Bir Ekolojistin Not Defteri

·
Okunma
·
Beğeni
·
117
Gösterim
Adı:
Bir Ekolojistin Not Defteri
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752498761
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yeni İnsan Yayınları
Ege, Türkiye'nin doğa tahribatında en çok acı çeken, mücadeleye ilk başlayan ve başı çeken bölgesi. İzmir, bu mücadeleyi veren insanları buluşturan, onlara ilham veren şehir. Yazarımız Ahmet Soysal, İzmir'den, Ege'den yükselen etkili bir haykırış. İnsan merkezli bakış açısıyla, zaten insanların meydana getirdiği problemleri çözmek mümkün değil. Bakış açımızı değiştirmek, dayanışmak için daha incelikli düşünmeli, durup kuşbakışı bakmayı yeniden denemeli ve omuz omuza vermeliyiz. Ahmet Soysal yazıları ve etki alanıyla bunu mümkün kılan, çok değerli bir kalem. Bugün Ege'nin sesine Karadeniz, Akdeniz ve tüm Anadolu kulak kesilmeli. Çünkü artan termik santraller, siyanürlü madenler, hesler, resler, planlanan nükleer santraller ve daha niceleri ile iklimi tetikleyen, tarımı toprağı bitiren, hiç durmadan itişen bir güruhla karşı karşıyayız. Köyde, kırda, kentte öğrencilerden emeklilere kadar gittikçe büyüyen bir toplumsal muhalefet direniyor ve önünde sonunda kazanmak zorunda. Çünkü gideceğimiz ne başka bir gezegen var ne de başka bir memleket var. Soluduğumuz hava, ekip biçtiğimiz tarlalar, içtiğim sular kirletilirken, köşemizde oturup seyretmeyeceğiz. Yazarak, çizerek dayanışma içinde sözümüzü söyleyip, haklılığımızı takip edeceğiz. İyi ki Ahmet Sosyal gibi onurlu insanlar var. İyi ki İzmirliler var, umut saçan Egeliler var.
164 syf.
·4 günde·4/10 puan
Bir internet sitesinde sıfır atık ve çevre kirliliği ile ilgili yazılar kaleme almaya başladığımdan beri, bu konularda yazılmış kaynak kitapları daha fazla okur oldum. Bilmediğiniz bir konuda yazamazsınız, değil mi? Yazılarımı merak edenler için:
https://www.uplifers.com/author/cagla-akman/

Bu kitap Türkiye'de, özellikle de Ege Bölgesinde çevre tahribatının ve çevre koruma ile ilgili (olmayan) politikaların durumunu anlattığını vaat ediyor. Ancak bu doğru değil. Kitabın yazarı bir gazetede "Bir Ekolojistin Not Defteri" başlığı altında Türkiye'de olup biten güncel çevre sorunlarını ele alan köşe yazıları yazıyormuş. Yazılar çok sevilmiş, bunlar da "gel güzel abim bu yazıları bir araya getirip kitap diye basalım" demişler. İyi de, yazılar artık güncel değil? Çıkarılan yasa tasarıları, Gökova'da inşaatına başlanılan termik santraller, Bodrum'da kundaklanan ormanlık alana yapılan oteller, bunların hepsi geride kaldı bile. Her gün yenisi basılan süreli bir yayın için hazırlanan bu yazılar köşe yazısı olarak değerli, kitap olarak değil.

Kitabı okuduğum süre boyunca beni en çok rahatsız eden bir diğer konu da, kitapta, yazıların yayınlandığı tarihlerin belirtilmemiş olması. Paris Anlaşması ile ilgili bir yazı yazmış mesela. Paris Anlaşması 2015'te kabul edildi. Bu yazı anlaşmadan kaç yıl sonra yazıldı, okuyucunun hiçbir fikri yok. Avrupa'da güneş panelleri ve rüzgar tribünlerinden elde edilen elektrik enerjisi ile Türkiye'de bu kaynaklardan üretilen elektrik enerjisini karşılaştırmış. Yüzdeler, oranlar, bu iş için ayrılan bütçeler sıralanmış. Bu veriler hangi yıla ait? Okuyorum ama hepsi havada kalıyor, büyük eksiklik.

Nitekim, bu yazıların kaleme alınmasının üzerinden ne kadar zaman geçti bilmiyorum (yazmamışlar) ama bu kitap yakın zamanda güncelliğini bütünüyle kaybedecek. Belki de çoktan kaybetti. Dolayısıyla, değerini kaybedecek bir esere boşuna para vermeyin derim. Türkiye'nin çevre kirliliği durumunu merak ediyorsanız TEMA ile, Greenpeace ile irtibata geçin, içinde bulunduğumuz son durumu öğrenin, oralara gidip oralarda yaşayan halk ile konuşun. Kendiniz görün.
164 syf.
Çevre bilincinin gelişmesi, son 15 20 yıl içerisinde Türkiye Cumhuriyeti çoğunlukla olmak üzere Dünya ile ilgili de yapılan analizlerin yer aldığı bu kitabı çok beğendim. Yazarın daha önce köşeyazılarında yazdıklarının kitaplaştırılmış hali bu kitap. Okurken aynı zamanda hüzünlendim. Siyasilerin hiçbir çevre bilinci yok gerçekten. Sadece para üzerine kurulu düzene yerleşiyorlar ve daha sonra gidiyorlar. Toplum içerisinde de bu bilincin fazla olduğunu düşünmüyorum. Ülkemin adına üzgünüm. Ne çevre ne sağlık umurunda değil kimsenin.
Greenpeace'in izlediği politikaların ilerleyen zaman içinde ekolojik çizgiden uzaklaştığını, ayrıca bu örgüt tarafından yürütülen eylem türlerinin de yetersiz olduğunu iddia eden Paul Watson, bir grup arkadaşı ile beraber kurucusu olduğu bu örgütten ayrılarak 1977'de önce Kanada'da Earth Force Society'yi, 1981'de ABD'nin Oregon kentinde Sea Shepherd (Sea Shepherd Conservation Society-SSCS) kurdu.

Örgüt adından da anlaşılabileceği gibi, denizlerdeki doğal yaşamın koruması için çalışmayı hedefledi. Özellikle yasa dışı yunus ve balina avcılığını önlemek için Paul Watson ve arkadaşları büyük çaba gösterdiler. Büyük özveri ile yaptıkları, bazılarına oldukça sert gelen eylemlerle balina avcılığını önemli ölçüde engellediler ve dünya üzerinde yaşayan bu en büyük memelinin soyunun tükenmesini önlediler.

...

Sea Shepherd, bugün de tam bağımsız bir çevre örgütü olarak denizlerdeki doğal yaşamın korunması için yaptığı mücadeleyi artan bir kararlılıkla sürdürüyor. 6 yaşındaki genç Watson, gönüllülerle birlikte güney kutbunda balina avcıları ile savaşmaya devam ediyor. Örgütün tek gelir kaynağı kurulduğu ilk günde olduğu gibi bugün de gönüllü bağşları, kitap ve hediyelik eşya satışları.
Ahmet Soysal
Sayfa 25 - Yitik Ülke Yayınları
ÇED yönetmeliği ilk çıktığı zaman eksikleri olan ve geliştirilmesi gereken teknik bir yönetmelikti, özellikle de sağlık etki değerlendirmesi (SED) boyutu hiç yoktu. Ama değişiklikler geliştirici yönde değil adeta yönetmeliği ortadan kaldırıcı yönde yapıldı.
Ahmet Soysal
Sayfa 21 - Yitik Ülke Yayınları
Büyük çoğunluğumuzun ülkemizin sürekli değişen değiştirilen gündemi içinde unuttuğu bir tehdittir asbest.

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) listesinde "kesin kanserojen" olarak tanımlanan asbestin neden olduğu sağlık sorunları üç ana başlıkta toplanabilir. Akciğer kanseri, akciğer zarı kanseri (Mezotelyoma), kanser dışı ağır ve ilerleyici akciğer hastalığı ( Asbestosis). Yıllar içerisinde asbestin korkutucu sağlık etkilerinin ve özellikle kanserojen özelliğinin anlaşılması kullanımını sınırlandırmış ve yasaklanmasına neden olmuştur. Asbeste bağlı sağlık etkilerinden korunmada en önemli konu ise maruz kalımın önlenmesidir.
Artık bilmeyenimiz kalmadı, ülkemiz tükettiği elektriğin yaklaşık %34'e yakınını kömürlü termik santrallerden elde ediyor. Üstelik tüm dünyada fosil yakıtların geleceği tartışılırken ülkemizin gelecekteki enerji politikalarını belirleyenler sekseni aşkın yeni kömürlü termik santral kurmayı planlıyorlar, hatta bazıları planlama aşamasından çıkıp yapım aşamasına bile geçti.

Türkiye 480 milyon yon CO2 eşdeğeri sera gazı emisyonu ile dünyada ilk yirmi ülke içinde, kişi başı yıllık sera gazı emisyonlarımız 6 tonu geçti.

...

Üstelik tüm bunların bilim insanlarının özgürce tartışmasına da izin verilmiyor, tartışmak isteyenler baskılara uğruyor, en hafif tabiri ile azarlanıyorlar.
Ama bilimsel gerçekler, azarlama ve susturulma ile ortadan kaybolmuyor. İşte herkesin bildiği bir gerçek; Türkiye'nin kömür yataklarının tamamına yakın bölümü kalitesiz linyit yakıtlarından oluşuyor, düşük kalorili, zor yanıyor, yüksek kükürtlü hava kirliliğine neden oluyor.
Ahmet Soysal
Sayfa 99 - Yitik Ülke Yayınları
Plastiğin bulunması XIX. yüzyılın ikinci yarısına, naylonun bulunması 1930'lu yıllara dayanıyor, aslında sadece tekstil sanayi için 'suni ipek' yapılmak isteniyordu başlangıçta. Ama bu kolay üretilen, ucuza mal olan, büyük karlar getiren sentetik malzemeler kapitalist sistemin çok hoşuna gitti ve doğa, çevre, insan ve diğer canlıların yaşam hakları düşünülmeden her alanda kullanılmaya başlandı.

XX. yüzyılın ikinci yarısında kullanımı gitgide artmaya başlayan bu sentetik maddelerin bize, doğaya, ekosistemler üzerinde yarattığı tehdide ilk dikkat çeken ekolojist Murray Bookchin oldu. 1962'de yayımladığı "Sentetik Çevremiz" (Our Synthetic Environment) isimli kitabı ile tehlikeye toplumun dikkatini çekmeye çalıştı, ancak bunda o dönem için başarılı olamadı, plastik, naylon artan bir hızla ve miktarla yaşamımızın her alanına girdi.
Ahmet Soysal
Sayfa 71 - Yitik Ülke Yayınları
Eğer bugün Pamukkale travertenlerini eski beyaz güzelliğinde görebiliyor, çocuklarımıza gösterebiliyorsak bu, kararlı kampanya ve bu kampanyayı yürüten bir avuç ekolojistin sayesindedir.

Eğer biz gitmezsek, biz bir talep yaratmazsak, vahşi kapitalizm durabilir ve yol, beş yıldızlı otel vs. yapmaktan vazgeçebilir.
Ahmet Soysal
Sayfa 51 - Yitik Ülke Yayınları
Rainbow Warrior, yani Gökkuşağı Savaşçısı'nı tanımayanımız yoktur. Greenpeace ( Yeşil Barış ) örgütünün en az örgüt kadar tanınmış gemisi. Ama pek azımız, bildiğimiz bu geminin aslında ikinci Gökkuşağı Savaşçısı olduğunu, ilkinin 10 Temmuz 1985 tarihinde Fransız gizli teşkilatı tarafından batırıldığını hatırlar veya bilir.

1955 yılında basit bir balıkçı gemisi oalrak inşa edilen ilk gemi 1978 yılında gönüllülerin yaptığı küçük bağışların toplanması ile Greenpeace tarafından satın alındı ve yenilendi. O YIllar soğuk savaş yıllarıydı ve bu dönem, nükleer silah denemelerinin yer altında, deniz altında veya asmosferde nükleer teknolojiye sahip ülkeler tarafından -birbirlerine gözdağı vermek için- sürdürülen bir dönemdi. Greenpeace ve onun simgeleşmiş gemisi Gökkuşağı Savaşçısı, nükleer denemelerin durdurulması için olanca gücü ile savaşıyordu.

Fransa'nın Pasifik Okyanusunda yaptığı nükleer bomba denemelerini protesto amacıyla gemi ve Greenpeace aktivistleri Yeni Zelanda'ya geldiler ve Gökkuşağı Savaşçısı 1985 yılının 10 Temmuz günü Yeni Zelanda'nın Auckland limanından hareket etmeden birkaç gün önce, Fransız gizli servisinin ajanları tarafından altına patlayıcılar yerleştirilerek batırıldı. Bu olay sonucu Greenpeace fotoğrafçısı Fernando Pereira boğularak öldü. Yeni Zelanda polisinin araştırmaları ve kamuoyu baskısı sonucu, dönemin Fransa başbakanı Fabius, ajanlarının "Emir doğrultusunda hareket ettiklerini" kabul etti ve Fransız ajanları uluslararası mahkemede suçlu bulundu.
Ahmet Soysal
Sayfa 17 - Yitik Ülke Yayınları
"Benim günahım orada, suyumu, köyümü, ormanımı korumaktı, sonuna kadar da koruyacağım. Kimsenin bizim yaşantımızı elimizden almaya hakkı yok."
Ahmet Soysal
Sayfa 15 - Yeni İnsan Yayınları
Su temel İnsan hakkıdır, ülkemizin su politikasızlığının süratle masaya yatırmak gerekiyor, üniversiteyle, meslek örgütleriyle, merkezi ve yerel yönetimi ile. Yoksa Kaliforniya'da bazı yerleşim bölgelerinin yaşadıklarını yaşamamız yakın, hem de çok yakın.
Ben yakın gelecekte bulaşık suyunu saklayıp tuvalete dökmek istemiyorum, kimsenin de dökmek istediğini düşünmüyorum.
Ahmet Soysal
Sayfa 129 - Yitik Ülke Yayınları
Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) resmi rakamlarına göre günümüzde 2,1 milyar insanın yaşadığı konutlara su verilemiyor. Bu insanların 263 milyonu suya erişim için en az 30 dakikalık mesafelere yürümek zorunda kalıyor. Daha da kötüsü 159 milyon insan yüzey sularını hiçbir ön işlemden, arıtmadan geçmeden tüketmek zorunda kalıyor.
Ahmet Soysal
Sayfa 127 - Yitik Ülke Yayınları
Gezegenimizi yaşatmak için, sağlığını korumak için öncelikle kömürden başlayalım mı? Kömür madenciliğinin ticaretinin vs. yasaklanması için var mısınız kavgaya?
Yoksa hiçbir anlamı kalmayacak yakın bir gelecekte.
Ahmet Soysal
Sayfa 117 - Yitik Ülke Yayınları
Şimdi yeşil yollarla birbirine bağlanıyor o güzelim yaylalar. Bunun için yüzlerce ağaç kesiliyor, milyonlarca metreküp hafriyat yapılıyor, jeolojik yapı bozuluyor, ekosistemler onarılamaz bir şekilde tahrip ediliyor.
Peki, ne uğruna?
Yayla turizmi için...

Bugün yöneticiler kabul etmiyor ama yollardan sonra sıra yeşil bağrına saplanmış bir hançer gibi beş yıldızlı otellere gelecek, tıpkı Muğla'nın Pina Yarımadası'nda yanan ormanı bir yıl içinde yeniden ağaçlandıracağız deyip, yerine beş yıldızlı otel inşaatına izin verdikleri gibi!
Ahmet Soysal
Sayfa 51 - Yitik Ülke Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Ekolojistin Not Defteri
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752498761
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yeni İnsan Yayınları
Ege, Türkiye'nin doğa tahribatında en çok acı çeken, mücadeleye ilk başlayan ve başı çeken bölgesi. İzmir, bu mücadeleyi veren insanları buluşturan, onlara ilham veren şehir. Yazarımız Ahmet Soysal, İzmir'den, Ege'den yükselen etkili bir haykırış. İnsan merkezli bakış açısıyla, zaten insanların meydana getirdiği problemleri çözmek mümkün değil. Bakış açımızı değiştirmek, dayanışmak için daha incelikli düşünmeli, durup kuşbakışı bakmayı yeniden denemeli ve omuz omuza vermeliyiz. Ahmet Soysal yazıları ve etki alanıyla bunu mümkün kılan, çok değerli bir kalem. Bugün Ege'nin sesine Karadeniz, Akdeniz ve tüm Anadolu kulak kesilmeli. Çünkü artan termik santraller, siyanürlü madenler, hesler, resler, planlanan nükleer santraller ve daha niceleri ile iklimi tetikleyen, tarımı toprağı bitiren, hiç durmadan itişen bir güruhla karşı karşıyayız. Köyde, kırda, kentte öğrencilerden emeklilere kadar gittikçe büyüyen bir toplumsal muhalefet direniyor ve önünde sonunda kazanmak zorunda. Çünkü gideceğimiz ne başka bir gezegen var ne de başka bir memleket var. Soluduğumuz hava, ekip biçtiğimiz tarlalar, içtiğim sular kirletilirken, köşemizde oturup seyretmeyeceğiz. Yazarak, çizerek dayanışma içinde sözümüzü söyleyip, haklılığımızı takip edeceğiz. İyi ki Ahmet Sosyal gibi onurlu insanlar var. İyi ki İzmirliler var, umut saçan Egeliler var.

Kitabı okuyanlar 10 okur

  • Selin Boyacılar
  • Kübra Kılıç
  • İremsu Demir
  • Deniz
  • Serkan Özdemir
  • Koray Bakaner
  • Çağla Lotinac Akman
  • Gurme_okur
  • M.eris
  • Dila.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%33.3 (1)
8
%33.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%33.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0