Bir İmparatorluk Çökerken

·
Okunma
·
Beğeni
·
902
Gösterim
Adı:
Bir İmparatorluk Çökerken
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
504
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753634129
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Artık çarpıtılmaya yüz tutan yakın tarihimizin birinci elden tanıklığı, yıllardır beklenen tekrar baskısıyla yeniden raflarda...

Cahit Uçuk, anılarında, Selanik ve İstanbul’un ahşap konaklarındaki görkemli yaşamı, işgal yıllarını, ülkeyi kaplayan kara bulutların arasından yeni bir devlet kurmaya çalışan idealist insanların çabalarını ve unutulmuşluğunu anlatıyor.
Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk kadın yazarlarından biri olan Cahit Uçuk’un anılarında anlattığı sadece onun değil, hepimizin geçmişi.
Kısa bir süre içerisinde beğenerek ve merakla okudum çünkü benim atalarımı anlatan köklerimi anlatan bir kitaptı. Herkese beğenerek ve gururla tavsiye ediyorum. O dönemin olaylarını farklı bir bakış açısıyla incelemek beni ciddi anlamda mutlu etti.
504 syf.
·4 günde·8/10
Yine 1900 lu yılları, büyük bir imparatorlugun çöķüsünü, bu sefer de Cumhuriyetimizin ilk kadın yazarlarından Cahit Uçuk un kaleminden okudum. Selanik te varlıklı bir yasamı anlatarak baslayan kitap, sırasıyla isgal yıllarındaki Istanbul, sonrasında Balıkesir, Hekimhan, Malatya ve Alanya-Antalya daki zorlu yasamı anlattı bana. Büyük konaklarda, sayısız yardımcıyla baslayan bir hayatın , yokluklar icinde nasıl şekillendigi ve Cumhuriyet dönemine nasil ulastığı bütün acıklıgıyla gözler önüne serildi.
Bir kez daha savaşın ne kadar zor oldugunu, bugünkü yaşam sartlarımızi elde etmenin çok da kolay olmadıgını ve degerini bilmemiz gerektigini anladım.
Dönem kitaplarını sevenlere okumalarını tavsiye ederim.
504 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
“Bir İmparatorluk Çökerken” benim Cahit Uçuk’la tanışma kitabım.
Selçuklu ve Osmanlının tüm zamanları ile ama daha çokta yıkılış dönemi ile ilgili pek çok kitap okumuş olmama rağmen Uçuk’un kendi çocukluk gözü ile anlattığı yıkılış öyküsü çok çarpıcı ve etkileyiciydi.
O kadar ki, Uçuk’un çocukluk anılarını okurken adeta bir alev topunun içinden geçermiş, bir uçurumun yüzünde asılı kalmış gibi, soluk soluğa okudum anılarını.
Uçuk’un anılarını kağıda döktüğü dönemdeki olgun bir birey gözüyle değil, hadiseleri o çocukluk döneminde anlayabildiği kadarıyla yorumlaması herhalde kitabı çok severek ve adeta o günleri yaşayarak okumamdaki en önemli etkendi.
Evet. Hukuk ve adaletin olmadığı her yer elbette zindandır. Ne Selçuklu ne de Osmanlı bir hukuk sistemine sahip değildi. Firavunların ne kadar yetki ve gücü denetimsizse tahta oturan her şehzadenin de gücü o kadar denetimsizdi ve bu da devleti çöküşe sürüklemişti.
Zira Selçuklu ile Osmanlının gücü Anadolu’dan sınırsızca tonlayabildiği ucuz asker gücüne dayanıyordu. Eğitim, öğretim ise, cahiliye Araplarının din anlayışının insanlarımıza dayatılmasından ibaretti.
Halkın can ve mal güvenliği de dâhil devletten hiçbir istifadesi, beklentisi yoktu.
Gündüz tahsildar gelir, elde avuçta ne varsa alır götürür, gece ise eşkıyaların hükümranlığı başlardı.
Maalesef bu gün de devam eden Türk İslam devlet anlayışını Halk âşıkları şu ölümsüz dörtlükleriyle en güzel şekilde ifade etmiyorlar mı?
Şalvarı şaltak Osmanlı
Eğeri kaltak Osmanlı
Eken de yok biçen de yok
Yiyende ortak Osmanlı

Selçuklu Osmanlı öyleydi de Atatürk ve cumhuriyet Dönemi nasıldı?..
Onu Osman Yüksel Serdengeçti’nin başından geçen bir olaydan ve kendi yaşadıklarımızdan anlayabiliriz herhalde.
Bir gösteride yakalanan Serdengeçti Ankara’nın ünlü valisi Nevzat Tandoğan’ın huzuruna çıkartılmıştı.
Tandoğan üniversite öğrencisi bu gence şunları söyleyecekti: -“Ulan öküz Anadolulu! Sana mı kaldı Türkçülük? Bu memlekete komünizm lazımsa biz getiririz Türkçülük lazımsa da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var. Birincisi çiftçilik yapmak, ikincisi çağırdık mı askere gelmek!”
Uçuk bir Osmanlı paşasının kızı sayılırdı ve çil çil altınların savrulduğu konaklarda, etrafında bir hizmetçi ordusuyla büyümüştü. Paşa ise arkasını saraya dayamış kişi demekti.
Fakat saray ile çevresi her dönemde kendini devlet ve halkın üstünde bir güç gibi görmek isteseler de onların gücü de devletin ve halkın gücüyle sınırlıydı.
Devlet çökünce bütün Anadolu insanı gibi Uçuk ve ailesi de o çöküntünün altında kalmış, Uçuk’un anıları ise o yıkıntının altından duyulan boğuk bir çığlıktı.
Kitapla kalın.
İyi okumalar.
504 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Samimi ve akıcı bir dille yazılmış mükemmel bir kitap. Kız babası olduğum ve babasını kaybetmiş biri olarak bana çok dokundu, ama baba özlemini bu kadar insanın içine nakış gibi işleyen satırları daha önce okumamıştım.
Yazar kitabın da, Selanik ve İstanbul'un ahşap konaklarında geçen görkemli geçen yaşamı, işgal yıllarını, ülkenin üzerine çöken kara bulutların arasından yeni bir devlet kurmaya çalışan idealist insanların çabalarını ve unutulmuşluğu anlatıyor. Çarpıtılmaya başlanan yakın tarihimizin birinci elden tanıklığını dinliyorsunuz. Cahit Uçuk'un anılarında anlattığı sadece onun değil, hepimizin geçmişi...
Akşama doğru Cahit'in babasına duyduğu özlem öylesine arttı, büyüyüp çoğaldı ki, doğru kirli çamaşırların konulduğu sepetin başına koştu. Sabah babasının çıkardığı pijamalar en üstte duruyordu. Onları aldı, sonra Kaya'ya seslendi. Kaya koşarak geldi, kocaman siyah gözleri korku doluydu, ablasının sesi onu ürkütmüştü. Cahit elindeki pijamaları gösterdi. "Ben baba kokusu koklayacağım, belki sen de istersin diye çağırdım." Kaya'nın yüzü güldü, "İsterim" dedi. "Öyleyse benimle gel". Dadısıyla yattığı arka odaya girdiler. Yataklar köşeye yığılmış, üstleri bir pikeyle örtülmüştü. İki kardeş duvarla yatakların arasındaki daracık boşluğa sokuldular, babalarının pijamalarını yüzlerine dayadılar, koklamaya başladılar. Babasının kullandığı traş sabunu, losyonu ve çamaşırın sabun kokularının karışımıydı baba kokusu... Soluklandıkça özlemleri yatışacağına artıyor, çoğalıyor, dayanılmaz bir ateş olup yüreklerine kadar sokuluyordu. Çocukların ortadan kaybolduklarını fark eden Hadiye, bahçeyi, odaları, hatta çatıdaki odayı araştırdı. Şayan'a sordu, o, oyun bahçesinin solundaki mutfaktaydı, görmemişti. Hadiye yeniden eve girdi, sonra onları yatak yığmıyla duvar arasındaki aralıkta, babalarının pijamalarıyla sarmaş dolaş olarak buldu. Uyumuşlardı. Onları ürkütmeden uyandırmalıydı. Yavaş yavaş seslendi: "Çocuklarım, Cahitciğim, Kayacığım, sizlere verilecek güzel bir havadisim var. Öyle güzel ki, duyunca sevineceksiniz." Cahit'in gözleri açıldı. "Yoksa babam geri mi döndü?" "Yok canım, yolcu yolunda gerek, hayırlısıyla gitsin de, hayırlısıyla dönebilsin. Bugün Cemil amcamızla kiraladığım tarlamıza gideceğiz." Cahit yerinden fırladı, Kaya pek anlayamadı, gözlerini ovuşturuyordu. Hadiye güldü. Kızları içini açıvermişti, ikisinin de yanakları al aldı, gözleri pırıl pırıl. "Siz babanızın kirli pijamasıyla ne yapıyordunuz baka-ı?" Cahit Kaya'ya baktı. "Söyleyelim mi?" "Söyleme abla, annem belki de kızar." "Niçin kızacakmışım, söyleyin lütfen." Cevabı Cahit verdi. "Baba kokusu kokluyorduk." "Kirli pijamalardan mı?" "Kirli değiller ki, mis, mis kokuyorlar." Kaya söze karıştı: "Baba kokusu kirlenmez ki..."
Burası beni benden aldı gözyaşları içerisin de devam ettim bir süre. ve son sayfasın da bir söz ile yine insanın içine işliyor.
Bu kitabı herkese önerebilirim.
504 syf.
·Puan vermedi
Cahit Ucuk'un kendi anilarini anlattigi bir kitap. Guzel bir romana donusturmus... Fakat yazarin anne babasi ve tum ailesi ile ilgili cizdigi mukemmel aile portresi biraz ütopik geldi bana. yazar o donemi degilde daha cok anne babasina düşkünlüğünü anlatmis bence...
504 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Roman tarzında olsaydı daha çok sarardı belki. Ancak yazarın yaşanmışlığı birebir anlatımında bariz bir öznellik ve masalsılık hakim. Sanki bir şeyleri çok muhteşem, çok mükemmel göstermek ister gibi... Neticede anlatılanlar kendisinin de tarihi geçmişinin parçaları. O parçalar pırıl pırıl, şıkır şıkır olsun istiyor sanki!..
Avrupalı kadının biri Selanik’in çarşısında peynirli sandviç yer, bira içer. Bu tür bir sahne, o zamanlar Beyrut’ta ya da İzmir’de görülebilir bir şey değildi.
Yeşilırmak gerçekten yeşildi ve dibi görünmeyecek koyuluktaydı. Yeşilırmak kıyısındaki şehre su çeken büyük dolaplar hep iniliyodu.
Su kenarlarında başlayan bu sesler dağlara kadar çıkarak yankılarla büyüyordu.
O devirlerde insanlar kendi dünya görüşlerine en yakın olan tarikata gönül verirlerdi. Bu tarikatlar, kişiliklerin olgunlaşmasına, insanların tanrı emirlerinin derinliklerindeki anlamları kavrayıp, kendi nefislerini terbiye etmelerine yardımcı olan yollardı. Bu yola koyulanlar o derin ve geniş felsefeden bol bol pay alırlar ve kendilerini insanlık yolunda eğitirlerdi.
Cahit elindeki pijamaları gösterdi.
“Ben baba kokusu koklayacağım, belki sen de istersin diye çağırdım.”
Kaya'nın yüzü güldü “İsterim” dedi.
“Öyleyse benimle gel.”
“Baba kokusu kokluyorduk.”
“Kirli pijamalarla mı?”
“Kirli değiller ki mis gibi kokuyorlar.”
Kaya söze karıştı:
“Baba kokusu kirlenmez ki.”
Kitap okurken sayfaların arasından birilerinin çıkıvereceğini, hayatının yolunu değiştireceğini sanırdı.
Cahit Uçuk
Sayfa 24 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir İmparatorluk Çökerken
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
504
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753634129
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Artık çarpıtılmaya yüz tutan yakın tarihimizin birinci elden tanıklığı, yıllardır beklenen tekrar baskısıyla yeniden raflarda...

Cahit Uçuk, anılarında, Selanik ve İstanbul’un ahşap konaklarındaki görkemli yaşamı, işgal yıllarını, ülkeyi kaplayan kara bulutların arasından yeni bir devlet kurmaya çalışan idealist insanların çabalarını ve unutulmuşluğunu anlatıyor.
Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk kadın yazarlarından biri olan Cahit Uçuk’un anılarında anlattığı sadece onun değil, hepimizin geçmişi.

Kitabı okuyanlar 44 okur

  • Zeynep Yurdaer
  • esra
  • Hüseyin Çarkıt
  • Cetmir
  • Asena Doğan
  • Malik Tekbaş
  • Ömer Özcan
  • ruşyena
  • Bahadır
  • Elif Yanıklar

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.8 (4)
9
%30.8 (4)
8
%15.4 (2)
7
%15.4 (2)
6
%7.7 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0