Bir Gün Tek Başına

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.495
Gösterim
Adı:
Bir Gün Tek Başına
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
752
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053140177
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Bir Gün Tek Başına
Bir Gün Tek Başına
Bir Gün Tek Başına
Vedat Türkali’nin edebiyatımızda klasikleşen eseri Bir Gün Tek Başına, toplumun kargaşasında birbirlerine tutunan insanların dramını ve umudunu anlatıyor:

“Ağır ağır çıktı odadan, banyoya girdi, şofbeni yaktı, suyu açtı. Büyük bir gürültüyle akan suya baktı, elini tuttu, ılıktı tam istediği gibi. Fakat yine de bir türlü giremiyordu suyun altına. Değişmek istemiyorum da ondan. Bu suyla birlikte içindeki her şey akıp gidecek. Sonra yavaşça girdi. Hiçbir şeyin akıp gideceği yok. Ne kolay öyle! Korkaksın da ondan. Her şey hemen değişiversin istiyorsun. Sanki daha mı iyi olurdu? O zaman da peşinden koşar, bir türlü yetişemezdin. Şimdi de geri kalıyorum; bak şimdi de… Altından çekiliverdi, çok kızmıştı su. Gözlerindeki sabunları akıtmak için uzattığı eli bile zor dayanıyordu. Sende iş yok oğlum. Bu sıcak, beriki soğuk… Öteki sert, beriki yumuşak… Ömrünce sınırda kalacaksın. Sende iş yok oğlum, sende iş yok… Biraz ferahlamıştı. Şofbeni ayarladı, tekrar girdi suyun altına. Her vakit böyle olurdu. Sonunda dönüp dolaşıp kesinlikle kendini suçladı mı bitirirdi. Söyleyecek söz kalır mı? Ben, böyleyim… Bitti… Artık savunma bile boşuna. Değil mi ki değişmez… O vakit bırakırsın yaşamayı kendi yoluna, yürür gider. Sonra yine kımıldamaya başlar birikenler. Sonra yine kızgın su. Ya da bir diş ağrısı. Ola ki bazı görmeden bastığın asfalta yayılmış yemyeşil bir balgam. Bir vapurun kaçması…”

(Tanıtım Bülteninden)
* Bir Gün Tek Başına... Yeri benim için çok ayrı bir kitaptır. O yüzden yazım biraz uzun olacak ama okuyun lütfen, sıkılmazsınız :)

* Uzun yıllar evvelinden bahsedeceğim. Fakülteye ilk girdiğim günler... Türk Dili hocamız inceleme ödevim için bu kitabı vermişti bana. Az buçuk araştırma yapınca bir aşk hikayesi olduğunu okudum ve hayal kırıklığına uğradım. Çünkü oldum olası aşk romanlarını okumaktan hoşlanmam ben. Romantizmi pek sevmem. O yüzden burun kıvırmıştım kitaba. Niye benim payıma bu düştü diye canım sıkılmıştı. Zaten kitabın adından da sonu belli değil miydi bu aşkın, ne gereği vardı bu kadar kalın bir kitabı okuyup incelemeye... Hani tükürdüğünü yalamak diye bir deyim vardır ya, heh işte onu gerçekleştirdim. Hem de üç kere... Yani o tuğla gibi kitabı üç kere okudum. Benim için değerli olan insanlara da okuttum. Beni hem Vedat Türkali gibi bir usta yazarla hem de bu romanla tanıştırdığı için hocama da çok minnettarım. Kulakları çınlasın.

* Ankara'da siyasi olayların fokur fokur kaynadığı bir fakültede okuyan ve bu durumlardan çok da uzak kalamayan bir üniversiteli olarak kitaptan etkilenmemem elde değildi zaten. Haftalarca beynimin içinde Günsel ve Kenan'ın iç sesleriyle okula gidip geldim. Kitabı okumuş olanlar neden bahsettiğimi hemen anlamışlardır.

* Peki kitap bir aşk romanı mı gerçekten? Tam olarak hayır. Arka fonda siyaset dönerken ön tarafta yasak bir aşk peydah olur. Günsel ve Kenan'ın aşkı... Öyle anlar gelir ki arka fonda aşk sessizce ilerlerken; ön tarafta politik oyunlar, siyasetin kirli yüzü ve darbeli günlerin acısı peydah olur. O yasak aşk da payını alır bundan. Kitabın sonunu belirler. Eğer bir aşk romanı beklentisi içinde okursanız hayal kırıklığı yaşatabilir size ya da siyasi bir roman olarak okursanız tatmin olamayabilirsiniz. Aşkı, güvensizliği, siyasi romantizmi, insan ilişkilerini, kişilerin iç dünyasını ve ülkemizin yakın tarihinden kesintileri barındırır bu kitap...

* 27 Mayıs 1960 askeri darbesi öncesi Türkiye'sindeyiz.... İnsanın kendi babasına bile güvenmediği, her an herkesten şüphelenildiği, solcuların rakı sofralarında memleket kurtardığı, akşam vakitlerinde köşe başlarında isimsiz ölümlerin olduğu, yaklaşan darbenin ülkeye göz kırptığı günler... Yıllar öncesinde karakolda yediği iki tokat darbesiyle arkadaşlarını satan, çevresindeki herkese ve özellikle kendisine olan güvenini yitirmiş eski bir devrimci Kenan ve işçi sınıfı fakir bir aileye mensup gururlu, başı dik ve bir o kadar da inatçı bir devrimci olan üniversiteli Günsel arasında hiç beklenmedik zamanda alevlenen bir yasak aşkla başlar kitap. Herkes sıradan çalkantılı bir aşk hikayesi beklerken olaylar birden beklenmedik hal alır ve okun yönü ülkedeki çalkantılı olaylara döner.

* Romanı bende etkileyici kılan en önemli şey Vedat Türkali' nin kalemi oldu. Çünkü çoğu yerde karakterlerin iç sesleriyle anlatmış olayları. Adeta kitabı okumuyorsunuz da o kişinin beyninde yaşıyormuşsunuz gibi. Kendilerinden en emin oldukları durumlarda bile aslında beyinlerinde ne fırtınalar koptuğuna şahit oluyorsunuz. İyi yönleriyle kötü yönleriyle karaktere kendinizi yakın hissediyorsunuz.

* Zaten kitaptaki karakterler çoğu romanda olduğu gibi iyilik timsali kahramanvari tipler değil. Çünkü kolaydır sağlam kişilikleri anlatmak. Yüzeysel, hata yapmaya meyilli - hatta karaktersiz ve ahlaksız da diyebiliriz -siyasi romantizmin dar kalıplarında sıkışıp kalmış sıradan insanları anlatmak ve sevdirmek zordur. En basitinden baş karakter Kenan... Yeri geliyor kendisine "Hay senin kalıbına tüküreyim, sen nasıl bir erkeksin?" diyorsunuz. Hatta bir röportajında Vedat Türkali de Kenan'a nefret kusmuştur. İlk okuduğumda ben de kendisine çok kızmıştım ama ikinci kez okuduğumda, kendimi Günsel'in yerine koyunca çok sevmiştim Kenan'ı.

* Kitap hakkında daha teorik bilgiler verecek olursak, Vedat Türkali' nin ilk romanıdır bu. Vedat Türkali'yi gerçek bir yazar yapmıştır. Küçük burjuva duyarlılığı olan Vedat Türkali bunu da romanına yansıtmıştır. Güven olgusu üzerine yazdığı ilk romanıdır ayrıca. Bu konuda bu kadar hassas olması hem Kenan gibi bir karakter yaratmasına hem de "Güven" isimli iki büyük ciltlik eser daha yazmasına neden olmuştur. O çok meşhur "Bekle Bizi İstanbul" şiirini de ilk bu kitapta yayınlamıştır. Kitapta yarattığı Baba karakteri Hikmet Kıvılcımlı'ya, üniversite olaylarında ölen üniversiteli genç karakter de Turan Emeksiz'e işaret eder.

* Bir Gün Tek Başına demiş ya Vedat Türkali kitabın adına, aslında kitaptaki bütün karakterler iç dünyalarında yalnızdır. Tek başlarına... Ve bir gün hepsi dış dünyalarında da tek başına kalmaya mahkum olacaktır.

* Ne zaman aklıma gelse hep sorgularım aslında. Ahh Kenan... Çelmeseydin Günsel'in aklını ne olurdu? Peki Günsel? Kanmasaydın Kenan'a ya da güveneceksen sonuna kadar güvenseydin, böyle mi olurdu? Hadi bunlar karakterdi ve kurguydu diyelim. Ya güzelim ülkem? Nasıl günlerden geçtin ki böyle, yerde gezen karıncandan tut gökte uçan kuşuna kadar hayatlarını tarumar ettin!

* Eğer hala Vedat Türkali ile tanışmadıysanız, zaman kaybetmeyin ve bu kitabıyla başlayın derim.

* Kitabı ilk okuduğum ve incelediğim dönemlerde çokça çalınan bir şarkıyı da paylaşmak istedim sizinle. Her ne kadar tarzım olmasa da o dönemlerde ne zaman duysam, meyhane havasından mıdır, içinde okuduğu şiirlerden midir nedir bilmiyorum ama Günsel ile Kenan aklıma gelirdi. Hala duydukça kitaptaki yaşananları hatırlamamam mümkün değil.

* https://youtu.be/sWy8X_7GA_k

* Son olarak; Vedat Türkali' nin bu kitabında hem aşkı hem siyaseti nasıl da harmanladığını gösteren bir alıntıyla bitirmek istiyorum yazımı. Romanın can alıcı bir yerinde şöyle der Kenan:
"Ülke sallanıyor,
iktidardakiler sallanıyor,
herkes bir şey bekliyor.
Ben Günsel'i bekliyorum..."
Kalemler ustalaştıkça üzerine söz söylemek de aynı oranda zorlaşıyor. Geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan Vedat Türkali de bu isimlerden...

Bir Gün Tek Başına, 60 Darbesi döneminde geçmektedir. Hani bir söz vardır, "Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin"; işte bu cümlede bahsi geçen devir sanırım o devirdir. Kimin polis kimin halk, kimin sağcı kimin solcu ya da kimin güvenilir kimin ispiyoncu olduğunun bilinmediği bir dönemdir. Ne sevgili, ne arkadaş ne de ekmeğini bölüştüğün dosta güvenebilirsin... Ve bu dönemde filizlenen bir yasak aşkı konu almaktadır kitap.

Kitabın ilk yarısı karakterlerin ve kurgunun oturması adına daha çok bu yasak aşk üzerine kuruluydu. Kisisel olarak mantıksallaştıramadığım bir durum olduğu için de günün sonunda karakterleri özümseyemedim. Ancak ne zaman ki ilişki, sayfalardaki ağırlığını kaybedip yerini daha çok arka planda kalmış olan siyasi olaylara bıraktı, o zaman kitaptan aldıüım zevk de katlandı.

Usta'nın kalemine, diline söyleyecek zaten lafım yok. İyi ki yazmış...
Türkali'nin başyapıtı olan bu kitap, 1960 Darbesi öncesinin siyasal ve toplumsal olaylarına ışık tutuyor. Günsel: cesaretli, kararlı genç,sol görüşlü bir kız. Kenan: korkak,çelişkili,orta yaşlı, evli bir erkek. Günsel pratikte, Kenan teorikte sol görüşün temsilcisi. Günsel ve Kenan ekseninde gelişen olaylar Türkali'nin üslubunda doruğa ulaşıyor. Kenan ve Günsel'in iç sesleri gerçekçiliği daha önce görülmemiş bir boyuta taşıyor ve okurunda inanılmaz bir tat bırakıyor. Kitabın sonu çok çarpıcı bir şekilde güven duygusunun sorgulanmasının aynı zamanda o dönemin sosyolojik yapısının bir göstergesi. İnsanların en yakınından şüphe ettiği yılların kanıtı niteliğinde. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bu kitap yazıldığı dönemde o kadar etkili olmuşturki 1970'lerin ortalarından sonra doğan kız çocuklarına Günsel ismi konulmaya başlanmıştır. Son olarak değineceğim Türkali'nin Bekle Bizi İstanbul şiiri nin kitapta yer alması yazarın çok yönlülüğüne ve kişiliğine bir selam niteliğinde.

Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniye'nle bekle.
Parklarınla,köprülerinle,kulelerinle,meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle.
Ve bir kuruşa Yeni Hayat satan
Tophane'nin karanlık sokaklarında
Koyun koyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi.
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi.
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanatını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın.
Sevgili yazarımız Vedat Türkali'nin okuduğum güzel romanlarından biri.
744 sayfa olması sizi korkutmasın. O kadar akıcı bir dil ve konu bütünlüğü var ki nefes almadan okuyorsunuz resmen kitabı.
Kitapta 1960 dönemi Türkiye'si ve bir aşk hikayesinden bahsediliyor. Kitabı okurken o darbe dönemlerini resmen gözünüzde canlandırabiliyorsunuz.
İsterdim ki mutlu sonlar olsun hayatlarda ve romanlarda; ama maalesef kitabı bitirmenin ve mutsuz sonun burukluğunu yaşadım.
Her sayfasını merakla okudum. Kesinlikle herkesin okumasını tavsiye edebileceğim bir eser.
https://violetpetrichor.blogspot.com.tr/...r-gun-tek-basna.html

Öğretmenlikten ihraç edildikten sonra eşinin desteğiyle kitapçılığa başlayan eski devrimci, 'yılgın küçük burjuva' Kenan ile incelikli, sakin, kararlı, inançlı, inatçı felsefe öğrencisi Günsel'in aşkı, 1960 darbesinden sekiz ay önce başlıyor ve darbeye bir gün kala sona eriyor.

Öğrenciyken, komünist örgüt üyesi olmakla suçlanarak gözaltına alınan Kenan karakteri, Vedat Türkali'nin, bu ilk romanının ardından gelecek diğer kurgu eserlerinde sıklıkla karşımıza çıkacak olan ve ülkedeki siyasi gelişmelere karşı olan aydın-burjuva duyarsızlığı ile kaypak devrimcilere yönelttiği eleştirinin ilk örneğidir. Polisle -devletle- yaşadığı bu ilk tecrübenin ardından devrimci çevresinden uzaklaşmış, kendi ailesini kurmuş ancak kendi hayatını, kelimenin tam anlamıyla uzaktan izleyen; ne ailesiyle, ne arkadaşlarıyla ne de yaptığı işle bir türlü bağdaşamamış, iradesiz, başından hiç eksik olmayan küçük gri bulutuyla çökük omuzlarına durmadan yağmur yağan huzursuz, huysuz, bir çıkış yolu bulamadığı zaman şiddete bile başvurabilen bir adamdır.

"Kişiliğinde çelişik eğilimler barındıran, duygu ve düşünceleriyle hayat pratiği arasındaki mesafeyi bir türlü kapatamayan Kenan'ın maddi pratiklerinden çok iç yaşantısı üzerine kurgulanan roman, bu iç yaşantının, o dönemin küçük burjuva aydınının genel insani durumunu temsil edişiyle Kenan'a hem bir karakter hem de bir tip niteliği kazandırıyordu." (insanokur.org, A. Ömer Türkeş).

Kenan öylesine 'arada kalmış' bir karakterdir ki, Günsel ile ettiği kavganın ardından kendini şehre uzak işçi mahallerine sürüklenmiş olarak bulduğunda, devrimci, 'halktan yana' duyguları alkolün de etkisiyle içinden taştığında, gecenin sonunda aslında hiçbir yere ait olmadığını hem bedensel hem de ruhsal acı eşliğinde keşfeder. Kenan'ın işçilere bakışı ayakları yere basmayan romantik aşık havası taşır. İşçilerle arasında geçen diyaloglardaki ayrılıklar, Kenan'ın olmayı istediği yerden ne kadar uzakta olduğunu trajik/komik bir şekilde gösterir.

Günsel ise Kenan'ın her açıdan zıddı bir karakterdir. Kararlı ve inatçıdır, her şeyden önce. İnançlı bir devrimcidir ve dönemin öğrenci hareketlerinin tam ortasında yer alır. "... Günsel, düşünceleri, dinamizmi ve olaylar karşısındaki cesur tavrı ile Kenan'ı etkiler. Kenan'ı Günsel'e iten bir başka önemli unsur da bu genç kızın aile ve arkadaş çevresidir. Ağabeyi, ağabeyinin 'Baba' lakabıyla anılan arkadaşı, işçiler ve üniversite öğrencileri Kenan'ın düşünce ve duygu dünyasını alt üst ederler." (İki Roman, İki Bakış, Bir Siyasi Olay; Tülin Arseven)

Kenan'ın karısı Nermin ve bir türlü anlaşamadığı halde arkadaşlığını inatla sürdürdüğü Rasim ise ülkenin 'öbür yüzünü' temsil eder. Eşinin isteğiyle, kızının doğumundan sonra işini bırakan, evine ve kocasına bağlı Nermin ile iktidarla 'iyi ilişkileri olan', yaşam tarzıyla devrimci hareketin tam karşısında yer alan Rasim ise Kenan'ın içinde bulunduğu 'arada kalmışlık' hissini daha da pekiştirir.

"Roman sadece dönemin siyasi yaşantısını ve karakterlerin aşkını başarıyla anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda karakterler üzerinden insan psikolojisine ve davranışına yönelik derin çözümlemeler sunuyor. Dönemin karanlık ve boğucu yapısındaki özgürlük arayışı bu çözümlemelerle birlikte okuyucuya geçiyor." (http://www.soylentidergi.com)

Günsel'in ağabeyi Hasan'ın arkadaşı ve yakın çevresinde saygı gören 'Baba' karakteri, esas itibariyle Vedat Türkali'nin yansıtıcı bilincidir. TKP, toplum, devrimci hareket gibi konularda ana karakterleri bilgilendirir, yönlendirir. Bu karakter, her birinde farklı isimler altında kurgulanmış olarak yazarın diğer kitaplarında yeniden ortaya çıkar.

Romanın -ve yazarın diğer tüm romanlarının- arka planında tarihsel ve siyasi gerçeklerden örülmüş bir ağ vardır. Yazar, eserin kurgulandığı dönemde yaşanan olaylardan yeri geldikçe bahseder ancak romanın önüne geçmesine izin vermez; bu olaylar ana başlıklar halinde verilir. Böylece ülkenin içinde bulunduğu karışık durum okuyucu için genel hatlarıyla resmedilir.

Kaynaklar:
http://www.edebiyatvesanatakademisi.com
http://www.insanokur.org
http://www.edebiyatdefteri.com
http://www.soylentidergi.com
Tülin Arseven, İki Roman, İki Bakış, Bir Siyasi Olay: Bir Gün Tek Başına ve İzmir'in İçinde Adlı Romanlarda 27 Mayıs İhtilali
Yazar romanında; Çelişkiler Türkiye'sinde 1960 darbesine giden bir süreci, öğrenci olaylarını, idealist devrimci kız Günseli ve Kenan'ın aşkını yalın bir dille anlatmaya çalışmış. Karakterlerin yaşadığı iç çatışmalar çok gerçekçi bir şekilde aktarılmış. Kitabın ana karakterinin yaşadığı bütün pişmanlıkları, kararsızlıkları, güvensizliği siz de içinizde hissediyorsunuz. Onunla beraber sizde sürükleniyorsunuz gerçekten güzel bir roman. Okumayan arkadaşlara tavsiye ederim.
.
Herkesin kitaplığında olması gereken bir kitap. O kadar güzeldi ki hiç bitmesin istedim. Ön planda aşk arka planda siyaset olan bi roman. Evli olmasına rağmen Kenan’a hiç ama hiç kızamadım. ne güzel sevdin Günsel’i...
Ben inandım Günselin güzelligine, Kenanın samimiyetine.Ne güzel ne yalındı anlatım. Aşkı anlatmadı hissettirdi. Dönemi anlatmadı yaşattı. Günsel! Derken ismin ahengini bile sevdirdi Vedat Türkali. İçsesleri getirdi yerleştirdi içime. Belirginleştirdi yeşertti içimde. Kitap daha bitmedi. Yorum yapmak için sabirsizligimi yenemedim. Çelişkiler, yalnızlık, çürümüşlük, yalınlık .. Ellili yıllar ama bunlar hiç yabancı değil yaşadığım döneme!
Vedat Türkali- Bir Gün Tek Başına

#alıntı
“Aldatıyorum seni.. korkuyorum kaçıvermenden, iğrenerek bakmamdan. Küçük burjuva duygululuğuma tükürmenden korkuyorum. İmzalayıverdim Vatan Cephesi bildirisini. Hem de budala bir kadının söyleviyle. Alanlarda bilinçsiz, kara kalabalıkları da duygusal söylevlerle böyle kandırıyorlar. Onlardan biriyim işte ! Hem aydın hem de bilinçli ! “

“Senin Küçük-burjuva duyarlılığın..”


1960’ların direnişçi, cesur, Devrimci gençleri. Hepsi birer tarih yazdı direnişleriyle. Aralarından birini anlatıyor kitap adı Günsel. Tam bir kadın direnişçi. Her hücresiyle Devrimci. Birde Kenan var tam ona zıt, yine Devrimci oda ama biraz korkak, kendi halinde hatta bazen burjuva. Öyle de güzel bir adam ki. Tesadüf aynı ortamda bulunuyorlar, tanışıyorlar ve aşık oluyorlar. Çok güzel bir aşk var aralarında. Tutku dolu. Fazla seviyorlar birbirlerini. Bir yandan deli gibi direnişe devam ediyor Günsel, diğer yandan aşkını yaşıyor.. Olaylarla dolu günler ayırıyor onları araya özlem giriyor bazen.. Sonra mı ? Sonrası acı, hüzün, öfke, yıkılış ve yine aşk..


Okurken kendimden bir parça haline geldi kitap. Her gün azar azar okudum. Yaşar gibi. Hissettim herşeyi tek tek, her duyguyu. Derinden etkiledi, sarstı beni. Lütfen okuyun bu kitabı sizde.. Keyifli okumalar ️
Bu ve diğer kitaplarını çok severek okudum.Benim için edebiyatta Vedat Türkali ve Yaşar Kemal birinci sıradadır.Yaşar Kemal'i kaybettik ,Vedat Türkali sen çok yaşa.
Arka fonunda siyaset ön fonda ise bi aşk.Bi çırpıda okunuyor okunmasına da geriye sadece aşk ve bir devrim kırıntısı bırakıyor arkasında.
Okuduğum ilk Vedat Türkali kitabı. Dili çok rahat, sade bir kitap. Okunma ve olayları açısından gayet sade bir dille yazılmış. Siyaseti romanda olayların içine sıkıştırması okuyucuyu sıkmıyor. Vedat Türkali'nin okuduğum ilk kitabı olduğu için iyiydi diyebilirim. Umutlarda buluşmak dileğiyle:)
.. boynuna sarılmak, öpmek öpmek, acıyan yaralarını göstermek, çektiklerini açık açık anlatmak ona, kapkara bir dünyaya birlikte sövmek onunla..
"Taşları sürekli dönen bir değirmendir kafa dediğin, arasına bir şey koymazsan, kendi kendini öğütür, bitirir."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Gün Tek Başına
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
752
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053140177
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Bir Gün Tek Başına
Bir Gün Tek Başına
Bir Gün Tek Başına
Vedat Türkali’nin edebiyatımızda klasikleşen eseri Bir Gün Tek Başına, toplumun kargaşasında birbirlerine tutunan insanların dramını ve umudunu anlatıyor:

“Ağır ağır çıktı odadan, banyoya girdi, şofbeni yaktı, suyu açtı. Büyük bir gürültüyle akan suya baktı, elini tuttu, ılıktı tam istediği gibi. Fakat yine de bir türlü giremiyordu suyun altına. Değişmek istemiyorum da ondan. Bu suyla birlikte içindeki her şey akıp gidecek. Sonra yavaşça girdi. Hiçbir şeyin akıp gideceği yok. Ne kolay öyle! Korkaksın da ondan. Her şey hemen değişiversin istiyorsun. Sanki daha mı iyi olurdu? O zaman da peşinden koşar, bir türlü yetişemezdin. Şimdi de geri kalıyorum; bak şimdi de… Altından çekiliverdi, çok kızmıştı su. Gözlerindeki sabunları akıtmak için uzattığı eli bile zor dayanıyordu. Sende iş yok oğlum. Bu sıcak, beriki soğuk… Öteki sert, beriki yumuşak… Ömrünce sınırda kalacaksın. Sende iş yok oğlum, sende iş yok… Biraz ferahlamıştı. Şofbeni ayarladı, tekrar girdi suyun altına. Her vakit böyle olurdu. Sonunda dönüp dolaşıp kesinlikle kendini suçladı mı bitirirdi. Söyleyecek söz kalır mı? Ben, böyleyim… Bitti… Artık savunma bile boşuna. Değil mi ki değişmez… O vakit bırakırsın yaşamayı kendi yoluna, yürür gider. Sonra yine kımıldamaya başlar birikenler. Sonra yine kızgın su. Ya da bir diş ağrısı. Ola ki bazı görmeden bastığın asfalta yayılmış yemyeşil bir balgam. Bir vapurun kaçması…”

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 748 okur

  • Hale
  • Nazlı Doğan
  • Asme Vejino
  • vedat Özğan
  • Zeki GÜZEL
  • ali baran tanrıkulu
  • Hande Kırkımcı
  • Özgür Coşkun
  • Mine
  • Votkalivirgul

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.6
14-17 Yaş
%0.9
18-24 Yaş
%6.9
25-34 Yaş
%24.8
35-44 Yaş
%40.8
45-54 Yaş
%16.3
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.9
Erkek
%35.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.9 (142)
9
%22.8 (72)
8
%15.5 (49)
7
%6 (19)
6
%3.8 (12)
5
%0
4
%0.3 (1)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları