Bir Gün Tek Başına

·
Okunma
·
Beğeni
·
22bin
Gösterim
Adı:
Bir Gün Tek Başına
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
752
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053140177
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Vedat Türkali’nin edebiyatımızda klasikleşen eseri Bir Gün Tek Başına, toplumun kargaşasında birbirlerine tutunan insanların dramını ve umudunu anlatıyor:

“Ağır ağır çıktı odadan, banyoya girdi, şofbeni yaktı, suyu açtı. Büyük bir gürültüyle akan suya baktı, elini tuttu, ılıktı tam istediği gibi. Fakat yine de bir türlü giremiyordu suyun altına. Değişmek istemiyorum da ondan. Bu suyla birlikte içindeki her şey akıp gidecek. Sonra yavaşça girdi. Hiçbir şeyin akıp gideceği yok. Ne kolay öyle! Korkaksın da ondan. Her şey hemen değişiversin istiyorsun. Sanki daha mı iyi olurdu? O zaman da peşinden koşar, bir türlü yetişemezdin. Şimdi de geri kalıyorum; bak şimdi de… Altından çekiliverdi, çok kızmıştı su. Gözlerindeki sabunları akıtmak için uzattığı eli bile zor dayanıyordu. Sende iş yok oğlum. Bu sıcak, beriki soğuk… Öteki sert, beriki yumuşak… Ömrünce sınırda kalacaksın. Sende iş yok oğlum, sende iş yok… Biraz ferahlamıştı. Şofbeni ayarladı, tekrar girdi suyun altına. Her vakit böyle olurdu. Sonunda dönüp dolaşıp kesinlikle kendini suçladı mı bitirirdi. Söyleyecek söz kalır mı? Ben, böyleyim… Bitti… Artık savunma bile boşuna. Değil mi ki değişmez… O vakit bırakırsın yaşamayı kendi yoluna, yürür gider. Sonra yine kımıldamaya başlar birikenler. Sonra yine kızgın su. Ya da bir diş ağrısı. Ola ki bazı görmeden bastığın asfalta yayılmış yemyeşil bir balgam. Bir vapurun kaçması…”
752 syf.
·7 günde
Öhööm öhööm!! Bu da neydi şimdi?? Yok bir de balgam atsaydın!.

Sağcı mısınız, solcu musunuz, muhafazakâr mı, milliyetçi mi, devrimci misiniz yoksa ülkesinde ne olup bittiğinden haberi olmayan birisi misiniz?

Nesiniz ki??

Kimsiniz ??

İyi misiniz?? Belki de kötü ?? Kim bilir .. Hem kime nasıl güvenilir ki . Ortalık hıyarağalarından geçilmiyor. Bu hıyarağası da  Vedat Türkali den geçti bana. İyi bir şey mi acaba. Yoksa kötü mü ?? Amaaan ne bileyim. Bilmezsin tabii, işime mi gelmiyor yoksa??


Kafamda binlerce soru, düşünce birbirine değmeden birbirlerini incitmeden çözüm arıyorlar. Pekiiii bu mümkün mü?? Neden olmasın ki??

Hiç ben ölsem de şu insana aşık olmam onunla birlikteliğim olmaz çünkü o şöyle düşünüyor onun ideolojisi şu dediniz mi?

Peki hiç benim ideolojim şu ben şunu giymem falancaya gitmem efendime söyleyeyim şu kitabı okumam bu adamla konuşmam dediniz mi?

Aşk mı yoksa kavganız mı?


Ne saçma sorular bunlar diyebilirsiniz, kitap yorumlarından önce kısacık beyin jimnastikleri güzeldir. Şimdi gelelim kitabımıza;

1960 askeri darbesinden önceye gidiyoruz (8 ay kadar) ama bu gidiş bizi yormuyor çünkü aşkla gidiyoruz. Aşkla yapılan bir şey yormaz yorsa da tatlı bir yorgunluktur.(klişeler klişeler..) Darbeye bir gün kala yolculuğumuz bitiyor.

Öğretmenlikten ihraç edilen, eşinin desteğini alarak açtığı kitapçıda çalışan Kenan abimiz ve felsefe bölümünde okuyan Günsel ablamız etrafında dönüyor olaylar.
 
Vedat Türkali'nin kalemine hayran kaldım. Bununla yetinmedim çok çok etkilendim. 752 sayfa kitap elinizde su gibi akıyor. Sanki okumuyor izliyorsunuz, yaşıyorsunuz. Neden? Çünkü iç konuşmalara sıkça yer veriyor, roman kahramanları günlük hayatta karşılaşabileceğimiz türden insanlar. Bizim gibi yiyip-içiyor, sarhoş oluyor, aşık oluyor, küfür ediyor, uyuyor, bazen uyuyamıyor düşüncelerden.. Hal böyle olunca yani karakteri olduğu gibi önüne koyunca Türkali hayran kalmamak elde olmuyor.

Yasak aşk kavramı. Dince, törece ve kanunca uygun görülmeyen aşk demek. Peki gönül ferman dinler mi? Kanunların ruhu yok o yüzden kanunlar bu konuyla ilgilenemez kesin çizgiler vardır. Kanunlar insanlar için yapılmıştır düzeni sağlar. Kafam karıştı yine neden yasak oluyordu aşk. Olaya objektif bakmak gerekiyor ama içinden çıkamadım ben. Çıkan olursa haber etsin.. Kızamadım Kenan abiye çünkü çok güzel sevmişti..

Küçük burjuva duyarlılığı. Bu cümleyi çok sevdim kitabı okuyacak olursanız sıkça karşılaşacaksınız. Sitarbaksta kahve içmeden kendine gelemeyen karakterler yok ama basit bir eylemi atıyorum arkadaşlarıyla buluşması gerekirken sevgilisine zaman ayırınca bunu küçük burjuva hareketi olarak gören karakterler var.

Darbe yaklaşıyor, faili meçhuller, olaylar olaylar... Kimseye güvenemiyorsun kimin eli kimin cebinde belli değil.

Günsel ve Kenan'ın yasak aşkı arka planda ise siyaset. Günsel pratikte Kenan da teorikte devrimci. Günsel mesele icraat diyenlerden Kenan abimiz biraz korkak bu biraz sert oldu ama başka da terim bulamadım..

Devrimcilerin "kaypak" dediği tipler var ya en güzel örneğini Türkali, Kenan üzerinden vermiş.

Güven kelimesini hatta güvensizlik kelimesini kitabın o çarpıcı sonuyla iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Dönemin sosyolojik yapısının da etkisi var tabi ki.

Türkali'nin "Bekle Bizi İstanbul" şiiri de bu kitapta. Kitaptaki Baba karakteri Hikmet Kıvılcımlı'ya, üniversite olaylarında ölen üniversiteli gençler de Turan Emeksiz'e işaret ediyor.

Kitabın ismi Bir Gün Tek Başına, düşününce karakterler de iç dünyalarına dönük. Burda aslında benim de çok sevdiğim kişinin kendisiyle yaşamasını bilmesi olayı anlatılmaya çalışılıyor. Çünkü aslında her kes tek başına.


Kitap yazıldığı dönem büyük bir yankı uyandırmış.1970'lerin ortalarından sonra doğan kız çocuklarına Günsel ismi konulmaya başlanmış.

Şiddet içermeyen bir şiddetle tavsiye ediyorum.

Son olarak Günsel için Adnan Yücel'in Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek şiirini bırakıyorum.

https://youtu.be/h1mZ2QE5E1g

Keyifli Okumalar...
744 syf.
·50 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kalemler ustalaştıkça üzerine söz söylemek de aynı oranda zorlaşıyor. Geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan Vedat Türkali de bu isimlerden...

Bir Gün Tek Başına, 60 Darbesi döneminde geçmektedir. Hani bir söz vardır, "Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin"; işte bu cümlede bahsi geçen devir sanırım o devirdir. Kimin polis kimin halk, kimin sağcı kimin solcu ya da kimin güvenilir kimin ispiyoncu olduğunun bilinmediği bir dönemdir. Ne sevgili, ne arkadaş ne de ekmeğini bölüştüğün dosta güvenebilirsin... Ve bu dönemde filizlenen bir yasak aşkı konu almaktadır kitap.

Kitabın ilk yarısı karakterlerin ve kurgunun oturması adına daha çok bu yasak aşk üzerine kuruluydu. Kisisel olarak mantıksallaştıramadığım bir durum olduğu için de günün sonunda karakterleri özümseyemedim. Ancak ne zaman ki ilişki, sayfalardaki ağırlığını kaybedip yerini daha çok arka planda kalmış olan siyasi olaylara bıraktı, o zaman kitaptan aldıüım zevk de katlandı.

Usta'nın kalemine, diline söyleyecek zaten lafım yok. İyi ki yazmış...
752 syf.
Bir Gün Tek Başına, Vedat Türkali’nin ilk romanı. Ellili yılların sonunda kaynayan Türkiye’yi, Menderes dönemini, toplumsal tepkiyi, kolluk kuvvetlerinin tutumunu, politize olmuş öğrencileri ve aşk olgusunu sürükleyici anlatımı ve yaptığı ustaca betimlemelerle anlatmış usta yazar Vedat Türkali. İlk romanı olmasına rağmen çoğu otorite tarafından en iyi romanı olarak gösterilir; Bir Gün Tek Başına. Bu incelemede romanın ana hatlarını ele alarak hem ‘’spoiler’’ vermemiş olacağım hem de kitap hakkında okuma öncesi güzel bir altyapı sunacağımı düşünüyorum. Keyifli okumalar.

Ellili yılların sonudur ve Türkiye içten içe kaynamaktadır. Hem dünyada ABD ve Sovyetler Birliği arasında geçen kıyasıya rekabet, ki Soğuk Savaş dönemidir o yıllar, hem de içeride Demokrat Parti’nin muhaliflerine karşı başlattığı sürek avı neticesiyle kentte yaşayan Türk toplumu üzerinde büyük bir baskı oluşmuştur. Meclisten taşan muhalefet artık sokaklardadır, üniversitelerdedir, evlerdedir… Lakin iktidarın baskısı ise günden güne artmaktadır. Bu ortamda Kenan’ın karakteri ve devrimciliği, çevresindeki insanlara karşı tiksinti duymasını sağlar. Eşi Nermin’den, kayınvalidesinden, yakın arkadaşı olan ama karaktersiz saydığı Rasim’den romanın başından itibaren sonuna kadar dereceli bir şekilde uzaklaşır. Bazen düşüncesinde bunu yapar, bazen de sert bir pratikle bunu uygular. Paranın mevzubahis olduğu, muhalifliğin hainlik sayıldığı, çıkarın güdüldüğü her ortamdan uzak tutmaya çalışır kendini. Zaten romanın ilerleyen sayfalarında Kenan’nın kopuşuna neden olacak olgular bunlardır. O bu tür insanları küçük-burjuva olarak görür. Bir akşam meyhaneye arkadaşlarıyla içmeye gider ve orada Günsel ile tanışır. Kıza aşık olur. Günsel devrimcidir ve Kenan gibi pasifize edilmiş( karakolda yediği iki tokattan sonra) bir devrimci değil, bunu pratiğe döken bir devrimcidir. Bu durum roman boyunca Kenan’la ilişkilerini etkileyecektir. Kenan’ın vazgeçtiği bir aile ve Günsel ile arasında olan ilişki, Rasim’in kokuşmuş zihniyeti, Nermin’in lümpen bakış açısı, Kenan’ın sonu gelmeyen iç sorguları, varsayımları, düşünceleri… Keza bu monologları Günsel’de de görürüz roman boyunca. 27 Mayıs İhtilaline giden yolda yorgun bir devrimcinin, dipdiri genç ve atak bir devrimci kadın ile ilişkisi ekseninde geçecek, devrimci kuşkuculuğun yeri geldiğinde ‘’iyi ki’’ ama yeri geldiğinde de ‘’keşke’’ dedirtecek derecede fazla olduğu mükemmel bir roman; Bir Gün Tek Başına.

Bir Mayıs günü Günsel’in Kenan’a okuduğu İstanbul şiiriyle;
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın
(ki Vedat Türkali’nin kendi şiiridir)
(https://www.youtube.com/...OT3j_Xk10&t=175s)

Üniversite bahçesinde öğrencilerin hep bir ağızdan bağıra bağıra söylediği şu dörtlükle;
"Olur mu böyle olur mu?
Kardeş kardeşi vurur mu?
Kahrolası diktatörler,
Bu vatan size kalır mı?"
(https://www.youtube.com/watch?v=D-Mp_gVnSVA)
Nazım’dan yapılan fevkalade alıntılarla hem edebi birikiminizi geliştirmesi bakımından hem tarihi bilginizi aydınlatması bakımından hem de bir görüş sahibi olmanızı sağlaması bakımından bir madendir bu kitap.

Öte yandan romanın, kurgunun yanısıra yüksek derecede tarihsellik barındıran ve çok faydalı bir yanı da vardır. Dp iktidarı ve zihniyeti, Dönemin CHP’si ve komünistlerin sosyal demokratlara(CHP) karşı tutundukları tavırlar ve düşünceleri, Meclis kararları; bkz.Tahkikat Komisyonu, İstanbul’daki ve Ankara’daki öğrenci olayları(Örneğin 555K; beşinci ayın, beşinci günü, saat 5’te Kızılay’da), dönemin İstanbul semtleri ve betimlemeleri( İnanıyorum ki okuduktan sonra Eminönü’ne, Taksim’e, Süleymaniye’ye ve daha birçok yere farklı gözlerle bakacaksınız.), kahramanlar üzerinden tarihten verdiği ‘’gerçek’’ olay örnekleriyle yedi yüz elli sayfalık lakin hiç yormadan kendini okutan bir başyapıt. Size önerim kitabı okuduktan sonra Birand’ın yaptığı Demirkırat Belgeseli’ni (yedinci bölüm ve sonrası) izleyemeniz. Dönemi zihninizde pekiştirerek, kişileri ve zihniyetleri daha iyi anlamanızı ve daha sağlıklı eleştirmenizi sağlayacaktır. Sağlıcakla kalın…
Birkaç yıldır söyleşilerde aşk üzerine konuşup duruyorum. Beni konuşturan durum ise, son birkaç yıldır aşk üzerine yazılan romanların sayılarında görülen artış. Sayısal artışa bir itirazım yok da, aşkın çarpıtılarak, abartılarak, ticari bir malzeme olarak sunuluşuna itirazım vardı. Bu anlayıştaki yazarların çoğu, aşkı çok satan bir izlek olduğu için tercih ediyorlardı. Amaç böyle olunca aşk konusundaki kendi görüşlerinden çok hedef kitlenin beğenisine uygun metinler kaleme alıyorlardı. Bu, edebiyatçıların yöntemi değil, reklamcıların yöntemidir.
752 syf.
·Puan vermedi
Bir yanda hayatı korkularla çevrili Kenan öte tarafta isyan ışığı altında sisteme karşı olan, cesareti ile ön plana çıkan Günsel. İki farklı ucu temsil eden bu kişileri aşk paydasında buluşturmuş yazar. Bu aşk üzerinden Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu sistemi de başarılı bir şekilde analiz etmeyi ihmal etmemiş Vedat Türkali.
752 syf.
·8/10
Merhaba kitapsever dostlar. Ramazan bayramınız mübarek olsun.
İlk baktığımda kitabın görüntüsü biraz gözümü korkuttu, ne yalan söyleyim. 750 sayfacık diyorum şimdi ise. O kadar akıcııydı ki ne zaman başladı ne zaman bitti bilemedim. Yazarın ilk okuduğum kitabı ve ben kalemine, anlatım tarzına hayran kaldım. .
Sizin hiç bir kitabın ana karakterini sevmediğiniz oldu mu? Bu kitapta ben tam anlamıyla bunu yaşadım. İlk sayfasından bitene kadar sevmedim Kenan'ı. Kızdım, eleştirdim kendi çapımda. O sövdükçe ben de ona sövdüm. Eşine, Günsel'e kötü davrandıkça lanet ettim. Aslında Kenan özünde iyi, efendi, saygılı, dürüst vs vs biri (!). .
Kitap 1960 yılında üç beş aylık bir dönemde geçiyor. Geçmişe gidişler tabiki var. Dönemin siyasal olaylarını, farklı ideolojik ve siyasal görüşlerini, bu görüşlerin insanlar üzerindeki sosyolojik ve kültürel yansımalarını öyle güzel resmetmiş ki yazar, sanki o günleri onlar ile yaşıyorsunuz. .
Kitapta çok beğendiğim bir başka nokta da yazarın Kenan' ın ve bazen de Günsel' in kendi kendileri ile iç konuşmalarını, vicdan muhasebelerini, o diyalogları biz okura sunuyor olması. .
Kitabın sonu biraz şaşırttı beni, ama ne olduğunu söylemem. Okuyun derim, tavsiye ederim.
752 syf.
·Beğendi
Vedat Türkali'nin ilk romanı olmakla beraber Güven hakkındaki düşüncelerini ilk defa yazdığını düşündüğüm roman. Bu adam nasıl bir travmatik olay yaşamıştır da "Güven" konusunda bu kadar hassas olmuştur dedirten kitap. Kendisine olan güvenini kaybeden, sonra çevresindekilerin de ona olan güvenini kaybetmesiyle onlara olan güvenini kaybeden kayıp adam Kenan... ve Günsel...
Bir aşk hikayesi fonunda bir dönemin hatta o dönemin de fonunda siyasetin, sınıf uzlaşmazlığının, mücadelenin ve devrimciliğin romanı. Taraf olmanın ne kadar kaçınılmaz olduğunu görmenin romanı. Aynı zamanda doğru yere taraflaşmanın ve taraflaştığın yerde doğru durmanın nasıl bir keskin bıçak olduğunu anlamanın romanı.
746 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
https://violetpetrichor.blogspot.com.tr/...r-gun-tek-basna.html

Öğretmenlikten ihraç edildikten sonra eşinin desteğiyle kitapçılığa başlayan eski devrimci, 'yılgın küçük burjuva' Kenan ile incelikli, sakin, kararlı, inançlı, inatçı felsefe öğrencisi Günsel'in aşkı, 1960 darbesinden sekiz ay önce başlıyor ve darbeye bir gün kala sona eriyor.

Öğrenciyken, komünist örgüt üyesi olmakla suçlanarak gözaltına alınan Kenan karakteri, Vedat Türkali'nin, bu ilk romanının ardından gelecek diğer kurgu eserlerinde sıklıkla karşımıza çıkacak olan ve ülkedeki siyasi gelişmelere karşı olan aydın-burjuva duyarsızlığı ile kaypak devrimcilere yönelttiği eleştirinin ilk örneğidir. Polisle -devletle- yaşadığı bu ilk tecrübenin ardından devrimci çevresinden uzaklaşmış, kendi ailesini kurmuş ancak kendi hayatını, kelimenin tam anlamıyla uzaktan izleyen; ne ailesiyle, ne arkadaşlarıyla ne de yaptığı işle bir türlü bağdaşamamış, iradesiz, başından hiç eksik olmayan küçük gri bulutuyla çökük omuzlarına durmadan yağmur yağan huzursuz, huysuz, bir çıkış yolu bulamadığı zaman şiddete bile başvurabilen bir adamdır.

"Kişiliğinde çelişik eğilimler barındıran, duygu ve düşünceleriyle hayat pratiği arasındaki mesafeyi bir türlü kapatamayan Kenan'ın maddi pratiklerinden çok iç yaşantısı üzerine kurgulanan roman, bu iç yaşantının, o dönemin küçük burjuva aydınının genel insani durumunu temsil edişiyle Kenan'a hem bir karakter hem de bir tip niteliği kazandırıyordu." (insanokur.org, A. Ömer Türkeş).

Kenan öylesine 'arada kalmış' bir karakterdir ki, Günsel ile ettiği kavganın ardından kendini şehre uzak işçi mahallerine sürüklenmiş olarak bulduğunda, devrimci, 'halktan yana' duyguları alkolün de etkisiyle içinden taştığında, gecenin sonunda aslında hiçbir yere ait olmadığını hem bedensel hem de ruhsal acı eşliğinde keşfeder. Kenan'ın işçilere bakışı ayakları yere basmayan romantik aşık havası taşır. İşçilerle arasında geçen diyaloglardaki ayrılıklar, Kenan'ın olmayı istediği yerden ne kadar uzakta olduğunu trajik/komik bir şekilde gösterir.

Günsel ise Kenan'ın her açıdan zıddı bir karakterdir. Kararlı ve inatçıdır, her şeyden önce. İnançlı bir devrimcidir ve dönemin öğrenci hareketlerinin tam ortasında yer alır. "... Günsel, düşünceleri, dinamizmi ve olaylar karşısındaki cesur tavrı ile Kenan'ı etkiler. Kenan'ı Günsel'e iten bir başka önemli unsur da bu genç kızın aile ve arkadaş çevresidir. Ağabeyi, ağabeyinin 'Baba' lakabıyla anılan arkadaşı, işçiler ve üniversite öğrencileri Kenan'ın düşünce ve duygu dünyasını alt üst ederler." (İki Roman, İki Bakış, Bir Siyasi Olay; Tülin Arseven)

Kenan'ın karısı Nermin ve bir türlü anlaşamadığı halde arkadaşlığını inatla sürdürdüğü Rasim ise ülkenin 'öbür yüzünü' temsil eder. Eşinin isteğiyle, kızının doğumundan sonra işini bırakan, evine ve kocasına bağlı Nermin ile iktidarla 'iyi ilişkileri olan', yaşam tarzıyla devrimci hareketin tam karşısında yer alan Rasim ise Kenan'ın içinde bulunduğu 'arada kalmışlık' hissini daha da pekiştirir.

"Roman sadece dönemin siyasi yaşantısını ve karakterlerin aşkını başarıyla anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda karakterler üzerinden insan psikolojisine ve davranışına yönelik derin çözümlemeler sunuyor. Dönemin karanlık ve boğucu yapısındaki özgürlük arayışı bu çözümlemelerle birlikte okuyucuya geçiyor." (http://www.soylentidergi.com)

Günsel'in ağabeyi Hasan'ın arkadaşı ve yakın çevresinde saygı gören 'Baba' karakteri, esas itibariyle Vedat Türkali'nin yansıtıcı bilincidir. TKP, toplum, devrimci hareket gibi konularda ana karakterleri bilgilendirir, yönlendirir. Bu karakter, her birinde farklı isimler altında kurgulanmış olarak yazarın diğer kitaplarında yeniden ortaya çıkar.

Romanın -ve yazarın diğer tüm romanlarının- arka planında tarihsel ve siyasi gerçeklerden örülmüş bir ağ vardır. Yazar, eserin kurgulandığı dönemde yaşanan olaylardan yeri geldikçe bahseder ancak romanın önüne geçmesine izin vermez; bu olaylar ana başlıklar halinde verilir. Böylece ülkenin içinde bulunduğu karışık durum okuyucu için genel hatlarıyla resmedilir.

Kaynaklar:
http://www.edebiyatvesanatakademisi.com
http://www.insanokur.org
http://www.edebiyatdefteri.com
http://www.soylentidergi.com
Tülin Arseven, İki Roman, İki Bakış, Bir Siyasi Olay: Bir Gün Tek Başına ve İzmir'in İçinde Adlı Romanlarda 27 Mayıs İhtilali
752 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Kenan, Günsel, Nermin, Rasim ve diğerleri.

Vedat Türkali'nin ilk eseri olmasına rağmen kesinlikle bir ustanın kaleminden çıktığını kanıtlayan bir eser.

Kitabı okurken rahatsız olduğum durumlar oldu tabi ama bu tamamen değer yargılarımla ilgili bir durum, kitabın diliyle, üslubuyla ilgili bir sorun değil.

Kitap 1960 darbesinden birkaç ay önce başlıyor ve darbeden bir gün önce bitiyor. Birkaç aylık bu bir süreden ibaret olan bu eser için, bir dönem ve aşk romanı diyebiliriz.

1960 döneminin siyasi durumu, halkın tavrı, bölünmüşlüğü, korkuları bir aile ve aşk üçgeninin arka planında anlatılmış.

Karakterlerin ruh halleri çok iyi işlenmiş, o yüzden herhangi bir boşluk, düşünülmesi gereken bir soru bırakmaması açısından çok iyi.

Yine kitapta İstanbul semtlerinin, mekanlarının betimlemesi çok başarılı olmuş. Keşke İstanbul'u bilseydim dedirtti gerçekten.

Kitabı okurken çok kızdığım Kenan'ın bir yere ait olamaması sonucunda yaşadığı durum ve sonuç üzücü ama kitabı okumaktan büyük bir keyif aldım.

Herkese iyi okumalar...
608 syf.
·Beğendi·9/10
Vedat Türkali (Asıl adı Abdülkadir Pirhasan) 97 yıllık yaşamına bir çok senaryo, roman, şiir sığdırmış ve eserleriyle tarihe tanıklık etmiş bir yazar. Bir Gün Tek Başına onun ilk romanı. 27 Mayıs darbesi yaklaşırken ülkenin panoramasını çizen arka planıyla, kahramanlarının toplumsal ile bireysel yaşamları arasındaki çelişkileriyle ikircikli kavramını edebiyatımıza sokmuş bir yazar. Aşağıdaki linkte kitap hakkındaki incelememi daha ayrıntılı bulabilirsiniz.

https://youtu.be/8GghzD_GzYk
608 syf.
·7/10
Güzel bir romandı ama övüldüğü kadar beklentimi karşılamadı. Kitap 800 sayfa siyasi diyaloglar çok uzundu, hatta sayfalarca, o sebeple hızlı okuma yapıp geçtim o bölümleri, biraz sıkıldım. Ama yazarın anlatım dili tam benim sevdiğim tarzdaydı, okuması keyifli. 10/7 puan veriyorum kendimce
608 syf.
Bir arkadaşla beraber başladık ilk kez birisiyle aynı anda bir roman okuyacaktım ama o hala bitiremedi önemsemedi araya bir sürü gereksiz roman ekledi, beraber ilk ve son okunan kitap oldu. Sevdiğim her romanda yaptığım gibi hemen kendime bir karakter seçtim ben Günsel'dim. Menderes zamanında üniversitede yaşanan mitingleri, gösterileri, olağanüstü halleri içine aşkı ekleyerek anlatan bir hikayenin içindeydim. Hikayenin en güzel yanı karakterlerin iç sesleriyle konuştukları anlardı tıpkı bizlerin yaptığı gibi Nasılsın? Sorusuna dışarıdan sırıtıp iyiyiz derken, içerden herşeyden sıkıldım bıktım nasıl olayım diyoruz ya işte kitabı süper kılan buydu, herkes içinden dürüsttü ve herkes kendince haklıydı. Kenan, eşi ve sevgilisi arasında ortada kalmış biri. Nermin kocası ve kızı için herşeye tamam diyen bir anne. Günsel inandığı şeyler için mücadele eden saf bir öğrenci. Sonunda herkes tek başına kaldı. Doğmamış iki çocuk ve iki kadın hayat buydu işte. Sen hayaller kurarsın ve gerçek şamar olup suratında patlar kimse seni umursamaz.
Okurken kendinizi hangi karakter olarak seçersiniz bilemem ama hayatın gerçekleriyle yüzleşmek için okumanızı tavsiye derim.,
"— Halkın gözü ne zaman açılacak? dedi. Bu kez yine baktım da halk öylesine uykuda ki... Çıkın Anadolu'ya umutsuzluk çöküyor içinize..."
Vedat Türkali
Sayfa 130 - Ayrıntı Yayınları - 9. Basım 2019
"Örgütsüz hiçbir şey olmaz... Yiğitlikler yapmışsın, dayanılmaz acılara katlanmışsın, ölmüşsün tek tek, bir örgüt içinde olmadıysa bunlar, boş..."
Vedat Türkali
Sayfa 226 - Ayrıntı Yayınları - 9. Basım 2019
"Çıkarlarımızdan, hemde günlük çıkarlarımızdan başka ölçü yok ki elimizde; vermemişler ki..."
Vedat Türkali
Sayfa 76 - Ayrıntı Yayınları - 9. Basım 2019
"Yanınıza kalacak mı sanıyorsunuz? Haaa söyle bana!... Sehpalar kuracak bu halk size... Geberenlerinizin mezarına sıçacak."
Vedat Türkali
Sayfa 156 - Ayrıntı Yayınları - 9. Basım 2019
Ne anayasa, ne babayasa artık... İstediklerine "Geel!" Gazeteciymiş, milletvekiliymiş, devlet adamıymış... CHP'yi de kapatırlar mı? Kapatır bu herifler.
Vedat Türkali
Sayfa 489 - Ayrıntı Yayınları - 9. Basım 2019

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Gün Tek Başına
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
752
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053140177
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Vedat Türkali’nin edebiyatımızda klasikleşen eseri Bir Gün Tek Başına, toplumun kargaşasında birbirlerine tutunan insanların dramını ve umudunu anlatıyor:

“Ağır ağır çıktı odadan, banyoya girdi, şofbeni yaktı, suyu açtı. Büyük bir gürültüyle akan suya baktı, elini tuttu, ılıktı tam istediği gibi. Fakat yine de bir türlü giremiyordu suyun altına. Değişmek istemiyorum da ondan. Bu suyla birlikte içindeki her şey akıp gidecek. Sonra yavaşça girdi. Hiçbir şeyin akıp gideceği yok. Ne kolay öyle! Korkaksın da ondan. Her şey hemen değişiversin istiyorsun. Sanki daha mı iyi olurdu? O zaman da peşinden koşar, bir türlü yetişemezdin. Şimdi de geri kalıyorum; bak şimdi de… Altından çekiliverdi, çok kızmıştı su. Gözlerindeki sabunları akıtmak için uzattığı eli bile zor dayanıyordu. Sende iş yok oğlum. Bu sıcak, beriki soğuk… Öteki sert, beriki yumuşak… Ömrünce sınırda kalacaksın. Sende iş yok oğlum, sende iş yok… Biraz ferahlamıştı. Şofbeni ayarladı, tekrar girdi suyun altına. Her vakit böyle olurdu. Sonunda dönüp dolaşıp kesinlikle kendini suçladı mı bitirirdi. Söyleyecek söz kalır mı? Ben, böyleyim… Bitti… Artık savunma bile boşuna. Değil mi ki değişmez… O vakit bırakırsın yaşamayı kendi yoluna, yürür gider. Sonra yine kımıldamaya başlar birikenler. Sonra yine kızgın su. Ya da bir diş ağrısı. Ola ki bazı görmeden bastığın asfalta yayılmış yemyeşil bir balgam. Bir vapurun kaçması…”

Kitabı okuyanlar 2.019 okur

  • Uyur yazar
  • Ayten Şenoğlu
  • Sultan  Özcan
  • İlber tuna
  • Zeynep yasar
  • müge
  • Duygu Işık Behrem
  • Yayla Çiçeği
  • İsmail
  • Uğur Ünlü

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.6
14-17 Yaş
%0.9
18-24 Yaş
%6.9
25-34 Yaş
%24.8
35-44 Yaş
%40.8
45-54 Yaş
%16.3
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.9
Erkek
%35.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.5 (277)
9
%18.3 (135)
8
%12.4 (92)
7
%4.5 (33)
6
%2.2 (16)
5
%0.5 (4)
4
%0.1 (1)
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları