burun'du. Yazarın -yazıldığı dönemi düşünülürse- böyle büyülü ve gerçeküstü bir hikaye yazmasına çok şaşırdım. Konusu oldukça ilginç. Hikaye, karakterimiz Kovalev'in bir sabah uyandığında burnunu yerinde bulamamasıyla başlıyor. Ardından kahramanın, burunsuz dümdüz yüzüyle Petersburg sokaklarında kaybolan burnunu aramasıyla devam ediyor. Baştan sona mizahın eksik olmadığı bir hikayeydi. Gogol bu hikayesinde de Rus bürokrasisini kendine has hicviyle bir güzel eleştirmiş.


Üç hikayede de ortak noktalar ön plana çıkıyor.Karakterlerin üçü de alt dereceden memur. Gogol bütün hikayelerinde devlet sistemini, adam kayırmacayı, adaletsizliği, vasıfsız ve liyakatsiz kişilerin haketmediği yerlere gelmesini igneleyici anlatımıyla eleştirmiş.
125 sayfadan oluşan bu kısa kitabı kesinlikle okumanızı öneriyorum.


"Çarpık bir burna değil, sakat ve sahte bir ruha gülelim."
- Nikolay Vasilyeviç Gogol-
120 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Üç öyküden oluşan kısa bir kitap olmasına rağmen kitaptan çok etkilendim. Belki okulda ödev olarak verilen kitaplara soğuk bakıp beklentimi düşük tuttuğum içinde olabilir tabi. Ama Dostoyevski “Hepimiz Gogol’ün ‘Palto’sundan çıktık.” dediyse boşuna değil bu. Ve kitabı bana hediye etme nezaketi gösteren çok kıymetli dostum da bu kitabı seçtiyse bu da boşuna değil.

İlk öykü, önce neden memur olduğunu, neden zengin olmadığını sorgulayan, sonunda da İspanya kralı olduğuna karar veren bir delinin günlüğünden oluşuyor. Basit insanlar üzerinden oluşturulan bu şahane anlatım ancak hayranlıkla okunur. Belki delileri sevdiğim için de bu karakteri sevmiş olabilirim. Bilemiyorum. Ama hakkını vermem lazım güzel delirmiş. Ben beğendim şahsen. Hem deli hem günlük tutuyor. Hem günlük tutuyor hem köpeklerin birbirine yazdığı mektupları gayet normal karşılayarak okuyor. Hayal gücüne hayran kaldım.. Öykünün sonlarında gördüğü şiddeti anlamlandıramıyor oluşu gözlerimin dolmasına sebep oldu. İçimi bir acı kapladı.

‘Burun’da absürdün sınırlarını daha da zorladığını hissettim. Rus bürokrasisi, sınıf ve kültür farkı gibi konuları böyle absürt bir öykü içinde bile ustalıkla işlemiş.

Son olarakta ‘Palto’.. Silik mi silik bir kalem memuru. Onun hayatı, isteği, amacı sadece yazıları hatasız temize çekmek. Sürekli ve sürekli çalışan, aklı hep işiyle meşgul alt tabakadan bir memur. İş hayatın da yaşadığı aşağılanmalar, alaylar ve hiçbirine aldırmayışının verdiği acı. Hiçbirine karşı koyamayışının verdiği acı. Ve hayatında yapabildiği tek değişiklik o palto. Düşününce Nasrettin hocanın ‘ye kürküm ye’ fıkrasıyla aynı konuyu işliyor gibi görünüyor. Ama Gogol öyle bir kaleme sahip ki Akaki evinden çıkıp lüks bir hayat süren amirinin evine giderken sokakların, kızakların, sokak lambalarının ve evlerin nasıl değiştiğine şahit oluyorsunuz. Daha sonra kaçar gibi evine doğru yola çıktığında kendi mahallesine yaklaştıkça orayı o gece kondular topluluğunu çöle benzetmesi içimi burksada yazarın anlatımına yeniden hayran kaldım. Kitabın en beğendiğim kısımlarından biri de bu birbirine zıt hayatların sergileniş biçimi oldu..

Velhasıl benim beklentimi fazlasıyla karşılayan bir kitap oldu. Keyifli okumalar :)
  • Don Quijote
    8.6/10 (912 Oy)861 beğeni3.776 okunma1.025 alıntı16.705 gösterim
  • Palto
    8.7/10 (1.195 Oy)1.050 beğeni3.339 okunma357 alıntı18.014 gösterim
  • Dörtlükler
    8.8/10 (811 Oy)779 beğeni2.634 okunma1.593 alıntı14.999 gösterim
  • Babaya Mektup
    8.1/10 (917 Oy)890 beğeni2.910 okunma1.400 alıntı18.331 gösterim
  • İtiraflarım
    8.4/10 (640 Oy)616 beğeni2.111 okunma1.532 alıntı14.095 gösterim
  • Martı
    7.9/10 (437 Oy)389 beğeni1.587 okunma404 alıntı9.830 gösterim
  • İvan İlyiç'in Ölümü
    8.4/10 (824 Oy)719 beğeni2.476 okunma651 alıntı14.044 gösterim
  • Dinle Küçük Adam
    8.4/10 (677 Oy)649 beğeni1.797 okunma1.561 alıntı22.681 gösterim
  • Faust
    8.0/10 (605 Oy)536 beğeni2.329 okunma1.716 alıntı22.063 gösterim
  • Kendine Ait Bir Oda
    8.1/10 (933 Oy)904 beğeni3.061 okunma2.501 alıntı28.556 gösterim
64 syf.
·7/10
Kitapta üç öykü bulunmakta,Bir Delinin Hatıra Defteri, Palto ve Burun.Yazar hakkında söyleyebileceğim şeylerden birisi şu ki anlatımıyla okuyucuyu adeta Petersburg sokaklarında gezdirebilir.Betimlemeleri çok kuvvetli.
Bilmediğin bir yere gidersin de çok iyi bildiğin birinin yanına; etrafına bakarken o konuşur, sen bir yandan dinlersin, bir yandan gözün takılır bir yerlere.Gogol ile Petersbug sokaklarında gezmek de öyledir, yolda gördüğü bir adamı anlatırken sana, bir yandan vitrinleri incelersin, bir kadının şapkası ilişir az ileride gözüne, elini annesinin kurtararak kendini özgürlüğe hapsetmiş bir çocuğun kalabalıkta kayboluşunu takip edersin ister istemez.Rusların ve Dünya Edebiyatının'da dediği gibi,ondan sonraki her yazar Gogol'un PALTO'sunun altından çıkmıştır.

Kitaba gelecek olursak güzel ve espirili bir kitap. Gogol çocukluğu ve yaşantısının bilinçaltına işlediğini anlayabiliyoruz.Bir oturuşta bitebilecek olan kitap eğlenceli olduğu kadar, aynı zamanda da bulunduğu dönemin koşullarını eleştiren, hicivli yapıda olan bir eserdir. Kitapta bulunan öykülerde Rus bürokrasisinin işleyişini, Rus toplumunun genel yapısını görebilirsiniz. Akıcı ve sade bir dil kullanılmış.
64 syf.
·Puan vermedi
Harika bir öykü,okurken gülmeden hatta kahkaha atmadan edemiyorsunuz.Deliyi kastederken ironi yaptığını sanıyordum;ama gerçekten de bir delinin hatıra defteriymiş kastettiği zaten kitabı güzel yapan da bu.Gogol yazarken kendini,okuyucuyu,hatta dünyayı ve evreni umursamadan yazmış kendiyle ve okuyucuyla adeta dalga geçmiş,bu rahat,umarsız yazım tarzı çok keyifli,bu tarzı diğer kitaplarında da görmek mümkün ama bu kitabında zirve yapmış diyebilirim.
64 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Gogol, ana kahramanımızın yaşadığı ruhsal sorunları onun bakış açısından sanki normalmiş gibi aktarmış. Yüzümde sürekli bir gülümsemeyle keyif alarak okudum.
120 syf.
Merhaba herkese (:

Yine ben ve kısa bir inceleme .

Kitap 3 kısa öyküden oluşuyor ama bu öyküler size hayat dersi verir nitelikte . Her bir öykünün insana katacak çok şeyi olduğunu düşünüyorum.

İyi Okumalar.
64 syf.
·Puan vermedi
P: "Ben neden memurum? Ben amir de olabilirim. Belki de ben zenginimdir. Ben kral olmalıyım. Ben kralım."
G: "Sevgili dostum Poprişçin, üzülerek söylemeliyim ki sen de bizim gibi alelade bir varlıksın. Bizler soylu(!) sınıfın içine giremeyiz. Sen denedin bunu müdürün kızına yanaşarak, kayın pederimin fakir olması benim salaklığımdır diye düşünerek ama yemedi. Neden? Çünkü zengin kızlar zengin erkeklerle evlenir."
P: "Ama hani zengin kız fakir oğlan diyordun bana?"
G:"Ahmak dostum, o yalnızca Yeşilçam'da olur."
P: "O zaman ben de Yeşilçam'dan birini seveyim?"
G: Hayır Poprişçin. Yeşilçam da bitti. Şimdi diziler var istersen. Bol entrikalı, ahlaksızlarla örülü, aşka ve zenginliğe giden yolda her türlü edepsizliğe göz yumulabileceğini gösteren cinsten. Ne dersin?"
*Poprişçin buna ne derdi bilinmez. Ama bence onun gibi bir karakter çok iyi giderdi bizim dizilere. "Kafayı sıyırmış deli" diye gülerlerdi bizim ahmaklar. Oysaki gülünmesi gereken, Çiftlikbank zihniyeti. Bu kitabı okurken aklıma Tosuncuk geldi nedense. İnsanlar nasıl kısa yoldan zengin olurum da insanlara üstünlük kurarım düşüncesindeler. Bu insanlar toplumu, toplumun zihniyeti de Poprişçinler'i doğuruyor. Kimse keyfinden delirmiyor, kimse keyfinden intihar etmiyor. Yargılamadan önce düşünmeli insan. Neden insan aklı birden uçup gidiyor, neden gencecik yaşamlar toprak oluyor diye.
Neyse kitap hoşuma gitti. Ben yalnızca Bir Delinin Hatıra Defteri'ni okudum ama sanırım kitabın Palto ve Burun hikayeleriyle birlikte çıkan basımları da var. Tiyatro oyununu kaçırdım ama kitap iyi geldi.
Hepimiz Poprişçin'iz!
120 syf.
Burun delikleriyle gören adam; GOGOL

Rusyada edebiyatçılar arasında çok meşhur bir söz vardır: "En uzun burun kimdeyse uzağı en iyi gören odur." derler.

Şimdi siz, ben bu cümleyi söyledim diye cümlede bir mantık aramaya kalkacaksınız. Ama durun.. Yormayın zihinlerinizi, zira hiç bir mantık yok.. :)
Var olan tek şey, Gogol'un yadsınamaz büyüklükteki burnu. Altı üstü büyük bir burun deyip geçmeyin, bir burun nelere kadir bir bilseniz..

Alev Alatlı " Aydınlanma Değil, Merhamet! - Gogol'un İzinde-I " adlı eserinde o büyük, devasa burun hakkında şunları yazmıştır:

"Kendi burnu öylesine büyük, keskin, uzun ve hareketliydi ki, düşünebiliyor musunuz, gençliğinde alt dudağıyla burnunun ucunu yalayabiliyordu! Diyeceğim, bu burun dostumuzun en keskin ve en önemli dış organıydı. Öylesine sivri öylesine uzundu ki, bir enfiye kutusuna ellerinin yardımı olmadan dalabilirdi. Nitekim burun, hikâyelerinin laytmotifi oldu. Kokuları, hapşırmaları, horlamadarı Gogol kadar iyi tasvir eden bir başka yazar bulmak zordur!"

Böyledir işte, o burun daha nelere, nasıl tasvirlere kadirdir anlatmakla bitmez. Örneğin Ölü Canlar'daki Çiçikov'u bir çoğunuz bilirsiniz. Tuhaf adamdır, köy köy kasaba kasaba gezip kendine ölü can satın alır. Eee çiftlik çiftlik gezmek kolay değil, sapı var samanı var. Hele bir de oralarda gezenlerin toza alerjisi var off... Çiçikov'un toza alerjisi var mıdır bilinmez ama o karakteri oluşturan yazarın kocaman bir burnu vardır. Bir baş kahramanı da yazarından bağımsız düşünmek olmaz.. O yüzdendir ki "Çiçikov mendiline sümkürürken trompet sesi çıkarır!" der Ölü Canlar romanında. Ve hatta aynı eserde şöyle bir sahneye yer verir, bir sarhoş diğer bir sarhoşun burnunu testere ile kesmeye kalkar.. Bu kadar da olmaz! demeyin daha neler neler... Bu "Bir Delinin Hatıra Defteri" eserinde 3 muhteşem hikaye var, üçünde de kendini apaçık belli eden burun betimlemeleri var. Şimdi durup düşünsek, burun mu bu hayal ürünlerini doğurdu yoksa bu hayal ürünleri mi bu burunu doğurdu diye, işin içinden çıkamayız. Gogol'u bulup sağından solundan bakıp burnunu bir incelemedikçe ve şu durumda da öyle bir imkanımız olmadığı için hep bir muallakta kalacak bu sorunun cevabı. Ancak şu an net olarak bildiğimiz bir şey var ki, kocaman bir burun, kocaman bir edebiyatçı doğurmuş.. Tabi ona sorsak burun nedir diye dışarı doğru fırlayan, insana ait olmayan komik bir şey, böyle... diye cevap verirdi ki öyle de söylemiştir zaten.

Aynı zamanda Gogol 1820 de başladığı memurluk hayatını 1835te sonlandırıp kendini yazarlığa adamıştır. Ve bu 15 yıllık memuriyet hayatı onun yaşamında derin izler bırakmış, bunu da eserlerine çokça yansıtmıştır. Ayrıca bürokrasiyi tiye alarak yazdığı büyük komedisi "Müfettiş" eseri, büroktatik kesimin büyük tepkisini çekmiş ve onda büyük psikolojik yıkımlara sebep olmuştur. Yaşadığı bu büyük üzüntü ve bunalım sonucu Rusya'yı terk etmek zorunda kalmıştır. Rusya'dan sonra Roma'ya yerleşen Gogol en bilindik eseri olan Ölü Canlar'ı yazmıştır. Ve ardından dostumuz Dosto'dan duyduğumuz "Hepimiz Gogol'un Paltosundan Çıktık" sözünde geçen Palto eserini yayınlar. Sıradan insanların günlük yaşamlarını, acılarını, yoksulluklarını yansıtan ve dönemine damgasını vuran bu eser de yine ne yazık ki zengin, soylu ve bürokratik kesimin tepkileriyle karşılanmıştır. Halkın durumunu yansıtmaya çalışırken bir anda halkına ihanet eden adam konumuna düşmüştür Gogol.

Tam da bu zamanlarda Rusya'dan acı bir haber gelir, en büyük idolü Puşkin ölmüştür. Bu onu derin bir kedere sürüklerken aynı zamanda daha çok göze çarpmasına sebep olmuştur.
Peki bu durumun eserlerine ne gibi bir yansıması olmuştur? Ayrıntıya girmeden hemen ufacık bir tahlil yapalım:

Kitapta yer alan burun hikayesinde başkahramanımız bir sabah kalkar, yüzünü yıkar ve burnunu yerinde göremez. Ve sokakta yürürken bir de bakar ki burnu memur kıyafetleri içinde karşısındadır. Buruna utana sıkıla yaklaşır ve: "Pardon bayım siz benim burnumsunuz." der Memur kıyafetleri içinde burun kendisinin ona ait olmadığını söyler ve oradan uzaklaşır. (Kitaptaki cümleleleri aynen aktarmadım, tırnak içini kendim yazdım. Orjinalinde geçen diyaloğu siz okuyunuz. :) )

İşte böyle Gogol'un memnuniyetsiz geçen memurluk hayatı ve kendine ait hissetmediği koca burnunun eserine/eserlerine yansıması.

Hayatının son dönemlerinde Filistin'e kutsal toprakları ziyarete eder. Bu ziyaret sonucunda dine karşı ilgisi artar ve Rus halkına yeni bir yol gösterme, vizyon olma gibi misyonlar edinir. Bu esnada Ölü Canlar'ın ikinci cildini yazar, ancak kendini aşırı dine vermesiyle uzun süren açlık grevleri yapar. Doktorlar aklını yitirdiğini söylemeye başlamışlardır. Kendini ve eserlerini değersiz görmeye başlamasıyla Ölü Canlar'ın ikinci cildinin bütün el yazmalarını yakarak imha eder. Aradan 10 gün geçer, Gogol 43 yaşındadır ve hayatı son bulur...

43 yaşında ölmesine rağmen Rus edebiyatına yön vermiş, Dostoyevski gibi büyük edebiyatçıların izini sürdüğü büyük bir çığır yaratmıştır.

Bu eserinde çokça bahsettiğim 3 tane hikayeye yer veriyor Gogol, 'Bir Delinin Hatıra Defteri, Burun ve Palto. Her eserinde de tüm bahsettiğim özelliklerinden izler görüyoruz ve tüm akıcılığıyla kitap sizi içine çekiyor. Okumadıysanız eğer fazla bekletmeyin derim.

Keyifli okumalar dilerim.
158 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Gogol'un daha önce hic kitabini okumamistim. Ama bu kitaptan sonra diğerlerini en kısa zamanda okunmaya karar verdim.

Dili akıcı, sıkılmadan okuyorsunuz. Kitap içine çekiyor sizi. Ayrıca Gogol amcamizin "dedik ya...,ama daha önce okurların bu olağanüstü adamı tanıması gerek..." vb. cümleler ile bizimle konusuyormuşcasina yazmış olması kitabi daha da akıcı ve anlaşılır kılmış

Gelelim kitabin konusuna...kitabı üç bölümden, hikayeden oluşuyor. İlk hikayede kurşun kalem ucu açmakla görevli bir memurdan bahsediyor. Zaten diğer iki hikayeye gore ilk hikayemiz kısa.

İkinci bölümde İvan İvanoviç ile İvan Nikiforovic arasında gecen bir olaydan bahsediyor. Bu bölümdeki karakterlerin cogunun soyadı "ovic" ile bitiyor. Sanırım hepsi uzaktan da olsa akraba :) Bir de bu bolumun bir bolumunu okurken "hayvan çiftliği" kitabini animsadim.

Ve gelgelim üçüncü ve son bolum; bir ressam ve bu ressamın vucunda hayat bulmuş insanlığın hırsları anlatılmış bu bölümde -hatta hirsadan daha fazlası, açgözlülügumuz, güzeli görmeyip kötüyü güzel gösterme cabalarimiz, daha neler neler..-bence kitabin en can alici bölümü bu bölüm.

Biraz daha yazarsan kitabin hepsini anlatacagim. O yüzden incelemenin satırlarına son veriyorum. Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim. (Mektup sonu gibi oldu...olsundu, gece gece mektup'u hatırladık işte. Çok önceleri ne de güzel
alışkanlıklarımız varmış :) )

Bu kitabı da mutlaka okuma listenize alin derim.
Kitapla kalın sevgili okurlar....;)
64 syf.
Gogol’un silik tipleri ve aristokrat kesimi işleyişine hayranım. Absürd komediye ironiye dönüyor. Konuyu işleyişi üslubu öyle etkileyici ki hepsi insanı düşündürüyor. Ben neden memurum ki özellikle de kalem memuru neden? İvanoviç deli mi gerçekten diye soruyorum deli evet :) ama tabi Gogol’un anlattığı deli değil. Yine ironi yine eleştiri. Kendini İspanya kralı zanneden bir delinin günlüğü. Yine memur yine hor görülüyor eziliyor. Hayata kısa neşeli bir mola gibi. Bitiyor ve yüzünüzde hala bir tebessüm. Gogol a bir kez daha hayranlık duyuyor insan. Kültür ve sınıf çatışmaları ana temamız çoğu öyküsünde olduğu gibi. Olağandışı absürt bir kurguyu sanki olağan bir durummuş gibi anlatmış. Bu da Gogol’un ustalığı. Keyifli okumalar.
64 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
"Bir Delinin Hatıra Defteri"ndeki kahramanımız İvanoviç, bir büroda en alt seviyede çalışan memurdur. Gogol öyküyü İvanoviç'in yazdığı günlükler şeklinde anlatıyor. Gogol, toplumun İvanoviç'e bakışı ve İvanoviç'in çevresindeki insanlarla ilişkisini anlatırken dışlanmış bir insan tipini sergiliyor. İvanoviç çalıştığı bürodaki Şube müdürünün kızına karşı platonik bir aşk besliyor. "Zengin kız fakir oğlan" diyebileceğimiz şekilde gelişen bu durum anlatılırken, toplumsal sınıf farklılığının İvanoviç'te meydana getirdiği ezilmişlik duygusu üzerinde duruluyor. Basit ve fakir bir kişi olmak, bu sebeple hakkını arayamamak, hor görülmek İvanoviç'in ruh sağlığını her geçen gün biraz daha bozuyor. Bunun yanında Gogol, İvanoviç'in yoğun hayal dünyasının deliliğe evrilişini anlatırken, okura delilik ve uçarı hayaller arasındaki sınırı da hissettiriyor. Yani okurken insan yer yer "bende mi deliyim" sorusunu soruyor kendine. Velhasıl İvanoviç'ten çok farklı değiliz, delirebiliriz, adamı zorla deli ederler. İyi okumalar.
64 syf.
·3 günde
Tutku Yayınları / 1. Baskı / Derya Öztürk / 60 sayfa / Sadece Bir Delinin Hatıra Defteri hikayesi
Kitabın künyesiyle başladım çünkü bu kitap bir çok yayınevi tarafından bu isimle fakat içerisinde birkaç öyküyle beraber de basılıyor. İncelemelerde gördüğümüz gibi. "Üç hikayeden oluşuyor, dört hikayeden oluşuyor vs." Aslında kitap farklı edisyonları da ekli siteye ama okurlarımız okudukları ya da inceledikleri kitabı eklerken pek özenli davranmıyor anlaşılan.
Kitaba gelelim, zengin patronunun güzeller güzeli kızına vurulan adamımız, zaten biraz kıt olan aklını daha da yitiriyor. Kendini İspanya Kralı falan zannetmeye başlıyor garibim. Yazık. Tabi bu birden olmuyor zaten adam ezilip duruyor, platonik aşk, üstüne kızın evleneceğini duyunca da... Neyse işte onun günlüğünü okuyoruz kitapta. Gogol yine trajikomik bir öyküyle toplumda makam ve mevkiden doğan sınıf farklılıklarını ve sonuçlarını önümüze seriyor.
Dünyada [...] neler oluyordu, neler! Mesela işittiğime göre, İngiltere'de bir balık sudan sıçramış ve tuhaf lisanla iki sözcük söylemişti. Bilginler tam üç yıldır bu iki sözcüğün anlamını çözmeye çalışıyordu. Ne var ki, henüz bulabildikleri bir şey yoktu. Yine gazeteden okuduğum bir habere göre, iki inek bakkala girip yarım kilo çay istemişti

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Delinin Hatıra Defteri
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059197540
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yason Yayınları
Puşkin' in ölümünden sonra Gogol' un popülaritesi daha da artar. Bu ilgi Gogol' da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı' nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848' de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin' e gider. Moskova' ya geri dönen Gogol, orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 43 yaşında Moskova' da ölür.

Kitabı okuyanlar 2.534 okur

  • Yunus Kayhan
  • Semra özcan
  • Aynur Bozkurt
  • Çağrı kantarcı
  • Devran
  • Merve Turğut
  • Havva Öğmen
  • SayınKıhrı
  • Ela
  • Ahmet

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1 (7)
9
%1.2 (8)
8
%1 (7)
7
%0.7 (5)
6
%1.5 (10)
5
%0.1 (1)
4
%0
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları