Bir Gün Tek Başına

·
Okunma
·
Beğeni
·
13.253
Gösterim
Adı:
Bir Gün Tek Başına
Baskı tarihi:
1975
Sayfa sayısı:
648
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Milliyet Yayınları
1974 Milliyet Yarınları Yarışma Birincisi
752 syf.
·1 günde
* Bir Gün Tek Başına... Yeri benim için çok ayrı bir kitaptır. O yüzden yazım biraz uzun olacak ama okuyun lütfen, sıkılmazsınız :)

* Uzun yıllar evvelinden bahsedeceğim. Fakülteye ilk girdiğim günler... Türk Dili hocamız inceleme ödevim için bu kitabı vermişti bana. Az buçuk araştırma yapınca bir aşk hikayesi olduğunu okudum ve hayal kırıklığına uğradım. Çünkü oldum olası aşk romanlarını okumaktan hoşlanmam ben. Romantizmi pek sevmem. O yüzden burun kıvırmıştım kitaba. Niye benim payıma bu düştü diye canım sıkılmıştı. Zaten kitabın adından da sonu belli değil miydi bu aşkın, ne gereği vardı bu kadar kalın bir kitabı okuyup incelemeye... Hani tükürdüğünü yalamak diye bir deyim vardır ya, heh işte onu gerçekleştirdim. Hem de üç kere... Yani o tuğla gibi kitabı üç kere okudum. Benim için değerli olan insanlara da okuttum. Beni hem Vedat Türkali gibi bir usta yazarla hem de bu romanla tanıştırdığı için hocama da çok minnettarım. Kulakları çınlasın.

* Ankara'da siyasi olayların fokur fokur kaynadığı bir fakültede okuyan ve bu durumlardan çok da uzak kalamayan bir üniversiteli olarak kitaptan etkilenmemem elde değildi zaten. Haftalarca beynimin içinde Günsel ve Kenan'ın iç sesleriyle okula gidip geldim. Kitabı okumuş olanlar neden bahsettiğimi hemen anlamışlardır.

* Peki kitap bir aşk romanı mı gerçekten? Tam olarak hayır. Arka fonda siyaset dönerken ön tarafta yasak bir aşk peydah olur. Günsel ve Kenan'ın aşkı... Öyle anlar gelir ki arka fonda aşk sessizce ilerlerken; ön tarafta politik oyunlar, siyasetin kirli yüzü ve darbeli günlerin acısı peydah olur. O yasak aşk da payını alır bundan. Kitabın sonunu belirler. Eğer bir aşk romanı beklentisi içinde okursanız hayal kırıklığı yaşatabilir size ya da siyasi bir roman olarak okursanız tatmin olamayabilirsiniz. Aşkı, güvensizliği, siyasi romantizmi, insan ilişkilerini, kişilerin iç dünyasını ve ülkemizin yakın tarihinden kesintileri barındırır bu kitap...

* 27 Mayıs 1960 askeri darbesi öncesi Türkiye'sindeyiz.... İnsanın kendi babasına bile güvenmediği, her an herkesten şüphelenildiği, solcuların rakı sofralarında memleket kurtardığı, akşam vakitlerinde köşe başlarında isimsiz ölümlerin olduğu, yaklaşan darbenin ülkeye göz kırptığı günler... Yıllar öncesinde karakolda yediği iki tokat darbesiyle arkadaşlarını satan, çevresindeki herkese ve özellikle kendisine olan güvenini yitirmiş eski bir devrimci Kenan ve işçi sınıfı fakir bir aileye mensup gururlu, başı dik ve bir o kadar da inatçı bir devrimci olan üniversiteli Günsel arasında hiç beklenmedik zamanda alevlenen bir yasak aşkla başlar kitap. Herkes sıradan çalkantılı bir aşk hikayesi beklerken olaylar birden beklenmedik hal alır ve okun yönü ülkedeki çalkantılı olaylara döner.

* Romanı bende etkileyici kılan en önemli şey Vedat Türkali' nin kalemi oldu. Çünkü çoğu yerde karakterlerin iç sesleriyle anlatmış olayları. Adeta kitabı okumuyorsunuz da o kişinin beyninde yaşıyormuşsunuz gibi. Kendilerinden en emin oldukları durumlarda bile aslında beyinlerinde ne fırtınalar koptuğuna şahit oluyorsunuz. İyi yönleriyle kötü yönleriyle karaktere kendinizi yakın hissediyorsunuz.

* Zaten kitaptaki karakterler çoğu romanda olduğu gibi iyilik timsali kahramanvari tipler değil. Çünkü kolaydır sağlam kişilikleri anlatmak. Yüzeysel, hata yapmaya meyilli - hatta karaktersiz ve ahlaksız da diyebiliriz -siyasi romantizmin dar kalıplarında sıkışıp kalmış sıradan insanları anlatmak ve sevdirmek zordur. En basitinden baş karakter Kenan... Yeri geliyor kendisine "Hay senin kalıbına tüküreyim, sen nasıl bir erkeksin?" diyorsunuz. Hatta bir röportajında Vedat Türkali de Kenan'a nefret kusmuştur. İlk okuduğumda ben de kendisine çok kızmıştım ama ikinci kez okuduğumda, kendimi Günsel'in yerine koyunca çok sevmiştim Kenan'ı.

* Kitap hakkında daha teorik bilgiler verecek olursak, Vedat Türkali' nin ilk romanıdır bu. Vedat Türkali'yi gerçek bir yazar yapmıştır. Küçük burjuva duyarlılığı olan Vedat Türkali bunu da romanına yansıtmıştır. Güven olgusu üzerine yazdığı ilk romanıdır ayrıca. Bu konuda bu kadar hassas olması hem Kenan gibi bir karakter yaratmasına hem de "Güven" isimli iki büyük ciltlik eser daha yazmasına neden olmuştur. O çok meşhur "Bekle Bizi İstanbul" şiirini de ilk bu kitapta yayınlamıştır. Kitapta yarattığı Baba karakteri Hikmet Kıvılcımlı'ya, üniversite olaylarında ölen üniversiteli genç karakter de Turan Emeksiz'e işaret eder.

* Bir Gün Tek Başına demiş ya Vedat Türkali kitabın adına, aslında kitaptaki bütün karakterler iç dünyalarında yalnızdır. Tek başlarına... Ve bir gün hepsi dış dünyalarında da tek başına kalmaya mahkum olacaktır.

* Ne zaman aklıma gelse hep sorgularım aslında. Ahh Kenan... Çelmeseydin Günsel'in aklını ne olurdu? Peki Günsel? Kanmasaydın Kenan'a ya da güveneceksen sonuna kadar güvenseydin, böyle mi olurdu? Hadi bunlar karakterdi ve kurguydu diyelim. Ya güzelim ülkem? Nasıl günlerden geçtin ki böyle, yerde gezen karıncandan tut gökte uçan kuşuna kadar hayatlarını tarumar ettin!

* Eğer hala Vedat Türkali ile tanışmadıysanız, zaman kaybetmeyin ve bu kitabıyla başlayın derim.

* Kitabı ilk okuduğum ve incelediğim dönemlerde çokça çalınan bir şarkıyı da paylaşmak istedim sizinle. Her ne kadar tarzım olmasa da o dönemlerde ne zaman duysam, meyhane havasından mıdır, içinde okuduğu şiirlerden midir nedir bilmiyorum ama Günsel ile Kenan aklıma gelirdi. Hala duydukça kitaptaki yaşananları hatırlamamam mümkün değil.

* https://youtu.be/sWy8X_7GA_k

* Son olarak; Vedat Türkali' nin bu kitabında hem aşkı hem siyaseti nasıl da harmanladığını gösteren bir alıntıyla bitirmek istiyorum yazımı. Romanın can alıcı bir yerinde şöyle der Kenan:
"Ülke sallanıyor,
iktidardakiler sallanıyor,
herkes bir şey bekliyor.
Ben Günsel'i bekliyorum..."
746 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
https://violetpetrichor.blogspot.com.tr/...r-gun-tek-basna.html

Öğretmenlikten ihraç edildikten sonra eşinin desteğiyle kitapçılığa başlayan eski devrimci, 'yılgın küçük burjuva' Kenan ile incelikli, sakin, kararlı, inançlı, inatçı felsefe öğrencisi Günsel'in aşkı, 1960 darbesinden sekiz ay önce başlıyor ve darbeye bir gün kala sona eriyor.

Öğrenciyken, komünist örgüt üyesi olmakla suçlanarak gözaltına alınan Kenan karakteri, Vedat Türkali'nin, bu ilk romanının ardından gelecek diğer kurgu eserlerinde sıklıkla karşımıza çıkacak olan ve ülkedeki siyasi gelişmelere karşı olan aydın-burjuva duyarsızlığı ile kaypak devrimcilere yönelttiği eleştirinin ilk örneğidir. Polisle -devletle- yaşadığı bu ilk tecrübenin ardından devrimci çevresinden uzaklaşmış, kendi ailesini kurmuş ancak kendi hayatını, kelimenin tam anlamıyla uzaktan izleyen; ne ailesiyle, ne arkadaşlarıyla ne de yaptığı işle bir türlü bağdaşamamış, iradesiz, başından hiç eksik olmayan küçük gri bulutuyla çökük omuzlarına durmadan yağmur yağan huzursuz, huysuz, bir çıkış yolu bulamadığı zaman şiddete bile başvurabilen bir adamdır.

"Kişiliğinde çelişik eğilimler barındıran, duygu ve düşünceleriyle hayat pratiği arasındaki mesafeyi bir türlü kapatamayan Kenan'ın maddi pratiklerinden çok iç yaşantısı üzerine kurgulanan roman, bu iç yaşantının, o dönemin küçük burjuva aydınının genel insani durumunu temsil edişiyle Kenan'a hem bir karakter hem de bir tip niteliği kazandırıyordu." (insanokur.org, A. Ömer Türkeş).

Kenan öylesine 'arada kalmış' bir karakterdir ki, Günsel ile ettiği kavganın ardından kendini şehre uzak işçi mahallerine sürüklenmiş olarak bulduğunda, devrimci, 'halktan yana' duyguları alkolün de etkisiyle içinden taştığında, gecenin sonunda aslında hiçbir yere ait olmadığını hem bedensel hem de ruhsal acı eşliğinde keşfeder. Kenan'ın işçilere bakışı ayakları yere basmayan romantik aşık havası taşır. İşçilerle arasında geçen diyaloglardaki ayrılıklar, Kenan'ın olmayı istediği yerden ne kadar uzakta olduğunu trajik/komik bir şekilde gösterir.

Günsel ise Kenan'ın her açıdan zıddı bir karakterdir. Kararlı ve inatçıdır, her şeyden önce. İnançlı bir devrimcidir ve dönemin öğrenci hareketlerinin tam ortasında yer alır. "... Günsel, düşünceleri, dinamizmi ve olaylar karşısındaki cesur tavrı ile Kenan'ı etkiler. Kenan'ı Günsel'e iten bir başka önemli unsur da bu genç kızın aile ve arkadaş çevresidir. Ağabeyi, ağabeyinin 'Baba' lakabıyla anılan arkadaşı, işçiler ve üniversite öğrencileri Kenan'ın düşünce ve duygu dünyasını alt üst ederler." (İki Roman, İki Bakış, Bir Siyasi Olay; Tülin Arseven)

Kenan'ın karısı Nermin ve bir türlü anlaşamadığı halde arkadaşlığını inatla sürdürdüğü Rasim ise ülkenin 'öbür yüzünü' temsil eder. Eşinin isteğiyle, kızının doğumundan sonra işini bırakan, evine ve kocasına bağlı Nermin ile iktidarla 'iyi ilişkileri olan', yaşam tarzıyla devrimci hareketin tam karşısında yer alan Rasim ise Kenan'ın içinde bulunduğu 'arada kalmışlık' hissini daha da pekiştirir.

"Roman sadece dönemin siyasi yaşantısını ve karakterlerin aşkını başarıyla anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda karakterler üzerinden insan psikolojisine ve davranışına yönelik derin çözümlemeler sunuyor. Dönemin karanlık ve boğucu yapısındaki özgürlük arayışı bu çözümlemelerle birlikte okuyucuya geçiyor." (http://www.soylentidergi.com)

Günsel'in ağabeyi Hasan'ın arkadaşı ve yakın çevresinde saygı gören 'Baba' karakteri, esas itibariyle Vedat Türkali'nin yansıtıcı bilincidir. TKP, toplum, devrimci hareket gibi konularda ana karakterleri bilgilendirir, yönlendirir. Bu karakter, her birinde farklı isimler altında kurgulanmış olarak yazarın diğer kitaplarında yeniden ortaya çıkar.

Romanın -ve yazarın diğer tüm romanlarının- arka planında tarihsel ve siyasi gerçeklerden örülmüş bir ağ vardır. Yazar, eserin kurgulandığı dönemde yaşanan olaylardan yeri geldikçe bahseder ancak romanın önüne geçmesine izin vermez; bu olaylar ana başlıklar halinde verilir. Böylece ülkenin içinde bulunduğu karışık durum okuyucu için genel hatlarıyla resmedilir.

Kaynaklar:
http://www.edebiyatvesanatakademisi.com
http://www.insanokur.org
http://www.edebiyatdefteri.com
http://www.soylentidergi.com
Tülin Arseven, İki Roman, İki Bakış, Bir Siyasi Olay: Bir Gün Tek Başına ve İzmir'in İçinde Adlı Romanlarda 27 Mayıs İhtilali
752 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Vedat Türkali’nin “Bir Gün Tek Başına” romanı, hızlı okumalarımdan birisi oldu. Yaklaşık 750 sayfalık romanı 8 günde bitirdim. Romanın dilinin akıcılığı kadar, hikâyenin sarıp sarmalayan yanı da, okumamı hızlandıran bir etken oldu.

Türkiye’nin en çok tartışılan ve hatta kimliklerin keskinleştiği bir döneminin romanı olmasına karşın, hikayenin merkezi daha çok Türk solunun daha marjinal bir kesimine kayıyor. Ancak kitabın 1973 yılında yazıldığını düşünürsek, bu marjinalliğin günümüz için geçerli olduğunu, ama dönem itibari ile yükselen bir eğilimi temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Karakterlerin son derece güçlü olduğu ve çok derin işlendiği bir roman “Bir Gün Tek Başına”. O kadar ki, romanın çok büyük bir bölümünü doğrudan kahramanların zihninin içinden takip ediyoruz. Aslen bu oldukça zor bir teknik. Çok fazla sırıtabilecek ve yazarın okur karşısında güçsüz kalmasına neden olabilecek bir yöntem. Çünkü beyin okumak, düşüncenin nasıl aktığı ve yön aldığı, beyinde kararın nasıl verildiği tam bir bilmece iken, Vedat Türkali, zihnin içindeki gelgitleri, münazaraları, kapışmaları bizlere an ve an yaşatıyor. İnsanın en güçlü ve kararlı gözüktüğü anlarda dahi beyninde dönen fırtınalara şahit oluyoruz. Beraberinde takıntılar, kilitler, şablonlar ve kaçınılmazların beyinde nasıl rol aldığını görüyoruz.

27 Mayıs darbesinden (ki bugüne devrim mi denir darbe mi denir konusunda dahi bu ülkede bir fikir birliği oluşmuş değil) bir gün öncesine kadar ilerleyen ülkenin karmaşa günlerinin içinde, TKP’ye yakın devrimci bir üniversiteli genç kız ile orta yaşlı bir devrimci eskisinin aşkını konu alan roman, küçük burjuva bireyinin çıkmazlarını konu ediniyor. 1970’lerin egemen kavramı olan sınıf çelişkileri, romanın has kahramanı olan Kenan üzerinden aktarılıyor. Ancak ne gariptir ki, bu kavramlar günümüz insanlarının bir çoğuna yabancı ve siyasal alt kültürü olmayan kişiler tarafından okunduğunda, bu kitabın oldukça marjinal bir eser olarak değerlendirilmesi mümkün.

Bir dönem romanı olan eserde, 1960 darbesine giden yolda, günümüzün sol fikirleri açısından da çözümleyici bir çok nokta var. Günümüzün ulusal solcuları ile, Markist geleneğe daha bağlı sosyalist sol ya da evrensel değerleri önemseyen özgürlükçü (liberal) sol kesimler arasındaki farkları hemen hemen 1960 darbesi öncesinde de görmek mümkün.

Kitabın kahramanı Kenan, farklı fikriyatta olan okurların tamamının tepkisini üzerine çeken bir karakter. Yani hangi açıdan baksanız negatif. Küçük burjuva değerlerden kaçmak isteyen ama bunu ailevi tüm değerleri yıkarak yapmak isteyen bir kara karakter. Kenan etrafındaki iki kadın olan eşi Nermin ile sevgilisi Günsel de özgün karakterler olarak romanı güçlendiriyor. Nermin bir yanı ile ailesini kurtarmaya çalışan dişi kuş olarak tüm merhameti üzerine toplarken, bir yanıyla da onursuz duruşu ile iğreti bir görünüm kazanıyor. Günsel bir yanıyla aile parçalayıcı kötü kadın damgası yeme riskini taşırken, diğer yanı ile devrimci karakteri ile burjuva değerlerini yadsıyan duruşu ile hayranlık uyandırıyor. Tüm bunlar, temiz ve günahsız insanın olmadığı dünyanın, en gerçek hali ile romana sızdığını ve bu nedenle ilgi çektiğini bize ispatlıyor.

Romanda yer alan Baba karakteri zaman zaman didaktik bir rol alsa da, aslen Vedat Türkali’nin okura mesajlarını ilettiği bir görev ediniyor.
Benim romanda en çok ilgimi çeken sahne, Kenan’ın bir sinirlilik ve bunalım anında, nereye gittiğini bilmediği bir trenle Kazlıçeşmeye gelip, bir gecekondu mahallesinde girdiği bir meyhanede yöre sakinleri ve işçilerle yaptığı sohbet ve kavga oldu.

Keyifle okuduğum bir romandı. Daha önce “Yalancı Tanıklar Kahvesi”ni okuduğum Vedat Türkali’nin sıradaki romanı Güven I ve II olacak büyük olasılıkla. Çok yakın bir zamanda yitirdiğimiz yazarımızı saygı ile anıyorum.
752 syf.
·Beğendi·9/10
Vedat Türkali'nin 30 yaşındayken kaleme aldığı ilk romanı. Psikolojik çözümlemeler insanın içini baymadan kitabın temasını oluşturmuş bir aşk, bir aldatma, bir tarih, bir dönem romanı. Müthiş anlatım tarzıyla 3 günde bitirdiğim ve herkese şiddetle tavsiye ettiğim, Vedat Türkali'nin diğer kitaplarına yönelmemi sağlayan bir başyapıt...

27 Mayıs 1960 askeri darbesinden önce Türkiye içten içe kaynıyor. Kenan, yıllar önce gizli komünist partisine girme suçlamasıyla polis sorgusunda çabucak yılgınlığa düşmüş, eski çevresinden tümüyle kopmuştur. Karısı ve çocuğuyla korunaklı bir yaşam sürdürmektedir. Aslında mutsuzdur, içi ile barışık değildir. Bir meyhanede tanıştığı genç Günsel, içinde çürümemek için direnen ne varsa hepsini ateşleyiverir. Aşk, direniş, devrim günleri… Yaşam, Kenan'a kendini bir kez daha sınama olanağı verir.

Böylesi bir konuya sahip roman, 1960 darbesi öncesini konu alan dönemin Türkiye'sinin, Beyazıt Meydanı'ndan çatışanların hikâyesi üzerine kurulu. Bir Gün Tek Başına beyazperdeye de uyarlanıyor. Vedat Türkali senarist, yönetmenliğini ise oğlu Barış Pirhasan ve torunu, Barış Pirhasan'ın oğlu Yusuf Pirhasan paylaşmış.
752 syf.
·Beğendi·9/10
kitapta anlatılmak istenen hikayenin ilk sayfadan itibaren başlaması beni kitaba çok fazla yakınlaştırdı. 743 sayfalık bir kitap olmasına rağmen son 500 sayfasını 2 günde okuduğumu söyleyebilirim. inanılmaz sürükleyici. karakterlerden Kenan'a gelince... yaşadığı sona çok sevindiğim, o sonu fazlasıyla hak etmiş biri. oh olsun, dedim. burjuvazi dolu kişiliğini aşmaya çalışıp özentilikten öteye gidememiş biri. kitapta tarihi olaylar da bana kalırsa tarafsız verilmiş. benim çıkardığım sonuç, birileri kardeşi kardeşe kırdırmak için koalisyon kurmuş. gençler de alet olmuş. kitapta en üzüldüğüm karakter Nermin'di. çünkü ben Nermin'i Kenan'ın gözünden görmedim. Günsel'e gelince... İşçileri bu kadar düşünen bir insanın Nermin'i umursamaması aslında Günsel'in kapitalizme kurban gittiğini gösteriyor. İnsanların duygularını önemsemeyip sadece ekonomik anlamda ferah yaşasınlar diye çaba sarf etmesi bazı şeylerin kölesi olduğunun kanıtı bana kalırsa. Son olarak okunması gereken bir kitap kesinlikle. Bana Vedat Türkali'nin diğer eserlerinin kapısını açacak kitap olmuştur.
752 syf.
·Beğendi·9/10
Kanımca Vedat Türkali'nin kaleme aldığı sol cephesine duru ve dürüst yaklaşılan romanlarından birisidir Bir Gün Tek Başına. Başına buyruk idealist Günsel ile evli, bir kız çocuğu babası 40 yaşındaki Kenan 'ın aşkını anlatır. İki günde hiç sıkılmadan, akşam atıştırırken bile okumayı bırakmadığım bir kitap. Rasim karakterine sempati duyduran, kimi zaman Allah Nermin'e akıl versin dedirten tüm karakterleri iç dünyalarına kadar ince düşünülmüş, özenli bir kitap. Oldukça begendim. Kitaba dair olumsuz bir eleştiri yapacak olursam, altmışlı yıllarda tırmanan sağ-sol çatışmasını tam olarak hissedemedim. Tek bir sağci karakter yok, sağ cephenin adı yok. Genelde polis ile sol çatışması üzerine, bunu da TÜRKALİ'nin "Komünist" adlı kendi hayati ve yaşadığı çevreyi anlattığı kitabından anlayacağımız üzere çevresinde sağcı olmamasına, yani gözlem yapma imkanına sahip olmamasına baglayabilirim. O an okuyormuş gibi hissettiren gazete başlıkları, betimlemeleri ile sanki o dönemde yaşamışcasına hüzünlenip, mutlu oldum.
744 syf.
·50 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kalemler ustalaştıkça üzerine söz söylemek de aynı oranda zorlaşıyor. Geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan Vedat Türkali de bu isimlerden...

Bir Gün Tek Başına, 60 Darbesi döneminde geçmektedir. Hani bir söz vardır, "Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin"; işte bu cümlede bahsi geçen devir sanırım o devirdir. Kimin polis kimin halk, kimin sağcı kimin solcu ya da kimin güvenilir kimin ispiyoncu olduğunun bilinmediği bir dönemdir. Ne sevgili, ne arkadaş ne de ekmeğini bölüştüğün dosta güvenebilirsin... Ve bu dönemde filizlenen bir yasak aşkı konu almaktadır kitap.

Kitabın ilk yarısı karakterlerin ve kurgunun oturması adına daha çok bu yasak aşk üzerine kuruluydu. Kisisel olarak mantıksallaştıramadığım bir durum olduğu için de günün sonunda karakterleri özümseyemedim. Ancak ne zaman ki ilişki, sayfalardaki ağırlığını kaybedip yerini daha çok arka planda kalmış olan siyasi olaylara bıraktı, o zaman kitaptan aldıüım zevk de katlandı.

Usta'nın kalemine, diline söyleyecek zaten lafım yok. İyi ki yazmış...
752 syf.
·9/10
Bir Gün Tek Başına: 27 Mayıs 1960 darbesini ortaya çıkaran koşulları anlatan, akıcı dili ve anlatım zengin yapısıyla türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olduğunu düşünüyorum.Gençliğinde komünist örgüte üye olup yakalanan, polis tarafından sorguya çeklince korkup içine sinmiş, devrimci düşüncelerden ve arkadaş çevrisinden uzaklaşan evli ve çocuk sahibi; bencil, ürkek ve paronayak yapısıyla burjuva sınırlarından kopamayan Kenan kendisine tam zıt karaktere sahip atılgan,dinamik, davası uğruna ölümü göze alacak kadar cesur ve korkusuz devrimci Günsel'den etkilenip ona aşık olmasıyla 3 lü bir ilişki yaşayıp bocalar. Kenan hem karısı hem aşığı tarafından terk edilince bunalıma girer ve git gellerle dolu duygu ve düşüncesi içerisinde ezilerek intihar eder.
752 syf.
·27 günde·Beğendi·9/10
Kitabı okuduğum süre boyunca Günsel ve Kenan'la yaşadım. Kitabı bitirdiğimde ise bir süre daha Kenan ve Günsel'in yanında Nermin,Zeynep,Rasim,Sermet,Handan,Baba,Burak,Hasan,Turgut gibi diğer karakterler de benimle olacak sanırım. Vedat Türkali'nin ilk romanı olmasına rağmen romanda öyle başarılı psikojik çözümlemeler var ki hayran kalmamak mümkün değil. Kitabın sayfa sayısına bakıp sakın gözünüz korkmasın. Zira kitap- iç konuşmalar dahil- çok sürükleyici. Dönemin siyaseti ve insanlar üzerindeki psikojosi de başarılı bir şekilde hissettirilmiş. Gerçek olaylar ve kurgu çok güzel yedirilmiş.Kitap bununla da kalmıyor muhteşem,şaşırtıcı ve sarsıcı bir sonla bitiyor.
752 syf.
·Beğendi·8/10
Kitap 1960'larda, ihtilalden hemen önce geçiyor. Baş karakterimiz yorgun -sözüm ona devrimci- Kenan, müdüriyette yediği iki tokattan sonra göt korkusundan devrimciliği bırakmış, öğretmen eskisi, şimdinin kitapçısı, gidişatı beğenmeyen ama anca oturduğu yerden sallayan bir adam. Sonra bir gece meyhanelerde sürterken devrimci üniversite gençliğinden felsefe öğrencisi Günsel diye bir kızla tanışıyor. Kız da ona karşı boş değil. Bir sevmek tutuyor ki Kenan'ı; karısını, kızını, işini, gücünü her şeyini boşluyor. Yorumumun tamamı için: http://ucalisan.blogspot.com.tr/...r-gun-tek-basna.html
752 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Vedat Turkali'nın okuduğum ilk kitabı. Çok güzel . Kitap 1960 yılında geçiyor.Yazarın ilk romanı . Kenan eski devrimci davasından uzakta bunalımlı bir hayat geçirmektedir . Alındığı sorguda konusturulmustur. Evli ve bir çocuk babası Kenan davayı halen içinde yaşamaktadır . Davaya ve dostlarına uzak bir hayat yaşamakta . Günsel Edebiyat Fakültesi öğrencisi genç devrimci kiz . Kenan Günsel ile tanıştıktan sonra davayi ve aşkı yeniden bulduğunu düşünür . Kitabın sonu beni çok etkiledi . Okumanızı tavsiye ederim
32’ de Elazığ cezaevinde bir Memedimiz vardı bizim. Kara kavruk oğlan. Sovyet sınırındaki bir karakolda askerlik yapmış. Sonra gelmiş memlekete; bir gün kahvede, ’’Rusların karakolları fena değildi, aç değildiler,’’ gibi bir söz etmiş. ‘’ Komünist oldun.’’ deyip bizim yanımıza tıktılar bunu. Beş vakit namazında. Cin gibi bir oğlan. ’’ Okuman yazman var mı?’’ dedik. ‘’ Harfleri tanıyorum da bir birine vuramıyorum ‘’ dedi. Okuyamıyordu. Epey kaldı bizimle…. Bir gün ‘’ Ne vakit gözü açılacak,ne vakit gerçekleri görecek bu halk ‘’ gibisine dertleşiyoruz.. ’’Baba.’’ dedi, ‘’ bu millette benim gibi, harfleri tanıyor da bir birine vuramıyor.’’
Felsefe'ye girdiğinde bir eski tanıdık edebiyat öğretmeni, "Orası fakülte değil, okullarda gençleri boğup tüketsin diye gulyabani üreten Kalpazanlar Şirketi !..." demişti. Önce bozulmuştu Günsel, bu cafcaflı söze. Sonraları, ortaokulda, lisedeki bazı öğretmenleri de düşündükçe anlamıştı sözlerdeki gerçek payını. Gencecik beyinleri kurutup karartan o gulyabaniler burdan çıkıyor işte!... Gulyabani üreten Kalpazan Şirketi!... Boyuna hırlaşıyor ortaklar da... Sakallı Celal'in "Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür" ünlü sözü burası için denmiş olmalı.
Vedat Türkali
Sayfa 463 - Everest Yayınları 8. Basım: Temmuz 2013
Ülkede sınıf yok değil, bizim aydınlarımız sırtını vermesini bilmez sınıfa… Dramı da bu..Toplumu sınıflar değiştirir, kişiler değilki… Tek başlarına uğraşır dururlar zavallıcıklar. Düşman kurnaz. Okul kitaplarını bile hep, tek başına aydının yiğitliklerine övgü ile doldurmuştur. Namık Kemal, Tevfik Fikret.. Nazım!ı da böyle bir övgüyle budayıp kitaplara sokarlarsa şaşmayın!
Tam böyle anlarda, birilerinin ayranı kabarır. Duman ederler ortalığı... Vatan, millet derken bir bakarsınız eski hırsızlar yine yerlerini almışlar. Bir tür oyun. Tefeci-bezirgan, finans-kapital ortaklığının indi bindi oyunu.
Vedat Türkali
Sayfa 122 - Everest Yayınları 8. Basım: Temmuz 2013
"Demek iş gözlerde. apaçık baktılar mı, hele bir şey soruyormuş gibi baktılar mı tamam... o zaman arkasını dönse de bakar, öteki odaya gitse yine bakar."
Ne görüyoruz bugün? En geri tefeci-bezirgan zümrelerle, kapitalizmin en son aşamasının emperyalizmin, kucaklaşıp tapındığı bir ülke... Finans-kapital saltanatı.
Vedat Türkali
Sayfa 123 - Everest Yayınları 8. Basım: Temmuz 2013
"Taşları sürekli dönen bir değirmendir kafa dediğin, arasına bir şey koymazsan, kendi kendini öğütür, bitirir."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Gün Tek Başına
Baskı tarihi:
1975
Sayfa sayısı:
648
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Milliyet Yayınları
1974 Milliyet Yarınları Yarışma Birincisi

Kitabı okuyanlar 1.197 okur

  • BURAK B
  • Zilan turan özen

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları