Bir Facianın Hikayesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.399
Gösterim
Adı:
Bir Facianın Hikayesi
Baskı tarihi:
Ocak 1981
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
2212113
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Umran Yayınları
KİTABIN ÖNSÖZÜNDEN: Zavallı şair… Bülbül hamûş, havz tehî, gülsitan harab diye inliyordu. Ne bülbül kaldı, ne havz. Toplum zıvanadan çıkmış. Cinayet cinayeti kovalıyor. Akıl susmuş ve mefhumlar cehennem! Bir raks içinde tepinip duruyor. Sloganlar yönetiyor insanları. İdeolojiler yol gösteren birer harita değil, idrâke giydirilen deli gömlekleri. Aydın dilini yutmuş; namlular konuşuyor. Bir kıyametin arifesinde miyiz acaba? Dünyayı Şeytan mı yönetiyor? Düzeni büyücüler mi bozdu? Bu kördüğümü çözecek İskender nerede?

 
168 syf.
·Beğendi·8/10
İletişim yayınları kitabın baskısının bir daha olmayacağını açıklamıştı.
Bu açıklama dikkatimi çekmişti ve okumak için fırsat kolladım açıkçası.

Nasıl bir kelime hazinesidir bu, okudukça mutlu oluyor ve imreniyorum.
Kitabımıza gelince isminden de anlaşılacağı üzere bir facia, buhran, yıkımın kitaplaşmış hali diyebiliriz. 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başları dünyanın siyasi, ekonomik halleri ivedilikle yazar tarafından anlatılıyor.

Beni en çok etkileyen açıkçası Sultan Abdülhamid hanın yaşamış olduğu sıkıntılar. Üç tarafı denizle dört tarafı düşmanla çevrili devletimiz için yaptığı mücadele takdire şayan. Yazarımız en güzel şekilde anlatmış. :

Abdülhamid katiyen zalim değildi. Adına ve hatırasına eklenen “Kızıl Sultan” lâkabı tarihin en büyük yalanı. Boğdurulup yok edilen devrimci talebeler masalı yalan, çuvallara dikilip Boğaz’ın sularına atılan saraylı kadınlar hikâyesi yalan! Tam tersine... Abdülhamid şiddetten nefret ederdi. Tahammül edemezdi kan akmasına, maddî eza duyardı. Nefret ederdi darağacından. Affetme salahiyetini her vesileyle kullanırdı.

Kitabın bir diğer özelliği de günümüzde kullanılan birçok tanımı bünyesinde barındırması. Geçmişte yazılmasına rağmen günümüz toplumsal olaylarına ışık tutan bir başyapıt.

Cemil Meriç kimine göre soğuk bir yazar gibi görüneblir.
Fakat adeta zihni bir ayaklı kütüphanedir.
168 syf.
·Puan vermedi
Cemil Meriç'in dünyasında kölelik hiçbir zaman var olmadı sanırım, Eskiden servetin asıl kaynağı siyasi idi. Ve evet kitapta da belirtildiği
gibi şimdilerde ise sloganlar yönetiyor insanları. İlk bölümlerde Avrupa’nın son iki yüz yıllık tarihinden iki ana başlık işlenmiş: Anarşizm ve Terörizm. Bu iki konu toplu bir bakışla Avrupa üzerinden analiz ediliyor. İsimler, kitaplar, fikirler… Her bir sayfa, birer aydınlanma belgesi.
168 syf.
·6 günde·7/10
Cemil Meriç, toplumumuzdaki en önemli mütefekkirler arasında yerini almış hem ulusal hem evrensel fikirleri okuyarak, araştırarak öğrenmiş bu uğurda 38 yaşından sonra görme yetisini kaybetmiş mümtaz bir fikir adamı. Ancak göremiyor olması onu araştırma, inceleme ve bildiklerini fikir süzgecinden geçirerek yazma noktasında engellememiştir.
O, hayatı boyunca irfan dünyamızı aydınlatan pek çok eser kaleme almıştır. Bunlardan biri de artık basımı yapılmayan Bir Facianın Hikayesi adlı eseridir. Meriç bu eserinde özelde insanın genelde dünya üzerindeki toplum ve milletlerin çıkarları doğrultusunda sabit fikirlerle hareket etmelerini, kendilerince benimsenmeyen fikirlerin irdelenmeden toptan reddedilmesini veya benimsenen fikirlere körü körüne bağlı kalınmasını eleştirir. İnsanları tefekküre çağırır. Kendinden olmayana hayat hakkı tanımayan bir düzeni, fikir ve ideolojilere saplantı noktasında bağlılığı insanlığın faciaya sürüklenişi olarak ifade eder ve bu facianın hikayesini dünyadaki ve Osmanlı Devleti'ndeki son iki yüz yıldır yaşananları gözler önüne sererek daha somut hale getirir.
Meriç insanları yönetenin fikirler değil sloganlar olduğunu, ideolojilerin yol gösteren birer harita değil idrake giydirilen deli gömlekleri olduğunu belirterek günümüzde de varolan anarşizm, terör, ihtilaller ve şiddet gibi sorunları doğu-batı ekseninde irdeler. Toplum bir cinnet halindedir. Anomi yani şuursuzluk, çürüyüş ve çöküş karşısında oluşturulan mefhumlar, insanların sorunlarına çözüm olmak bir tarafa belirsizlikleri, farklı algılanmaları ve aldatıcı olmaları sebebiyle bu sorunların daha fazla artmasına sebep olmuştur.
İnsanlığın hırs ve tamahı bir ekonomi çağını başlatmış bu süreçle birlikte insanlar kabul gören ekonomik sistemin çarkları içinde her geçen gün benliğini yitirerek mavera inancından biraz daha uzaklaşmış mukaddesatlarından koparılmış maddi hazlarının esiri olmuş ortak şuur kaybolmuş ve düzenin kölesi haline gelmiştir.
Kapitalizm bu sistemlerden biridir ve batı medeniyeti kendi refahı ve mutluluğu adına hammadde sağlamak ve ürünlerini pazarlamak için bir sömürü düzeni oluşturur ve dünyadaki güçsüz ülkeleri kolonileştirir. Varlığını sürdürebilmek adına da her türlü cebir ve şiddeti mübah sayar. Barış, ticaret hürriyeti ve ihtiyacı olan ülkelere kredi temin edilmesi gibi kulağa ve gönle hoş gelen söylemlerle yoksul ülkeleri ustaca borçlandırarak kendine râm eder. Sanayileşme ve üretimin artmasıyla birlikte köyler gittikçe boşalır şehirlerde nüfus artar aileler dağılır büyük işletmelerin bünyesinde çalışan yığınlar işçi sınıfı diye bir sınıf oluşturur ve ekonomi hayatı düzenleyen tek etken haline gelir.
Meriç üç farklı yoldan aynı feci akıbete sürüklendiğimizi belirterek bunları şu şekilde sıralar.
*Entellektüalizasyon: Ruhun inisiyatifin, hürriyetin ve dilediğimiz gibi hareket etme kabiliyetinin bir yana itilişi. Karar muhtariyetini kaybettik. Karşılaştığımız her durumda ne yapacağımız önceden belli. Bir emirler ve yasaklar ağı ile kuşatılmışız. Bir sistemin parçasıyız. Ferde kılavuzluk eden gönül değil, kendi dışında bir kafa. Bir işletmeye giren herkes ruhunu vestiyere bırakıyor. İnsanın gerçekten insan olduğu bir medeniyet sona ermiştir artık. Emeğin mahiyeti değişmiştir.
*Materyalizasyon: Günümüz insanı bir makinadır, daha doğrusu makinanın bir parçasıdır,
*Egalizasyon: Yaşayış şekillerimiz baştanbaşa yeknesaklaşıyor. Çağımızın vebası, bu yeknesaklaşma. Üçü de aynı hastalığın belirtileri: Rasyonalizasyon.
Ekonomi çağı, sınıfları ve sınıf kavgalarını da beraberinde getirmiş ve birçok farklı görüşün ortaya çıkmasına sepep olmuş çatışmalar artmış her şey maddeyle değer bulur ve ölçülür hale gelmiş ve Meriç'in ifadesiyle insanlar arzı fethetmek için arştan vazgeçmişlerdir.
Meriç şiddeti Avrupa'nın Tanrısı olarak görür ve şiddetin hiçbir dönemde bu kadar yüceltilmediğini söyleyerek “Maverayla göbek bağını koparmış bir dünyanın insanı ya intihar eder ya isyan.” diyen Camus'u doğrular. Meriç batı medeniyetini yalancı ve katil olarak tanımlar ve temelleri sarsılmakta olan bu medeniyetin şuursuz takipçileri olarak aynı vahşet ve terörden bizlerin de sorumlu olduğumuzu dile getirir. Terörün de bütün sosyal hastalıklar gibi ülkemize Batı'dan geldiğini teşhis ve tedavisinin de batıdan öğrenilmek zorunda olduğunu ancak aydınların başını kuma gömerek bunları görmezden gelmelerini ya da şairane sözlerle bu yangını söndürebileceklerine inanmalarını eleştirir.
Anarşi, anomi, terör ismi değişse de yenileşme hareketlerinin sonucunda toplumda ortaya çıkan buhran karşısında medeniyetler yıkılır, toplum hayatına yön veren inançlar yok edilir. Buna mukabil şuursuz bazı aydınlar topluluğu sevinç naraları atarken durumun ciddiyetini farkeden ve bu tahribatın önüne geçmek isteyen vicdan sahipleri var güçleriyle bu tahribata engel olmaya çalışır.
*Mustafa Sungur'un kitabı (Anarşi, Sebeb ve Çareleri, 1978), Bediüzzaman’ın bu korkunç felaketi önlemek için nasıl yarım asır çalıştığını anlatıyor. İktidar, kulaklarına pamuk tıkamayıp Nurslu Münzevi’nin ihtarları üzerinde düşünmek zahmetine katlansaydı. Ülkenin akıbeti bu kadar hazîn olmazdı belki. Bediüzzaman'a göre, “Dini terk edip İslâmiyet seciyesinden çıkan bir Müslim, dalâlet-i mutlaka’ya düşer, anarşist olur”. “Ruhunda kemâlata medar hiç bir halet kalmaz, vicdanı tefessüh eder, hayât-ı içtimaiye için bir zehir olur”. “Laubaliler iyi bilsinler ki dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebiye sevdiremezler. Zira mesleksizliklerini göstermiş olurlar.” Müslüman başka bir dine giremez. Ne Hıristiyan olabilir, ne Yahudi, ne de Bolşevik. “Çünkü bir İsevî Müslüman olsa, İsa aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Musevî Müslüman olsa, Musa aleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman Muhammed aleyhissalatü vesselamın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiç bir dine giremez, anarşist olur.”
Kitabın bundan sonraki bölümü o zamana kadar yayımlanmamış ve Sedat Zekiye ait olan ve son elli yıla ait Osmanlı niçin sanayiini kuramadı? Avrupa'nın dostluğuna ne kadar güvenebiliriz? Rusya ile hemhudud ülkeler toprak bütünlüğünü nasıl korudular? Kâh Yeni Osmanlı, kâh Jön Türk diye anılan intelijansiya toplumumuzda niçin uğursuz bir rol oynamış? İktidarla aydın çatışması. Abdülhamid Han'ın gerçek kişiliği gibi konulara ışık tutar ve Meriç bu değerlendirmelere kitabında hiç değiştirmeden yer verir.
Kitap Ali Paşa'nın vasiyetnamesi ile son bulur.
168 syf.
·181 günde·8/10
Meriçin yazarken haz duyduğunu düşünüyorum. Resmen üslubu haykırıyor bunu, kitap boyunca bir sihirbazı şaşkınlıkla seyreder gibi okudum Meriç'in cümlelerini. Bu üslup ile yavan bir fıkra yazsa belki gülmem ama dinlerken mutlaka haz duyarım.

Neyse gelelim kitaba, iki bölümden oluşan bir kitap yazmış Meriç. İlk bölüm batı ve batının buhranları.... Meriç'in met ettiği bir batı var, birde facia olarak gördüğü bir batı. ''Asyanın gerilmesi yoktur güneş yükselince yıldızların sönmesi vardır'' demesi şaşırtıcıydı. Böyle şaşalı bir methiyeden bir kaç sayfa sonra sadece kendini düşünen, intihar heyezanları içersinde yaşayan ve yaşamakta anlam bulamayan batıyı anlatıyor Camus üzerinden. Çelişki mi?? Meriç'in sayfaları birbiriyle çelişir genelde, okuyucuları bilecektir bu durumu. Lakin ben geniş bakmasının bir fazileti olarak yorumluyorum bu ikilemleri. Belkide yanılıyorum??

İkinci perdede ise Osmanlının son dönemine parmak basıyor Meriç. Cevdet Paşa etkisi bariz hissediliyor. İktisadi olarak yorulan Osmanlının batıya meyili ve bu durumun getirdiği yanlışlar.. . Bu ülke kitabında ''koca imparatorluğu paşa babaları batırdı'' derken neyi kast ettiğini anlıyorum artık. Özellikle Mithat paşanın yaptıkları, Abdülaziz'in yalnızlığı ve Abdulhamidin zekice politikasını güzel anlatmış kitap.

Evet neyse toparlayalım. Osmanlının son dönemini, batının çelişkili hareketlerini, batının buhranını, büyük padişah Abdülhamid'i ve "geç bunları" diyorsanız sırf Cemil Meriçin üslubu için okunabilir, tavsiyemizdir. Cemil Meriç Ahmed Cevdet Paşa Bir Facianın Hikayesi Bu Ülke
168 syf.
·56 günde·Puan vermedi
Osmanlı’nın son dönemleri ve 2.Abdülhamit döneminin içte ve dışta türlü entrikalarından bahseden bir tarih kitabı. Son sayfalarında okuduğum Ali paşanın vasiyetnamesi ile okumaktan memnun olduğum kitaptır. İyi okumalar.
168 syf.
·Puan vermedi
ne yazık ki artık basımı olmayan fakat internette bulabileceğiniz bir kitap.
Meriç'in okuduğum ilk kitabı.
ülkedeki sağ - sol çatışmaları üzerine kaleme alınmış , kavramların kökenine inilmiş , çözümler sunulmuş bir kitap.
Kelime dağarcığınızı zorlayacak Cemil Meriç'in diğer bütün kitapları gibi .
Okunası bir kitap .
77 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Büyük bir açık yüreklilikle ifade etmeliyim ki,bilgim yetmedi.Daha doğrusu zihnim epey yoruldu bu eşsiz eseri anlamaya çalışırken.Cemil Meriç okuyan bir insanın yanında ansiklopediler taşıması elzem.Her kelimenin üzerine titizlikle eğilmesi ve her kelimenin altın değerinde olduğunu bilip,bir yandan okurken,bir yandan araştırmalara başvurması şart.Okumaktan kör olmuş bir adamdan bahsediyoruz.Dil,tarih,edebiyat,felsefe,sosyoloji dahil 12 esere imza attığı bilinir.Edebiyatta,felsefede,sosyolojide yeri tartışılmaz Meriç'in.Türkiye'nin en iyi sosyologlarından birini anladım diyebilmek için çok okumak da yetmiyormuş.Kendimden anladım.Dingin bir zihinle tekrar okumalıyım.Dünya tarihi,dünya edebiyatı,dünya ideolojileri hakkında kapsamlı bilgiye sahip olmak isteyenler kilometre taşı sayılabilecek bu eseri okuyabilir.
168 syf.
·11 günde·Puan vermedi
"Toplum zıvanadan çıkmış. Cinayet cinayeti kovalıyor. Akıl susmuş ve mefhumlar cehennemi bir raks içinde tepinip duruyor. Sloganlar yönetiyor insanları. *İdeolojiler yol gösteren birer harita değil, idrâke giydirilen deli gömlekleri.* Aydın dilini yutmuş; namlular konuşuyor. Bir kıyametin arifesinde miyiz acaba? Dünyayı Şeytan mı yönetiyor?Düzeni büyücüler mi bozdu? Bu kördüğümü çözecek İskender nerede?"

Kitabın daha ilk sayfasında bütün olayın özetlenmiş olmasının yanı sıra epey bilgi gerektiren bir kitap. Kitaptan bir çok not aldım. Okurken cahilliğim bir kere daha yüzüme tokat gibi indi. İnanın ince bir kitap olsa da bilgi açısından bilgi yüklü. O yüzden kitabı okumadan önce içindeki konulara dair bilgi birikimi gerektirdiğini hissettim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Facianın Hikayesi
Baskı tarihi:
Ocak 1981
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
2212113
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Umran Yayınları
KİTABIN ÖNSÖZÜNDEN: Zavallı şair… Bülbül hamûş, havz tehî, gülsitan harab diye inliyordu. Ne bülbül kaldı, ne havz. Toplum zıvanadan çıkmış. Cinayet cinayeti kovalıyor. Akıl susmuş ve mefhumlar cehennem! Bir raks içinde tepinip duruyor. Sloganlar yönetiyor insanları. İdeolojiler yol gösteren birer harita değil, idrâke giydirilen deli gömlekleri. Aydın dilini yutmuş; namlular konuşuyor. Bir kıyametin arifesinde miyiz acaba? Dünyayı Şeytan mı yönetiyor? Düzeni büyücüler mi bozdu? Bu kördüğümü çözecek İskender nerede?

 

Kitabı okuyanlar 118 okur

  • Mehmet Yıldız
  • Merve Kocaman
  • theae
  • Azem
  • Cavitas
  • Sukeyna Beşera
  • Gülce
  • Gökhan AZAK
  • Ne Bileyim ¿
  • Selin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.8 (14)
9
%21.9 (7)
8
%25 (8)
7
%3.1 (1)
6
%3.1 (1)
5
%3.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0