Bir İdam Mahkumunun Son Günü

·
Okunma
·
Beğeni
·
53.184
Gösterim
Adı:
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Baskı tarihi:
20 Mart 2019
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057572172
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayıncılık
Kimliği ve suçu belirsiz bir mahkum, idam hükmü açıklanınca dünyanın kalanıyla arasında örülen duvara tosladığında, hayatta kalma arzusunun aslında ne denli güçlü olduğunu fark eder. Adım adım yaklaştığı sona kendini ruhsal ve bedensel olarak hazırlama çabası, okuyucuları saatleri en az onun kadar korkarak sayacakları şaşırtıcı bir yolculuğa çıkarır.

Birinci tekil şahsın ağzından yazılmış ve edebiyat tarihinde bir ilk olan bu kısa roman, çarpıcılığıyla kamu vicdanına dokunmayı başararak idam cezasına karşı başlatılan protestonun fitilini ateşler.

Victor Hugo’nun 26 yaşındayken kaleme aldığı ve bir tür zihinsel otopsi olarak gördüğü bu eseri, Işık Ergüden’in özenli çevirisiyle sunuyoruz.
136 syf.
Victor Hugo'nun romanlarında en çok kullandığı ''sefil'' sözcüğünü ilk kez bu romanda kullanmıştır.Hugo bundan yaklaşık iki asır önce idam gibi korkunç bir cezalandırmanın insanlığa faydası olmadığını fark edip toplumu bilinçlendirmek için yazmıştır ve ilk basıldığında ismini saklamıştır..O devirdeki insanların idamı zevkle izlediğini vurgulamış ve bunu eleştirmiştir.Bir insan ne kadar da büyük suç işlerse işlesin idamı hak etmediğini ve yok etme gücünün sadece tanrıya özgü olduğunu savunur.Cezayı verip insanı yok etmek yerine suçluları iyileştirmeyi öğütlemiştir.1829 yılında verdiği bu öğütler ancak 1982 yılındaki sosyalist parti tarafından gerçekleştirilmiştir.Kitapta ne zaman öleceğini bilen birinin çevresini nasıl algıladığı ve hangi içsel süreçleri yaşadığıyla edebi bir şekilde karşılaşıyoruz. Kısacası okunması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorum.
136 syf.
İNTİKAM ALMAK BİREYSELDİR, CEZALANDIRMAK TANRI'NIN İŞİDİR!

Nike'ın ünlü sloganı ''JUST DO IT'' bir idam mahkumunun son sözü imiş. Sadece yap!

Tarih : 15 Mart 1832, 186 yıl önce!

Yer : Dijon / FRANSA

Gelişmiş bir Fransa'da adaleti sağlayacak idam şartları:

1-Bir adet suç
2-Mahkeme - Jüri
3-Bicetre Hapishanesi
4-Temyiz sonrası edebiyatı
5-Greve Meydanı
6-Cellat
7-Giyotin
8-Alkış
9-SON

Asılsız bir iddianame bu! Biletler tükenmiş Greve Açık Hava Tiyatrosu'nda. Bulutların güneşi saklamadığı nitelikli bir gün. İçindeki soluğun hava ile buluşması için eşsiz bir fırsat. Günlerdir soğuk odaları resmeden bir zihne ilaç olacak cinsten. Bugün geriye kalan ömrün ilk günü. Bir yandan da geriye kalan ömrün son günü. Meydan şimdilik boş. Tek eğlenebildikleri ve yargılarını savurabildikleri alana ne erken ne de geç gelirler. Ancak muhakkak gelirler. Saatler sayılmadığında çabuk geçer. Sayılı zamanın çabuk geçtiği de az biraz efsane. Tüm düşünceler uğultular eşliğinde kalpten beyne taşınıyor. Bu taşınma olası bir sonun öncesini temsil ediyor. Temyiz sonrası bir nevi bu sona hazırlanmış tüm beden. Ah insanlar! Ölüm 3-4 km ötende seni seyrediyor ancak hala kalabalık içte düşük profil. Onlar okumamış, onlar cahil, onlar en öndeki adamın sesini taklit eden çıkarcı bir sürü. Bütün bunların ne önemi var? Biraz sonra milyonlarca bilgiyi ve düşünceyi sakladığım beynimi sol lobu ile birlikte evrende bırakacağım. Bavulumu çoktan topladım. Ruhumu da alıp gideceğim Greve Meydanı'ndan.

Ruhumu alıp, kafamı bedenimden ayrı dünyaya bırakınca tüm dünyada görülür bir temizlenme olacak. Meydanda toplanan insanlar bundan ibret alıp bir daha suç işlememek adına kaderle anlaşacaklar. Anneler, babalar, eşler, çocuklar üzülmeyecek. Sonsuza kadar süren bir iyilik kaplayacak evreni. Yaşasın dünya, yaşasın kalabalıklar! Bir soluk eksildi paylaştığımız nefeslerden. Lütfen celladı alkışlayın... (Kitaba dair içimden geçenler)

Victor Hugo'yu herkes Sefiller adlı kült kitabından bilir. Determinizm (belirlenimcilik) ve hümanizm akımlarının neferlerinden biri olup, işbu eserini 26-27 yaşlarında kaleme almıştır. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere her okur kahramanın öleceğini bilerek kitabı okur. Ancak kitabın içine girince apayrı duygular karşılıyor sizi. Beklentiler, inişler - çıkışlar, empati, duyarlılıklar. Ne diyebilirim ki tam anlamıyla dağıldım.

Konumuz idam olunca akla sorular sorular sorular geliyor. Toplum nedir? İnsan nedir? Adalet nedir? Kendimizi bildik bileli bir hengamenin içindeyiz. Bir insan olarak toplum odaklı bir yaşam sürüyoruz. Kader döngüsünün de bir sonucu olarak nedenler ve sonuçlara sahibiz. Pratikte suç işlemek diğer tüm eylemlerin kafada sonuçsuz olarak kaldığı bir yerde devreye giriyor. (Çoğu zaman)

Dünya nüfusunun %60'ının yaşadığı Çin, Hindistan, ABD ve Endonezya'da idam cezası yasaldır. Bu demek oluyor ki dünya nüfusunun %60'ı her an ölüm cezası ile karşı karşıya. Minicik sabilere yapılan insanlık dışı saldırılardan sonra idam da ülkemizde çokça konuşulmuştu. İdam cezasının olumlu ya da olumsuz sonuçları her zaman bir tartışma konusu olmuştur.
Ancak bu konuda uzlaşma noktasına varmak neredeyse imkansız. Aslında yargı ile mantık aynı masaya otursa büyük bir uzlaşı ile kalkabilirler. Ancak kabullendiğimiz yargılar ile her insanda farklı tezahür eden mantık insanlığın varoluşundan beri ortak bir noktaya varamamışlar. Adaletin uygulanabilirliği, şeffaflığı da altta kalanın canı çıksın oyununa istinaden her daim kirliliğini korumuştur. Düşünün tazminattır alamazsın yaşamın devam eder, alacak davasıdır kaybedersin alamazsın yaşamın devam eder, haksız bir hapis cezası hayatın yine bir şekilde devam eder. Ancak idam cezasının ne tür bir geri dönüşü olabilir? Bu konu öyle uzaaaar gider. Semih beyin #31306783 nolu gönderisini bir okuyun derim.

Fransız edebiyatı'na Balzac ve Emile Zola ile biraz soğuk bakar olmuştum. Sefiller'i yıllar önce okumuş etkisinden uzun süre çıkamamıştım. Yeniden ele almam gerekiyor sanırım :) Keyifli okumalar dilerim.
  • Kumarbaz
    8.2/10 (2.668 Oy)2.589 beğeni9.664 okunma3.198 alıntı53.461 gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (4.809 Oy)4.579 beğeni17.056 okunma11.637 alıntı179.434 gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.4/10 (2.858 Oy)2.742 beğeni9.866 okunma4.857 alıntı64.541 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (5.753 Oy)6.251 beğeni20.108 okunma13.894 alıntı176.589 gösterim
  • Ermiş
    8.4/10 (3.081 Oy)2.779 beğeni9.582 okunma7.336 alıntı48.765 gösterim
  • Bir Çöküşün Öyküsü
    7.7/10 (3.332 Oy)2.645 beğeni11.047 okunma1.880 alıntı35.893 gösterim
  • Amok Koşucusu
    8.3/10 (4.919 Oy)4.350 beğeni15.894 okunma3.757 alıntı64.568 gösterim
  • Dava
    7.8/10 (3.009 Oy)2.957 beğeni11.744 okunma2.832 alıntı70.447 gösterim
  • Korku
    8.6/10 (4.729 Oy)4.320 beğeni14.805 okunma2.706 alıntı58.521 gösterim
  • Ay Işığı Sokağı
    7.5/10 (2.291 Oy)1.925 beğeni8.055 okunma1.380 alıntı33.923 gösterim
136 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10·
Bir İdam Mahkumunun Son Günü/Vıctor Hugo
Kitabın adı bile konusuna dair detay veriyor aslıda. O yüzden aman konusunu anlatmayayım çabası içerisine girmeden yorum yapmaya çalışacağım. Kitap uzunca bir önsözle başlıyor. Sabırla okumanızı tavsiye ederim. Çünkü dönemin adelet sisteminden ve siyasi hayatından bir çok bilgi içermekte, böylelikle kitabın konusuna daha hakim olacak ve anlamanıza yardımcı olacaktır. Yazar idama mahkum olan bir gencin neler hissedebileceğine dair ne kadar çok duygu varsa kaleme dökmüş, bir nevi mahkumun iç sesi olmuş. Bir insanın ölüme giden yolda neler hissettiğini muazzam ifade etmiş. Bu konuda takdiri hak ediyor. Boşuna klasikleşmiş bir eser değil anlayacağınız.
Tüm bunlar bir kenara, sizlerden aklıma takılan işin içinden çıkamadığım konu hakkında yardımınızı rica ediyorum!
Dönemin adalet sisteminde idam var, belli başlı suçlar işlenirse cezası ölüm. Dönemin şartları göze alınırsa yazar büyük cesaret örneği sergilemiş ve kendi dünya görüşüne ters olan ölüm cezalarını insani bulmadığı için bir protesto niteliğinde bu kitabı kaleme almış.
Kendi görüşlerimi bir kaç kelime ile ifade etmek isterim; savaşın her türlüsüne, yakıp yıkmaya, can almaya, zulme karşı biriyim. İnsanların insanca yaşamaları en büyük arzum. Hal böyle olunca evet idam bir insanın yaşam hakkını elinden almak gibi duruyor. Acıkcası kitabi okurken çok fazla çelişkide kaldım ve bu yüzden yardım talep ediyorum...
Bir bebeğin ırzına geçip her türlü işkenceyi yapan bir caninin yaşam hakkı olmalı mı?
Genç bir kadın, amacı okuldan evine gitmek olan ve şöför tarafından tecavüze uğrayıp öldürülen bir kadının katili ölümü haketmiyor mu?
Sadece canı adam öldürmek istediği için, sırf zevk için adam öldüren güzünü kan bürümüş bir katil ölümü hak etmiyor mu?
Tüm bu sorulara cevabınız hayır ise, peki bu saydıklarım sizlerden birinin yakını olsaydı yine böyle mi düşünürdünüz?
İnanın ben tüm bu sorulara cevap verdim ve ailelerinin yerine de koydum kendimi fakat bir çözüm bulamadım!!!

Sevgiyle ve kitapla kalın...
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Victor Hugo'dan kısa sayılabilecek ama insanda çok derin izler ve düşünceler bırakan bir eser. Bir idam mahkumunun, mahkumiyetinden, giyotinle idam edilişine kadar geçen zamandaki iç dünyasını yansıtan muhteşem bir kitap.

Yazar burada, bu durumdaki bir insanın yaşayabileceği duyguları belkide en hafif şekliyle bize yansıtıyor. Çünkü böyle bir olayda insanın soğukkanlı ve her şeyi kabullenişi gibi bir duygu seli içerisinde olması mümkün değil. Örneğin: ölümüne saatler kala insan, bırakın rüya görmeyi uyuyamaz bile. O yüzden de buradaki anlatım bana göre o insanın yaşayabileceği en hafif iç duygularıdır. Ama buna rağmen, bu kadar hafif anlatım bile okuıyucu üzerinde, acı bir duygusallık ve idam karşıtlığı sağlamaya yetiyor. Zaten yazarında vermek istediği mesaj idamın ne kadar acı ve gereksiz bir ceza olduğunu bildirmektir. Bunda da insan vicdanında başarıya ulaşıyor ama gerçek dünya da maalesef dileği gerçekleşmiyor. Çünkü dünyanın bir çok ülkesinde her gün bu acılar yaşanmaya devam ediyor.

Ben kitabı, insanın iç dünyasında gerçekten derin izler bırakan bir kitap olarak değerlendiriyorum ve kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum.
160 syf.
Victor Hugo’nun bu eseri son zamanlarda okuduğum kitaplar arasında en fazla etkilendiğim kitaptı. Kitapta bir idam mahkumunun, karar anından giyotine gidiş serüvenindeki düşünceleri başarılı bir şekilde yansıtılmıştır. Zaman zaman korkup titreyen, zaman zaman gururu için kendi kendini cesaretlendirmeye çalışan bir idam mahkumu.. Ölmek değil de ölüme giden yolda beklerken ölümü hayal etmek, arkanda bıraktıklarını ve sonrasını düşünmek, zamanın tik tak işlediğini ve belirlenen bir yaşam süresinin varlığı insanı çeşitli inişli çıkışlı bir ruh haline sokmaktadır.

Yazar idam cezasının hiçbir faydası olmadığı konusunda halkı bilinçlendirmek için bu kitabı kaleme almıştır. Yaşanılan dönemde insanlar idam cezasını bir sahne oyunu havasında hevesle bekleyip, heyecanla seyretmektedirler ve yazarımız halkın bu tutumuna eleştirel sözlerle yer vermektedir.

Kitabı okurken idam mahkumunun gitgide ölüme yaklaşan o kısıtlı zamanını nedense depresyondaki bir hastanın intihara gidişine benzettim. Tabi tek bir farkla ki o da şudur: idama götürülen birey başkalarının kararıyla hayatını kaybeder, intihar eden kişiyse kendi isteğiyle yaşamını sonlandırır. Bu iki kişi arasında kesinlikle başka farklılıklarda vardır yalnız ben kitabı okurken yaşamın her ne kadar kötü yada sıkıntılı geçiyor olsa da elinin tersiyle itilip, ben küstüm artık oynamıyorum, yoruldum, yıldım diyerek kolayca vazgeçilemeyeceğini hatırladım. Kısacası eser bizi yaşama daha çok bağlıyor.

Kitabın dili kesinlikle ağır değil, çok akıcı. Yazarın hissettiklerini güvenli odamda okurken tüylerim ürpererek, yeri geldiğinde kalp atışlarım hızlanarak, zaman zaman giyotinin o soğuk metal kısmını kendi boynumda hissedip elimle boynumu tutma isteğiyle (empati hissim tavan yapmış olabilir:)) kendini merakla okutan bir eserdi.

———————————————————————
Buraya önsözden bir kesit bırakmak istiyorum.
İlk basımında yazar adı olmadan yayımlanmış bu yapıtın başında, yalnızca altta okuyacağınız satırlar vardı:
Bu kitabın ortaya çıkış nedenini anlayabilmemiz için önümüzde iki seçenek var: Ya gerçekten sefil bir adamın son düşüncelerini yazmış olduğu sararmış, düzensiz bir kâğıt tomarı söz konusudur ya da bu adam; bir insana, sanatın yararına doğayı inceleyen bir hayalpereste, bir filozofa, bir şaire rastlamıştır, kim bilir? Belki de kendisine egemen olan ya da daha doğrusu kendisini teslim ettiği ve ancak bu kitaba aktararak kurtulabildiği bir düşlemdi onun bu düşüncesi.
Okur, bu iki açıklamadan istediğini seçebilir, istediği gibi yorumlayabilir.
Görüldüğü üzere, bu kitabın ilk yayımlandığı dönemde yazar, bütün düşüncelerini söylemek konusunda tam bir kanaate varamamıştır. Bu düşüncelerinin anlaşılmasını beklemeyi ve bunların anlaşılıp anlaşılmadığını görmeyi yeğlemiştir.
———————————————————————

Keyifli okumalar..
136 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
İdam Mahkumu!
Bağlayın ellerini, çırpınmasın ölüme giderken! Saçlarını da tıraş edin, kesilen kafası güzel görünsün! Gömleğinin boynunu kesmeyi unutmayın, bıçak güzelce koparsın kafasını!
Ha birde söyleyin dışarıdaki insanlara, az kaldı istedikleri vahşet gelmek üzere!
Merhamet diyorum, doğadaki tüm canlılarda sınırsızca bulunan merhamet neden biz insanoğlunda yok?

Büyük bir meydan canlanıyor zihnimde. Meydanın tam ortasında, bıçağı ışıl ışıl parlayan bir giyotin! Ama nedendir bilmem, gözüm giyotinin bıçağına boynunu dayayan adamda değil, bu vahşeti dört gözle izleyen kafalarda.
Nasıl bir vicdansızlıktır ki, ölen bir insanın ölümünü zevkle izleyebilenler var. Vardı..
Halka ibret olsun diye kesilen baş, aslında sadece halka zevk veriyordu. Kana susamış, masum görünen yamyamların önüne atılan zavallı bir baş!

Merak ediyorum, giyotinle olmasa da insanların canını vahşice alan ve buna seyirci kalan milyonlar hala neden kana doymuyor?
136 syf.
·7/10
Sanırım bu hayatta insanlar için eşit olan bir şey varsa o da ölmektir. Victor Hugo ‘ da kitabında ölümün soğuk yüzünü bize çok başarılı bir şekilde göstermiş. Bu haliyle kitap bizi yaşama daha çok bağlıyor. Şu anda bile birileri bu hayattan kopup gidiyor birileri de hayata yeniden başlıyor hiç farkına varmadan. Her şeyin farkına varıp hayatlarımızı güzelce geçirmemiz dileğiyle Sevgili Okurlar.
136 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Hangisi daha kötü olurdu?
Hür olmadan yaşamak mı? Yoksa ölüm mü?
Kitabı okurken bu soruyu soruyor insan kendine .

Kitap bir idam mahkumunun son haftalarından son saatine kadar yaşadığı olayları, iç çatışmalarını , düsüncelerini, umutlarını umutsuzluklarını anlatıyor.
Okurken mahkumun yerine kendini koymamak elde değil. Son ana kadar hep bir kurtuluş aratıyor. Kendisini hiç hatırlamayacak kızıyla olan konuşması hüzünlendirse de mahkumun işlediği suçtan bahsedilmemiş belki suçunu bilseydik mahkumun tarafında ve idam karşıtı düşüncelere sahip olurmuyduk bilemiyorum.
Son olarak insanın idam hakkında düşüncelerini değiştiren bir kitap ve herkesin okuması gerektiği bir kitap olduğunu düşünüyorum.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kendimi mahkumun yerine o kadar koymuşum ki, elim sürekli boynuma gitti.
İçimde sürekli mide bulantısı baş kaldırdı.
(Yine baş yazmışım. Uzun süre baş sözünü duymak istemiyorum.)

"Ne geçecek ki" diyor " benim başımı alınca insanların eline." mahkum. (yine baş dedim :(( )
Bazen af etmek lazım.

Mutlaka okumalısınız.
136 syf.
·2 günde·8/10
Giyotin? İdam?

Soğuk, keskin, başı bedenden ayıran, cezayı kesen o müthiş icat!

Mahkumun son altı haftasını Hugo’nun kaleminden dinliyoruz. Ya da son altı haftasından kısa kesitleri.

Evet, güzel altı hafta sonra ona biçilen zamanın süresi kesilecek!

"İnsanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkumdurlar."

Ancak bu süreçte çektiği sancılar? Düşünceler? Anılar? Hayaller? Karmaşalar? Duygular?

“Neredeyse hiç acı çektirmeden bedeni öldürmekle övünüyorlar. Hey! İşte bundan söz ediliyor! Manevi acının yanında fiziki acının ne önemi var?”

1829 yılında yayımlanmış. İnsanların kan ve ölüm görmesine olan açlığını ise hiçbir zaman anlayamayacak olmamdan memnunum.
Yayım tarihinden sonraki 190 yıla bakıyorum. Bu açlık hissinde neler değişti?
149 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
İşlediği suçtan dolayı idama mahkûm edilen birinin kendisini idama götüren süreci aşırı detaya girmeden çok güzel bir şekilde anlatıyor.

Hugo'nun bence bu kitabı kaleme alış sebebi olarak; idamın hiçbir işe yaramadığını göstermeye çalışmas, toplumun idamı bir aktivite olarak görerek idam anını panayır alanına çevirmesi. Mahkumun bu anları yazıya dökerek çektiği sıkıntıların adli merciler ve kral tarafından anlaşılarak bu cezanın ortadan kaldırmayı amaçladığını düşünüyorum.

2 gün önce suçsuz yere 4 ay cezaevinde kalan masumluğu anlaşılınca salıverilen bir dostum ve ortamdaki gardiyan arkadaş ile cezaevi ve mahkumluk konulu sohbetimiz neticesinde bu kitaba başlayıp bitirdim. Filmlerde görmeye alıştığımız hapishane şartları nerdeyse aynı minvalde devam ettiğini öğrenmem hoşuma gitmedi. Suçlu yada suçsuz bu tarz bir cezaya çarptırılmak insanı çıldırtma boyutuna kısa zamanda çok rahat bir şekilde getirebileceğini, sayfalar ilerledikçe aynı imkanlarda ben olsam kendimi kaybederim dedirten bir şaheser olmuş. Bazı suçlarda acaba ölen mi suçlu, öldüren mi? Sorusunun cevabı çoğu zaman ölen suçlu olarak cevap buluyor. Okuyunca anı canlandırarak dizlerinizin bağı çözülmüş kendinizi giyotine hazırlarken bulabilirsiniz. İyi okumalar.
Konuşmaya ve cevap vermeye layık bir insanla karşılaşamamak..
Victor Hugo
Sayfa 8 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 11.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Baskı tarihi:
20 Mart 2019
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057572172
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayıncılık
Kimliği ve suçu belirsiz bir mahkum, idam hükmü açıklanınca dünyanın kalanıyla arasında örülen duvara tosladığında, hayatta kalma arzusunun aslında ne denli güçlü olduğunu fark eder. Adım adım yaklaştığı sona kendini ruhsal ve bedensel olarak hazırlama çabası, okuyucuları saatleri en az onun kadar korkarak sayacakları şaşırtıcı bir yolculuğa çıkarır.

Birinci tekil şahsın ağzından yazılmış ve edebiyat tarihinde bir ilk olan bu kısa roman, çarpıcılığıyla kamu vicdanına dokunmayı başararak idam cezasına karşı başlatılan protestonun fitilini ateşler.

Victor Hugo’nun 26 yaşındayken kaleme aldığı ve bir tür zihinsel otopsi olarak gördüğü bu eseri, Işık Ergüden’in özenli çevirisiyle sunuyoruz.

Kitabı okuyanlar 9.467 okur

  • Şeyma Konukcu
  • Cemre Dinç
  • imelda
  • Öykü yurtsever
  • mehmet saföz
  • Nezir Öcal
  • Asya Tekin
  • İlayda
  • Gözdenur Çakar
  • Onur Fersah

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.1 (2)
8
%0 (1)
7
%0
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları