Bir İdam Mahkumunun Son Günü

·
Okunma
·
Beğeni
·
172,3bin
Gösterim
Adı:
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Baskı tarihi:
8 Ocak 2016
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754066630
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le dernier hour d’un condamne
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Salonun dibindeki yargıçlar, yakında işi bitireceklerinden olmalı, keyifli keyifli, kurulmuş oturuyorlardı. Camdan yansıyan bir ışınla aydınlanan başyargıcın yüzünde bir rahatlık ve iyilik havası vardı; genç bir savcı yardımcısı dik yakalığı ile oynayarak, lütfedilip arka sıraya oturtulmuş bulunan gül rengi şapkalı bir hanımla sohbet eder gibiydi.

Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Victor Hugo'nun (1802-1885) idam cezasının hem trajik ve hem de saçma yanını göstermeyi amaçladığı bir gençlik yapıtıdır. Yapıt bu yönüyle önem taşımakla birlikte birinci tekil şahıs ben ile yazılmış ilk roman olma özelliğiyle yol açıcı bir öncüdür. Roman kahramanının da söylediği, bir tür zihinsel otopsi olan bu romanda, modern edebiyatın ilk iç monoloğudur.

"Bu yapıt Charles Dickens’i ömür boyu etkilemiştir. Dostoyevski kurşuna dizilmek üzere idam mangasının silahlarıyla burun burunayken bu yapıtı anımsamıştır.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü bir insanın için için kendi kendiyle konuşması, türünün başyapıtı; Victor Hugo’nun bugün bile en çağdaş eseridir." (Graham Robb)
136 syf.
Victor Hugo'nun romanlarında en çok kullandığı ''sefil'' sözcüğünü ilk kez bu romanda kullanmıştır.Hugo bundan yaklaşık iki asır önce idam gibi korkunç bir cezalandırmanın insanlığa faydası olmadığını fark edip toplumu bilinçlendirmek için yazmıştır ve ilk basıldığında ismini saklamıştır..O devirdeki insanların idamı zevkle izlediğini vurgulamış ve bunu eleştirmiştir.Bir insan ne kadar da büyük suç işlerse işlesin idamı hak etmediğini ve yok etme gücünün sadece tanrıya özgü olduğunu savunur.Cezayı verip insanı yok etmek yerine suçluları iyileştirmeyi öğütlemiştir.1829 yılında verdiği bu öğütler ancak 1982 yılındaki sosyalist parti tarafından gerçekleştirilmiştir.Kitapta ne zaman öleceğini bilen birinin çevresini nasıl algıladığı ve hangi içsel süreçleri yaşadığıyla edebi bir şekilde karşılaşıyoruz. Okunması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorum.
136 syf.
İNTİKAM ALMAK BİREYSELDİR, CEZALANDIRMAK TANRI'NIN İŞİDİR!

Nike'ın ünlü sloganı ''JUST DO IT'' bir idam mahkumunun son sözü imiş. Sadece yap!

Tarih : 15 Mart 1832, 186 yıl önce!

Yer : Dijon / FRANSA

Gelişmiş bir Fransa'da adaleti sağlayacak idam şartları:

1-Bir adet suç
2-Mahkeme - Jüri
3-Bicetre Hapishanesi
4-Temyiz sonrası edebiyatı
5-Greve Meydanı
6-Cellat
7-Giyotin
8-Alkış
9-SON

Asılsız bir iddianame bu! Biletler tükenmiş Greve Açık Hava Tiyatrosu'nda. Bulutların güneşi saklamadığı nitelikli bir gün. İçindeki soluğun hava ile buluşması için eşsiz bir fırsat. Günlerdir soğuk odaları resmeden bir zihne ilaç olacak cinsten. Bugün geriye kalan ömrün ilk günü. Bir yandan da geriye kalan ömrün son günü. Meydan şimdilik boş. Tek eğlenebildikleri ve yargılarını savurabildikleri alana ne erken ne de geç gelirler. Ancak muhakkak gelirler. Saatler sayılmadığında çabuk geçer. Sayılı zamanın çabuk geçtiği de az biraz efsane. Tüm düşünceler uğultular eşliğinde kalpten beyne taşınıyor. Bu taşınma olası bir sonun öncesini temsil ediyor. Temyiz sonrası bir nevi bu sona hazırlanmış tüm beden. Ah insanlar! Ölüm 3-4 km ötende seni seyrediyor ancak hala kalabalık içte düşük profil. Onlar okumamış, onlar cahil, onlar en öndeki adamın sesini taklit eden çıkarcı bir sürü. Bütün bunların ne önemi var? Biraz sonra milyonlarca bilgiyi ve düşünceyi sakladığım beynimi sol lobu ile birlikte evrende bırakacağım. Bavulumu çoktan topladım. Ruhumu da alıp gideceğim Greve Meydanı'ndan.

Ruhumu alıp, kafamı bedenimden ayrı dünyaya bırakınca tüm dünyada görülür bir temizlenme olacak. Meydanda toplanan insanlar bundan ibret alıp bir daha suç işlememek adına kaderle anlaşacaklar. Anneler, babalar, eşler, çocuklar üzülmeyecek. Sonsuza kadar süren bir iyilik kaplayacak evreni. Yaşasın dünya, yaşasın kalabalıklar! Bir soluk eksildi paylaştığımız nefeslerden. Lütfen celladı alkışlayın... (Kitaba dair içimden geçenler)

Victor Hugo'yu herkes Sefiller adlı kült kitabından bilir. Determinizm (belirlenimcilik) ve hümanizm akımlarının neferlerinden biri olup, işbu eserini 26-27 yaşlarında kaleme almıştır. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere her okur kahramanın öleceğini bilerek kitabı okur. Ancak kitabın içine girince apayrı duygular karşılıyor sizi. Beklentiler, inişler - çıkışlar, empati, duyarlılıklar. Ne diyebilirim ki tam anlamıyla dağıldım.

Konumuz idam olunca akla sorular sorular sorular geliyor. Toplum nedir? İnsan nedir? Adalet nedir? Kendimizi bildik bileli bir hengamenin içindeyiz. Bir insan olarak toplum odaklı bir yaşam sürüyoruz. Kader döngüsünün de bir sonucu olarak nedenler ve sonuçlara sahibiz. Pratikte suç işlemek diğer tüm eylemlerin kafada sonuçsuz olarak kaldığı bir yerde devreye giriyor. (Çoğu zaman)

Dünya nüfusunun %60'ının yaşadığı Çin, Hindistan, ABD ve Endonezya'da idam cezası yasaldır. Bu demek oluyor ki dünya nüfusunun %60'ı her an ölüm cezası ile karşı karşıya. Minicik sabilere yapılan insanlık dışı saldırılardan sonra idam da ülkemizde çokça konuşulmuştu. İdam cezasının olumlu ya da olumsuz sonuçları her zaman bir tartışma konusu olmuştur.
Ancak bu konuda uzlaşma noktasına varmak neredeyse imkansız. Aslında yargı ile mantık aynı masaya otursa büyük bir uzlaşı ile kalkabilirler. Ancak kabullendiğimiz yargılar ile her insanda farklı tezahür eden mantık insanlığın varoluşundan beri ortak bir noktaya varamamışlar. Adaletin uygulanabilirliği, şeffaflığı da altta kalanın canı çıksın oyununa istinaden her daim kirliliğini korumuştur. Düşünün tazminattır alamazsın yaşamın devam eder, alacak davasıdır kaybedersin alamazsın yaşamın devam eder, haksız bir hapis cezası hayatın yine bir şekilde devam eder. Ancak idam cezasının ne tür bir geri dönüşü olabilir? Bu konu öyle uzaaaar gider. Semih beyin #31306783 nolu gönderisini bir okuyun derim.

Fransız edebiyatı'na Balzac ve Emile Zola ile biraz soğuk bakar olmuştum. Sefiller'i yıllar önce okumuş etkisinden uzun süre çıkamamıştım. Yeniden ele almam gerekiyor sanırım :) Keyifli okumalar dilerim.
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (12,8bin Oy)11,7bin beğeni48,2bin okunma87bin alıntı349,9bin gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.2/10 (7,7bin Oy)7,1bin beğeni28,7bin okunma38,4bin alıntı166bin gösterim
  • Ermiş
    8.3/10 (8,9bin Oy)7,9bin beğeni30,5bin okunma65,6bin alıntı131,7bin gösterim
  • Bir Çöküşün Öyküsü
    7.7/10 (8,7bin Oy)6,9bin beğeni34bin okunma20,6bin alıntı93,3bin gösterim
  • Amok Koşucusu
    8.1/10 (13,8bin Oy)12bin beğeni51,9bin okunma31,6bin alıntı493,7bin gösterim
  • Dava
    7.7/10 (6,5bin Oy)6,1bin beğeni28bin okunma15,3bin alıntı149,4bin gösterim
  • Korku
    8.5/10 (12,9bin Oy)11,4bin beğeni45,4bin okunma29,6bin alıntı149,3bin gösterim
  • Ay Işığı Sokağı
    7.5/10 (6,5bin Oy)5,2bin beğeni26,8bin okunma12,7bin alıntı89,6bin gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.9/10 (12,7bin Oy)12,5bin beğeni43,2bin okunma38,6bin alıntı267,1bin gösterim
  • Denemeler
    8.6/10 (6,3bin Oy)6,8bin beğeni26,6bin okunma75,6bin alıntı119,2bin gösterim
136 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan·Ne Okusam'dan
Bir İdam Mahkumunun Son Günü/Vıctor Hugo
Kitabın adı bile konusuna dair detay veriyor aslıda. O yüzden aman konusunu anlatmayayım çabası içerisine girmeden yorum yapmaya çalışacağım. Kitap uzunca bir önsözle başlıyor. Sabırla okumanızı tavsiye ederim. Çünkü dönemin adelet sisteminden ve siyasi hayatından bir çok bilgi içermekte, böylelikle kitabın konusuna daha hakim olacak ve anlamanıza yardımcı olacaktır. Yazar idama mahkum olan bir gencin neler hissedebileceğine dair ne kadar çok duygu varsa kaleme dökmüş, bir nevi mahkumun iç sesi olmuş. Bir insanın ölüme giden yolda neler hissettiğini muazzam ifade etmiş. Bu konuda takdiri hak ediyor. Boşuna klasikleşmiş bir eser değil anlayacağınız.
Tüm bunlar bir kenara, sizlerden aklıma takılan işin içinden çıkamadığım konu hakkında yardımınızı rica ediyorum!
Dönemin adalet sisteminde idam var, belli başlı suçlar işlenirse cezası ölüm. Dönemin şartları göze alınırsa yazar büyük cesaret örneği sergilemiş ve kendi dünya görüşüne ters olan ölüm cezalarını insani bulmadığı için bir protesto niteliğinde bu kitabı kaleme almış.
Kendi görüşlerimi bir kaç kelime ile ifade etmek isterim; savaşın her türlüsüne, yakıp yıkmaya, can almaya, zulme karşı biriyim. İnsanların insanca yaşamaları en büyük arzum. Hal böyle olunca evet idam bir insanın yaşam hakkını elinden almak gibi duruyor. Acıkcası kitabi okurken çok fazla çelişkide kaldım ve bu yüzden yardım talep ediyorum...
Bir bebeğin ırzına geçip her türlü işkenceyi yapan bir caninin yaşam hakkı olmalı mı?
Genç bir kadın, amacı okuldan evine gitmek olan ve şöför tarafından tecavüze uğrayıp öldürülen bir kadının katili ölümü haketmiyor mu?
Sadece canı adam öldürmek istediği için, sırf zevk için adam öldüren güzünü kan bürümüş bir katil ölümü hak etmiyor mu?
Tüm bu sorulara cevabınız hayır ise, peki bu saydıklarım sizlerden birinin yakını olsaydı yine böyle mi düşünürdünüz?
İnanın ben tüm bu sorulara cevap verdim ve ailelerinin yerine de koydum kendimi fakat bir çözüm bulamadım!!!

Sevgiyle ve kitapla kalın...
136 syf.
·9/10 puan
Merhabalar dünya edebiyatının değerli taşlarından olan Vıctor Hugo’nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü’nü yazar ilk yayınladığından isimsiz olarak yayınlamıştır.Kitapta yer alan mahkumun ismi de belirtilmemiştir ve mahkumun ölmedeb 6 hafta öncesinde yazdıklarını okumaktayız.Mahkumun o zaman içinde bulunduğu zihinsel ve bedensel ruh halinin en ince detayına kadar hissediyoruz.Yazar kitap sayesinde kendi görüşlerini de belirtmektedir bir suçlusunun suçu ne olursa olsun idam olmaması gerektiğini savunuyor.O dönemin Fransa’sında ağır suçların cezası mahkumun giyotinle başının gövdesinden ayrılması yöntemi kullanılmaktadır.Yazarın idam konusunda tek eleştirdiği şey bakanlar için idamın kaldırmış olmasıdır.Birde giyotin ile mahkumun öldürülürken halkın acımasızca hiç bir şey olmuyorcasına acımasız bir şekilde izlemesini eleştirilmektedir.
Keyifli Okumalar Dilerim
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Victor Hugo'dan kısa sayılabilecek ama insanda çok derin izler ve düşünceler bırakan bir eser. Bir idam mahkumunun, mahkumiyetinden, giyotinle idam edilişine kadar geçen zamandaki iç dünyasını yansıtan muhteşem bir kitap.

Yazar burada, bu durumdaki bir insanın yaşayabileceği duyguları belkide en hafif şekliyle bize yansıtıyor. Çünkü böyle bir olayda insanın soğukkanlı ve her şeyi kabullenişi gibi bir duygu seli içerisinde olması mümkün değil. Örneğin: ölümüne saatler kala insan, bırakın rüya görmeyi uyuyamaz bile. O yüzden de buradaki anlatım bana göre o insanın yaşayabileceği en hafif iç duygularıdır. Ama buna rağmen, bu kadar hafif anlatım bile okuıyucu üzerinde, acı bir duygusallık ve idam karşıtlığı sağlamaya yetiyor. Zaten yazarında vermek istediği mesaj idamın ne kadar acı ve gereksiz bir ceza olduğunu bildirmektir. Bunda da insan vicdanında başarıya ulaşıyor ama gerçek dünya da maalesef dileği gerçekleşmiyor. Çünkü dünyanın bir çok ülkesinde her gün bu acılar yaşanmaya devam ediyor.

Ben kitabı, insanın iç dünyasında gerçekten derin izler bırakan bir kitap olarak değerlendiriyorum ve kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum.
106 syf.
·3 günde·10/10 puan
Bize ‘Ölmek mi kolay, beklemek mi? ya da ‘Ölmeye hazırlıklı mıyız?’ sorularını sorduran kitaba kalbimde oda kurdum, çatı katında ve yeri hiç değişmeyecek.

Okuduğum her kitaptaki kahramanla empati kurma hastalığım bu kitapta hiç içime yaramadı. Önsöz’den başlayarak yaklaşık 30.sayfada başladı kalp atışlarımın yan odadan duyulması :))

Günümüz ‘tecavüz suçlarına idam cezası gelsin’ fikrini savunan ben, mahkumun işlediği suçu, cezasını çekmesi gerektiği, fiilinin ne olduğu ya da yanlışlığını düşünmeden, başından son ana kadar duygusal parçalanmaları benliğimde hissettiğim bir okuma oldu.
İdam cezasından çok bu durumu merasim haline getiren kesimi, günümüz insanına benzetmemek aptallık olur.
Nerde acı çeken, derdini anlatamayan bir insan görseler ellerinden hiç bırakamadıkları telefonlara saldırıp kendilerine gıpta etmelerini istedikleri takipçileriyle paylaşır ve bundan haz alan kesim vardır ya, aha işte tam da bunu kastediyor Hugo.
26 yaşında bu kitabı yazarken böyle dâhi insan sarraflığı,yüzyıllar sonra bile insanın değişemeyeceğini benzersiz örneklerle insana düşündürmesinin başarısına şapka çıkarmamak mümkün değil.

Gerçekten tüm cezalar kalkmalı mı, tüm suçlular rehabilitasyonla iyileşebilir mi?
Bu soru için henüz kafamda net bir cevap oluşmasa da, kitabın ben de bıraktığı tat hep farklı kalacak.
Ama umarım belirtilmeyen suç cana ya da ırza geçme değildir.
O zaman idam cezasına olumlu baktığımı söylemeden edemeyeceğim.

Saat 4, kalem kağıt sustu, giyotin konuştu ve Halk coştu, merasim bitti...
118 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabın uzun bir önsözü var öyle bir, iki sayfa değil ama okumanızı öneriyorum. O dönemin koşullarını, siyasi bilgileri aktaran Fransız edebiyatının en ünlü yazarlarından biri olan sanatçı, idam ile yaşamına son verilen bir mahkumun son gününe kadar yaşadığı tüm duyguları bize aktarıyor.
İdam kararı verilen bir mahkumun kendi diliyle anlattığı, kararın alındığı andan, hücre odasında yaşadıkları, geride bırakacağı annesi, karısı ve kız çocuğu için üzüntüsünü, idam anına kadar yaşadığı duyguyu, gardiyanların tavırlarını, güneşin doğuşunun daha farklı bir anlam kazandığı tek odalı hücrede yaşadıkları, odada olan önceki mahkumların izleri, kendisinin 6 haftalık bir bekleyişini o kadar güzel ve duygu yüklü anlatmış ki çok etkilendim.... Özellikle kızıyla ilgili bölümü içimi burktu.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
İdam Mahkumu!
Bağlayın ellerini, çırpınmasın ölüme giderken! Saçlarını da tıraş edin, kesilen kafası güzel görünsün! Gömleğinin boynunu kesmeyi unutmayın, bıçak güzelce koparsın kafasını!
Ha birde söyleyin dışarıdaki insanlara, az kaldı istedikleri vahşet gelmek üzere!
Merhamet diyorum, doğadaki tüm canlılarda sınırsızca bulunan merhamet neden biz insanoğlunda yok?

Büyük bir meydan canlanıyor zihnimde. Meydanın tam ortasında, bıçağı ışıl ışıl parlayan bir giyotin! Ama nedendir bilmem, gözüm giyotinin bıçağına boynunu dayayan adamda değil, bu vahşeti dört gözle izleyen kafalarda.
Nasıl bir vicdansızlıktır ki, ölen bir insanın ölümünü zevkle izleyebilenler var. Vardı..
Halka ibret olsun diye kesilen baş, aslında sadece halka zevk veriyordu. Kana susamış, masum görünen yamyamların önüne atılan zavallı bir baş!

Merak ediyorum, giyotinle olmasa da insanların canını vahşice alan ve buna seyirci kalan milyonlar hala neden kana doymuyor?
160 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Yarın saat 16.00'da öleceğinizi bilseniz ne yaparsınız? Son kez ziyaret edebileceğiniz bir yer yok, ailenizle vedalaşma şansınız yok, özgürlüğünüz yok, kimler tarafından, nasıl ve neden öldürüleceğinizi biliyorsunuz, ne yaparsınız?
Hücre duvarında açılan küçük bir yarıktan dışarıyı gözlüyorsunuz, meydanda büyük bir koşuşturma var, kalabalık toplanmış, mahkûm hakkında dedikodu yapıyor, görevliler idam alanını hazırlıyor ve bütün bunlar sizin için, ne yaparsınız?
Mahkûm idam edilene kadar geçen altı hafta sadece ona değil bana da altı asır gibi geldi, fiziksel hiçbir eziyet olmasa bile idam düşüncesi ile geçen altı hafta ve özgürlüğün olmadan dört duvar arasında nefes almaya çalışmak bana da çok zor geldi.
İdam edildikten sonra ruh serbest kalıyor, insanlardan ve zulümlerden kurtuluyor. Peki ya geride bıraktıkları? Annesi, eşi, küçük kızı... O kadın daha yeni üç yaşına giren çocuğuna ne diyecek? Kız babasını sormayacak mı? Her gün okul çıkışında çocuklarını almaya gelen babaların arasında kendininkileri bulamayınca o kalabalığı nasıl ağlamadan yırtıp geçicek? Her kapı çalışınca belki ölmemiştir, belki gelen odur ümidiyle her seferinde yanılarak nasıl yaşayacak? Annesiyle beraber parkta oynarken babasının işten gelmesini bekleyen çocukların, elleri poşetlerle dolu bir şekilde gelen babalarını gördüklerinde yüzlerinde oluşan sevinç ışıklarını her fark edişinde, oda ufuktan babasının elleri boş olsada gelmesini beklemeyecek mi? Sokakta yürürken yanından geçen bir adamı babasına benzetip her köşe başında oturup ağlamayacak mı? Babasını ziyaret edebileceği bir mezarı bile olmayacak belki. Babalar gününde ortalığı kasıp kavuran kızı, annesi nasıl avutacak? Kızın döktüğü tonla gözyaşının hesabını kim verecek?
Suçu ne olursa olsun kimse idam cezasını haketmiyor! O canı sıradan bir insan vermediği gibi sıradan bir insanda alamaz! O küçük kızı üzmeye kimsenin hakkı yok! Babasını sıradan bir insan vermediği gibi sıradan bir insanda alamaz!
Şahsen okurken çok heyecanlandım, ciddi ciddi kalbim çarpıyordu. Benim için bir kitaptan daha fazlasıydı.
136 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Hangisi daha kötü olurdu?
Hür olmadan yaşamak mı? Yoksa ölüm mü?
Kitabı okurken bu soruyu soruyor insan kendine .

Kitap bir idam mahkumunun son haftalarından son saatine kadar yaşadığı olayları, iç çatışmalarını , düsüncelerini, umutlarını umutsuzluklarını anlatıyor.
Okurken mahkumun yerine kendini koymamak elde değil. Son ana kadar hep bir kurtuluş aratıyor. Kendisini hiç hatırlamayacak kızıyla olan konuşması hüzünlendirse de mahkumun işlediği suçtan bahsedilmemiş belki suçunu bilseydik mahkumun tarafında ve idam karşıtı düşüncelere sahip olurmuyduk bilemiyorum.
Son olarak insanın idam hakkında düşüncelerini değiştiren bir kitap ve herkesin okuması gerektiği bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Baskı tarihi:
8 Ocak 2016
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754066630
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le dernier hour d’un condamne
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Salonun dibindeki yargıçlar, yakında işi bitireceklerinden olmalı, keyifli keyifli, kurulmuş oturuyorlardı. Camdan yansıyan bir ışınla aydınlanan başyargıcın yüzünde bir rahatlık ve iyilik havası vardı; genç bir savcı yardımcısı dik yakalığı ile oynayarak, lütfedilip arka sıraya oturtulmuş bulunan gül rengi şapkalı bir hanımla sohbet eder gibiydi.

Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Victor Hugo'nun (1802-1885) idam cezasının hem trajik ve hem de saçma yanını göstermeyi amaçladığı bir gençlik yapıtıdır. Yapıt bu yönüyle önem taşımakla birlikte birinci tekil şahıs ben ile yazılmış ilk roman olma özelliğiyle yol açıcı bir öncüdür. Roman kahramanının da söylediği, bir tür zihinsel otopsi olan bu romanda, modern edebiyatın ilk iç monoloğudur.

"Bu yapıt Charles Dickens’i ömür boyu etkilemiştir. Dostoyevski kurşuna dizilmek üzere idam mangasının silahlarıyla burun burunayken bu yapıtı anımsamıştır.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü bir insanın için için kendi kendiyle konuşması, türünün başyapıtı; Victor Hugo’nun bugün bile en çağdaş eseridir." (Graham Robb)

Kitabı okuyanlar 41,2bin okur

  • Ebru Uzun
  • Ayşe
  • Aslı Uyumaz
  • Tolga Uyumaz
  • Zeynep Arslan
  • Salimiha
  • Meryem Tüysüz
  • Jale Şahin
  • Samet
  • Ceylin Koyuncu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%8.7
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%30.4
25-34 Yaş
%13
35-44 Yaş
%39.1
45-54 Yaş
%4.3
55-64 Yaş
%4.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72
Erkek
%28

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (6)
9
%0.1 (10)
8
%0.1 (8)
7
%0.1 (8)
6
%0 (2)
5
%0 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları